CAM’dan Yansıyan Uygarlık


KÜLLERİNDEN DOĞUP YOK OLMAYAN ESER
_ Cam, uygarlığın gelişimi ile neredeyse yaşıt. Bu doğada saf halde bulunan nimet öyle bir nimettir ki, kırılıp, parçalansa dahi yok olmayan doğanın bu saf armağanı, bugün de modern yaşamın ayrılmaz bir parçası. Eritilip, yeniden üretilen, doğayı kirletmeyen, içine konulan maddeyi bozmadan yıllarca koruyup, saklayan bu eşsiz malzeme konserve kabından sohbetleri ısıtan çay bardağına, ışığın bin bir halini gösteren kristalden ilaç şişelerine kadar bizlerle iç içe yaşamaya devam ediyor. Su içtiğimiz bardak ya da evimizdeki avizenin kristal pulu belki de binlerce yıl öncesinde gelen bir camın izlerini taşıyor olabilir…

Camın öyküsü beş bin yıl öncesine dayanıyor. Saflığı ve estetiği çağrıştıran ve doğanın içinden gelen bu doğal madde uygarlık tarihinin tanıkları arasında yerini almıştır. Camın bir öyküsüne göre Doğu Akdeniz’in tüccar uluslarından Fenikeliler, bir kamp ateşinde yemek pişirirken kaplarını yükleri arasındaki soda karbonatı blokları üzerine koyarak pişirirler. Ateş, sabah sönene kadar, karbonat blokları içindeki nötronu ve kumu eritmiş, adeta bir tırtıl gibi metamorfoza uğratarak cama dönüştürmüş. O gün bugün, bu kırılgan ve saydam madde insanoğlunun yaşamına bir daha hiç ayrılmamak üzere girmiş.

Öykü böyle olsa da, arkeolojik buluntular, camın keşfini antik Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına dayandırır. Yapılan kazılarda, günümüzden 5.500 yıl önce bu coğrafyada üretilen cam örnekleri ile karşılaşıldı. Demek daha Antik Mısır zamanının uygarlıklarında insanlar kumdan camı elde etmeyi ve bu saydam maddeyi hayatı kolaylaştıran eşyalara dönüştürmeyi öğrenmiş bulunuyorlardı.

Bin yılların ötesinden yola çıkan cam, kimi zaman bir koku şişesi, bazense karanlığı aydınlatan bir kandil oldu. Hem güzel kokuların saklandığı parfüm şişesi, hem de hekimlerin ilaç deposu olan cam, uygarlığın tarihini yansıtan bir obje olarak devam edegeldi…

—————–
“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” [Nur Süresi, 35.ayet]

“CAM’dan Yansıyan Uygarlık” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir