Kategori arşivi: İngilizce Öğren

İngilizce günlük en çok kullanılan cümleler

adres

İNGİLİZCEDE EN ÇOK KULLANILAN 2600 CÜMLE

İt is for the best Böylesi en hayırlıdır.
İt is four fourty five / quarter to five Saat 4:45
İt is noon Saat 12:00 p.m.
İt is one fifteen / it is quarter after one Saat 1:15 a.m.
İt is ten after midnight Saat 12:10 a.m.
İt is three thirty Saat 3:30
İt sounds so good Kulağa çok hoş geliyor
İt`s time to go Gitme zamanı geldi
İt’s right for me Bana göre doğru
İt’s all up to you Her şey sana bağlı
İt’s going to carry on Bu böyle devam edecek
İt’s not just gonna to happen like that Bu sefer öyle olmayacak
İt’s not that bad O kadar da kötü değil
İt’s so boring Çok sıkıcı
January – february – march -april Ocak – şubat – mart – nisan
Japan has become a super power Japonya süper bir güç oldu
John has taught math for twenty years John 20 yıldır matematik öğretiyor
John taught math for twenty years John 20 yıl matematik öğretti
Just give me myself Beni kendime bırak
Just have a look Sadece bir göz at
Just like before Her zamanki gibi
Just settle down my dear Sadece rahatına bak sevgilim
Just tell me the truth Bana sadece doğruyu söyle
Kemal’s horse is under the tree. Kemal’in atı ağacın altındadır.
Kiss my ass Havanı alırsın
Korku filmlerinden hoşlanır. She likes horror films.
L done made it through Basardim
L don’t give a damn about who’s around Etrafımdakileri umursamam
Last summer we went to Antalya. Geçen yaz antalya’ya gittik.
Last week the weather was awfull. Geçen hefta hava berbattı.
Last Year, last month, last week Geçen yıl, geçen ay, geçen hafta
Lately I’m so tired Son günlerde çok yorgunum
Let me go Bırak da gideyim
Let me introduce you myself Sana kendimi tanıtıyım
Let´s make a new start Hadi yeni bir başlangıç yapalım
Lets go Gidelim
Lets go out Dışarı çıkalım
Let’s go to a cinema. Bir sinemaya gidelim.
Let’s go! Hadi gidelim
Let’s have dessert also. Tatlı da yiyelim
Let’s sit at this table. Bu masaya oturalım
Let’s take a taxi. Taksiye binelim.
Let’s take a walk. Yürüyüş yapalım.
Lets talk Hadi konuşalım
Lets we talk over often Görüşelim
Let’s write Yazişalım
Life seems so pathetic Hayat beş para etmez görünüyor
Listen to me now Şimdi beni dinle
Listen to the melody Melodiyi dinle
Look into my eyes Gözlerimin içine bak
Looks like you Sana benziyor
Lora has never broken a leg Lora bacağını hiç kırmadı
Love endlessly Sonsuza dek sev
Love in my heart is forever. Sevgim sonsuza dek sürecek
Mad years passed Çılgın yıllar geçti
Man has his problems. İnsanların kendi sorunları vardır.
Man make houses, women make homes Yuvayı dişi kuş yapar
Mankind has always progressed İnsanlık daima ilerlemiştir
Many a little makes a mickle Damlaya damlaya göl olur
Mary had not been coming home. Mary eve gelmekte değildi.
May I have your address? Adresinizi alabilir miyim?
May I have your phone number please? Telefon numaranızı alabilir miyim?
May I help you? Yardımcı olabilir miyim?
May I join you? Size katılabilir miyim?
May I see your passport please? Pasaport lütfen
May I write a check? Çek yazabilir miyim?
Maybe when time goes by ı’ll understand Belki zaman geçtikçe anlarım
Me too! Ben de
Mehmet is expert on computer. Mehmet bilgisayarda uzmandır.
Mehmet’s father is a teacher. Mehmet’in babası bir öğretmendir.
Mehmet’s is the most interesting book in the group. Mehmet’inki, gruptaki en enteresan kitaptır.
Melissa waited for 30 minutes Melisa 30 dakika bekledi
Mind your own business Siz kendi işinize bakın
Modern cars don’t make much noise. Modern arabalar fazla gürültüyü yapmaz.
Monday – tuesday – wednesday Pazartesi – salı – çarşamba –
More importantly, I did it my way. Daha önemlisi, herşeyi bildiğim gibi yaptım.
More or less Aşağı yukarı
Most of the apples were bad. Çoğu elmalar kötüydü.
Most people have stopped smoking. Çoğu insanlar sigarayı bıraktı.
Move it slow Yavaş hareket et
My bag are cheaper and better than the others. Benim çantam diğerlerinden daha ucuz ve daha iyi.
My brother is a lawyer. Erkek kardeşim avukattır.
My children know the address. Benim çocuklarım, adresi bilir.
My computer automate the work.
My daughters are putting this table the flowers.
My english is not good. İngilizcem iyi değil
My father build the bridges. Benim babam, köprüleri inşa eder.
My father grows wheat. Benim babam, buğday yetiştirir.
My father invited the children to england.
My father is in Afrika. Babam afrika’dadır.
My father is on the telephone. Babam telefonda.
My father is teaching English at a school. Babam bir okulda ingilizceyi öğretiyor.
My father’s English isn’t very good. Benim babamın ingilizcesi çok iyi değildir.
My Father’s name is Tom. Babamın adı tom’dur.
My friend await your doctor.
My friends are laughing the comic events. Benim arkadaşlarım, komik olaylara gülüyor.
My friends can speak English better than I. Arkadaşlarım ingilizce’yi benden iyi konuşabiliyorlar.
My grandmother await the train.
My heart is breaking Kalbim kırılıyor
My heart is worn Kalbim yıprandı
My house is a little far from here. Evim buradan biraz uzak.
My life is all you Yaşamım senden ibaret
My money was stolen. Param çalındı.
My monkeys are playing in the circus.
My mother has a green hat. Annemin yeşil bir şapkası var.
My mother is a good cook. Annem bir iyi aşçıdır.
My mother is going to buy a new dress. Benim annem, yeni bir giysi satın alacak.
My mother is inviting you the dinner. Benim annem, seni yemeğe davet ediyor.
My mother is talking at the telephone. Benim annem, telefonda konuşuyor.
My mother is talking at the telephone. Benim annem, telefonda konuşuyor.
My Mother’s name is Suzan. Annemin adı suzan’dır.
My mouth can’t speak Ağzımdan laf çıkmyor
My name is…. Benim adım …….
My patience getting short Sabrım azalıyor
My room number is 233 Oda numaram 234
My son’s name is Mark Oğlumun adı mark.
My sweet angel Tatlı meleğim
My wife’s name is Marylynne Eşimin adı marylynne
My work is over. We can go out now. İşim bitti. Şimdi çıkabiliriz.
Never felt so lonely I Hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim ben
Never leave me Beni hiç terketme
Nevermind Boşver
Nice meeting you Sizinle tanışmak çok hoş
Nice to meet you Tanıştığımıza memnun oldum
Nice to see you. Seni gördüğüme sevindim
No money Para yok
No one can better this Kimse bunu daha iyi yapamaz
No one can live in sorrow Kimse acılar içinde yaşayamaz
No one really knows why this is happening Kimse gerçekten bilmez bunun neden olduğunu
No, thanks I”ve already had one Hayır, teşekkürler ben çoktan bir tane içtim
NobOdy is calling you. Kimse seni aramıyor.
NobOdy one is waiting for you. Seni hiç kimse beklemiyor
NobOdy wants to be alone Hiç kimse yalnız olmak istemez
Not a moment to spare Boşa harcayacak bir dakikam yok
Not so great O kadar da iyi değil
Not so hot Pek iyi sayılmaz
Not yet Henüz değil
Nothin’ in my life has been the same Hayatımdaki hiçbir şey eskisi gibi olmadı
Nothing is brothering me. Hiçbir şey beni rahatsız etmiyor.
Nothing really matters Hiçbir şey önemli değil
Nothing so bad but might have been worse. Beterin beteri var
Nothing takes the past away Hiçbir şey geçmişi silemez
Now and then Ara sıra
Now I am sending my picture to you Sana resmimi gönderiyorum
Now ı’ll run from you Şimdi senden kaçıyorum
Now there’s no point in placing the blame Şimdi suçlu aramanın anlamı yok
Now we are quits. Şimdi ödeştik.
Now you`re here by my side Şimdi burada, yanımdasın
Nowadays Bu günlerde
Nurten has been ill. Nurten hasta oldu.
O bir dergi okuyor. She is reading a magazine.
O could have gone there, but I didn’t. Oraya gidebilirdim, ama gitmedim.
O otelde kalıyor. She is staying in the hotel.
O.K. – see you later Oldu – görüşmek üzere…
O.K. Buddy! Tamam dostum
O.K. Let’s catch a taxi. Tamam, gel taksiye atlayalım
Oh my god Aman tanrım
Oh, God! How could you do it! Tanrım! Bunu nasıl yapabildin!
On a weekday. Hafta içi bir gün.
On receiving your letter, A sat down to answer it. Mektubunu alır almaz, cevap yazmaya oturdum.
Once in a blue moon Kırk yılda bir
Once upon a time Bir zamanlar
One billion four billion five billion Milyar – dört milyar – beş milyar
One million – two million three million Milyon – iki milyon – üç milyon
One more time Bir kez daha
Onun arkadaşı, bir romanı satın alır. His friend buy a novel.
Onun çocuğunu arıyor. She is looking for her child.
Onun kedisi sandalyenin altında uyuyor. Her cat is sleeping under the chair.
Open your book. Kitaplarınızı açınız.
Our company is very experienced on this subject. Şirketimiz bu konuda çok tecrübelidir.
Our love will last forever. Aşkımız ömür boyu sürecek
Our problems should be shared Sorunlarımız paylaşılmalı
Our teacher’s car is in front of the school. Öğretmenimizin otomobili okulun önündedir.
Pants – skirt – coat – underwear Pantolon – etek – palto – iç çamaşır
Peace be on you Selamün aleyküm
People are afraid of them. Halk onlardan korkar.
People are going there. Halk oraya gidiyor.
People need oxygen ad water. İnsanlar oksijen veya suya gerek duyar.
Peter has been to the States twice Peter amerika’da iki kez bulundu
Piss off Defol
Please believe in me Lütfen bana inan
Please call me. Lütfen beni ara.
Please call the man waiting at the door. Lütfen kapıda bekleyen adamı çağırınız.
Please call the next student. Lütfen bir sonraki öğrenciyi çağırın.
Please continue to bear with me Lütfen benimle kalmaya devam et
Please don’t go. Lütfen gitmeyiniz.
Please forgive me Lütfen beni affet
Please go home now. Lütfen şimdi eve git.
Please speak slowly. Lütfen yavaşça konuşun.
Please stop explaining Lütfen açıklamayı bırak
Please tell me which student you like best. Lütfen bana hangi öğrenciyi en çok beğendiğini söyle.
Put some flowers on the table. Masanın üstüne birkaç çiçek koy.
Put their bags there. Onların çantalarını oraya koy.
Put your best dress on Hadi giy en güzel elbiseni
Put your pencil on the book. Kalemini kitabın üstüne koy.
Read a book tonight. Bu gece bir kitap oku.
Read those books. Şu kitapları oku.
Really? Gerçekten mi?
Recently Son zamanlarda
Recently, I have faced a lot of problems Son zamanlarda çok sorunla karşılaştım
Relax Rahatla
Right – left straight back Sağ – sol – ileri – geri
Roses are red. Güller kırmızıdır.
Roses, get red in spring. Güller ilkbaharda kızarırlar.
Sad but true Üzücü, ama gerçek
Salad – appetizer – soup – dessert Salata – meze – çorba – tatlı
Salt – pepper oil vinegar Tuz – biber – yağ – sirke
Save me Beni kurtar
Say I love you Seni seviyorum de
Say you love me and you’ll have me Beni sevdiğini ve daima seveceğini söyle
School starts on August 26th. Okul 26 ağustos’ta başlıyor
Second – minute Saniye – dakika
See you later! Tekrar görüşmek üzere!
See you next time Bir dahaki sefere görüşürüz
Seeing that he was hurt, we tried to help him. Yaralı olduğu için ona yardım etmeye çalıştık.
Seems like just yesterday Aynı dün gibi
Send me via mail Mail yoluyla gönder
Sevim found two very good chickens for them. Sevim onlar için çok iyi iki piliç buldu.
Shall I call a taxi? Bir taxi çağırayım mı?
Shall I come with you? Seninle geleyim mi?
Shall I open the window? Pencereyi açayım mı?
Shall we go to the cinema? Sinemaya gidelim mi?
Shall we have some tea? Biraz çay içelim mi?
Shall we start now? Artık başlayalım mı?
She agreed to come with us. Bizimle gelmeye razı oldu.
She agreed to our going without her. Onsuz gitmenize razı oldu.
She allowed her daughter to go swimming. Yüzmeye gitmesi için kızına izin verdi.
She ate all the apples. O, elmaların hepsini yedi.
She bought a magazine to read on the train. Trende okumak için bir dergi aldı.
She bought both scarves. O her iki eşarbı da satın aldı.
She brought another glass. O, başka bir bardak getirdi.
She cooks better than everyone I know. Tanıdığım herkesden daha iyi yemek pişirir.
She cooks better than me. Benden iyi yemek pişirir.
She could have been nicer Daha kibar olabilmeliydi
She danced with me yesterday. Dün benimle dans etti.
She denied having stolen the documents. Belgeleri çaldığını inkar etti.
She doesn’t drive as carefull as her mother. Annesi kadar dikkatli sürmez.
She doesn’t go anywhere without her husband. Kocası olmadan, o hiçbir yere gitmez.
She drives the fastest. Hızlı sürer.
She had already left when we arrived. Biz vardığımızda o gitmişti bile.
She had us waiting at the gate. Onu kapıda bekliyorduk.
She hadn’t a blue dress. Mavi bir elbisesi yoktu.
She has a beautiful apartment at Beyoğlu. Onun beyoğlu’nda bir güzel apartmanı var.
She has already had a holiday this year O bu yıl çoktan tatile çıktı
She has been in Australia for two years İki yıldır avustralya’da yaşıyor
She has been in Australia for two years Ki yıldır avustralya’da yaşıyor
She has been in China since last month Geçen aydan beri çin’de
She has been walking. O yürümekte.
She has come to see you Seni görmeye geldi
She has forgotten her name She has amnesia O, adını unuttu amnezihafıza kaybı var
She has gone away Uzaklara gitti
She has grown to be a pretty girl Büyüyerek güzel bir kız oldu
She has just had a baby. Onun daha yeni bir bebeği oldu.
She has not been succesfull so far Şu anaşimdiye kadar başarılı olamadı
She has studied very hard. O çok sıkı çalıştı.
She hasn’t spoken to him Onunla konuşmadı
She invited us. O bizi davet etti.
She is a fast runner. O hızlı bir koşucudur.
She is a little girl. O küçük bir çoçuk.
She is a pretty lady. O bir zarif hanımefendidir.
She is already a fat girl. O bir şişman kızdır.
She is also angry with me. O da bana kızgın.
She is coming. Şimdi geliyor
She is hardly/barely/scarcely tolerable. Ona tahammül edilemez.
She is not good at cooking. Yemek pişirmede iyi değildir.
She is quite an expert in archeology. O arkeolojide epeyi uzmandır.
She is reading a magazine. O bir dergi okuyor.
She is somewhat upset with me. O bana biraz kırgın.
She is staying in the hotel. O otelde kalıyor.
She is the most beautiful girl I have ever seen. Ömrümde gördüğüm en güzel kızdır.
She is the most beautiful girl in our class. Sınıfımızın en güzel kızıdır.
She is very beautiful. O çok güzeldir.
She is very friendly. O çok dostane bir insandır.
She isn’t happy, is she? O mutlu değildir, değil mi?
She knows her job very well. İşini çok iyi bilir.
She learnt English by herself, readings books. Kitaplar okuyarak kendi kendine inglizce öğrendi.
She likes horror films. Korku filmlerinden hoşlanır.
She looks like a queen. Kraliçeye benziyor.
She looks like death warmed over Çok gariban gözüküyor
She loves us. O bizi sever.
She loves you madly. O seni delice seviyor.
She might have forgotten to lock the door Kapıyı kilitlemeyi unutmuş olabilir
She must have seen this film. Bu filmi görmüş olmalı.
She never lost courage during bad times. Zor zamanlarda hiç cesaretini yitirmedi.
She opened the box using a knife. Kutuyu bir bıçak kullanarak açtı.
She plays the piano very well, doesn’t she? O çok iyi piyano çalar ,değil mi?
She runs fast. O hızlı koşar.
She seldom speaks to him. Onunla ender olarak konuşuruz.
She speaks French very well. O fransızcayı çok iyi konuşur.
She speaks Turkish fairly fluently. O Türkçe’yi oldukça akıcı bir şekilde konuşur.
She studied English. İngilizce çalıştı.
She studied quietly in the library all day. Bütün gün kütüphanede sessizce çalıştı.
She types better than I. Benden iyi daktilo yazar.
She types the fastest of all the secretaries. Tüm sekreterlerin içinde en hızlı tapaj yapandır.
She usually finishes early. Genellikle erken bitirir.
She was in class yesterday. Dün dersteydi.
She was in class yesterday. Dün dersteydi.
She was proud of winning the contest. Yarışmayı kazanmaktan övünçlüydü.
She was sleeping at 10 p.m. Last hight. Dün gece saat onda uyuyordu.
She was sleeping when I came. Ben geldiğimde uyuyordu.
She went to the office to get her papers. Kağıtlarını almak için ofise gitti.
She’s rather old for me. O benim için çok yaşlı.
She’ll buy eggs if she goes the market. Pazara giderse yumurta alacak.
Shit Kahretsin
Show me how you miss me Beni ne kadar özlediğini göster
Shut up Sus
Shut up when I’m talking to you Seninle konuştuğumda çeneni kapa
Shut up you dog Sus köpek
Smile please Gülümse
So far, up until now, as yet Şimdiye kadar, şu an itibariyle
So much the worse for you Yazıklar olsun sana
So say that you won’t leave O zaman gitmeyeceğini söyle
So so Eh, şöyle böyle
So they were very happy. Bu yüzden çok mutluydular.
So why make it harder Neden bunu zorlaştırıyorsun
So you don’t have to call Aramak zorunda değilsin
Some boys are smoking cigarettes. Bazı erkek çocuklar sigara içiyor.
Some cars are green. Bazı arabalar yeşildir.
Some cats are sleeping on the big carpet. Bazı kediler büyük halıda uyuyor.
Some chairs are wide. Bazı sandalyeler genişdir.
Some day Elbet bir gün
Some of the apples are green. Elmaların bazısı yeşildir.
Some of the classrooms are big. Sınıfların bazısı büyükdür.
Some people are waiting for you. Birkaç kişi seni bekliyor.
Some people want it all Bazıları her şeyi ister
Some students are not good. Bazı öğrenciler iyi değildir.
SomebOdy gave me the address of a good hotel. Birisi bana iyi bir otelin adresini verdi.
SomebOdy is calling you. Birisi seni arıyor.
Something is bothering me. Bir şey beni rahatsız ediyor.
Sometimes I feel ı’ve got to Run away Bazen kaçmam gerektiğini hissediyorum
Sometimes I hide Bazen saklanırım
Sometimes I run Bazen kaçarım
Sometimes we behave badly. Biz bazen kötü davranırız.
Sometimes we go walking in the woods. Bazen ormanda yürüyüşe çıkarız.
Son of a donkey Eşek oğlu eşek
Son of an animal Hayvan oğlu hayvan
Sooner or later it’s over Biliyorum ki er ya da geç bitecek
Spare the rod and spoil the child Kızını dövmeyen dizini döver
Speak to him in English. Onunla ingilizce konuşun.
Staring at your photograph Fotoğrafına bakıyorum
Stay a while Kısa bir süre kal
Stay with me Benimle kal
Steve and Carol ate at that restaurant twice Steve ve carol bu restoranda iki kere yemek yediler
Strangely, he made no mistake at all. Tuhaftır ki, hiç bir hata yapmadı.
Suddenly he began to cry. Aniden ağlamaya başladı.
Suddenly he showed up. Aniden ortaya çıktı.
Sunny will be wearing a red dress. Sunny kırmızı bir elbise giyiyor olacak.
Süreyya is far more faster than her rivals. Süreyya rakiplerinden çok daha hızlıdır.
Swimming is fun. Yüzmek eğlencelidir.
Swimming is fun. Yüzmek eğlencelidir.
Şimdi köyde yağar. İt rain at the village now.
Table – chair Masa – sandalye
Take a look at my face Yüzüme bir bak
Take a rest Biraz dinlen
Take back all the things I said to you Sana söylediğim tüm sözleri geri alıyorum
Take care Kendine iyi bak
Take it down, down Ağırdan al, yavaş
Take it easy Keyfine bak
Take it easy Kolay gelsin
Take me home. Beni eve götür.
Take some pencils. Birkaç kalem al.
Take your time Vakit kaybetme
Tell me nothing ever counts Bana hiçbir şeyin önemli olmadığını söyle
Tell me what I gotta do Bana ne yapmam gerektiğini söyle
Thank the man. Adama teşekkür et.
Thank you for the flowers. Çiçekler için teşekkür ederim.
Thanks, I am fine Sağol, iyiyim
That big island is Büyükada. Şu büyük ada büyükada’dır.
That Day, At that moment, that very moment O gün, o anda, tam o anda
That don’t impress me much Bu beni pek etkilemez
That film sounds interesting. O film ilginç gibi.
That idea is old hat Bu modası geçmiş bir fikir
That is the worst of it Bu olabileceğin en kötüsüdür
That life doesn’t always go my way Hayat her zaman istediğim gibi gitmiyor
That magazine is only published annually. O magazin sadece yılda bir yayımlanır.
That sounds like a good idea. İyi bir fikire benziyor.
That we came early didn’t surprise them. Erken gelmemiz onları şaşırtmadı.
That’s all for now Şimdilik bu kadar
The actors were all very good. Aktörlerin hepsi çok iyi idi.
The baby cannot eat so much as you can. Bebek senin kadar çok yiyemez.
The baby is hungry. Bebek acıkmış.
The baby is sleeping. Bebek uyuyor.
The bank is on the left. Banka soldadır.
The biter is sometimes bit Ava giden avlanır
The boat is going across the river. Bot nehirin karşısına gidiyor.
The book is interesting. Kitap ilginçtir.
The boy has been sleeping. Çocuk uyumakta
The boy’s dog is in the garden. Çocuğun köpeği bahçededir.
The boy’s legs are long. Çocuğun bacakları uzundur.
The building was very high. Bina çok yüksekti.
The bus is going to the city. Otobüs şehire gidiyor.
The buses were full of children. Otobüsler çocuk doluydu.
The cake tastes delicious. Pastanın tadı çok lezzetli.
The car is on the bridge. Otomobil köprüdedir.
The chicken smelled bad. Tavuk kötü kokuyordu.
The child began to cry. Çocuk ağlamaya başladı.
The children are coming in . Çocuklar geliyor.
The children are laughing the monkeys. Çocuklar, maymunlara gülüyor.
The children are looking at the teacher. Çocuklar, öğretmene bakıyor.
The children are sitting round the old woman. Çocuklar yaşlı kadının etrafında oturuyor.
The children are smiling the girls. Çocuklar kızlara gülümsüyor.
The children are walking lazily. Çocuklar tembel bir şekilde yürüyorlar.
The children go to school early in the morning. Çocuklar sabah erken okula giderler.
The child’s face is dirty. Çocuğun yüzü kirlidir.
I visit my father once a month. Babamı ayda bir ziyaret ederim.
I waited until 5 o’clock. Saat beşe kadar bekledim.
I walk slowly. Ben yavaş yürürüm.
I wanna be happy Mutlu olmak istiyorum
I wanna believe in everyting that you say Söylediğin herşeye inanmak istiyorum
I want good ones . Ben iyi olanları isterim.
I want her so much Onu o kadar çok istiyorum ki
I want more Daha fazlasını istiyorum
I want see you Seni görmek istiyorum
I want something Bir şeyler istiyorum
I want something to do Yapacak birşeyler istiyorum
I want the other car. Ben diğer arabayı istiyorum.
I want them all. Onların hepsini istiyorum.
I want to be close to you Sana yakın olmak istiyorum
I want to buy five vases. Ben beş vazoyu satın almayı isterim.
I want to go shopping alone. Ben yalnız alışverişe gitmek isterim.
I want to sit by the window please Pencere yanı bir koltuk istiyorum
I want you to know Bilmeni isrtiyorum
I wanted some money. Biraz para istedim.
I was a little bit surprised to meet him at such a place. Ona öyle bir yerde rastladığım için şaşırdım.
I was able to understand this article. Ben bu makaleyi anlayabildim. Geçmiş zaman
I was at home when they called. Beni aradıklarında evdeydim.
I was changed Değiştim
I was going to play football yesterday afternoon. Dün öğleden sonra futbol oyanayacaktım.
I was hungry then. O zaman açtım.
I was sleeping when they called. Telefon ettikleri zaman uyuyordum.
I was so sick yesterday. But today, I am a lot beter. Dün çok hastaydım. Ama bugün çok daha iyiyim.
I was studying while she was watching television. O televizyon izlerken ben çalışıyordum.
I was very angry. Çok kızgındım