AKILLA BEYNİN SIRRI NEREDE ?

Görsel tanımlama, tanıma gibi bir işlemde insan beyni bir süper bilgisayara göre çok daha hızlıdır. Matematikte ise insan beyni hesap makinasından daha yavaştır. Bunun nedeni beynimizin yapısıdır. Beyin ile bilgisayar arasındaki en büyük farklardan biri, işlemcilerle donanmış standart tipik bir bilgisayarda bu işlemcilerin belli bir anda tek bir şey yapmasıdır. Bu da bir saniyede ne kadar iş çıkardığının hesaplanabilmesine olanak tanır. Tipik bir bilgisayarda bir işlemci ve geniş bir bellek bulunur. Beyinde ise milyarlarca işlemci (nöronlar) ve sınırlı bir bellek bulunur.

Beyin: Anatomi biliminde beyin, merkezi sinir sisteminin yönetim merkezidir. Bir çok hayvanda beyin, kafanın içinde, birincil duyu organlarının ve ağzın yakınında yerleşmiştir. Tüm omurgalılarda beyin olduğu gibi, omurgasızlarda da merkezileşmiş bir beyin veya birbirinden bağımsız ganglionlar topluluğu vardır. Beyin, şaşırtıcı derecede karmaşık ve komplike olabilir. Örneğin insan beyni 100 milyar’dan fazla nöron içerir ve bu nöronların her biri, kendi gibi 10.000 tanesiyle bağ yapar.

Akıl ve Beyin:
–> Beyin; kafatasının içindeki, tüm elektrokimyasal nöronal faaliyetlerden sorumlu, fiziksel ve biyolojik bir cevherimizdir.
–> Akıl ise, inanç, istek, yorum, düşünme, karşılaştırma, fikir üretme gibi zihinsel özniteliklerle ilgili bir yapıdır. Birçok bilim adamına göre akıl beyinden bağımsız bir şekilde vardır. Tıpkı ruh gibi.

Beyni bir bilgisayarın donanımına, aklı ise bu bilgisayarın işlem yapmasını sağlayan yazılıma benzetirler.

Bir Hadis: “Aklın alameti, nefse galip gelmek ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah’tan af ve merhamet beklemektir.” [Tirmizi]

Herşeyi parçalarına ayırarak anlamayı vaadeden bilim, en çok peşine düştüğü şeyi, yani aklı, en güvenerek kullandığı aracı olan akılla anlamlandıramıyor. Beynin kıvrımlarında çaresizlikle, cevapsızlıkla kıvranıyor. Yani, şu akıl “akıl almaz” bir yaradılışa sahiptir. Yani bilim aklı beynin nöronları içinde bulamıyor…

Bir lambayı yakıp söndürmek gibi çalışan beyin hücreleri, en az 100 trilyon bilgiyi muhafaza edebilirler. Beyin içinde, her saniyede 1 katrilyon sinyal veya bağlantı gerçekleşmektedir. Beyin organizasyonu o kadar karmaşıktır ki, teknolojide veya kâinatta bir benzeri yada dengi yoktur. Nöronların ve sinapsların birbirinden haberli olarak, düzenli ve hızlı çalışmaları, her sinapsın sayıları milyarlara varan diğer sinapslardan haberdar olması ve birbirlerini kontrol etmeleri bilim insanlarını hep şaşırtmaktadır. Bu görkemli ve ahenkli düzenin her an yeniden yeniye nasıl yürüdüğü hâlâ esrarını korumaktadır. Ayrıca, beyin sadece kendi düzeninden değil, bedenin tüm organlarının düzeninden ve koordinasyonundan sorumludur…

Akletmenin, akıl yürütmenin, tüm zihinsel faaliyetlerin de beyinden kaynaklandığı kabul edilir. Ancak şu sorunun cevabı henüz verilmiş değildir: Bir madde yığını olan milyarlarca hücreden meydana gelen beyinde, bilme, düşünme, akıl yürütme gibi zihinsel faaliyetler nasıl oluşmaktadır?

Şuur, bugün üzerinde çok durulan bir konu. Çünkü genel anlamıyla biyoloji, özelde nöroloji hayatın bir sürü sırrını gözle görülür bir netlikte açığa çıkarma iddiasını hâlâ sürdürüyor. Bunu da maddeyi bileşenlerine indirgeyerek, parçalarına ayırarak yapmaya çalışıyor. Oysa, beyni ne kadar indirgerseniz indirgeyin, ne kadar ayrı parçalara bölerseniz bölün, arada bir zihnin ya da şuurun çıkamayacağı açıktır.

Herhangi birinin bedeni ve beyni başkaları tarafından gözlenebilir. Oysa akıl ve zihin ancak ona sahip olan kişi tarafından incelenebilir. Aynı beden veya beyinle uğraşan farklı kişiler, o beyin veya bedenle ilgili aynı gözlemi yapabilir; ancak karşılaştırma amacıyla, üçüncü bir şahsın herhangi bir kişinin aklını doğrudan gözleme imkânı yoktur. Beden ve onun bir parçası olan beyin dışa açıktır ve objektif olarak incelenebilir. Oysa zihin (düşünce) kişiye özeldir, gizlidir, içseldir ve subjektif bir varlıktır. Birinci şahsa ait zihin ile üçüncü şahsın bedeni arasındaki bağlantı nasıl ve hangi noktada kurulacak?

Beyni incelemek üzere manyetik rezonans ya da daha gelişmiş tarama yöntemleri kullanılabiliyor, beyindeki nöronlar arasındaki elektrik faaliyetini ölçmek için de elimizde oldukça iyi teknikler vardır. Ancak elde edilen bunca bilgi, beyin ya da beynin eylemleri hakkında bilgi veriyorsa da zihnin kendisine ait, şuuru açıklamaya yarayacak bir bilgi vermiyor. Diğer bir deyişle, canlı madde üzerinde yapılan detaylı gözlemler, bizi zihnin ya da düşüncenin açıklamasına değil, sadece canlı maddenin detaylarına götürebiliyor. Zihnin ayırt edici bir özelliği olan “benlik şuuru”nu, yani, “zihnimdeki imgeler, hayaller bana aittir ve benim bakışımla oluşmuşlardır” düşüncesinin nasıl oluştuğunu açıklamak mümkün görünmüyor.

Evet, düşünme, akıl yürütme, utanma, konuşma, sevinç, korkma gibi yeteneklerimizin beyin hücrelerinin fonksiyonları ile gerçekleşebildiği doğrudur. Ancak bu neyin etkisiyle olmaktadır? Beyin hücrelerini idare eden ve onun da üstünde olan nedir? Ölüyle diri arasındaki fark nasıl olmaktadır?

Cevabı o beyni yaratanın ezelî kitabında aramak işin en akıllıcası olacaktır:

“SANA RUH’TAN SORARLAR; DE Kİ: “RUH, RABBİMİN EMRİNDENDİR, SİZE İLİMDEN YALNIZCA AZ BİR ŞEY VERİLMİŞTİR.” [İsra Suresi, 85.ayet]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir