97. Allah’ın belirlediği kaderi insanların değiştirmesi mümkün değildir.

97. Allah’ın belirlediği kaderi insanların değiştirmesi mümkün değildir.

Bu, toplumda yaygın olan çarpık bir kader anlayışıdır. Örneğin ölümden dönen bir hasta için “kaderini yendi” gibi cahilce ifadeler kullanılır. Oysa kimse kaderini değiştiremez. Ölümden dönen kişi, kaderinde ölümden dönmesi yazılı olduğu için ölmemiştir. “Kaderimi yendim” diyerek kendilerini aldatanların bu cümleyi söylemeleri ve o psikolojiye girmeleri de yine kaderlerindedir.

Çünkü kader Allah’ın ilmidir. Tüm zamanı aynı anda bilen ve tüm zamana ve mekana hakim olan Allah için, herşey kaderde yazılmışve bitmiştir. Allah için zamanın tek olduğunu Kuran’da kullanılan üsluptan da anlarız. Bizim için ölümümüzden sonra yaşanacak bazı olaylar, Kuran’da çoktan olup bitmişolaylar olarak anlatılır. Allah bizim bağlı olduğumuz izafi zaman boyutundan münezzehtir. Allah tüm olayları zamansızlıkta dilemiş, insanlar bunları yapmış, tüm bu olaylar yaşanmışve sonuçlanmıştır.

98.Yeniden dirilme nasıl olacaktır?

Allah sonsuz güç sahibidir ve her varlığın Yaratıcısıdır. Kuşkusuz herşeyi yoktan var eden, insanı bir damla sudan yaratan Allah, onları benzer bir şekilde yeniden yaratmaya da güç yetirir. Allah insanların bu sorusunu Kuran’da şöyle cevaplandırmıştır:

Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” demelerine karşılık cezalarıdır. Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 98-99)

99. Materyalist felsefe neden geçerli değildir?

Materyalist felsefe herşeyin maddeden ibaret olduğunu, evrenin yaratılmışolmadığını, sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza kadar da varlığını devam ettireceğini iddia eden batıl bir düşünce sistemidir.

Ancak yüzyılımızda bilimsel alandaki gelişmeler bu felsefenin iddialarının tamamen geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Öncelikle Kuran’da 1400 sene önce haber verildiği gibi, evrenin bir başlangıcı olduğu, yani yoktan var edildiği ve bir sonunun olduğu bilim çevreleri tarafından anlaşılmıştır. Ardından “madde” dediğimiz şeyin aslına hiçbir zaman ulaşamadığımız, bir “algılar bütünü” olduğu yine bilim tarafından ortaya konmuştur. Bu iki temel iddiasının yıkılması, materyalist felsefeyi tamamen geçersiz kılmıştır.

100. Evren nasıl var oldu?

Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır… (Enam Suresi, 101)

Bugün bilim çevreleri, evrenin Big Bang ismi verilen büyük bir patlamanın ardından yokluktan bir anda meydana geldiğini kabul etmişlerdir. Big Bang teorisinin kesin kabul görmesini sağlayan deliller şunlardır:

Evrenin genişlemesi: 1929 yılında Edwin Hubble tarafından tüm gök cisimlerinin birbirlerinden uzaklaştığı, diğer bir deyişle evrenin giderek genişlediği ortaya konuldu. Bu, evrenin tek bir noktanın patlamasıyla (Büyük Patlama ile) var olduğunun kesin bir delilidir.

Kozmik Fon Radyasyonu: Evren bir patlama sonucunda ortaya çıktığına göre bu patlamadan geriye kalan bir radyasyon olması gerekiyordu ve bu radyasyonun da evrenin her yerine eşit bir şekilde dağılmışolması gerekiyordu. Nitekim 1965 yılında olması gereken bu radyasyon bulundu ve ilerleyen yıllarda uydular aracılığıyla söz konusu radyasyonun varlığı kesin olarak doğrulandı.

Evrendeki hidrojen-helyum oranı: Big Bang’in diğer bir önemli delili ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının miktarı oldu. Günümüzde yapılan ölçümlerle anlaşıldı ki, evrendeki hidrojen-helyum gazlarının oranı, Big Bang’den arta kalan hidrojen-helyum oranının teorik hesaplamalarına uyuyordu. Eğer evrenin bir başlangıcı olmasaydı ve evren sonsuzdan beri var olsaydı, içindeki hidrojen tamamen yanarak helyuma dönüşmüşolurdu.

Evrenin yoktan var olduğu, diğer bir deyişle yaratıldığı anlamına gelen Big Bang teorisi, materyalist felsefenin evrenin sonsuzdan beri var olduğu iddiasını kesin olarak yıkmıştır.

101. Materyalistler insan ruhunu nasıl açıklar?

Herşeyin maddeden ibaret olduğunu zanneden materyalistler, insan ruhunu ve bilincini hiçbir şekilde açıklayamazlar. Bilindiği gibi yeryüzünde, insan bedeni de dahil herşeyin yapıtaşı atomlardır. Yani canlı cansız tüm varlıklar atomların farklı şekillerde biraraya gelmesiyle oluşurlar. İşte materyalistlerin en sıkıştıkları noktalardan biri budur.

İnsan bilinçli, irade sahibi, düşünebilen, konuşabilen, akledebilen, karar verebilen, muhakeme edebilen bir varlıktır. Böyle bir varlığın, materyalistlerin iddia ettiği gibi başıboştesadüflerle, şuursuz atomların kendiliğinden biraraya gelerek ortaya çıkmışolması imkansızdır. Düşünemeyen, akledemeyen, karar alamayan atomların ani bir kararla biraraya gelip insan ruhunu oluşturmaları mümkün değildir.

Dolayısıyla materyalistlerin insanın sahip olduğu ruh ile ilgili herhangi bir açıklamaları da yoktur.

102. Evrim teorisi neyi iddia eder?

Evrim teorisi canlılığın tesadüfen oluştuğunu iddia eder. Dolayısıyla bu bilim dışı iddiaya göre cansız ve şuursuz atomlar biraraya gelerek önce hücreyi oluşturmuşlardır ve sonrasında bu atomlar bir şekilde diğer canlıları ve insanı oluşturmuşlardır. Evrimcilerin bu iddiası ile ilgili bir deney tasarlayalım ve evrimcilerin yüksek sesle dile getiremedikleri bir iddiayı onlar adına “Darwin Formülü” adıyla inceleyelim:

Evrimciler, büyük varillerin içine canlılığın yapısında bulunan elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal şartlarda bulunmayan, ancak bu karışımın içinde bulunmasını gerekli gödükleri malzemeyi de bu varillere eklesinler. Karışımların içine istedikleri kadar (doğal şartlarda oluşumu mümkün olmayan) amino asit, istedikleri kadar (bir tekinin bile rastlantısal oluşma ihtimali 10950‘de bir olan) protein doldursunlar. Bu karışıma istedikleri oranda ısı ve nem versinler, gelişmişcihazlarla karıştırsınlar. Varillerin başında da nöbetleşe milyarlarca, hatta trilyonlarca sene beklesinler. Ancak her ne yaparlarsa yapsınlar o varillerden kesinlikle bir insan çıkaramazlar. Aslanları, kaplanları, karıncaları, gülleri, zambakları, manolyaları, sülünleri, ağaçkakanları, balinaları, kanguruları, atları, papağanları, muzları, portakalları, zeytinleri, narları, üzümleri ve bunlar gibi milyonlarca canlı türünden hiçbirini oluşturamazlar. Değil burada birkaçını saydığımız bu canlı varlıkları, bunların tek bir hücresini bile elde edemezler.

103. Evrim teorisinin canlılığın oluşumu ile ilgili iddiasının bir geçerliliği var mıdır?

Hayır, evrimcilerin canlıların tesadüfen oluştuğunu ileri süren iddiaları geçerli değildir. Evrim diye bir süreç yaşanmamıştır. Ama yine de bu konuda ısrarlı davrananlar için teorinin geçersizliğiyle ilgili delilleri açıklayalım. Evrimcilerin belli başlı klasik iddiaları vardır. Bunlar;

Doğal seleksiyon ve mutasyonla yeni canlı türlerinin oluştuğunu iddia ederler.

Yapıları doğal şartlara uymayan canlıların yok olacağını, uygun olanlarınsa nesillerini devam etttireceğini iddia eden doğal seleksiyon mekanizmasının yeni bir tür ortaya çıkarması mümkün değildir. Bu sadece mevcut türler arasında elemeye yol açar yeni bir tür asla oluşturamaz.

Mutasyonlar ise sadece DNA’da tahribat yaparlar. Mutasyonların etkisi zararlıdır, yeni bir tür oluşturmaları da kesinlikle mümkün değildir.

Canlıların sudan karaya geçtiğini iddia ederler.

Suda yaşayan bir canlının karaya geçmesi mümkün değildir. Çünkü bir canlı vücut ağırlığını, vücut sıcaklığını, vücudundaki suyun kullanım sistemini, böbrek yapısını, solunum sistemini ve yaşam şeklini değiştirerek kendini bambaşka bir canlıya dönüştüremez.

Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia ederler.

Böyle bir şey de mümkün değildir. Çünkü;

Kuşların kanatlarının sürüngenlerin pullarının değişmesiyle oluşması imkansızdır.

Kuşların ciğerleri, kara canlıların akciğerlerine tamamen ters bir şekilde işler.

Kuşların uçmalarında önemli bir etmen olan kemikleri kara canlılarına göre hafiftir.

Kuşların ve sürüngenlerin kas-iskelet sistemleri birbirinden tamamen farklıdır.

Memelilerin de sürüngenlerden evrimleştiğini iddia ederler.

Bu da tamamen asılsız bir iddiadır. Çünkü, sürüngenlerin vücutları pullarla kaplıdır, soğukkanlıdırlar ve yumurtlayarak çoğalırlar. Memeliler ise sıcakkanlıdırlar, vücutları tüylerle kaplıdır ve doğurarak çoğalırlar.

104. Evrimi çürüten diğer deliller nelerdir?

Bu delilleri çok fazla detaylandırmak mümkündür. Ama belli başlı birkaç tanesi şunlardır:

Öncelikle bugün bilim, kesin olarak ispatlamıştır ki, cansız maddelerden canlı maddeler oluşamaz.

Şimdiye kadar evrimcilerin canlıların birbirinden evrimleşerek geliştiği iddiasını destekleyen tek bir ara geçişfosili bile bulunmamıştır. Normal türlere ait fosillerden milyonlarca bulunmasına rağmen, bugüne kadar hiçbir yarı sürüngen-yarı kuş, yarı balık-yarı sürüngen, yarı maymun-yarı insan canlıya ait bir ize rastlanmamıştır.. Bugüne kadar elde edilen 250 milyon fosil, evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını, canlıların ortak bir atadan gelmediklerini, türlerin birbirlerine dönüşmediklerini ispatlamıştır. Fosil kayıtlarının ortaya koyduğu gerçek, her bir canlı türünün sahip olduğu tüm özelliklerle yaratıldığı, soyu devam ettiği müddetçe hiç değişmediğidir.

Canlılığın yapıtaşı olan proteinler tesadüfen oluşamazlar. 500 amino asitli bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali 10 üzeri 950’de birdir. Kısacası aklın kavrama sınırlarının çok üstünde olan bu ihtimalin gerçekleşme olasılığı “0”dır.

105. Evrim teorisi canlılığın dünya üzerinde aniden ortaya çıkışını nasıl açıklar?

Evrim teorisi yeryüzünde canlılığın ortaya çıkışı ile ilgili hiçbir açıklama yapamamaktadır.

Yeryüzü tabakaları ve fosil kayıtları incelendiğinde, yeryüzündeki canlı hayatının birdenbire ortaya çıktığı görülür. Kompleks canlıların fosillerine rastlanılan en derin yeryüzü tabakası, 520-530 milyon yıl yaşında olduğu hesaplanan “Kambriyen” tabakadır.

Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller çeşitli kompleks omurgasız türlerine aittir. İlginç olan, birbirinden çok farklı olan bu türlerin hepsinin bir anda ve hiçbir ataları olmaksızın ortaya çıkmalarıdır. Bu yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi olay, “Kambriyen Patlaması” olarak anılır.

Dünyanın nasıl olup da böyle birdenbire birbirlerinden çok farklı omurgasız türleriyle dolup taştığı, hiçbir ortak ataya sahip olmayan ayrı türlerdeki canlıların hiçbir evrim aşaması geçirmeden nasıl ortaya çıktıkları, evrimcilerin asla cevaplayamadıkları sorulardır.

106. Evrimcilerin halkı kandırmak amacıyla yaptıkları sahtekarlıklar nelerdir?

Gazetelerde, dergilerde, filmlerde görülen “maymun adam”ların hepsi aslında evrimcilerin hayal ürünü olan çizimleridir. Evrimciler bazen tek bir dişe dayanarak, burun, dudakların yapısı, saçların şekli, kaşbiçimi gibi fosil izi bırakmayan özellikleri kendilerince şekillendirirler ve yarı maymun-yarı insan görünümünde illüstrasyonlar hazırlar, hatta bunların ailelerini ve sosyal yaşamlarını konu alan sahte resimler çizerler. Bu yöntemi kullanarak halkı yanlışyönlendirmeye çalışırlar.

Bunun yanı sıra evrimciler bulamadıkları fosilleri “üretirler”, yani sahtekarlıklar yaparlar. Zaman içinde ortaya çıkan bu sahtekarlıklardan en ünlü birkaç tanesi şunlardır:

Piltdown Adamı: Evrimciler, insan kafatasına orangutan çenesi ekleyerek yaptıkları bu sahtekarlıkla bilim dünyasını 40 sene aldatmışlardır. 500 yıl yaşında bir insan kafatasına, yeni ölmüşbir orangutanın çene kemiğini eklemişlerdir. Dişleri, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan eklemişler, eklem yerlerini de törpülemişlerdir. Ayrıca bütün parçalar eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmiştir.

Nebraska Adamı: 1922 yılında evrimciler buldukları bir azı dişi fosilinin insan ve maymunların ortak özelliklerini taşıdığını iddia etmişlerdir. Bu konuyla ilgili çok derin bilimsel araştırmalar yapılmışve dişe Nebraska Adamı ismi verilmiştir. Bu tek dişe dayanarak Nebraska Adamı’nın kafatasının ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri çizilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska adamının, eşinin ve çocuklarının doğal ortamda ailece resimleri de yayınlanmıştır. Ancak 1927’de iskeletin öbür parçaları da bulunmuşve bu dişin bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşılmıştır.

107. “İlkel insan” kavramı evrimci bir safsatadır

İlkel insan diye bir şey yoktur. Bu konudaki pek çok delilden birkaçı şöyledir:

1995’te İspanya’da bulunan insan fosili “insanın evrimi” masalını kesin olarak yıkmıştır. Atapuerca bölgesinde bulunan 800 bin yıllık insan kafatası fosili, evrimcilerin yarı maymun canlıların yaşadığını iddia ettikleri döneme aittir ve günümüz insanından farksızdır. Yani 800 bin yıl önceki insanla bugünkü insan arasında hiçbir fark yoktur.

14 Mart 1998’de New Scientist Dergisi’nde yayınlanan, “İlk insanlar sandığımızdan çok daha akıllıydı…” başlıklı bir habere göre; evrimcilerin Homo Erectus olarak adlandırdıkları insanlar bundan 700 bin yıl önce gemicilik yapıyorlardı. Gemi yapacak bilgi ve teknolojiye ve deniz ulaşımını gerektiren bir kültüre sahip olan bu insanların “ilkel” sayılması elbette imkansızdır.

Evrimcilerin Neandertal insanı olarak tanımladığı insan ırkının, günümüzden onbinlerce yıl önce giyim-kuşam bilgisine sahip olduğunu gösteren 26 bin senelik iğne fosilleri de bulunmuştur. Bundan anlaşılıyor ki, sahte çizimlerle kasıtlı olarak maymunsu bir görünüm verilen Neandertaller’in de günümüz insanlarından hiçbir farkları yoktur.

108. Canlılardaki kompleks sistemlerin meydana gelişi evrimle açıklanabilir mi?

Hayır, açıklanamaz. Canlılardaki göz, kulak gibi çok parçadan oluşan kompleks sistemler, ancak tüm parçaları eksiksiz olarak birarada olduğunda işlev görebilirler. Örneğin gözün görebilmesi için kendisini oluşturan 40 civarında organelin birarada olması zaruridir. Bunlardan tek bir tanesi örneğin göz retinası veya göz yaşı bezleri olmazsa göz göremez. Dolayısıyla buradan çıkan sonuç bu tür sistemlerin tüm parçalarının tek bir anda var olmuşolmaları gerektiğidir. Bu da evrimin geçersizliğini bir kez daha ortaya koyar.

Peki kompleks bir yapı, bir anda var olmuşsa bunun anlamı nedir?

Kuşkusuz birçok parçanın aynı anda, aynı yerde meydana gelmesi ancak özel bir yaratılışın sonucu olabilir.

109. Evrim teorisi, bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği olmadığı halde, neden bazı çevrelerce bu kadar ısrarla savunuluyor?

Allah’ın varlığını göz ardı eden, O’na karşı sorumlu olduğunu kabul etmek istemeyen insanlar, bu isteklerini gerçekleştirebilmek ve diğer insanlara da bu düşüncelerini kabul ettirebilmek için makul bir gerekçe ararlar. Herşeyin tesadüfen oluştuğunu iddia ederek, apaçık olan Allah’ın varlığını inkar ettirmeye ve dolayısıyla da kimseye karşı sorumlu olmadıklarını kabul ettirmeye çalışırlar.

İşte bu noktada, evrim teorisi, inkarcı felsefeler için sözde bilimsel bir dayanak oluşturur. Bundan dolayı Allah’ı inkar etmekte direten insanlar, bilimsel bir geçerliliği olmasa da, doğruluğuna inansalar da inanmasalar da bu teoriyi ideolojik ve felsefi bir zorunluluk olarak savunurlar.

… Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.
Gerçekten Sen, herşeyi bilen,hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Bakara Suresi, 32)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir