ANNE KARNINDAKİ PLASENTANIN İŞLEV MUCİZESİ

Anne karnında bebeğin yaşadığı “dünyayı” çevreleyen plasenta, bebek 18 haftalık olana kadar büyümeye devam eder. Bu zamana kadar bebeğin anne karnında tutunup gelişmesi için yumurtalıklar tarafından hormon desteği sağlanır. Bu dönemden sonra ise bu görevi gelişmiş olan plasenta devrederek daha fonksiyonel görevleri ile devreye girer.

Doğuma kadar geçen süreçte bebek tüm gereksinimlerini annesi yardımıyla sağlar. Embriyo oluşmaya başladığı ilk gelişim zamanlarında çok küçük olduğundan ihtiyaçları ve atıkları da oldukça miniktir, dolayısıyla gereksinimlerini anne karnındaki salgılar yardımıyla giderebilir. Ancak embriyonun, kendi kan dolaşım sisteminin de gelişmesi sonucu bundan sonraki gelişimi için gerekli olan besin, oksijen ve diğer maddeleri anne kanından almaya başlaması ile doğuma kadar, bebek ve anne arasında plasenta adı verilen bir hayat köprüsü kurulur.

>>> PLASENTA NASIL OLUŞUR ?
Anne rahmi, bebek için oldukça sağlam bir yapıya sahiptir. Rahim cenini koruyan amniyon sıvısı ile kaplıdır. Amniyon sıvısı olmadan bir bebeğin anne karnında gelişmesi mümkün değildir. Bu sıvı sayesinde, hem anne ve bebek birbirlerinden faydalanırlar, hem de korunmuş olurlar. Fakat amniyon sıvısı bebeğin hayatta kalması için yeterli fiziksel bariyerlere sahip değildir. Bebeğin yaşaması için gerekli olan bariyer, plasenta ile gerçekleşir.

————————
“Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.” [Müminun Suresi, 12-13.ayetler]
_______________

Plasentanın oluşumu çok erken dönemlerde başlar. Embriyo rahim duvarının içine yerleştikten sonra aynı yumurta hücresinden çoğalmış olmasına rağmen diğer arta kalan hücreler farklılaşarak iç ve dış olmak üzere iki tabakalı bir görünüş kazanırlar.

• İç hücreler (embriyoblast) embriyonun tüm yaşamı boyunca sahip olacağı hücreleri oluşturur.
• Trofoblast hücreleri adı verilen hücreler ise insanın sadece doğumuna kadar, yani 9 ay boyunca, anne karnındaki yaşamına ve gelişimine destek olacak olan plasentayı oluştururlar. Bu hücreler bebeğin oluşmaya başladığı yedinci güne gelindiğinde her yöne doğru uzantılar çıkartarak büyümeye başlarlar.

Bu değişikliğin amacı hücrelerin rahim duvarından içeriye geçmesini sağlamaktır. Bu geçiş sırasında annenin kılcal damarlarıyla karşılaşarak dış yüzeyini delerler. Böylece daha 7-8.gününde embriyonun dokusu annenin kanıyla bağlantıya geçmiş olur.

Ancak iki dolaşım sistemi arasındaki değiş tokuş kanlar karışmadan gerçekleşmelidir, yoksa sonuç ölümcül olabilir. Bunu da trofoblast hücreleri üstlenir. Bu hücreler plasentayı inşa ederek özel bir set meydana getirirler ve plasenta adeta bir tıpa gibi anne ve cenine ait iki dolaşım sistemini kusursuzca birbirinden ayırır.

Plasenta aynı zamanda anne ile embriyo arasında bebeğin bütün gereksinimlerini karşılayacak bir köprü görevi görür.

>>> PLASENTANIN YAPISI
Plasenta 20-22 cm çapında, 2-2.5 cm kalınlığında ve yaklaşık 500 gram ağırlığında disk şeklinde bir yapıdır. Plasentanın yapısına daha yakından bakıldığında, duvarını oluşturan trofoblast hücrelerinin kan için özel olarak yaratılmış bir bariyer oluşturduğu görülür. Embriyo, annenin dokularıyla çok yakın bir bağlantı içindedir. Bir yandan anneden gelen kanın içindeki maddelerle beslenirken, bir yandan da annenin savunma hücrelerinin tehdidi altındadır. Çünkü embriyo annenin vücudunda düşman kabul edilebilecek yabancı bir madde gibidir. Dolayısıyla besinlerle birlikte anne kanındaki savunma hücrelerinin embriyoya ulaşmaması son derece önemlidir.

Plasenta, annenin kanında bulunan savunma hücrelerinin embriyonun tarafına geçmesini engelleyen özel bir yaratılışa sahiptir. Annenin kanından alınan oksijen, besin maddeleri ve mineraller plasentanın ince aralıklarından geçerek embriyoya ulaşırken, daha büyük olan savunma hücreleri bu aralıklardan geçmeyi başaramazlar.

Plasentanın yapısını oluşturan hücrelerin, sadece yararlı maddeleri tespit ederek onların içeri girmesine izin vermesi, embriyoya zarar verecek savunma sistemi hücrelerini tanıması, tehlike oluşturacak maddelerin büyüklüklerini bilmesi ve sadece yararlı maddelerin geçişine izin verecek bir ağ oluşturması çok düşündürücü ve oldukça büyük mucizedir.

————————
“Sonra o su damlasını bir alak olarak yarattık; ardından o alak’ı bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra başka bir yaratılışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.” [Müminun Suresi, 14.ayet]
________________

>>> PLASENTANIN GÖREVLERİ
Plasentanın embriyonun gelişimi sırasında üstlendiği görevlerin insanın belki de tahmin edemeyeceği kadar çok ayrıntısı vardır. Bebeğin yaşaması için gerekli olan her bir sistem, pek çok kompleks kimyasal işlemin gerçekleşmesine bağlı olarak çalışır.

Günümüzde embriyonun gelişimi üzerine yapılan her yeni araştırma plasentanın bebek için üstlendiği yeni bir görevi ortaya çıkarmaktadır. Fakat hepsinde ortak bir özellik vardır: Plasentadaki her mekanizma anne ile embriyoyu kusursuz bir uyum içinde birbirine bağlamaktadır. Bu uyum son derece önemlidir. Çünkü anne vücudundaki bu gibi mekanizmaların sağladığı dengelerden birinin bozulması durumunda embriyonun yaşamını devam ettirmesi imkansızdır.

Plasentanın üstlendiği bu görevleri şöyle özetleyebiliriz:

* Bebeğin Beslenmesini Sağlar
* Bebek ve Anne Arasında Oksijen ve Karbondioksit Alışverişini Kontrol Eder
* Plasenta Anne ve Bebek İçin Gerekli Hormanların Üretimini Sağlar

Plasenta embriyo için kimi zaman bir akciğer, mide ya da bağırsak, kimi zaman karaciğer, kimi zaman da böbrek gibi hareket edecek şekilde yaratılmıştır. Üstelik plasenta bunları sabit bir düzen içinde değil, bebeğin değişen ihiyaçlarını göz önünde bulundurarak yapar. Örneğin fetüsun birinci ve ikinci aylarda ihtiyaç duyduğu gıdalar ile sekizinci ve dokuzuncu aylarda ihtiyaç duyduğu gıdalar birbirinden farklıdır. Ancak plasenta bunu mükemmel bir dengeyle ayarlar ve her dönem için hazmedilmesi en kolay olan gıdaları embriyo için seçer.

Burada “yapar”, “seçer”, “alır”, “depolar”, “taşır” fiillerini yerine getirdiğini belirttiğimiz plasenta, hücrelerden oluşan bir dokudur. Hücrelerden oluşan bir dokunun bir canlının ihtiyaçlarından haberdar olması, eksiklikleri tespit edip nasıl gidereceğini bilerek hareket etmesi, tam gereken maddeleri gereken miktarlarda üretmesi ve dışarıdan seçip alması kısacası şuurlu davranışlar sergilemesi elbette ki bu dokunun kendi çabası ile ortaya çıkan bir durum olamaz. Üstelik binlerce yıldır yaşamış olan milyarlarca insanın her birinin plasentası aynı yüksek şuuru ve üstün performası sergilemiştir. Kuşkusuz plasentanın yapısındaki mükemmellik ve şuurlu hareketleri, Allah’ın onu bu özelliklere sahip olarak yaratmasının bir sonucudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir