Kategori arşivi: Bilim – Teknik

Evren teknolojik gelişmeye teşvik ediyor !

hayvanlardaki teknoloji

Teknolojik Ürün Geliştirmeye Uygun Tasarlanmış Bir Evren

Şüphesiz gerek fotonların gerekse elektronların davranış biçimleri sebepsiz değildir. “Bu davranış biçimleri ile ortaya çıkan özellikler hayatımızın hangi noktalarında ön plana çıkar ve teknolojik olarak nerelerde kullanırız?” sorularının cevapları çok geniş sahayı kapsar.

Günlük hayatta kullandığımız transistorlu radyo, dijital saat, elektronik hesap makinesi, televizyon ve bilgisayarların kalbi olan transistorlar ve entegreler gibi sıradan aletlerin yanı sıra modern biyoloji ve kimyanın temellerini, DNA üzerine yapılan çözümlemeleri ve lazer teknolojisini hep atomların bugünkü davranış özelliklerine sahip olarak yaratılmış olmasına borçluyuz.

Bugün her evde kullanılan televizyonlar, bilgisayar ekranları, bilgisayarın kasa olarak tabir edilen bölümünün içindeki parçaların hemen hemen tamamı, telefonlar, radyolar, teypler, kısacası, elektronik malzeme içeren bütün cihazlar hep atomların belli dış etkilere karşı gösterdiği tepkilerden yararlanılarak oluşturulmuştur.

Bunlardan hemen her evde kullanılan televizyonu ele alalım: Televizyon anten yardımıyla vericilerden aldığı bilgileri bazı elektronik parçaların yardımıyla ekrana iletir. Ekran da bu bilgiler görsel hale getirilirler. Televizyonun antenine gelen dalgalar, tıpkı ses dalgalarının kulak zarını titreştirmesi gibi anten içinde bulunan elektronları titreştirir. Titreşen bu elektronlar, gelen televizyon dalgasıyla aynı titreşim sayısına sahip olacak şekilde salınırlar. Bu salınım bir kablo boyunca televizyona taşınır ve televizyonda bulunan birtakım elektronik aletlerle gelen titreşimler deşifre edilir. Ön hazırlık evresi diyebileceğimiz bu deşifre etme kısmında ekranın hangi noktasına hangi enerjiye sahip elektron düşürüleceği belirlenir.

Bu bölümde deşifre edilen bilgilere göre, halk arasında televizyon tüpü denilen kısımda elektronlar ekranın farklı kısımlarına, çeşitli enerjilerde fırlatılırlar. Kısacası bu tüp, elektronların ekranın uygun yerlerine gerekli enerjilerde düşürülmesini sağlayan bir aygıttır. Olay bununla da bitmez, biz ekranda direkt elektronları görmeyiz. Çünkü ekran flüoresans madde ile kaplıdır. Ve bu madde üzerine düşürülen elektronlar, sahip oldukları enerjiyle bağlantılı olarak farklı renkte fotonlar meydana getirirler.

Bu aynı zamanda elektronların parçacık özelliği göstermesinden faydalanılarak elde edilmiş bir sonuçtur. Elektron sanki bir bilye gibi yönlendirilmekte ve karşısındaki ekrana fırlatılmakta, böylece ekranda nokta şeklinde bir görüntü oluşmaktadır.

Elektronların parçacık özelliği göstermesi sonucu televizyon elde edilmiştir. Ve televizyon için sıralanan olayların hepsi, bizim algılamamıza kıyasla bir anda gerçekleşmekte, böylelikle hiç kesintisiz ardı ardına gelen görüntüler almaktayız.

Bu bilgiler, elektronların yani kuantum parçacıklarının elektrik ve manyetik alanlarda gösterdikleri davranışların incelenmesi ile elde edilmiş sonuçlardır. Adı geçen diğer tüm aletlerde de yine elektronların yani kuantumların değişik elektrik ve manyetik alanlara karşı gösterdikleri davranışlar önemlidir. Nitekim ünlü bir teknoloji uzmanı olan George Gilder “İnanıyorum ki ışık, Allah tarafından iletişim amacıyla yaratılmış” (1) diyerek ışığın özel bir nimet olduğunu ifade ediyor.

Buraya kadar ışık derken genelde gözümüzle gördüğümüz ışığı kastettik. Ancak bilim adamları için ışık deyince gözümüzle gördüğümüz ve görmediğimiz geniş bir yelpazedeki tüm ışınları kastederler. Bunlar da tıpkı görünür ışık gibi davranırlar ve sahip oldukları özellikler nedeniyle de teknolojik araçları geliştirmemize imkan tanımışlardır.

Mesela bazı ışıklar çok alçak frekanslara sahiptir. Böyle bir ışık darbesi uzaktaki bir hedefe çarpıp bir saniyede hatta daha kısa bir anda geri dönebilmektedir. Üstelik ışığı gönderdiğiniz ortam sisli, puslu ya da bulutlarla kaplı olsa bile ışık kendine verilen görevi yerine getirebilmektedir. Böyle ışık dalgaları bilim adamlarınca mikro dalga ya da radyo dalgası olarak adlandırılır. Radyo dalgalarının eşsiz özelliği sayesinde, dalganın gidiş ve dönüş süresi hesaplanarak ışığı yansıtan cismin ne kadar uzakta olduğu ölçülebilmektedir. Bugün radyo dalgalarının bu üstün özellikleri sayesinde radarları (2)kullanabilmekteyiz. Radarlar sayesinde, askeri uzmanlar uçak, gemi, tank gibi düşman hedeflerini, meteorologlar da yağmurları önceden belirleyebilmekte, astronomlar ise gezegenlere ait bilgiler edinebilmektedir.(3)

Elektromanyetik dalgaların boşluktaki yayılma hızları ışık hızına eşittir (saniyede 300.000 km). Eğer vericilerden çıkan sinyaller daha yavaş bir hızla yayılsaydı bugünkü birçok iletişim imkanına sahip olamazdık. Mesela uzaklardaki bir olayı saniye saniye canlı bir yayınla izlememiz mümkün olmazdı. Bu durumda radyo ve TV kitle iletişim araçlarının yanında bireysel haberleşme de son derece kullanışsız hale gelirdi. Mesela Türkiye ile Japonya arasındaki bir-iki dakikalık bir telefon görüşmesi saatler boyunca sürebilirdi. Ancak böyle bir şey olmaz çünkü elektromanyetik dalgalar ilk ortaya çıktıklarından beri en iyi istifade edeceğimiz hızda yayılmaktadır. (4)

Çevremizde gördüğümüz bütün teknoloji ürünleri vicdanıyla ve aklıyla bakan her insan için birer yaratılış delili olma özelliği taşır. Örneğin mercekleri sayesinde en uzak yıldızları bile yanı başımızdaymış gibi gösteren teleskoplar, yüzlerce kilometre yolu birkaç saatte gitmemizi sağlayan arabalar, saniyede milyarlarca işlem yapabilen bilgisayarlar, televizyonlar, elektrik ampulleri ve bunlar gibi daha niceleri Allah’ı tanımak isteyen her insan için birer yaratılış delilidir. Dev bir yıldızın hayatı, büyük bir yaratılış delili olabileceği gibi bir bilgisayarın içindeki elektronik devre parçası da insanları imana yönelten bir hakikat olabilir.

Hayatı boyunca etrafında gördüğü veya duyduğu herşeyde Allah’ın ayetlerini fark edip bunlar üzerinde düşünmek mümin için büyük bir sorumluluktur. Vicdan sahibi her insan bunun bilincindedir. Ve Allah’ın yarattığı milyonlarca canlının, kusursuzca yayıp döşediği yeryüzünün ve uçsuz bucaksız göklerin arasında yaşarken, bunları düşünmeden, ölümün ahiretin varlığından gaflet içinde bir yaşam sürdürürse bunun hesabını veremeyeceğini bilir.

————————–

Populerbilgi.com

1- Joel Achenbach, “Işığın Gücü”, National Geographic Türkiye, Ekim 2001, s.128.
2- Radar kelimesi, İngilizce “Radio Detection And Ranging” kelimelerinin baş harfleri kullanılarak türetilmiştir.Anlamı Radyo dalgaları ile bulma ve mesafe belirlemedir.
3- Isaac Asimov, Asimov’s Guide to Science, (Türkçe baskı: Asimov Bilim Rehberi, e Yayınları, 1986, s.493)
4- http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index?kategori_id=4&soru_id=1230

Kablosuz internet sağlığa zararlı mı?

Son yıllarda internet teknolojilerinin gelişmesiyle kablolardan da kurtulmaya başlanıldı..  Odaları kaplayan, ayaklara dolanan ve sorun teşkil eden kablolar ortadan kalktı..

Yakın zamanlarda 2,1 – 2,5 ghz gibi düşük frekansla internet kablosuz hale getirildi. Normal şartlarda bu frekansların insan sağlığına zarar verdiği tespit edilmemiştir. Zira bu frekanslar cep telefonundan da düşüktür. Henüz bu teknoloji yeni olduğu için detaylı bir araştırma ve ya laboratuvar sonuçları gibi kesin yargılar yoktur. Bu yüzden, her ihtimale karşı evinizdeki kablsozu internet aygıtınızı ve ya modeminizi az kullandıgınız bir odaya taşımanız sizin için daha iyi olacaktır..

NİÇİN KANDİL KELİMESİ KULLANILIYOR?

REGAİP KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

“Regaip” kelime olarak rağbet olunan şey ve büyük ikram anlamına gelmektedir.
Rağbet nedir?
İstek, arzu ve beğenme…
İnsan rağbet ettiği değerlere göre rağbet görür.
İçtiği kaynağın berraklığına göre berrak sözler söyler.
Mevlânâ “Nereye gidiyorsun sen; işte O’sun sen” der.
Kötülüğe rağbet eden de kötüye vurgu yapar.Kısaca rağbet ettiğini heceler insanoğlu.

Recep ayının ilk cuma gecesi olan Regaip Kandili, Allah’ın kullarına bol bol bağışta bulunması için dua edilen bir gecedir.

Recep ayı, Hicri Takvimde üç ayların başlangıç ayıdır ve üç aylarda 4 kandil gecesi kutlanır.

Üç aylar, İslâm’ın mübarek saydığı hicrî kamerî aylardan recep, şaban ve ramazan aylarıdır. Recep ayında, Regaip ve Mi’râç, Şaban ayında Berat; Ramazan ayında ise Kadir gibi dört ayrı önemli olarak düşünülen gece bulunmaktadır.

NİÇİN KANDİL KELİMESİ KULLANILIYOR?

Türkiye’de Osmanlı Devleti padişahı II. Selim’den itibaren bu kutlama gün ve gecelerinde, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.

“GÜZEL; BİR AYNADAN KENDİNİ SEYREDEN SONSUZLUKTUR.”*

Sözlerinizi dokuyan güzel olan olmadıktan sonra, onun hakkında nasıl konuşabilirsiniz ki?

Gece indiğinde kentin gözcüsü: “Tan ağarınca, güzel doğu’dan görünecek,” der.

Gün öğleye erdiğinde çalışanlar ve sokakları dolduranlar: “Güzel’i gördük, gurûbun* pencerelerine yaslanmış yeryüzüne bakıyordu.” derler.

Kışın, kar içinde yaşayanlar: “Mevsim bahara ersin, Güzel, tepelerden aşıp gelecek,” derler.
Ve yazın sıcağında ekin biçenlerin: “Güzel’i gördük, güz yapraklarıyla dans ediyordu ve saçlarında bir tutam kar vardı,” dediklerini duyarsınız.

Bir yürektir tutuşmuş, bir can’dır büyülenmiş.

Güzel; bir aynadan kendini seyreden sonsuzluktur.

(* Halil CİBRAN (Khalil Gibran), “ERMİŞ” [“The Prophet” (Nebi)], Anahtar Kitaplar Yayınevi, 3,Basım 1999 İstanbul s.87-88

——————
“Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. O göğüslerin özünü çok iyi bilendir.” [Fâtır Suresi, 38.ayet]

SIRRI MERAK EDİLEN ‘RORAIMA DAĞI’ veya KAYIP DÜNYA

rora1

Amazon Ormanlarından gökyüzüne doğru fırlayan ve sanki bir el tarafından yapıldığı izlenimi veren kuvars dağı, gizemiyle kayıp dünya olarak adlandırılıyor.

rora2

Brezilya ve Venezuela arasında bulunan Roraima Dağı, dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Amazon ormanlarının ortasından fırlayan ve bulutların üzerine çıkan 2770 metre yüksekliğindeki Roraima Dağı, bilim insanlarının tanımıyla kayıp dünyadır.

rora3

Son derece sert kuvars taşından oluşan bu ilginç dağ, bir mimarın elinden çıkmış görüntüsü vermektedir. Çünkü 4 bir yanından yontulmuş el yapımı bir binayı andırıyor. Bu görüntüsü yüzünden uzun süre bu dağı burada yaşayan insanların yapmış olabileceği düşünüldü. Bu yönde çok sayıda araştırma yapılmasına rağmen bu tezi doğrulayacak bir bulguya rastlanmadı. Kaldı ki böylesine devasa bir dağın insan tarafından yapılması için eşi benzeri görülmemiş çok üstün teknoloji şarttır.

rora4

Bu sarp ve çıkılması çok zor olan dağın sadece görünümü değil, zirvedeki esrarengiz coğrafi farklılıkları da bir türlü çözülemedi. Dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Bu kadar sert bir dağda çok sayıda şelale bulunmasının bilim insanlarına göre çok şaşırtıcı ve eşsiz bir örnek. Dağın zirvesinde sayısız mağara ve tüneller bulunuyor. Bu tüneller içerisinde uzunluğu yaklaşık 500 metre olan mağaralar var. 44 metre yüksekliğinde ve tamamen kuvars tüneller, burada inceleme yapan yer bilimcileri bile şaşkına çevirdi.

Bazı alanları saf granitten olan Roraima Dağı, sadece kendi görüntüsüyle değil üzerinde yaşayan canılarla da şaşırtıyor. Mesela dünyanın en küçük kurbağası bu dağın zirvesinde yaşıyor. Ayrıca dağda yaşayan birçok bitki ve hayvanları buradan başka yerde görmek mümkün değil.

Eğer dünya üzerindeki bir yapının eşi benzeri yoksa, alışıla gelmiş fizik ve coğrafya kanunları burada daha farklı işletiliyorsa burada durup düşünmek lazım.. Kendi kendine olabilir mi ? Bu müthiş koşullar kendi kendine sağlanabilir mi ? Buradaki canlılığın yaşamını sürdürebilmesi için koruyucu güç gerekmez mi ? Böylesine muntazam bir şekil bir dağda kendi kendine oluşabilir mi ?

rora5

YANİ ASLINDA BU DAĞDA BİR SIR YOK VE HER ŞEY ÇOK AÇIK, çünkü .. bunu yapan insan değilse, yapanın tüm dünyayı ve bilimle bilim kurallarının kendisini de var eden Yüce Allah olmaz mı ?

——-
“Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi O’nunla konuşunca: “Rabbim, bana göster, Seni göreyim” dedi. (Allah:) “Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de beni göreceksin…” [A’raf Suresi, 143.ayet]

“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin..” [İsra Suresi, 37 ayet]

rora6

rora7

Genetik kopyalama nasıl olur?

Genetik kopyalamadan bahsediliyor. İnsanı kopyalayacaklarmış, bu nasıl olur?

Bir yumurtayı bir sperm ile döllemek, döllenmiş yumurtayı uygun bir ortamda geliştirmek, yoktan yaratmak değildir. Bir mahlûkun resmini çekmek veya kopyasını almak gibi kolay bir iştir. İnsan mevcut olan şeyde değişiklik yapar. Bunun için insan değil, bir sineği bile yaratmak mümkün değildir.

İnsanın ruhu, bitki ve hayvanı ayakta tutan ruhtan farklıdır. İnsan, ruhu sayesinde vardır. İnsanın, vücudu bir marangozun aletleri gibidir. Birine, başkalarının bütün organları takılsa, o insanın aklında, düşüncesinde, ilminde değişiklik olmaz. Marangozun eski aletleri yerine, yeni aletleri gelmiş demektir. Alet değişmekle, marangozdaki bilgi, kabiliyet değişmez. Görmeyen gözün yerine sağlam göz takılırsa görür. Kanı, kalbi, beyni de değişse, yine düşünceye tesir etmez. Sağlam organ, daha kolay iş görür. Çünkü insan, ruh demektir.

Teorik olarak insan kopyalanabilir. Fakat ruhu kopyalanamaz. Ruhun genetik yükle alakası yoktur. Her canlıda, hatta bir yumurta ikizlerinde de ruhlar farklıdır. Bir evliyanın veya meşhur bir sanatkârın kopyası yapılsa, kopyalamadan meydana gelecek bebek büyüdüğü zaman ilmi, aklı, zekâsı ve kabiliyetleri farklı olur.

Kopyalamada, gazetelerdeki ifadeye göre, ya ana veya baba yoktur. Genetik karakter anadan gelirse, ananın kromozomları kendi ana ve babasının kromozomlarının karışımıdır. Dolayısıyla doğacak bebek, annesinin değil, anneannesinin ve dedesinin kromozomlarını taşır. Soy bakımından karışık bir hilkat garibesi olur. Bu bakımdan da insanlarda kopyalama zararlı olur.

Klonlama için bazı gazeteler, “İnsan bir koyun yarattı, insan insanı yaratıyor” diye başlıklar attılar. Klonlamaya yaratmak denmez. Çünkü yaratmak, yoktan var etmektir. Klonlamada, Allahü teâlâ tarafından yaratılmış bir hücrenin içindeki genetik materyal kullanılmaktadır. Bu materyaller annenin yumurtasına aktarılmaktadır. Ruh yine Allahü teâlâ tarafından verilmektedir. Buna yaratmak denmez. Un, şeker ve yağdan helva yapmak gibidir. Unu, şeker ve yağı yoktan kimse yaratamaz. Ancak mevcut olan malzemeler kullanılarak yeni bir ürün meydana getirilir.

Klonlama ile meydana gelecek insan, Allahü teâlânın verdiği farklı bir ruha sahip olur. Fiziksel beden hemen herkeste aşağı yukarı aynıdır. İnsan ruhu sayesinde farklılıklar arz eder. Klonlama da kopyalanan sadece fiziksel özelliklerdir. Tek yumurta ikizlerinin DNA bilgileri yani fiziksel özellikler birbirinin benzeridir, ancak ruhlar farklıdır.

Klonlama konusunda çalışan İtalyan Prof. Dr. Severino Antinori diyor ki: “Bu klonlama fotokopi gibi değildir. Ayni kişiler imal etmiyoruz. Vücudun fotokopisi yapılabilir ama psikolojik durumu yapılamaz.” Bunun için bir insan ruhu ile birlikte aynen kopyalanamaz.

Tecrübe edin
Soru: 
Genetik mühendisliği usulü ile yapılan üretime karşı çıkıp, “Allah’ın işine karışmayın! Yaratmak sadece Onun işidir!” diyerek, bu usulle üretilmiş bir besini yememek doğru mudur?

Bitkilerin ve hayvanların ıslahı için yapılan işlerde, (Allah’ın işine karışmayın!) sözü yanlıştır. Çünkü onları ıslah etmek, daha verimli hale getirmek Allah’ın emridir. Dinimiz, fen bilgilerini öğrenmeyi, geliştirmeyi emreder. Peygamber efendimize, (Ağaçlarımızı babalarımızdan gördüğümüz gibi mi yetiştirelim, yoksa Yemen’deki gibi aşılayıp da, daha iyi ürün mü elde edelim?) diye sordular.

Resulullah efendimiz, (Biraz bekleyin! Cebrail aleyhisselama sorar, bildiririm!) veya (Biraz düşüneyim, Rabbim, kalbime doğrusunu bildirir) demedi ve (Tecrübe edin! Bir kısım ağaçları, babalarınızın usulü ile, bir kısmını da, Yemen’deki usul ile aşılayın! Hangisi daha iyi ürün verirse, her zaman o usul ile yapın!) buyurdu. Yani fennin esası olan tecrübeye güvenmeyi emretti. Kendisi melekten anlar veya mübarek kalbine doğar idi. Fakat, dünyanın her tarafında, kıyamete kadar gelecek Müslümanların, tecrübeye, fenne güvenmelerini işaret buyurdu.

Meyve ve sebzelerde yapılan teknik çalışmalar sayesinde, daha iyi ürün almak elbette çok faydalıdır. Bundan yıllar önce, pazarda kafa kadar büyümüş patateslere rastladık. Merak kabilinden aldık. Pişirince saman gibi olduğunu gördük. Şu halde hormonlu, şişko patates gibi tatsız tuzsuz uygulamalar elbette tasvip edilemez.

Hayvanların da daha iyi et, süt, yumurta vs. vermeleri için onları ıslah etmek faydalıdır ve dinimize aykırı değildir. Hatta çocuğu olmayan nikâhlı eşlerin, birbirinden alınacak materyallerle, tüp bebek denilen usulle, çocuk sahibi olmalarında hiç mahzur yoktur. Ancak bu muamele yapılırken haram işlenmemelidir. Genetik kopyalama usulü ile elde edilen evcil hayvanların sağlığa zararı yoksa buna itiraz etmek yanlıştır.

Kur’an’ın Matematiksel Mucizeleri

http://www.kuranmucizeleri.com

KURAN’DA KELİME TEKRARLARI

Kuran’ın şimdiye dek incelediğimiz mucizevi özelliklerinin dışında bir de “matematiksel mucize”leri vardır. Bu mucizeye bir örnek, Kuran’daki bazı kelime tekrarlarının verdiği ortak sayıdır. Birbiriyle ilgili bazı kelimeler şaşırtıcı bir biçimde aynı sayıda tekrarlanırlar. Aşağıda, bu tür kelimeler ve Kuran içindeki tekrarlanış sayıları verilmiştir.

“Yedi gök” tabiri 7 kere geçer. “Göklerin yaratılışı (halku semavat)” ifadesi de 7 kere tekrarlanır.

YEDİ GÖK(seb’a semavat)
GÖKLERİN YARATILIŞI
(halku’s semavat)
7 kere
7 kere

“Gün (yevm)” tekil olarak 365 kere geçerken, çoğul yani “günler (eyyam ve yevmeyn)” kelimeleri 30 defa tekrarlanır. “Ay” kelimesinin tekrar sayısı ise 12’dir

GÜN
GÜNLER
AY
yevm
eyyam,yevmeyn
şehr
365
30
12

“Bitki” ve “ağaç” kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır: 26

BİTKİ
AĞAÇ
26 kere
26 kere

“Ceza (karşılık)” kelimesi 117 kere yer alırken, Kuran’ın temel ahlak özelliklerinden olan “mağfiret (bağışlama) ” ifadesi, bu sayının tam 2 katı kadar yani 234 kere tekrarlanır.

CEZA
AFFETMEK
117 kere
2×117=234 kere

“De” kelimelerini saydığımızda çıkan sonuç 332’dir. “Dediler” kelimesini saydığımızda da aynı rakamı elde ederiz.

DE
DEDİLER
332 kere
332 kere

“Dünya” kelimesi ve “ahiret” kelimesinin tekrarlanış sayıları da aynıdır: 115

DÜNYA
AHİRET
115 kere
115 kere

“Şeytan” kelimesi Kuran’da 88 kere geçer. “Melek” kelimesinin tekrar sayısı da 88’dir.

ŞEYTAN
MELEK
88 kere
88 kere

“İman” (tamlama almadan) ve “küfür” kelimeleri Kuran boyunca 25 kere tekrarlanır.

İMAN
KÜFÜR
25 kere
25 kere

“Cennet” kelimesi ve “cehennem” kelimesi de aynı sayıda tekrarlanır: 77.

CENNET
CEHENNEM
77 kere
77 kere

“Zekat” kelimesi Kuran’da 32 kere tekrarlanırken, “bereket” kelimesinin tekrarlanış sayısı da 32’dir.

ZEKAT
BEREKET
32 kere
32 kere

“İyiler (ebrar)” 6 kere tekrarlanırken, “kötüler (fuccar)” kelimesi ise tam yarısı kadar yani 3 kere geçer.

İYİLER
KÖTÜLER
6 kere
3 kere

“Yaz-sıcak” kelimeleri ile “kış-soğuk” kelimelerinin geçiş sayıları da aynıdır: 5

YAZ-SICAK
KIŞ-SOĞUK
1+4=5 kere
1+4=5 kere

“Şarap (hımr)” ve “sarhoşluk (sekere)” kelimeleri de Kuran’da aynı sayıda tekrarlanır: 6

ŞARAP
SARHOŞLUK
hımr
sekere
6 kere
6 kere

“Akletmek” ve “nur” kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 49

AKLETMEK
NUR
49 kere
49 kere

“Dil” ve “vaaz” kelimeleri eşit sayıda -25 kere- tekrar edilir:

DİL
VAAZ
25 kere
25 kere

“Yarar” kelimesi 50, “bozma” kelimesi de 50 kere tekrarlanır.

YARAR
BOZMA
50 kere
50 kere

“Ecir” ve “fail” kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 108

ECİR
FAİL
108 kere
108 kere

“Sevgi” ve “itaat” kelimelerinin tekrar sayısı aynıdır: 83

SEVGİ
İTAAT
83 kere
83 kere

“Dönüş” ve “sonsuz” kelimeleri, eşit sayıda yer almaktadır: 28

DÖNÜŞ
SONSUZ
75 kere
75 kere

“Musibet” kelimesi ve “şükür” kelimesi, Kuran’da aynı sayıda geçmektedir: 75 kere

MUSİBET
ŞÜKÜR
75 kere
75 kere

“Güneş (şems)” ve “ışık (nur)” kelimeleri Kuran’da 33’er kez geçmektedir.

GÜNEŞ
IŞIK
şems
nur
33 kere
33 kere

* Sayımda “nur” kelimesinin sadece yalın halleri dikkate alınmıştır.

Doğru yola ileten (Elhuda)” ve “rahmet” kelimelerinin tekrar sayısı eşittir: 79

DOĞRU YOLA İLETEN
RAHMET
79 kere
79 kere

Kuran’da “sıkıntı” kelimesi 13 kere yer alırken, “huzur” kelimesi de 13 kere tekrarlanmaktadır.

SIKINTI
HUZUR
13 kere
13 kere

“Kadın” ve “erkek” kelimelerinin tekrar sayısı da aynıdır: 23
Kadın-erkek kelimelerinin Kuran’da tekrar sayısı olan 23, aynı zamanda insan embriyosunun oluşumunda yumurta ve spermden gelen kromozom sayısıdır. İnsanın kromozom sayısı da anne ve babadan gelen 23’er kromozomun toplamı olarak 46’dır.

KADIN
ERKEK
23 kere
23 kere

“Hıyanet” kelimesi 16 kere geçerken, “habis” kelimesinin tekrar sayısı da 16’dır.

HIYANET
HABİS
16 kere
16 kere
Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasının Katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok ayrılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı.
(Nisa Suresi, 82)

“İnsan” kelimesi Kuran’da 65 kere geçer; insanın yaratılış safhalarının sayısının toplamı da aynıdır:

İNSAN
65
TOPRAK
NUTFE
EMBRİYO
BİR ÇİĞNEMLİK ET
KEMİK
ET
turabun
nutfun
alak
meda’a
ızamun
lehmun
17
12
6
3
15
12
TOPLAM
65

Salavat kelimesi bütün Kuran’da 5 kere geçer ve Allah insanlara günde beş defa namaz kılmalarını bildirmiştir.

“Kara” kelimesi Kuran’da 13 kere geçerken, “deniz” kelimesi 32 kere geçmektedir. Bu sayıların toplamı bize 45 sayısını verir. Eğer karaların Kuran’da bahsediliş sayısı olan 13’ü 45’e bölersek, %28,888888888889 sayısını buluruz. Denizlerin Kuran’da bahsediliş sayısı olan 32’yi 45’e böldüğümüz zaman ise, %71,111111111111 sayısını buluruz. Bu oranlar ise, gezegenimizdeki su ve kara parçalarının gerçek oranıdır.238

KARA
DENİZ
TOPLAM
13 kere
32 kere
45 kere
13/45=%28,88888889
32/45=%71,11111111

MANTİS KARİDESİNİN SIRRI!

“Current Biology” dergisine yayınlanan makaleye göre; Mantis karidesi daha önce hiçbir canlıda gözlemlenmeyen bir görüşe sahip, çünkü Mantis Karidesi polarize ışığı rahatlıkla görebilir. Polarize ışık başka canlının ancak bir filtre yardımıyla görebildiği ve parlak yüzeyle, güneşin yansıttığı ışık türüdür. Mantis’in bu görüş kapasitesi, dördüncü bir görme çeşidinin keşfine işaret ediyor. Mantis karidesinin dairesel polarize ışıkları görebilme yeteneğinin, bir iletişim aracı olabileceği sanılıyor.

Mantis karidesi, aslında bir karides olmayan ama bir karidese benzeyen büyük ve vahşi bir deniz kabuklusudur.

Araştırmayı yürüten Avusturalya Queensland Üniversitesi’nden Justin Marshall, Mantis’lerin görebildiği dairesel polarize ışığı, sağa ya da sola spiraller çizen bir ışın olarak tarif etmektedir. Bilim insanları, daha önce bu ışığı yansıtan böcekler görmüş olsa da; bu ışığı görebilen bir canlıyı hiç görmemişlerdi.

Marshall; “BU ÇOK KOMPLİKE BİR FİZİK… AMA BAZI HAYVANLARIN BUNU BİRŞEYLER İÇİN KULLANDIĞINI BİLMEK DAHA DA HARİKA” diyor. Bu ışığı kullanmak için, Mantis’lerin gözlerinde “tek bir doğru üzerindeki” polarize ışığı yakalayabilecek, fotoresöptörlere “tam olarak” 45 derece açısı olan bir tür filtreleri olması gerekir. Bu filtre dairesel polarize ışığı tek bir “doğru” şekline dönüştürür.

Marshall, bir çok hayvanın “doğrusal” polarize ışığı kullandığını söylüyor. Ancak insanlar, sadece gözleri kamaşarak bakabiliyorlar ve polarize güneş gözlüğüne ihtiyaç duyuyorlar.

Yapılan çalışmada, araştırmacılar Mantis Karidesi’nin bu muhteşem görüş kapasitesini inceleyerek ne için kullandığını bulmaya çalışıyor. Şu ana kadar yapılan deneylerde 400 milyon yıl önceden beri yaşayan bu canlının, cinsellik, iletişim ya da avlanma için bu ışığı görme yetisiyle donatıldığına dair sonuç tahminleri var.

———–
“Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip yayması O’nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir.” [Şura Suresi, 29.ayet]

MANDARIN ÖRDEĞİ

MANDARIN ÖRDEĞİ

Mandarin ördeği (Aix galericulata), Ördekgiller familyasından orta büyüklükte çok renkli bir ördek türüdür.

Yaklaşık olarak 41-49 cm uzunluğunda, 65-75 cm kanat açıklığındadır. Erkek ve dişi arasında oldukça belirgin tüy rengi farklıklıkları vardır. Erkekler göz alıcı ve çeşitli renkleriyle oldukça dikkat çekiciyken, dişiler oldukça sıradan tüylere sahiplerdir.

Yabani hayatta Mandarin ördekleri, sığ göllerin yakınındaki kalabalık koruluklar, çalılar ya da küçük havuz bitkilerin yakınlarında yaşarlar. Yuvaları su yakınındaki ağaç oyuklarına yaparlar. Yumurtadan çıktıklarından kısa süre sonra anneleri yere doğru uçarak yavruları oyuktan çıkmaları için kandırır.

Asya’da bulunanlar kışları Çin’in doğusuna ve Japonya’nın güneylerindeki ovalara göç ederler.