Kategori arşivi: AHİR ZAMAN ARAŞTIRMALARI

Hz.İsa dünya’ya yeniden mi gelecek ?

hz ısa yenıden

Ehli sünnet inancına göre Hz.İsa aleyhisselam öldürülmeden, Allah’ın katına alınmıştır ve kıyamete yakın bir zamanda Deccal’i öldürmek için yeniden dünyaya gönderilecektir..

Hz.İsa A.s dünyaya Allah’ın onu aldıgı kattan gelecektir. Kesinlikle doğma şeklinde gelmeyeceği gibi, Peygamberlik vasfı da taşımadığı için  Kur’an’a tabii olup İslamiyeti yayacaktır, Hz.Muhammed (S.a.v) Ümmetinden olacaktır.

Hz.İsa’nın gelişi, Hz.Mehdi ile aynı zamanda olacaktır. Her ikisi birlikte hareket edip, yeryüzünde akan kanı durduracak; dünyaya huzuru, barışı, kardeşliği ve sevgiyi getirecektir. Onların döneminde dünya bolluk ve refah içinde olacaktır.

Peygamber Efendimiz, Hz.İsa’nın yeniden ineceğine dair bir çok hadisi şerifi mevcuttur. İşte bunlar da onlardan bir kaçıdır :

(Ruhum yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, adil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir.) [Buhari]

(Vallahi Meryem’in oğlu adil bir hakem olarak inecek, haçı parçalayacak, domuzu öldürecek, kin, nefret ve haset ortadan kalkacaktır.)
[Müslim]

(İsa inecek, İslamiyet yolunda savaşacaktır. Onun zamanında Allahü teâlâ, müslümanlardan başka herkesi helak edecektir. Deccal da helak olacaktır. İsa, kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecektir. Cenazesini müslümanlar kaldıracaktır.)
[Ebu Davud]

(İsa benim yanıma gömülecektir.)
[Tirmizi]

[AÇIKLAMA: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. “Domuz eti yemeyi yasaklayacak” demektir. Haçı kıracak, yani Hristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak) buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]

İmamları salih bir insan olan Mehdi olduğu halde, Beytü’l Makdis’e sığınırlar. Orada imamları kendilerine sabah namazını kıldırmak için öne geçtiği bir sırada, bir de bakarlar ki, Meryem oğlu İsa sabah vaktinde inmiştir. Mehdi, Hz. İsa’yı öne geçirmek için arkaya çekilir. Hz. İsa onun omuzlarına elini koyar ve ona der ki, “Geç öne namazı kıldır. Zira kamet (farz namazı kılmak için okunan ezan; namaza başlama işareti) senin için getirilmiştir.”… (Ebu Rafi’den rivayet edilmiştir; İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 495-496)

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri de Hz.İsa’nın dünyaya gelişi hakkında şöyle demiştir :

Hatta HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM’IN NÜZULÜ (yeryüzüne inişi) dahi ve KENDİSİ İSA ALEYHİSSELAM OLDUĞU, NUR-U İMANIN DİKKATİYLE (imanın ışığıyla) BİLİNİR; HERKES BİLEMEZ.Hatta DECCAL VE SÜFYAN GİBİ EŞHAS-I MÜDHİŞE (ürkütücü şahıslar) KENDİLERİ DAHİ KENDİLERİNİ BİLMİYORLAR. (Şualar, s. 487)

herseyogren.com

Hz.Mehdi’nin gerçekleşen 24 çıkış alameti !

çıkış alametler

DİKKAT BU OLAYLAR 1400 YIL ÖNCEDEN HADİSLERDE BİLDİRİLMİŞTİR.

Hz.Mehdi A.s’ın gercekleşen çıkış alametleri

1 : Hz. Mehdi’nin Çıkış Alametlerinin Arka Arkaya Meydana Gelmesi
2) Fitnelerin Çoğalması
3) Hz. Mehdi’nin Çıkışından Önce Yaygın Katliamlar Meydana Gelir
4 : Dünyanın Her Yerini Karışıklık ve Kargaşaların Kaplaması
5) Kadınlar ve Çocukların Dahi Katledileceği Fitnelerin Yaşanması
6) Hz. Mehdi (a.s.)Yolların Kesildiği Bir Dönemde Çıkacaktır
7) Müslümanlara Baskının Artması
8 : Mescid ve Camilerin Yıkılması
9) Haramların Helal Sayılması
10) Allah’ın Açıkça İnkar Edilmesi (Allah’ı tenzih ederiz) Alenen ve apaçık Allah Teala inkar edilinceye kadar Hz. Mehdi (a.r.) gelmez.
11) İran-Irak Savaşı
12) Afganistan’ın İşgali
13)  Çöle Batan Ordu Hz. Mehdi’nin Çıkış Alametlerindendir.
14) Fırat’ın Suyunun Kesilmesi
15) Ramazan Ayında Ay ve Güneş Tutulmaları
16) Kuyruklu Yıldızın Doğması
17) Kabe Baskını ve Kabe’de Kan Akıtılması
18) Doğu Tarafından Bir Ateşin Görünmesi
19) Sahte Peygamberlerin Çoğalması
20) Dinin Şahsi Çıkarlar İçin Kullanılması
21) Büyük Olayların ve Hayret Verici Şeylerin Meydana Gelmesi
22) Güneş’ten Bir Alametin Belirmesi
23) Büyük Şehirlerin Yok Olması
24) Depremlerin Çoğalması“Depremler çoğalmadıkça, fitneler zahir olmadıkça, cinayetler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz. (Kıyamet Alametleri, sf.109)

1945′te büyük şehirlerin yok olması (Hiroşima)
1979′ta kabe baskını, (hadislere tam mutabıktır)
1981′de Ramazan ayında üstüste ay ve güneş tutulması, (hadislere tam mutabıktır)
1986′da halley kuyruklu yıldızının görülmesi, (hadislere tam mutabıktır)
1980-1988 İran-Irak savaşı, (hadislere tam mutabıktır)
1991′de Berehut Kuyusunun yakılması, (hadislere tam mutabıktır)
1999′da son yüzyılın tam güneş tutulması,
2001 Afganistanın İşgali, (hadislere tam mutabıktır)
2000-2011 Depremlerin çoğalması,
Sahte Peygamberlerin çoğalması, (hadislere tam mutabıktır)
Büyük ve hayret verici olayların meydana gelmesi (Devlet Yönetimlerinin çökmesi,tsunamiler,büyük depremler,)
Dini saptıran, menfaati için kullanan yobaz hocaların artması,
Dünya’da fitne ve savaşların birbiri ardına patlak vermesi, (hadislere tam mutabıktır)

DETAYLI ANLATIM İÇİN TIKLAYINIZ

DETAYLI ANLATIM HZ MEHDİ

YE’CÛC VE ME’CÛC HAKKINDA HADİSLER

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

YE’CÛC  VE  ME’CÛC

 

Ye’cûc ve Me’cûc hakkında Kur’an-ı Kerim’de iki yerde bahis vardır. Resul-i Ekrem (A.S.M.) ise Kur’an’ın bu mücmel haberlerini tefsir etmiştir. Bu ayetler ise; birincisi Kehf suresinde Hz. Zulkarneyn’in kıssasındaki ayettir.

 

قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَى أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا

Onlar : “Ya Zülkarneyn! Muhakkak Ye’cûc ve Me’cûc yeryüzünde fesad çıkarıyorlar. Bizimle onlar arasında sed yapman için sana ücret verelim mi?” dediler.

 (Kehf  Suresi-94)

 

Diğer ayet ise Enbiya suresindedir ki, bu ayet Ye’cûc ve Me’cûc taifesinin kıyamete yakın tekrar yeryüzünü fesada vereceğini ihbar ediyor.

 

حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ

“Tâ Ye’cûc ve Me’cûc’un seddi açıldığında onlar her tepeden iniyorlar”.

(Enbiya Suresi 96)

 

Bu hususta Üstad Bediüzzaman’ın (R.A.) izahları ise şöyledir:

“Ye’cûc ve Me’cûc hadîsatının icmali Kur’an’da olduğu gibi, rivayette bir kısım tafsilat var. Ve o tafsilat ise Kur’an’ın muhkematından olan icmali gibi muhkem değil, belki bir derece muteşabih sayılır. Onlar tevil isterler. Belki ravilerin ictihadları karışmasıyla tabir isterler. Evet لا يعلم الغيب الاالله   bunun bir te’vili şudur ki:

Kur’an’ın lisan-ı semavisinde Ye’cûc ve Me’cûc namı verilen Mançur ve Moğol kabileleri eski zamanda Çin-i Maçin’den bir kısım başka kabileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa’yı herc ü merc ettikleri gibi gelecek zamanlarda dahi dünyayı zir u zeber edeceklerine işaret ve kinayedir. Hatta   şimdi de koministlik içindeki anarşistin ehemmiyetli efradı onlardandır. Evet ihtilal-i Fransavi’de hürriyet-perverlik tohumuyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti ve sosyalistlik ise bir kısım mukeddesatı tahrib ettiğinden aşıladığı fikir bilahare bolşeviklige inkılab etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukeddesat-ı ahlakıye ve kalbiye ve insaniyeyi bozduğundan elbette ektikleri tohumlar hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsülünü verecek. Çünkü kalb-i insaniden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekavet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir. Daha siyasetle idare edilmez. Ve anarşistlik fikrinin tam yeri ise; hem mazlum kalabalıklı hem medeniyette ve hakimiyette geri kalan çapulcu kabileler olacak ve o şeraite muvafık insanlar ise; Çin-i Maçin’de kırk günlük mesafede yapılan ve acaib-i seb’a-i alemden birisi bulunan Sedd-i Çini’in binasına sebebiyet veren Mançur ve Moğol ve bir kısım Kırgız kabileleridir ki; Kur’an’ın mücmel haberlerini tefsir eden Zat-ı Ahmediye (A.S.M.) mu’cizane ve muhakkıkane haber vermiş.”

 (Beşinci şua, Onbeşinci mes’ele)

Yine Üstad Bediüzzaman (R.A.) meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin şeriatta verdiği tavizler dolayısıyla Sultan Reşad’a yapmış olduğu bir ikazda bir hiss-i kabl-el vuku ile şu gelecek hakikati ihbar etmiştir. Daha sonra aynı ihtarı Adnan Menderes’e de yapmıştır:

“Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i ilahiye namına ve hakaik-i İslamiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşistlere,Ye’cüc ve Me’cüc’lere teslim-i silah edecekler diye kalbe ihtar edildi.”

 (Hutbe-i Şamiye zeyli)

 

Kur’an’ın ve hadîslerin bu husustaki haberlerinin te’vil ve tefsirlerini gösteren Üstad Bediüzzaman’ın (R.A.) bu söyledikleri aynen tahakkuk etmiştir ki, şu anda Türk aleminde devletler ve hükumetler cihetinde idareyi elinde tutan insanlar hakiki Türkler olmayıp, Türk namı altında bir kısım Mançur, Moğol, Kırgız, Tatar gibi Ye’cûc ve Me’cûc taifesine ait kişilerdir. Ve Şeriatın aleyhinde çalışan bu insanlar, Şeriat’ı isteyen ve onun için çalışan hakiki ve halis Türkleri ezmektedirler. Bu sebeble Alem-i İslam’da Şeriat taraftarı olan samimi Türkler ve Çin’in zulüm ve istibdadı altındaki Türkistanlı Türk’ler, başlarındaki idarecilerle karıştırılmamalıdır. Şu anda hakim olan ve Şeriat’ı tahrib için çalışanlar tamamen bu Ye’cûc ve Me’cûc taifesine ait insanlardır ve planlı bir şekilde hep bunlar idareye getirilmektedir. Eğer gerek Türkiye’de, gerekse diğer Türkî Cumhuriyetlerdeki idareciler ve hakim olan insanlar araştırılsa, ekseriya bu saydığımız milletlerden olduğu görülür. Mesela bir kısmı Bulgaristan ve Selanik tarafından gelen insanlardır ki bu bölgenin insanları Moğol asıllıdır. Diğer bir kısmı ise başka bölgelerden gelmiş Mançur, Tatar ve Kırgız gibi başka milletlerdendir. Hatta Doğu Türkistan’da bulunan Uygur Türkleri –ki Osmanlı hanedanı da bu soydandır- gayet dindardırlar ve çok mühim alimler yetiştirmektedirler. Maatteessüf Çin’in zulmü altında oldukları halde hiçbir Türk devletinden yardım görmedikleri gibi  bilakis bu devletler bu zulmünde Çin’e destek vermektedirler.

Elhasıl: Bir kısım hadîslerde ve rivayetlerde zemmedilen Türklerden murad, hakiki Türkler değil, belki hakiki Türkleri ve Alem-i İslam’ı istila eden bir kısım Mançur, Moğol, Kırgız ve Tatarlardır. Hem rivayetlerde gelen ve  İslamlar içinde çıkacağı ve Yahudilere hizmet edeceği bildirilen ve Süfyan namı verilen şahıs ve onun teşkil ettiği komitesi dahi bu Ye’cûc ve Me’cûc taifesinden oldukları gibi bu Ye’cûc ve Me’cûc’un Alem-i İslam’a tasallutlarına da sebep olmuşlardır. Binaenaleyh Süfyan ve Ye’cuc, Me’cuc aynı taife olmakla beraber sureten Türk gibi gözüktükleri için rivayetlerde “Türk” olarak tesmiye edilmiştir. Yani onlar Türk unsuru içinde zuhur edecek demektir.

DECCAL’LA İLGİLİ BAZI HADİSLER

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

DECCAL

 

Ehl-i Sünnet vel Cemaat, Resul-i Ekrem’in (S.A.V.) âhir zaman alametleri olarak haber verdiği hâdiseleri (Mehdî’nin zuhuru, Hz. İsa’nın (A.S.) nuzulü, Deccalin, Ye’cûc ve Me’cûcün, Dabbet-ül Arzın hurucu gibi) îtikad edip, kabul etmiştir.

Cenab-ı Hak Şura suresinin 21. ayetinde şöyle ferman ediyor:

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُم مِّنَ الدِّين مَا لَمْ يَأْذَن بِهِ اللَّهُ

Yani: “Yoksa kafirler bazı rüesayı teşri’de (hüküm koymada) Allah’a şerik mi tutuyorlar ki o şerikler de Allah’ın uluhiyetinin sıfat-ı hassası olan teşri’ hakkını kendilerine tahsis ederek, Allah’ın teşri’ etmediği şeylerle hükmediyorlar.” (Yani uluhiyetlerini i’lan ediyorlar, etbaları da bunları kabul ederek müşrik oluyorlar.)

 (Beyzavi- ibni Abbas-Şura -21)

 

Bu ayet gösteriyor ki; kim ki Şeriat’ın haricinde kanun koyarsa kendini Allah’a şerik tutmuş ve uluhiyetini i’lan etmiş olur. Ve onun bu kanunlarını kabul edenler ise müşrik olurlar. Yoksa  Allah’ın zatını inkar eden pek az olmuştur. Kendi ilahlığını iddia eden Fir’avn ve Nemrud bile “Semavat ve Arz’ı ben yarattım” dememiş, yalnız “Devlette ben kanun koyarım ve benim kanunlarıma itaat edeceksiniz” demişlerdir. Aşağıda zikredilen Âyet-i Kerimeler bunu göstermektedir:

 

وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَا ْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ

Yani: “Onlara Semavat ve Arz’ı kim halketti diye suâl edersen, muhakkak Allah diyeceklerdir.”

(Lokman Suresi-25)

 

İşte bunlardan anlıyoruz ki; “Deccal ilahlık dava eder, uluhiyetini i’lan eder” demekten murad; yani vahy-i semaviyi dinlemez. “Biz kendi kendimizi idare ederiz, kendi kanunumuzu kendimiz koyarız. Allah Semavat ve Arz’ın Halıkıdır. Ve O Semavat’ta melaikenin ilahıdır fakat Arz’da biz hakimiz, bize karışamaz” diyerek uluhiyetini i’lan eder. Halbuki Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ

Yani: “O Semavat’ta da ilahdır, Arz’da da ilahdır (yâni semavat ve arzın ilahı yalnız O’dur).

(En’am Suresi-3)

 

Binaenaleyh, semavi dinleri ve Şeriat’ı inkar eden bütün beşerî sistemler, düşünceler, adı ister Demokrasi, ister Sosyalizm, ister Komünizm, ister Hürriyet, ister İnsan Hakları olsun hepsi Allah’ın uluhiyetini inkar ve kendi uluhiyetini i’lan etmek demektir.

Evet Hz. Musa’dan i’tibaren devletlerde ekseriya semavi dinler hakim iken yaklaşık iki asır evvel tabiat fikr-i küfrisinden gelen bir dalaletle beşerde inkar-ı uluhiyet yeniden başladı. Yine o tarihlerde Fir’avn’ın cesedi bulunup İngiltere’ye götürülmesiyle Kader-i İlahî bir işaret verdi ki; “Dünyada Fir’avniyet, yani inkar-ı uluhiyet İngiliz milletinden yeniden başlıyor!!!” İşte Cenab-ı Hak gark olan fir’avna فَالْيَوْمَ نُنَجِّيكِ بِبَدَنِكَ Yani: “Bu gün senin gark olan cesedine necat vereceğim” demekle cesedinin sahile atıldığı zamandan i’tibaren fir’avniyetin yeniden canlanacağına da işaret ediyor.

Meşhur Temim-i Darî hadîsinde bildiriliyor ki “Deccal bir adada bulunuyor.” İşte hadîs-i nebevînin işaret ettiği o ada İngiltere’dir. Yani  Deccaliyetin menbaı İngilizlerdir. Evet, İngilizler miladi 19. yüzyıl, hicri 13. asrın ortasından itibaren Afrika’yı ve başta Hindistan ve Afganistan olmak üzere Asya’yı, Ruslarla ve Fransızlar’la beraber işgal ederek Alem-i İslam’ı esaret altına almaya başladılar. Daha sonra yine Rusları da tahrik edip meş’um 93 harbiyle alem-i İslam’ı esaret altına aldılar. 40 sene sonra yine Rusları tahrik edip 1. Harb-i Umumi ile Osmanlı’yı parçaladılar. 22 sene sonra İngiltere, Rusya’yla ve Fransa ve Amerika ile ittifak ederek 2. Harb-i Umumi’yle Hıristiyanlıkta mutaassıb Almanya ve İtalya’yı ezdiler. İngiltere bu harbin arkasından Amerika, Fransa, Rusya ve Çin ile Birleşmiş Milletleri kurup Amerika’yı bu Birleşmiş Milletler’in başına getirdi.

Üstad Bediüzzaman (R.A.) bu  Birleşmiş Milletler’in 2. Harb-i Umumi’den sonra kurulacağını ve bunun Büyük Deccal komitesi olacağını vukuundan evvel hissetmiş ve bundan endişe duymuş ve bu Büyük Deccaliyetin arkasından çıkacak bir nurun da bid’alar zulümatını dağıtıp, tâ Amerika kıt’asına kadar ulaşacağını, Amerika’yı dağıtıp Kur’an’ın orada da hakim olacağını müjdelemiş ve bunu şöyle ifade etmiştir:

 “Yalnız ehemmiyetli bir endişe ve bir teselli kalbime geliyor ki; bu geniş harb boğuşmalarının neticesinde eski harb-i umumiden çıkan zarardan daha büyük bir zararı medeniyetin istinadı, menbaı olan Avrupa’da (Haşiye-1) Deccalane bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi teselliye medar, Alem-i İslam’ın tam intibahıyla ve Yeni Dünya’nın(Haşiye-2), Hıristiyanlığın hakiki dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle (Haşiye-3) ve Alem-i İslam’la ittifak etmesi ve İncil, Kur’an’a ittihad edip tabi olması (Haşiye-4), o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavi bir muavenetle dayanıp inşaallah galebe eder.”

 ( Emirdağ Lahikası )

 

Evet bu son hâdisede (Amerika ve İngiltere’nin riyasetinde Birleşmiş Milletlerin Afganistan’ı vurması hâdisesinde) de bu Büyük Deccaliyet komitesi, dünyada Şerîat’ı tam tatbik etmeye çalışan taife-i mücahidini vurup, böylece Âlem-i İslam’ı tamamen esaret altına alıp Allah’ın nurunu söndürmeye çalışarak, son Büyük Deccal komitesi olduklarını gösterdiler. Aynen rivayetlerde bildirildiği gibi, şu anda Büyük Deccal Alem-i İslam’ı istila etmiş, bütün dünyayı istibdadı altına alıp onlarla ittifak ederek küçücük bir Müslüman topluluğunu vurmaya başlamıştır. Ve bu harbler sırasında tam 40 gün dünya devletlerini dolaşarak onları baştan çıkarmış ve kendine tabi etmiştir.İşte Üstad Bediüzzaman da (R.A.) Deccal çıktığında bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı dolaşır hadîsini şöyle te’vil etmiştir:

 

“Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istila etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.”

(Beşinci Şua Onyedinci Mes’ele)

 

(Haşiye-1) Üstad’ın burada Avrupa ta’birini kullanmasının sebebi; Deccaliyetin ana merkezinin Avrupa ve  Avrupa’nın merkezinin de İngiltere ve İngilizler olmasından dolayıdır. Yoksa yalnızca Avrupa kıt’asına inhisar etmek için değildir. Amerika Devleti’ni kuran ve orada hakim olan da İngilizlerdir. Nitekim Üstad Hazretleri Kastamonu Lahikası’nda Deccaliyetin rükünlerini sayarken İngiltere, Fransa ve Rusya ile birlikte Amerika’yı da saymaktadır.

(Haşiye-2) Yani Amerika

(Haşiye-3) Hıristiyanlığın hakiki dini İslamiyettir. Hz. İsa (A.S.) diğer bütün Peygamberler gibi İslamiyet dinini getirdiği halde daha sonra papalar tarafından tahrif edilerek Hıristiyanlık dini ihdas edilmiştir. Demek istikbalde o insanlar batıl Hıristiyanlık dinini terk ederek, Hz. İsa’nın (A.S.) din-i hakikisi olan İslamiyeti ders veren tek kitab olan Kur’an’ı dinleyecekler ve Müslüman olacaklar. Yani Üstad’ın endişesini teselliye medar olan şey şudur ki; Alem-i İslam’ın intibahıyla Müslümanlarda çıkan bir nur-u Kur’an, tâ Deccaliyetin en mühim ve en uzak bir rüknü olan Amerika’ya kadar gidecek ve orayı dağıtıp, onlarıda kendine tabi ederek müslüman edecektir.

(Haşiye-4) Bu ifade, yukarıda anlatılan mes’eleyi sarahaten ifade etmektedir. Yani İncil Kur’an’a ittiba edip onunla ittihad edecek. Demek onlar Müslüman olacaklar. Kur’an yegane hakim olacak. Yalnızca onlar, Müslüman aleminde “İsevî Müslümanlar” ünvanıyla yâd edilecekler.

Not: Dipnotlar bu eseri hazırlayan hey’ete aittir.

HZ.MEHDİ A.S HAKKINDA BAZI HADİSLER

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

HADİSLERİN İŞARETLERİ

HZ. MEHDÎ VE ONA ZEMİN HAZIRLAYAN CEMAAT-İ NURANİYE

 

Cumhur-u ulema-i İslam, hadîs-i şeriflere istinaden, ahirzamanda Mehdî ve Deccal’ın geleceğinde ittifak etmişlerdir. İbn-i Hacer-i Heytemi bu hususu şöyle beyan etmiştir:

 

من كفر مسلما لدينه فهو كافر مرتد يضرب عنقه ان لم يتب, و ايضا فهؤلاء منكرون للمهدى الموعود به اخر الزمان. و قد ورد في حديث ابي بكر الاسكافي انه صلي الله عليه و سلم قال: ” من كذب بالدجال فقد كفر, و من كذب بالمهدى فقد كفر” و هؤلاء مكذبون به صريحا فيخشى عليهم الكفر

“Kim bir müslümanı dini için tekfir ederse o kafir ve mürteddir. Eğer tevbe etmezse devlet-i şer’iyye tarafından boynu vurulur. Aynı şekilde ahirzamanda vadedilen Mehdi’yi inkar edenler de kafir ve mürteddir. Çünkü Ebu Bekir El-İskafi hadîsinde varid oldu ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) şöyle ferman etti: “Deccal’ı inkar eden kafirdir ve Mehdi’yi de inkar eden kafirdir.” Sarihan bunu inkar edenlerin küfründen korkulur”.

( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

 

Âhirzamanda Hz. Mehdî’nin geleceği ve fesada girmiş alemi ıslah edeceğine dair bir çok ehâdîs-i şerife vardır. Ezcümle:

 

ملك الارض اربعة. مؤمنان و كافران: فالمؤمنان ذوالقرنين و سليمان. و الكافران نمروذ و بختنصر.    و سيملكها خامس من اهل بيتى

“Umum yeryüzüne dört kişi hakim olmuştur ki, ikisi mü’min ve ikisi kafirdir. İki hakim mü’min Hz. Zül-karneyn ve Hz. Süleyman (A.S.)’dır. İki hakim kafir ise Nemrud ve Buhtünasr’dır. Ve beşinci olarak ileride benim ehl-i Beytimden birisi (Mehdî) dahi bütün arza hakim olacaktır”.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-39)

لا تزال طائفة من امتى تقاتل على الحق حتى ينزل عيسى بن مريمعليه السلام عند طلوع الفجر ببيت المقدس ينزل على المهدى فيقال تقدم يا نبى الله فصل بنا، فيقول هذه الامة امراء بعضهم على بعض

“Tulu-i Fecirde, Beyt-i Makdis’de Hz. İsa bin Meryem (A.S.) nazil oluncaya kadar ümmetimden bir taife, daima hak üzerine mukatele (cihad) edecektir. O vakit Hz. İsa (A.S.) Hz. Mehdî’nin üzerine nüzul eder. Ona “Ey Allah’ın Nebîsi! Öne geç, bize namazı kıldır” denir. O da “Bu ümmetin imamı kendisindendir, onların içinden birisi daima diğerlerine imamdır” der. (Yâni Hz. Mehdî’nin imamete geçmesini emreder)”.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

 

لو لم يبق من الدنيا الا يوم لبعث الله رجلا منا يملأها عدلا كما ملئت جورا

“Dünyanın ömrü bir gün kalsa bile muhakkak Allah bizden (ehl-i beytimden) birisini (Mehdî’yi) gönderir. Onu hâkim kılarak zulümle dolmuş olan yeryüzünü adaletle doldurur”.

(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.23-1/23)

المهدى منا اهل البيت يصلحه الله فى ليلة

“Mehdî bizden, ehl-i beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yâni vazifelendirir)”.

(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.23- 1/23)

 

Hadîs-i şeriflere dikkatlice bakıldığında anlaşılır ki, Hz. Mehdî’nin zuhuruna yakın ve ondan biraz evvel, ona zemin hazırlayan ve öncülük yapan istikametli bir taife-i mücahidin gelecektir. Bu hadîsler zikredildiğinde görülecektir ki, haber verilen bu taife şu anda dünyanın ve Asya’nın şarkında zuhur etmiştir ve bilfiil fisebilillah mücahede etmektedirler.

 

El-Burhan Fi Alamat-i Mehdî-yi Ahir-iz Zaman isimli kitaptan alınan şu hadîs, sarahat derecesinde bu hükmü te’yid etmektedir:

اخرج ابو نعيم الكوفى فى كتاب الفتن عن على بن ابى طالب (ك.و.) قال: ويحا للطالقان(اى الافقانستان) فان لله بها كنوزا ليست من ذهب و لا فضة و لاكن بها رجال عرفوا الله حق معرفته و هم انصار المهدى اخر الزمان

 

Ebu Naim El-Kûfî Kitab-ul Fiten’de İmam Ali’den (R.A.) tahriç ederek buyurdu ki: “Talikan’a (Afganistan’a) yazık olacak. Orada Allah’ın öyle hazineleri vardır ki ne altındandır ne de gümüşten. Fakat orada Allah’ı hakkıyla tanıyan erler vardır ki, onlar Âhirzaman Mehdî’sinin yardımcılarıdır”.

(El-Burhan Fî Alamat-i Mehdî-yi Ahir-iz Zaman)

 

و انه يخرج ناس من المشرق يوطؤن للمهدى سلطانه

 

“Muhakkak doğudan bazı insanlar çıkar ki, Mehdîy-i Ahirzaman’ın hakimiyeti için zemin hazırlarlar”.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-40)

اذا رايتم الرايات السود قد اقبلت من خراسان فاتوها ولو حبوا على الثلج, فان فيها خليفة الله المهدى

 

“Horasan tarafından çıkan siyah sancaklıları gördüğünüzde, kar üzerinde sürünerek de olsa onlara gidin. Çünkü onların içinde Allah’ın halifesi Mehdî vardır**.”

(Fetava-i Hadîsiyye, , İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

 

**Yani onlar Mehdî’nin  askerleridir, O’na zemin hazırlarlar. Horasan bölgesi İran’ın doğu tarafıdır ki şu anki Afganistandır.

 

و الطبرانى فى الاوسط “انه صلى الله عليه و سلم اخذ بيد على فقال: يخرج من صلب هذا فتى يملا الارض قسطا و عدلا, فاذا رايتم ذلك فعليكم بالفتى التميمى فانه يقبل من قبل المشرق و هو صاحب راية المهدى

 

 

Taberani Evsat’ta şöyle demiştir: Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ali’nin (R.A.) elini tuttu, dedi ki: “Bunun sulbünden bir adam çıkar, arzı adaletle doldurur. Bunu gördüğünüzde Temim** kabilesinden  bir adama tabi olun ki, o doğu tarafından çıkar ve o Mehdî’nin sancağının sahibidir.”

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-37)

 

** Temim, Arabistan’da Yemen asıllı bir kabilenin ismidir. Bu hadîs-i şerifte ve aşağıda gelen daha birçok hadîs-i şerifte işaret ediliyor ki, bir arap Horasan taraflarından sancak çekecek ve o arap komutan Hz. Mehdî’nin sancaktarı olacak. Yani ona zemin hazırlayacak. İşte bu ve aşağıdaki hadîsler dikkatle incelendiğinde bu Temim’li adamın meşrik canibindeki taife-i mücahidinin başındaki zat olduğu anlaşılmaktadır.

 

انا اهل بيت اختار الله لنا الاخرة على الدنيا و ان اهل بيتى سيلقون بعدى بلاء و تشيدا و تطريدا حتى ياتى قوم من قبل المشرق معهم رايات سود فيسألون الخبز فلا يعطونه فيقاتلون فينصرون فيعطون ما سألوا فلا يقبلونه حتى يدفعوها الى رجل من اهل بيتى فيملأها قسطا كما ملئت جورا، فمن ادرك ذلك منكم فلياتهم ولو حبوا على الثلج

 

“Allah-u Teala Biz Ehl-i Beyt’e, ahireti dünyâ üzerine tercih etti. Ve muhakkak Ehl-i Beytim, benden sonra bela ve musibetlere ve zülme ve nefye maruz kalacaklardır. Tâ ki doğu tarafından siyah sancaklılar gelinceye kadar. Onlar gelince ekmek isterler, onlara verilmez (yâni maddeten sıkıntı içinde oldukları halde, onlara yardım edilmez), onlar mukatele ederler ve galip olup, nusrete mazhar olurlar. O zaman istedikleri gıda yardımı kendilerine verilir, fakat onlar, tâ sancakları (hakimiyeti) Ehl-i Beytim’den bir adama (Mehdî) verinceye kadar onların yardımını kabûl etmezler (yani hakimiyeti bir tek Mehdî’ye teslim etmedikçe o reislerin gıda ve maddî yardımlarını kabul etmezler). Ve işi O’na teslim ederler. O Mehdî de hâkim olup, daha önce zulümle dolmuş olan yeryüzünü, adaletle doldurur. Sizden her kim ki o zamana kavuşursa, kar üzerinde, emekleyerek dahi olsa, şarktan çıkan o mücahidlere gidip tabi olsun”.

(En- Nihaye Fil Fiteni vel Melahim, İbn-i Kesir, c.1/s.25- 1/25)

رجل ربعة,أسمر, من بنى تميم, مجذوم, كوسج, يقال له شعيب بن صالح فى اربعة الاف ثيابهم بيض و راياتهم سود يكون على مقدمة المهدى ولا يلقاه احد الا قتله

 

Temim oğullarından orta boylu, esmer, meczum (hafif sakallı), kevsec (sakalı yanlarda az, aşağı tarafı uzun olan; diğer bir manası da Yemen asıllı) bir adam ki, ona Şuayb bin Salih denilir. Beyaz elbiseli, siyah sancaklı 4000 kişinin kumandanıdır. Mehdî’nin öncüsü olur ve kiminle mukatele ederse, harbde kim ona karşı çıkarsa onu öldürür**.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-41)

 

 

** Hadîsdeki bu isim o zatın asıl ismi değil, unvan-ı mülahaza olan ismidir. Kezalik “Mehdî”, “Cahcah”, “Deccal”, “Süfyanî” gibi isimler de birer ünvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber (A.S.M.)‘ın ismi Tevrat’ta ve İncil’de “Ahyed, Ahmed, Faraklit, Münhamenna” olarak geçmektedir. Hz. İbrahim’in babasının adı “Tareh” olduğu halde Kur’an ona “Azer” demiştir. Allahu A’lem  meşrikten çıkan o zatın bütün dünyanın ordularına karşı koyan küçücük bir ordusu olduğu için ona şubecik anlamında Şuayb adı verilmiştir. “Bin Salih” denilmesi ise, bu zatın babası da kendisi gibi salih bir insan olmakla beraber ıslahat manasında olan müteahhitlik yapması ve kendisi de maddî gücünü babasının bu müteahhitlik servetinden almasından dolayıdır.

Hem şu hadîste o zatın diğer bir ismi “Hâris bin Harras”dır ki Haris aslan demektir. O zatın isminin manasına tevafuk etmektedir.

 

يخرج رجل من وراء النهر يقال له الحارث بن الحرّاث على مقدمته  رجل يقال له منصور يوطئ او يمكن لال محمد كما مكنت قريش لرسول الله (صعم) وجب على كل مؤمن نصره او اجابته

“Maveraünnehir’den bir adam çıkar, ona El-Hâris İbn-ul Harras** denir. Onun askerlerinin kumandanı olan bir adam vardır ki ona da Mansur denilir. O El-Haris İbn-ul Harras tıpkı Kureyş’in Resulullah’a (S.A.V.) zemin hazırladığı gibi o da Al-i Muhammed’e zemin hazırlar veyâ onları yerleştirir (ravi şek etmiştir). Her mü’mine, ona yardım etmek veya davetine icabet etmek (ravi şek etmiştir) vaciptir”.

(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5/s.617)

 

** Haris aslan demektir. O zatın ismi ile aynı mânâdadır. Binaenaleyh hadîs kinayeli olarak o zattan bahsetmektedir.

 

عن حفصة زوج النبى (صلع) عن رسول الله (صلع) قال: اذا سمعتم بناس يأتون من قبل المشرق ألو دهاء يعجب الناس من زِيِّهم فقد اظلتكم الساعة.

 

“Doğu tarafından gelen ve deha sahibleri oldukları halde, kıyafetlerine insanların taaccüb ettikleri kimselerin** zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür”.

(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-121)

 

** O siyah sancaklıların asra göre gayet garib kıyafetleri olmakla birlikte şahsiyetlerinin yüksek deha sahibleri olduğu bildirilmektedir.

 

Zührî’den şöyle rivayet edilmiştir:

 

اذا اختلف الرايات السود فيما بينهم أتاهم الرايات الصفر، فيجتمعون فى قنطرة اهل مصرفيقتتل اهل المشرق و اهل المغرب سبعا.

 

Siyah sancaklılar kendi aralarında ihtilafa düştükleri zaman sarı sancaklılar onların üzerine gelir ve Mısır’ın köprüsünde toplanırlar. Ehl-i maşrık ve ehl-i mağrib arasında 7 (gün veya hafta veya ay veya yıl mı olduğu hadîste belirtilmemiştir) harb olur**.

(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-160)

 

** Bu hadîsin verdiği haber de aynen vukua gelmiştir. o şark tarafındaki taifeler arasında ihtilâf çıkınca, yani “Kuzey İttifakı” diye tesmiye edilen kimseler o taife-yi mücahidine muhalefet edince, bu hadîste “sarı sancaklılar” ve “ehl-i mağrib” diye bahsedilen Birleşmiş Milletler ordusu, Mısır’ın köprüsü olan Süveyş Kanalında karargah kurarak “ehl-i maşrık” olan Afganistan’daki o taife-i mücahidini 7 hafta boyunca bombaladı ve sarı sancaklıların bir reisi, devletleri kendilerine tarafdar edip ifsadat yapmak için tam 40 gün dünya devletlerini dolaşarak “Deccal 40 günde dünyayı dolaşır” hadîsinin bir te’vilini gösterdi. Hadîsteki 7’den murad bu 7 hafta olabileceği gibi, harbin 7 yıl süreceğine de işaret olabilir. Allahu A’lemu bissavab.

Hadîste “sarı sancaklılar” ve “ehl-i mağrib” tabiri onların Hıristiyan milletleri olduğuna işaret etmek içindir. Çünkü batı memleketinin ekserisi Hıristiyan olduğu gibi, hadîslerde Rumlar için sarı ırk manasında “Benu Esfer” denmektedir.

Şu hadîste ise batıdan gelen bu sarı sancaklıların kumandanı ta’rif edilmekle nazar-ı dikkat çekilmekte ve bu hâdisenin Hz. Mehdî’nin hurucuna bir alamet olduğu bildirilmektedir.

 

علامة خروج المهدى ألوية تقبل من المغرب عليها رجل أعرج من كندة

 

“Mehdî-yi Ahirzamanın hurucunun alameti, batı tarafından gelen sancaklılardır ki, onların başında Kende’li  topal bir adam vardır**”.

(Naim bin Hammad Kitab-ul Fiten-205)

 

** Bu da aynen vuku bulmuştur. Afganistan’a yapılan harekatı bütün dünyaya i’lan etmek için Amerikalı General Richard Mayers tekerlekli sandalye ile dünya medyasının önüne çıkmış ve bu operasyonu haber vermiştir. Bu hadîs-i nebevî, bu hâdiseyi mu’cizane haber verdiği gibi, bu harekata katılan kimselerin de sakat kalacağına işaret etmektedir.

Yine bir başka hadîs-i nebevîde  şöyle buyrulmaktadır:

 

تخرج رايات سود لبنى العباس ثم تخرج من خراسان اخرى, سود قلانسهم و ثيابهم بيض على مقدمتهم رجل يقال له شعيب بن صلح من تميم يهزمون اصحاب السفيانى حتى ينزل ببيت المقدس يوطئ للمهدى سلطانه و يمد اليه ثلثمائة من الشام يكون بين خروجه و بين ان يسلم الامر للمهدى اثنان و سبعون شهرا

“Siyah sancaklılar, Abbasoğulları için çıkar. Sonra bir başka def’a da Horasan’dan çıkar ki; takkeleri siyah, elbiseleri beyazdır. Onların kumandanı Temim’den Şuayb bin Salih denilen bir adamdır ki, Süfyanî’nin adamlarını hezimete uğratır. Ta Beyt-i Makdis’e iner, Mehdî’nin hakimiyetine zemin hazırlar, ona Şam’dan üçyüz kişi yardım eder, onun hurucuyla Mehdî’ye emrin (vazifenin) teslim edilmesi arasında yetmiş iki ay zaman vardır**.

( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -42)

 

** Siyah sancaklar ilk olarak, Ebu Müslim Horasanî eliyle Abbasi devleti için çekilmiştir. Şimdi de şarktan çıkan siyah sancaklıların reisi tarafından Mehdî için çekilmiştir. O zatın ordularının Filistin’e kadar ulaşacaklarını ve Şam ahalisinden de yardım göreceklerini bu hadîs bildirmektedir. Hadîslerde geçen Şam’dan murad sadece şu anki Şam şehri değil, Filistin dahil olmak üzere Şam-ı Kübra’dır. Siyah sancaklıların 72 ay, yani 6 sene sonra Mehdî’ye işi teslim etmesine gelince; eğer o hareketin ilk çıkış tarihi olan Miladî 1996 yılı esas alınırsa 2002 tarihine tevafuk etmektedir. Eğer mağrib ordusunun  bu Taife-i Nuriye’ye hücumu zamanı olan 2001 yılı esas alınırsa 2007 tarihine tevafuk etmektedir. Fakat bu tarihler takribî tarihlerdir.

 

Hem bu hadîs gibi şu hadîs de o Zât’ın Filistin’e kadar gideceğini göstermektedir:

 

تخرج من خراسان رايات سود لا يردها شىء حتى تنصب بايلياء

 

“Horasan’dan siyah sancaklılar çıkar ki, tâ Îliya’ya (Kudüs’e) o sancağı dikinceye kadar, kimse onlara karşı koyamaz.”

(Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî,c.5/ s.627)

و انه يخرج رايات سود فيقاتل السفيانى فيهم شاب من بنى هاشم فى كفه اليسرى خال و فى مقدمته رجل من تميم يدعى بشعيب بن صالح فيهزمهم وان السفيانى اذا خرج بعث خيله لاهل خراسان فيخرجون الى المهدى فيلتقى هو و الهاشمى برايات سود على مقدمته شعيب بن صالح فيلتقى هو و السفيانى فى باب اصطخر فيكون بينهم مقتلة عظيمة فتظهر الرايات السود و تهرب خيل السفيانى فعند ذلك يتمنى الناس المهدى و يطلبونه

“Ve muhakkak Siyah Sancaklılar çıkar, Süfyanî ile harb ederler. O siyah sancaklıların içinde Beni Haşim’den bir genç vardır ki, sol avucunda bir ben vardır. Onun ordusunun başında, Temim’li Şuayb bin Salih diye çağrılan bir adam vardır. O kumandan Süfyanî’leri hezimete uğratır. Ve Süfyanî çıktığı zaman ordusunu Horasan ahalisine gönderir ve o ordu Mehdî’ye karşı çıkar. O (Süfyanî), Haşimî ile beraber olan Şuayb bin Salih’in kumandası altındaki siyah sancaklılarla “İstehar” kapısında karşılaşırlar. Aralarında büyük bir harb olur. Siyah sancaklılar galip gelir ve Süfyanî’nin ordusu kaçar. Bu sırada insanlar Mehdî’yi temenni ediyor ve arıyorlardır**”.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi -40)

 

** Süfyanî: Şeriat-ı Muhammediye’yi tahribe çalışan ve Büyük Deccal’in ileri karakolu hükmünde onun öncülüğünü yapan ve dehşetli deha sahibleri olan ve küçük Deccaller hükmünde Alem-i İslam’ın başındaki bütün münafık devlet reisleridir. Hadîslerde bu Süfyaniyetin birinci reisinin Türkler içinde çıkacağı bildirilmektedir. Bu haber verilen ve Süfyaniyetin birinci reisi olan Süfyan ise çıkmış ve kendisi ölmüştür. Fakat kendi yerinde bütün Alem-i İslam’da küçük küçük Süfyanlar miras bırakmıştır. Ve teşkil ettiği komitesi de hala devam etmektedir. Buna göre bu hadîslerde geçen Süfyanî, o Süfyan’ın bizzat kendisi olmayıp onun komitesi ve Alem-i İslam’da onun varisleri olan bütün devlet reisleridir. Bu mes’elenin halli için ahirdeki Üstad Bediüzzaman’ın (R.A.) “Beşinci Şua” namındaki eserine müracaat edilsin.

İstehar ise, eskide İran’da hüküm süren Sasanilerin başkentidir. Şu anda ise bu şehir harab edilmiştir. Haşimî ve Şuayb bin Salih’in Süfyanîlerle İstehar’da harb etmesine gelince; bu ve bunun gibi vukuat-ı istikbaliyeden haber veren hadîslerde geçen yerler metn-i hadîsten olabileceği gibi ravilerin metn-i hadîsi içtihadlarına tatbik etmeleri ve bu içtihadlarının hadîsin metnine karışmış olmasından dolayı bu yerler ravilerin istinbatları olması da mümkündür. Üstad Bediüzzaman (R.A.) bu mes’eleyi “Beşinci Şua” adlı eserinde şöyle izah etmiştir:

“Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisât-ı istikbaliye Şam’ın etrafında ve Arabistan’da tasvir edilmiş.

Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak’ta ve Şam’da ve Medine’de bulunduğundan, râvîler kendi içtihadlarıyla, daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, merkez-i Hükûmet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadîsin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler”.

Bu sebeble Haşimî ve Şuayb bin Salih’in Süfyanîlerle yaptığı bu harb Alem-i İslam’ın herhangi bir yerinde vuku bulabilir.

Hadîs mevki olarak İstehar’ı zikretmekle işaret ediyor ki; Süfyanî ordularını o zaman İran topraklarından olan Horasan civarına gönderecektir. Hem hadîs İran’ın eski payitahtını nazara vermekle işaret ediyor ki İran, Süfyanî’nin Mehdî’ye karşı çıkan ordusuna yardım edecek ve bu harbde en mühim rolü onlar oynayacaklar. Zaten aşağıda gelecek bir başka hadîs de bunu haber verdiği gibi İmam-ı Ali de (K.V.) İran’ın Süfyaniyete ve Deccaliyete yardım edeceğine işaret etmektedir. Bu husus için İmam-ı Ali’nin (K.V.) divanlarına ve “El-İşâa Lieşrat-is Sâat” kitabına müracaat olunsun.

Hem hadîsten anlaşılıyor ki, Şuayb bin Salih Süfyanî’nin ordularıyla büyük bir harb yapacak ve onu mağlub edecektir. Ve Şuayb bin Salih, Hz. Mehdî’ye zemin hazırlayacak ve onun ordusu Mehdî’nin de ordusu olacaktır.

Bu hadîsin ihbarat-ı gaybiyeleri de kısmen vukua gelmiştir. Şöyle ki; Büyük Süfyanın ordusu Afganistan’daki taife-yi mücahidin ile harbetmek için Horasan civarına gittiği gibi Alem-i İslam’daki diğer bütün Süfyanlar da ona destek vererek tabi oldular. Hem büyük Süfyanın ordusu, oradaki Deccaliyetin ve Süfyancıkların ordularının kumandasını aldılar. Hatta Kuzey İttifakı dahi yine o büyük Süfyan’a bağlı ve Ye’cüc ve Me’cüc taifesine ait kişilerdir. Müslümanların galebesi ise inşaallah yakın bir zamanda vukua gelecektir.

Hadîste ki Haşimî genç ise Allahu A’lem, o zatların reisine işarettir.

Hem hadîsteki “Süfyanî çıktığı zaman ordusunu Horasan ahalisine gönderir ve o ordu Mehdî’ye karşı çıkar” cümlesinden murad, Mehdî’ye zemin hazırlayan insanlara karşı çıkar demektir. Çünkü hadîsin devamındaki “bu sırada insanlar Mehdî’yi temenni ediyor ve arıyorlardır” ifadesinden anlaşılıyor ki, Hz. Mehdî o vakitte zuhur etmeyip belki ona yakın bir tarihte zuhur ederek Alem-i İslam’ın başına geçecektir.

 

عن انس بن مالك رضى الله عنه ان رسول الله صلع قال: يتبع الدجال من يهود اصبهان سبعون الفا عليهم الطيالسة. رواه مسلمز

 

Enes bin Malik’ten (R.A.):

Peygamber (A.S.M.) şöyle buyurdu:

“Deccal’a, İsfehan Yahudilerinden taylesanlı (sarıklı ve cübbeli) yetmiş bin kişi tabi’ olacaktır**”.

(Müslim, Et-Tac Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5/s.627)

 

** Yani Yahudi uleması İran devletini kandırarak Deccal ordusuna yardım ettirir.

اذ خرج السفيانى فى ستين و ثلثمائة راكب حتى ياتى دمشق فلا ياتى عليهم شهر حتى يتابعه من كلب ثلاثون الفا فيبعث جيشه الى العراق فيقتل بالزوراء مائة الف و يخرجون الى الكوفة فينتهبونها, فعند ذلك تخرج راية من المشرق و يقودها رجل من تميم يقال له شعيب بن صالح فيستنقذ ما فى ايديهم من سبى اهل الكوفة ويقتلهم

 

 

 

“Süfyanî 360 süvariyle çıkıp, tâ Dımeşk’e geldiğinde, daha üzerinden bir ay geçmeden Kelb’den 30.000 kişi ona tabi olur O da ordusunu Irak’a gönderir ve Zevra denilen bölgede 100.000 kişiyi katl eder. Ve Kûfe’ye çıkarlar ve orayı talan edip harab ederler. Bu sırada doğudan bir sancak çıkar ki, ona kendisine Şuayb bin Salih denilen Temim’den bir zat kumandanlık eder. Onların ellerindeki Kûfe ahalisinden olan esirleri kurtarır ve o Süfyanîleri öldürür**”.

( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-38)

 

** Zevra, Irak’ın kuzeyi ile Türkiye’nin güneydoğusunu içine alan bir bölgenin adıdır. Kelb kabilesi ise meşhur bir kabile olmakla beraber aşağıda gelen bir hadîste İngilizler hakkında da bu ifade kullanıldığı için Süfyanîye tabi olan bu kabilenin kim olduğunu zaman gösterecektir.

Bu hadîsten şöyle anlaşılıyor ki; Süfyanîler, Irak ve Suriye’nin tahribi hususunda mühim bir fitne çevirecektir. Her ne kadar Irak harbinde Süfyanîlerin bu icraatının bazı numuneleri görüldü ise de, ileride nasıl bir tahribat yapacağını hâdiseler zuhur etmeden tam olarak anlamamız mümkün değildir. Amma anlaşılan şudur ki; her halükarda Şuayb bin Salih denilen zatın orduları Irak ahalisini esaretten kurtaracaktır inşaallah.

فاذا راى الناس ذلك اتاه ابدال الشام و عصائب العراق فيبايعونه فينشئ رجل من قريش اخواله كلب فيبعث اى المهدى عليهم بعثا يقتلونهم فتقسم غنائمهم و يعمل فى الناس بسنة نبيهم

 

“İnsanlar Onu (Mehdî’yi) gördüklerinde Şam’ın ebdalları ve Irak’ın aşiretleri ona gelir ve biat ederler. Ve Kureyş’ten bir adam çıkar ki dayıları kelbdir. Mehdî onları katledecek bir orduyu üzerlerine gönderir. Onlar mağlub edilip, ganimetleri taksim edilir. Ve Mehdî insanlar arasında peygamberlerinin sünnetiyle amel eder**”.

( Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi-40)

 

** Hâdisat vuku bulmadan evvel istikbale ait hadîslerin manasını tam olarak anlamak mümkün değildir. Ancak vukuundan sonra ilimde rasih olanlar,  te’villerini anlarlar. İşte bu hadîste de Kureyş’ten çıkan o adamın dayılarının  “kelb” olması evvelde meşhur Kelb kabilesi olduğu zannedilirdi. Şimdi anlaşılıyor ki o Kelb’den murad İngilizlerdir. Ve bu hadîs, halkı gibi kendisi de Kureyşî olan ve İngilizlere hizmet eden ve annesi tarafı İngiliz olan Ürdün kralı Abdullah’dan haber vermektedir. Onun Hz. Mehdî’nin ordusuna karşı çıkacağını bildirmektedir. Aynen haber verdiği gibi vuku bulmuştur. Hadîsin işaret ettiği akıbetlerini ise zaman tefsir edecektir.

 

ورد فى حديث “ان اصحاب الكهف يكونون اعوان المهدى”

Hadîste varid olmuştur ki: “Ashab-ı Kehf, Mehdî-yi Ahirzamanın yardımcıları olur**”.

 (Mektubat-ı İmam-ı Rabbani)

 

** Allah-u a’lem bunun bir manası şudur ki, dünyaca meşhur mağaralar sahibi olan bir kavim, Deccal ile muharebe ederken, mağaralara sığınıp Kur’an’a ve Şeriata yardım edecekleri ve Mehdî’ye zemin hazırlayacakları gibi, diğer bir taife-i ehl-i hakîkat da, ahirzamanda Hakîkat-ı Kur’aniye’yi ve Şeriat-ı Garra-i Muhammediye’yi ders vererek, her yerde Deccaliyet ve Süfyaniyet komitelerinin tecavüzkar tazyikatlarından dolayı, gizli olarak ve mağaramisal gizli yerlerde, mücahede-i ilmiye ile Mehdîy-i Ahirzaman’a aynen o taife misillu zemin hazırlayacaklarına da işarettir. Yoksa Ashab-ı Kehf ünvanıyla meşhur olan taife, yeniden dirilecek demek değildir. Bu hadîsin de bir manası, aynen vücuda gelmiştir. Şu hadîs-i şerif de bu mes’eleye işaret etmektedir:

 

ليفرّنّ الناس من الدجال فى الجبال قالت ام شريك يا رسول الله فاين الاعرب يومئذن؟ قال هم قليل

 

 

“İnsanlar Deccal’dan dağlara kaçacaklar. Ümmü Şerik dedi ki: Ya Resulellah, o gün arablar nerdedir? Resul-i Ekrem (S.A.V.) : ‘O gün onlar azdırlar’ dedi”.

 (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c.5)

سيكون فى رمضان صوت و فى شوال معمعة و فى ذى القعدة تحارب القبائل و علامته نهب الحاج و تكون ملحمة بمنى يكثر فيها القتل و تسيل الدماء حتى تسيل دمائهم على الجمرة حتى يهرب صاحبهم فيؤتى بين الركن و المقام فيبايع و هو كاره.

 

“Ramazanda bir ses olacak, Şevval’de harb ve Zilka’de ayında da kabile savaşları olacak. Ve Mehdî’nin hurucunun alameti; hacıların talan edilmesi ve Mina’da çok kimselerin öldürüldüğü bir melhamenin (kanlı bir harbin) vuku bulmasıdır. Bunda öyle bir kan akar ki, hatta cemreye kadar kanları ulaşır. Nihayet onların sahibleri olan Mehdî kaçarak, Rükün ve Makam arasına gelir. İstemediği halde orada ona biat edilir**”.

(Fetava-i Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi, s.39)

 

** Burada olduğu gibi diğer bazı hadîslerde de ahirzamana ait hâdisat anlatılırken, semadan gelen seslerden bahsedilmektedir. Hatta bütün insanların bu sesleri duyacaklarından ve bir rivayette de her milletin kendi lisanıyla bu sesi duyacaklarından bahsedilmektedir. İşte bunlardan murad, Allahu A’lem televizyon ve radyo gibi muhabere vasıtaları ile verilen haberlerdir ki, semadaki uydularla bir haber dünyanın her tarafına ulaşmakta ve her millet kendi lisanıyla bu haberleri duymaktadır. Binaenaleyh bu hadîsin verdiği haberin bir te’vili de meşrîk canibinde zuhur etmiştir. Şöyle ki, Birleşmiş Milletler ordusu Ramazan ayında Afganistan’ı havadan vurmaya başladı ve bu hâdise, bütün dünyaya muhabere vasıtalarıyla i’lan edildi. Herkes oradan gelen haberlerle meşgul oldu. Bir ay sonra Şevval’de, meşrikteki o taife-i mücahidin o bölgenin çeşitli yerlerinde, Deccaliyet ve Süfyaniyetin ordusu olan Birleşmiş Milletler ordusu ve onun müttefikleri ile muharebe ettiler. Zilka’de ayı geldiğinde ise, Kuzey İttifakı Afganistan’ın idaresini devr aldıktan sonra o bölgedeki kabileler arasında savaşlar olmaya başladı. Bu şekilde Hadîsin mu’cizane verdiği haberin bir vechi, vukua geldi.

Amma hacıların talan edilmesi ve Mina’da çok kimselerin öldürülmesi ise; ya daha evvel vukua gelen Hac’da İranlıların sebeb olduğu meşhur kanlı hâdisedir. Veyahut istikbalde vukua gelecektir.

Hadîsin devamı ise Hz. Mehdî’nin zuhurunun yakın olduğuna işaret etmektedir. Mehdî’ye Rükün ve Makam arasında biat edilmesi ise daha evvel izah edildiği gibi eğer bu ifade metn-i hadîsten ise aynen bu mevkilerde vuku bulabileceği gibi ravilerin istinbatı olması cihetiyle Alem-i İslam’ın herhangi bir yerinde de vuku bulabilir.

 

Ka’b’dan gelen şu rivayet de, hadîslerin ihbar ettiği bu hâdiselerin enbiya-i salifenin kitablarında da mevcud olduğunu isbat etmektedir:

 

عن كعب انه قال: “انى اجد المهدى مكتوبا فى اسفار الانبياء ما فى عمله ظلم و لا عيب. و ان اول لواء يعقده ببيعته الى الترك فيهزمهم و ياخذ منهم من السبى و الاموال. ثم يسير الىالشام فيفتحها, ثم يعتق كل من معه فيعطى اصحابه قيمتهم.                                                                      

      وانه يكون بعد المهدى خليفة من اهل اليمن من قحطان اخو المهدى فى دينه يعمل بعمله و هو الذى يفتح مدينة الروم و يصيب غنائمها. و ان الدجال يحاصر المؤنين ببيت المقدس فيصيبهم جوع شديد حتى ياكلوا اوتار قسيهم من الجوع.  فبينماهم على ذلك اذ سمعوا اصواتا فى الغلس فيقولون: ان هذا لصوت رجل شبعان.  فينظرون فاذا بعيسى بن مريم عليه الصلاة و السلام فتقام الصلاة فيرجع امام المسلمين المهدى فيقول عيسى: تقدم فلك اقيمت الصلاة. فيصلى بهم تلك الليلة ثم يكون عيسى اماما بعدها.                 

      و انه اذا ملك رجل الشام واخر مصر فاقتتل الشامى و المصرى و سبى اهل الشام قبائل من مصر. و اقبل رجل من المشرق برايات سود صغار قبل صاحب الشام. فهو الذى يؤدى الطاعة الى المهدى.”

 

Ka’b dan rivayet edilmiştir ki, o dedi: “Ben Mehdî’yi enbiyanın kitaplarında yazılı gördüm ki, onun amelinde ne zulüm vardır ne de ayıp. O ilk harp sancağını Türk’lere karşı** çeker. Onları hezimete uğratır ve onlardan esirler ve mallar alır. Sonra Şam’a gider, orayı fetheder. Sonra beraberindeki bütün esirleri azad eder ve arkadaşlarına kıymetlerini öder. Mehdî’den sonra Yemen ahalisinden ve “Kahtan” beldesinden biri halife olur ki, Mehdî’nin din kardeşidir. Onun ameliyle amel eder. Ve Rum şehrini fetheden ve ganimetlerini alan odur.

Ve Deccal mü’minleri Beyt-i Makdis’de muhasara eder. Orada mü’minlere öyle şiddetli bir açlık isabet eder ki, açlıktan ok yaylarının iplerini yerler. O hal üzerindeyken sabahın ilk vakitlerinde bir ses duyarlar. Derler ki  “bu karnı  tok bir adamın sesidir”. Bakarlar ki, o Meryem oğlu İsa’dır (A.S.). Bu esnada namaz için ikamet edilir. Müslümanların imamı Mehdî, Hz. İsa’yı (A.S.) imamete geçirmek için geri döner, İsa (A.S.) ona “öne geç, namaza senin imametin için ikamet edildi” der. O gece onlara Mehdî namaz kıldırır. Bundan sonra ise İsa (A.S.) onlara imam olur.

Bir adam Şam’a ve bir diğeri de Mısır’a hakim olduklarında, bu Şamî ve Mısrî arasında bir harb olur. Şam ahalisi Mısır’dan bazı kabileleri esir eder. Doğudan bir adam küçük siyah sancaklarla Şam’ın sahibine doğru gelir, işte o Mehdî’ye itaati te’min edecek kimsedir.***

 

** Yani hakiki Türkler değil, belki Türk namı altında Süfyanî, Ye’cüc ve Me’cüc’lerdir. Tafsili daha sonra gelecektir.

*** Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; meşrîkte çıkan siyah sancaklıların ordusu Süfyanî’yi mağlub eder, Irak ve Suriye’yi fetheder ve Filistin’e kadar gider. Hem o ordu Hz. Mehdî’nin de ordusudur ve ona zemin hazırlar. Mehdî ise Hz. İsa’ya (A.S.) işi teslim eder. Hem Hz. İsa (A.S.)’ın Hz. Mehdî arkasında namaz kılmasını söylemekle işaret eder ki; Hıristiyanlardan bir cemaat İslâm’ı kabul eder ve Müslümanlarla ittifak eder. Hz. İsa da bu kuvvetle Deccaliyet’i mahveder.

(Fetava-yi Hadîsiyye, İbn-i Hacer-i Heytemi, s.42)

 

 

ورد عن ابى عبد الله الحسين بن على عليهما السلام انه قال: لصاحب هذا الامر -يعنى المهدى عليه السلام-  غيبتان احداهما تطول حتى يقول بعضهم مات و بعضهم ذهب و لا يطلع على موضعه احد من ولى و لا غيره الا المولى الذى يلى امره ثم انه يحتفى بجبال مكة و لا يطلع عليه احد

Hz. Hüseyin bin Ali (R.A.)’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Emr-i dinin başına geçecek olan zatın yani Hz. Mehdî’nin iki gaybubeti vardır (iki def’a gizlenir). Birinci gaybubeti öyle uzun olur ki hatta insanlar onun vefat ettiğini bazıları da gittiğini zannederler. Ne bir veli ne de başkası onun nerede olduğuna muttali olamaz. Ancak onu idare eden ve mütevelli-yi umuru olan Cenab-ı Hak müstesna. İkinci defa Mekke dağlarında gizlenir. Kimse ona muttali olmaz**”.

(El- İşâa Lieşrât-iss Sâat-88)

 

** Mehdî’nin gaybubetinden murad sadece zatının değil, belki onunla beraber ordusunun kaybolmasıdır. Allahu A’lem birinci gaybubet Afgan Mücahidlerinin Rus ordusundan gizlenmeleri ve kaybolmalarıdır, ikinci gaybubet ise Birleşmiş Milletlerin istilasından dolayı olan gaybubetleridir.

Hz.İsa nereye inecek ?

beyaz minare sam

Hz.

İsa aleyhisselam’ın yeryüzüne inmesiyle ilgili bir çok hadis mevcuttur. Ehli sünnet alimleri, Hz.İsa’nın yeryüzüne yeniden teşrif edeceği ve deccali öldüreceği konusunda hem fikirdir.

Peki Hz.İsa a.s nereye inecektir ? İşte bu hadis-i şerif bu sorunun cevabını nokta atışı açıklıyor :

Nevvas bin Sem’an (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“…Meryem oğlu İsa, Dımeşk’in (Şam) doğusunda bulunan beyaz minarenin yanına inecektir..”
(Ebu Davud’un rivayeti esas alınmıştır. Müslim, İbni Mace, Nesai, Ahmed, Hakim, İbni Hibban)

Hadis’te geçmekte olan Beyaz Minare Şam’daki Emevi Camii’n minaresidir. Ak minare olarak da bilinir. Camii, Hıristiyanların ilk Romalılar döneminde genişletilerek Kilise  olarak inşaa edilmiş.. Emevilerin Şam’ı işgali ile camiye çevrilmiş. Şam’ın en büyük, en eski ve görkemli camisi olarak bilinen ve kilise olarak kullanılırken 705 yılında Emevi Halifesi Velid Bin Abdülmelik tarafından bir kısmı camiye dönüştürülen Emeviye Camiisi, sonraki dönemlerde yapılan tadilatlarla genişletilerek bugün tamamen camii olarak kullanılmaya başlanmış. Caminin ilginç yönlerinden birisi de 4 farklı mezhebi temsilen 4 ayrı mihrap yapılmış olmasıdır.
Ünlü İslam alimi İmam-ı Gazali, meşhur eseri İhya-u Ulumid-din’i bu camide kaleme almış. Camide Yahya Peygamber’in kabriyle İmam Hüseyin’in Kerbela’da Yezid’in adamları tarafından kesilen ve Şam’a getirilen başının defnedildiği bir bölüm yer alıyor. Camii, özellikle İranlı Şiiler tarafından Hz. Hüseyin’in kesilen başının burada gömülü olması nedeniyle yoğun bir şekilde ziyaret ediliyor.
İranlılar, ellerindeki bez parçalarını kesik başın bulunduğu mekana sürüyor ve bölüme paralar atarak dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor.
Emevi Camii’ne kadınlar, girişte 5 Suriye Lirası karşılığında alınan kapüşonlu uzun bir giysiyle girebiliyor.

beyazd minare sam

MİMAR SİNAN ELİ DEĞMİŞ
Müslümanların inanışına göre kıyamete yakın Hz. İsa’nın yeryüzüne ineceği beyaz minare “Ak minare” bu camiide yer alıyor. Emevilerin yaptığı minare, Osmanlılar döneminde Mimar Sinan tarafından Osmanlı tarzı mimari ile uzatılmış. Hz.İsa’nın ineceği minareyi, Mimar Sinan’ın zarif bir eseri olarak Emevi Camii’nde gıpta ile seyredebilirsiniz. Mimar Sinan, Şam’da Süleymaniye Camii ve Külliyesi’ni de inşaa etmiş.
Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Süleymaniye Külliyesi, 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırıldı. Külliyeye 1566 yılında Süleymaniye Medresesi eklendi. Son derece yalın ve abartısız bir iç mimari düzene sahip olan ve Mimar Sinan’ın “Kalfalık eserlerimden biridir” dediği külliye, özellikle Türk ve diğer yabancı turistlerin uğrak mekanlarından biri olarak dikkat çekiyor.

emeviye-camii_238790

MASRAFLARI TÜRKİYE’YE AİT
Külliye içinde 1926 yılında İtalya’nın San Romeo kentinde vefat eden son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’in mezarı da yer alıyor. Son dönem Osmanlı padişahlarının torunlarından bazılarının mezarlarının da içerisinde bulunduğu bu küçük mezarlığın bakım ve tadilat masrafları ise Türkiye tarafından karşılanıyor. Külliye içindeki Süleymaniye Camii, Türkiye Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce restore ediliyor. Suriye Cumhuriyeti’nin kurulması ile bakımsızlık nedeniyle kubbesi çökme ile karşı karşıya kalan camii için Şam’ı ziyaret eden birçok Türk devlet adamı söz vermesine rağmen camiinin resterasyonu yapılmamış. En son Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın peş peşe yaptığı ziyaretler sonrasında gerekli ödenek buraya çıkarılmış ve daha önce bahçesinde Hafız Esad döneminde uçak müzesi olarak kullanıldığı külliye şimdi Osmanlı müzesi yapılmak üzere camii ve külliye restore ediliyor.

kaynak : herseyogren.com

ŞAM İLE İLGİLİ BU HADİSLER İŞİNİZE YARAYABİLİR yazıya tıklayın..

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

kuran.jpg

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

1-

Zeyd bin Sabit (r.a) şöyle rivayet etmiştir:

“Rasulullah (s.a.v)’ın yanında otururken bir gün:

-Ne mutlu Şam’a! Ne mutlu Şam’a! buyurdu. Ben:

-Şam’ın durumu nedir? Diye sordum. Rasulullah (s.a.v) da:

-Melekler kanatlarını Şam’ın üzerine germişlerdir, buyurdu.

(Tirmizi’nin rivayeti esas alınmştır. Ahmed, İbni Hibban, Hakim, Abdurrezzak)

2-

Ebu Derda (r.a) şöyle rivayet etmiştir; Rasulullah (s.a.v):

-Muhakkak ki sizler (ilerde) ordular bulacaksınız. Bir ordu Şam’da, (bir ordu) Mısır’da, (bir ordu) Irak’ta ve (bir ordu) Yemen’de, buyurdu. Ashab:

-Ey Allah’ın Rasulü! Bizim için tercih et (hangisine katılalım)? Dediler. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam ordusuna katılın, buyurdu. Ashab bu defa:

-Ey Allah’ın Rasulü! Biz koyun sürüleri olan kimseleriz. Şam’a gitmeye güç yetiremeyiz, dediler. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam ordusuna katılmaya güç yetiremeyen kimse Yemen ordusuna katılsın. Şüphesiz Allah Şam’a (ve ehline) benim için kefil olmuştur, buyurdu.

(Heysemi’nin rivayeti esas alınmıştır. Ebu Davud, Ahmed, İbni Hibban, Hakim, Taberani)

3-
Abdullah bin Amr bin el-Âs (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kitabın direğinin yastığımın altından çekildiğini görür gibi oldum. Gözümle onu takip edince onun yükselen bir nur olduğunu, onun Şam’a bırakıldığını gördüm. Dikkat edin şüphesiz iman –fitneler meydana geleceğinde- Şam’da olacaktır.”

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. Taberani)

4-

“Şam helak olduğunda artık ümmetimde hayır kalmamış demektir. Ümmetimden bir taife (kıyamet gününe kadar) hak üzere Deccal’le savaşmaya devam edecektir.”

(Hadise kaynaklarda rastlayamadım. Elbani bu lafız için, zayıf demiştir.)

5-

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar bu ümmet, her nereye yönelseler galip gelmeye devam edeceklerdir. İnsanlardan onları yardımsız bırakanlar onlara zarar veremezler. Onları çoğu; Şam halkıdır.”

(Kenzu’l-Ummal ve İbni Asakir’de geçmiş. Zayıf bir hadis.)

6-

İbni Abbas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v):

-Allah’ım! Sa’ımıza ve müddümüze bereket ver/mübarek kıl. Mekke’mize ve Medine’mize bereket ver/mübarek kıl. Şam’ımıza ve Yemen’imize bereket ver/mübarek kıl, diye dua etti. Toplulukta bulunan bir adam:

-Ey Allah’ın Peygamberi! Irak’ımıza da (dua et), dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v):

-Şeytanın boynuzu orada ortaya çıkacak ve fitne orada yayılacaktır, buyurdu.

(Taberani’nin rivayeti esas alınmıştır. Şam’a bereket duası farklı varyantlarıyla Buhari, Tirmizi, Ahmed, İbni Hibban ve diğerlerinde geçmiştir.)

7-

Abdullah bin Havale el-Ezdi (r.a), Rasulullah (s.a.v)’a:

-Ey Allah’ın Rasulü! Kalmam için bana bir belde/şehir söyle. Eğer senin ölmeyeceğini bilsem, hiçbir şeyi senin yakınında olmaya tercih etmezdim, dedi. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam’a git, buyurdu. (Abdullah der ki) Şam’ı sevmediğimi görünce Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

-Allah’ın Şam hakkında ne buyurduğunu biliyor musun? Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor: “Ey Şam! Sen benim şehirler arasında seçkin kıldığımsın! Kullarımın hayırlılarını sana girdiririm.” Şüphesiz Allah benim için Şam ve ehline kefil olmuştur.

(Heysemi’nin rivayeti esas alınmıştır.)

8-

Abdullah bin Amr, babasından (r.a) şöyle rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v):

-Kıyametten önce Hadramevt’ten veya Hadramevt tarafından bir ateş çıkacak ve insanları etrafında toplayacaktır. Ashab:
-Ey Allah’ın Rasulü! (O zaman) bize ne yapmamızı emredersin? Diye sordular. Rasulullah (s.a.v) da:
-Şam’a gidin, buyurdu.

(Tirmizi’nin rivayet esas alınmıştır. Müslim, Ahmed, İbni Hibban, Abdurrezzak, Ebu Ya’la)
9-

Nevvas bin Sem’an (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“…Meryem oğlu İsa, Dımeşk’in (Şam) doğusunda bulunan beyaz minarenin yanına inecektir..”
(Ebu Davud’un rivayeti esas alınmıştır. Müslim, İbni Mace, Nesai, Ahmed, Hakim, İbni Hibban)

10

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Savaşlar ve kargaşalar ortaya çıktığında, Dımeşk’te mevaliden bir birlik çıkacaktır. Onların atları Arapların en asil atları, silahları da en iyi silahları olacaktır. Allah onlarla dinini destekleyecektir.”

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. İbni Mace’de “Dımeşk’te” ifadesi geçmeksizin hadis zikredilmiştir.)

11-

Avf bin Malik el-Eşcai’nin şöyle dediğini işittim:

Tebük gazvesinde Rasulullah (s.a.v)’ın yanına geldim. Kendisi deriden bir çadır içindeydi. Bana:

-Ey Avf! Kıyametten önce şu altı şeyi say: Benim ölümüm, sonra Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunların ani ölümlerine sebep olan bir hastalık gibi aranızda hızla yayılan ölümler, sonra aranızda malın –birinize yüz dinar verilse öfkeleneceği kadar- çoğalması, sonra Arapların evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne, sonra sizlerle sarı oğulları arasında yapılacak ve onlar tarafından (her bir sancak altında) on iki bin kişinin bulunacağı seksen sancak altında üzerinize gelip bozacakları bir antlaşma, buyurdu.

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. Ahmed, Taberani)

12-

Sad bin Ebi Vakkas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Ğarb ehli kıyamet gününe kadar hak üzere üstün gelmeye devam edecektir.”
İmam Ahmed ve İbni Teymiye, ğarb ehlinin Şam ehli olduğunu söylemiştir.
(Müslim’in rivayeti esas alınmıştır.)

13-

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Mü’minler yurdunun merkezi, Şam’dadır.”

(Taberani)

14-

“Şam halkı, Allah’ın yeryüzündeki kamçısıdır. Allah, onlar vasıtasıyla dilediği kimselerden dilediği şekilde intikam alır. Şam münafıklarının, Şam mü’minlerine üstün gelmesi haramdır. Onlar (münafıklar) ancak dert, öfke ve keder içinde ölürler.”
(Ahmed’in rivayeti esas alınmıştır. Hadis mevkuftur. Taberani)

Genç Müslümanlar Blog

Kıyamet alametleri nelerdir?


Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmemişse de, alametleri âyet ve hadiste açıkça bildirilmiştir. Süper mezhepsiz olandan başkası bunları inkâr edemez.

Kıyametin büyük alametleri:

Meşhur Cibril hadisinde, bir zat, kıyametin alametlerini sordu. Resulullah da bildirdi. O zat gittikten sonra, Resulullah bize, (Bunları sorup giden, Cebrail aleyhisselam idi. Size dininizi bildirmek için gelmişti) buyurdu. (Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi)

Kıyametin bir büyük alametleri, bir de küçük alametleri vardır. Önce büyük alametleri bildirelim:
Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani, İbni Cerir ve İbni Hibban’daki hadis-i şerifte, şu on alametin çıkacağı bildirilmiştir:

1- Hazret-i Mehdi gelecek,
2- Deccal gelecek,
3- Hazret-i İsa gökten inecek,
4- Dabbet-ül-arz çıkacak,
5- Yecüc ve Mecüc çıkacak,
6- Duman çıkacak,
7- Güneş batıdan doğacak,
8- Ateş çıkacak,
9- Yer batması görülecek,
10- Kâbe yıkılacak.

İsa aleyhisselam, (Deccal’ın çıkması Kıyamet alametidir. Ben gökten inip onu öldüreceğim) dedi. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul zevaid)

Kıyametin küçük alametleri:

Kıyametin kopmasına yakın önce küçük alametler çıkacaktır. Sonra da büyük alametler çıkacaktır. Kıyametin küçük alametleri ile ilgili hadis-i şeriflerden ikisi şunlardır:
(Kıyamet alametlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vaktinde insanlara Dabbet-ül-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.) [Müslim, Ebu Davud]

(Din cahillerinin çoğalması, kıyamet alametlerindendir.) [Buhari]

Bu kadar vesikayı inkâr edene ilim sahibi denebilir mi?

Kıyamet ne zaman kopacak?

Sual: (Bu ümmetin ömrü 1500 yılı geçmez) diye bir hadis olduğu söyleniyor. Bunun için, (10 sene sonra Mehdi, 20 sene sonra İsa ortaya çıkacak. Kıyamet de, hicri 1545 ve miladi 2120’de kopacak) deniyor. Bu doğru olabilir mi?
CEVAP
Böyle bir hadis-i şerife rastlamadık. Böyle bir hadis-i şerif olsa bile, bundan kıyametin ne zaman kopacağı anlaşılmaz. Buna benzer başka hadis-i şerifler de vardır. Birkaç örnek verelim:
1- Abdullah bin Mesud’un haber verdiği hadis-i şerifte, (İslam değirmeni 35 yıl döner. Sonra helak olanlar bulunur. Daha sonra gelenler, İslamiyet’i 70 yıl kuvvetlendirirler) buyuruldu. Şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
Bu hadis-i şerifte bildirilen vaktin başlangıcı, ilk cihadın başladığı, hicretin ikinci yılıdır. 35. yılda, hazret-i Osman şehid edilerek, Müslümanlar arasında ayrılık oldu. Cihad ve İslamiyet’in yayılması durdu. Allahü teâlâ, hilafete tekrar düzen verip, cihad yeniden başladı. Emevi devletinin sonuna kadar devam etti. Abbasi devleti kurulurken, ortalık yine karıştı. Çok Müslüman öldü. Sonra Allahü teâlâ, hilafete düzen verip, Hülagü’nün Bağdat’ı yakıp yıkmasına kadar sürdü. (Kurret-ül ayneyn)

Buradaki tarihleri toplayıp da, İslamiyet 70+35=105 yıl sonra ortadan kalkar denmez. Bunlar, Müslümanların kuvvetli olduğu zamanı bildirmektedir.

2- Sa’d ibni Ebi Vakkas’ın bildirdiği hadis-i şerifte, (Dua ediyorum ki, ümmetimin kuvvetini, yarım günün sonuna kadar sürdürsün) buyuruldu. Yarım gün ne kadar denilince, Sa’d, (500 yıldır) dedi. Yine Şah Veliyyullah-ı Dehlevi, (Bu hadis-i şerif, Abbasi devletinin ömrünü [524 yılı] göstermektedir) buyurmuştur. (Kurret-ül ayneyn)

Bu hadis-i şerife bakıp da, Peygamberimizden 500 sene sonra kıyamet kopar diyen olmamıştır.

3- Bir hadis-i şerifte, (Ümmetim istikamet üzere giderse bir gün [bin yıl] yaşar. İstikamet üzere gitmezse, yarım gün [500 yıl] yaşar) buyuruldu. Buna bakıp da, hicri 1000 veya 500’de kıyamet kopar diyen olmamıştır.

4- (Dünyanın ziyneti, yüz elli yılında kaldırılır.) [Hayrat-ül-hisan]

Büyük fıkıh âlimi Şems-ül-eimme Abdülgaffar Kerderi, (Bu hadis-i şerif, İmam-ı a’zam Ebu Hanife’yi bildiriyor, çünkü o 150’de vefat etmiştir) dedi. (Redd-ül-muhtar)

Hicri 150’den sonra, İslamiyet ortadan kalkar denmez.

5- (Ümmetim beş tabakadır. Her bir tabaka 40 yıldır. Benim ve Eshabımın dönemi, ilim ve iman ehli dönemidir. 80’e kadar gelenler, iyilik ve takva ehlidir. 120’ye kadar gelenler, merhamet ve sıla ehlidir. Bunlardan sonra, 160’a kadar gelenler, sıla-ı rahimden kesilir ve birbirlerine yüz çevirir. Bunlardan sonra, 200’e kadar gelenlerde ise, harpler ve karışıklıklar olur.) [Ramuz]

Burada açıkça, (Ümmetim beş tabakadır. Her tabaka 40 yıldır) deniyor. Buna bakıp da, Peygamberimizden 200 yıl sonra kıyamet kopacak diyen olmamıştır.

Görüldüğü gibi, ümmetim şu kadar yaşar veya ümmetimin ömrü şu kadardır diye bildirilen hadis-i şeriflerin, kıyametin kopmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Cebrail aleyhisselam, meşhur Cibril hadisinde bildirildiği gibi, (Kıyamet ne zaman kopacak?) diye sorduğunda Peygamber efendimiz, (Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir) buyurmuştur. (Buhari, Müslim)

Dört âyet-i kerime meali de şöyledir:
([Resulüm] Sana, kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. Onlara de ki: Onu ancak Rabbim bilir, onun vaktini, Ondan başka belirtecek yoktur. Göklerin ve yerin, ağırlığını kaldıramayacağı o saat, sizlere ansızın gelecektir. Sen sanki biliyormuşsun gibi sana ısrarla soruyorlar. Onlara de ki: Onu bilmek ancak Allah’a mahsustur, ama insanların çoğu bu gerçeği bilmez.) [Araf 187]

(İnsanlar senden kıyametin zamanını soruyorlar. Onlara de ki: Onun bilgisi ancak Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.) [Ahzab 63]

(Kıyametin ne zaman kopacağı bilgisi yalnız Allah’a aittir. Onun bilgisi dışında hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: “Bana koştuğunuz ortaklar nerede?” diye seslendiği gün: “Sana, buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını arz ederiz” derler.) [Fussilet 47]

(Senden kıyametin ne zaman gelip çatacağını sorarlar. [Allah bildirmedikçe] sen onu nereden bilirsin ki? Onu ancak Allah bilir.) [Naziat 42-44]

Şu üç hadis-i şerif bile, hazret-i Mehdi’nin gelmesine, kıyametin kopmasına, daha çok zaman olduğunu açıkça bildirmektedir:
(Küfür, her tarafı kaplamadıkça ve açıktan yapılmadıkça Mehdi gelmez.) [M. Rabbani]

(Kıyamet kopmadan yüz yıl öncesinde yeryüzünde Allah’a ibadet eden kalmaz.) [Hâkim]

(Yeryüzünde Allah diyen Müslüman kaldığı sürece kıyamet kopmaz.) [Müslim, Tirmizi]

Allah diyen Müslüman olduğuna göre, bugün veya yarın nasıl kıyamet kopar?

Peygamber efendimizin ve Cebrail aleyhisselamın kıyametin ne zaman kopacağı bilinemez dediği bir hususta kesin tarih vermek de, ne büyük cüret, ne çirkin bir iştir.

Kıyametin kopması
Sual:
Maya Takvimi’ne göre Kıyamet kopacak dendi. Paniğe kapılanlar oldu. Acaba Kıyametin kopmasını deprem gibi bir şey mi sanıyorlar da bazı yerlere gidenler oldu? 120 yıl sonra kopacak diyenler de var. Kıyamet kopmasının alametleri yok mu?
CEVAP
Kıyametin kopmasına daha çok vardır. Kıyamet alametleri çıkmadan Kıyamet kopmaz. Din kitaplarında şöyle bildiriliyor:
Kıyametin ne zaman kopacağı açıkça bildirilmedi, kimse de anlayamaz. Fakat Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, birçok alametlerini ve başlangıçlarını haber verdi: Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam gökten Şam’a inecek, Deccal çıkacak. Yecüc ve Mecüc her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük zelzeleler olacak. Din bilgileri unutulacak. Fısk, kötülük çoğalacak. Haramlar her yerde işlenecek, Yemen’den bir ateş çıkacak. Gökler ve dağlar parçalanacak. Güneş ve Ay kararacak. Denizler birbirine karışacak ve kaynayıp kuruyacaktır. (H.L.O. İman)

Allahü teâlâ, Sur üfürüldükten sonra, Kıyametin kopmasını murat buyurduğu zaman, dağlar uçar, bulutlar gibi yürümeye başlar. Denizler birbirinin üzerine taşar. Güneşin nuru gider, kararır. Dağlar toz hâline gelir. Âlemler [ve gezegenler] birbirine girer. Yıldızlar, dizili incinin kopup dağıldığı gibi dağılır. Gökler gül yağı gibi erir ve değirmen döner gibi deveran eder ki, şiddetli bir şekilde hareket eder. Allahü teâlâ, göklerin parça parça olmasını emreder. Yerde ve gökte diri olarak kimse kalmaz, her canlı ölmüş olur. (Kıyamet ve Âhiret)

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:
Kıyamet kopacağı zaman, yıldızların yerlerinden ayrılıp dağılacağı, göklerin parçalanacağı, yeryüzünün ve dağların param parça olacakları Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmektedir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Sura bir kere üfürülünce, yeryüzü ve dağlar, yerlerinden kaldırılıp silkilecektir. O gün Kıyamet kopacak, gök yarılacak ve dağılacaktır.) [Hakka 13-16]

(Güneşin karardığı, yıldızların yerlerinden ayrılıp döküldükleri, dağların dağılıp saçıldıkları, denizlerin kaynadığı zamana…) [Tekvir ilk âyetler]

(Göğün yarıldığı ve yıldızların dağılıp yok oldukları zaman…) [İnfitar 1-2]

(Her şey yok olacak, yalnız O kalacaktır!) [Kasas 88]

Kur’an-ı kerimde, bunlar gibi, daha nice âyetler vardır. Bunların yok olacaklarına inanmamak felsefecilerin yaldızlı yalanlarına aldanmak olur. Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. İnanmak elbet lazımdır. (3/57)