Kategori arşivi: Yasin Duyan

Susmak !

susmak

“Ya hayr konuş, ya da sus” derdi bana hep eniştem. Ben de hep kızardım içten içe ona. Anladım ki; dil belasıdır müminin. İlla bir şeylere cevap vereyim, illa bir şeylerde benim de fikrim olsun mülahazasına girmek saygınlık yerine nefret kazandırıyormuş. Ya geleceği düşünmeden edilen sözlere ne demeli. Hazreti Ömer’e atfedilen “Dilden çıkan her söz, yaydan çıkmış ok gibidir” sözünün anlamı bu kadar hedefini bulmamıştı son zamanlarda.  Yunus Emre der ki; “Sözünü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz./ Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz./Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/, Söz ola zehirli aşı, bal ile yağ ede bir söz.” Ne kadar gönülden ve hakikatten konuşmuş atamız. Geleceği düşünmeden, nereye gideceğini bilmeden edilen sözlerle başımız dertte bugünlerde. Söylediklerinin pişmanlığını duyanlar, söylemediklerinin huzurunu daha çok yaşarlar. Sözler vardır incitir adamı. Bir düstur da vardır ki “incinsen de incitme” kıstasıdır. Seni incitenlere karşı sen de onlar gibi mukabele edersen, kınadığı başına gelmeden ölmeyen insanlardan olursun.

 

Bir kavgadır gidiyor son günlerde. Birileri bir şeyler diyor, diğerleri de altında kalmıyor. Ortalık kırılan gönüllerin enkazı gibi. Her iki taraf da susmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu öğrendi. Lakin birileri var gibi… Senden görünüp bizi vuran, bizden görünüp sizi vuran. “Siz” “biz” kelimelerini lugatimize sokan. Fitne ateşinin kıvılcımı elindeymiş meğerse birilerinin. Her iki kardeş de hazırmış dünden kavga etmeye. Heybede ne çok da nefret söylemleri birikmiş meğerse. Meğerse kaleleri önce içten fethetmiş birileri. Yıllarca hazırlığını yapmış fitne odakları. Birine “Bu seni devirmek istiyor” demiş. Diğerine de “Bak bu sana darbe vuruyor” demiş. Oysa ihtilaf her zaman şer değildir. İhtilafı istişare ile çözmek üstelik hayır da getirir. Her taraf da önemsiz gibi bir cümle savurur ortaya oysa sultanımız, efendimiz ne demiş; “İnsan, önemsiz sandığı bir söz söyler. Bu söz Allahü teâlânın rızasına muvafık düştüğü için kıyamete kadar ondan razı olur. Bir başkası da hiç önem vermediği bir söz yüzünden kıyamete kadar Allahü teâlânın gazabına uğrar.”(Tırmizi) İşte bu yüzden, “üç düşün, bir konuş” demiş atalarımız. Hele bu fitne zamanında değil üç, kırk kere düşünmek lazım. Ya da illa söylemek mi gerekiyor diye de düşünmek lazım. “Söz gümüş ise sükut etmek altındır” Yanan bir ateşin sönmesini isteyen, ateşe su taşır, odun değil. Mesele ateşi söndürmek değilse o zaman “ateş ehl-i insan” olurlar. Üstad Bediüzzaman “Hafızayı Beşer, nisyan ile malüldür” demiş ama her daim nisayan teşvik eden İblis, bazı zamanlarda nisyanı unutturur ve geçmişi döktürüverir ortaya. Eğer ki; sen bir insanı zulme sessiz kalmakla suçluyorsan zulmettiğini düşünüyorsun. Zalimlere hükmü veren Allah’ın hükmünü de biliyorsundur. O sebeple bırak, hükmü veren cezayı da mutlaka verir. Suizana düşüp de bir zulmeden de sen olma. Her gördüğünü, duyduğunu araştırmadan bunu tellal misali her yerde duyurma. Ola ki; halis niyeti menfi yapabilir ve kendi sonunu bu yolla hazırlayabilirsin. Sen dua ehlisin ey Ümmet… Senin işin dua etmek. Senin işin çağın hastalığı imansızlık ile mücadele etmek. Bugün “olmalı” dediklerin kalktığında “şer” olduğunu düşünme. Kendi nefsini muhasebe et. Efendimiz bir ayeti açıklarken “Bana inanıp da kadere, hayır ve şerrin benim takdirimle olduğuna inanmayan, benden başka Rab arasın” (Şirazi) hükmünü bize iletmiş. Unuttuk evet… Her şerrin altında Rabbimizin bize hazırladığı gizli bir hayrı görene kadar susmayı unuttuk. Biz konuştukça bayram yerine döndü fitne ateşine odun taşıyanların mahali.

 

Bu kavga bitsin dostlar. Oturup kendi aramızda istişare ile halledebileceğimiz meseleleri ehli olmayan insanlara mal ederek tartışmak, onları bu istişareye dahil etmek bize kaybettirir. Bizi birbirimize düşürür. Mücadele edildi, sözler söylendi, yaralar açıldı. Şimdi bu enkazı temizleme zamanı. Herkes bir işin ucundan tutmalı, herkes bir yaralı gönüle merhem olmalı. Kimseyi ötekileştirmeden yarım kalan şarkıyı söylemeye devam etmeli. “Her can kardeştir bize” diye başlayan dizeler, “Aynı yoldan geçmişiz biz” ile devam etmeli. Hiçbir zaman senden taraf olmayanların sen taraf olmasını manidar bularak ve zamanında çıkardığın gömleğini yırtmaya çalışanların bugün sana güzellemeler yapmalarına aldanmayarak bu bina yeniden ve daha sağlam inşa edilmeli. En önemlisi kimin ümmeti olduğunu unutmamalı. Rabbimiz, Kitabımız, Peygamberimiz, Kıblemiz ve müjdemiz aynı. Bu kadar ortak noktanın arasında neden illa bir farklılık ararız ki kendimize. Şimdi herkes sussun ve en doğru sözler konuşsun;

“Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur’ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.”

Yasin Duyan
yduyan@hotmail.com