Kategori arşivi: Dini Konular

Yabancı filozoflar İman ve İslam düşünceleri!

yabancı filozofların islam hakkında düşünceleri

Her ilmin doğruluk ve kesinliğinin ancak ve yalnız vahyi bilgiye bağlı olduğunu açıkça görüp anlıyorum. Öyle ki, onu bilmeden önce, başka hiçbir şeyi tam olarak bilemezdim. Descartes

Hz. Muhammed (s.a)’in şuur ve idrak timsali olduğu; beyninin, iman ışıkları ve kâmil bir itikad-ı yakîn ile pürnur olduğu muhakkaktır.
O, muassırlarını aynı heyecanla alevlemiş, bu sıfatlarla teçhiz etmiştir. Hz. Muhammed başardığı ıslahatı, ilâhi bir vahiy olarak takdim etmiştir. Bu, ilâhi bir vahiydir. Hz. Muhammed (s.a.)’in dini, akıl kaidelerinin İlhamlarına tamamıyla uygundur. Bu kadar mükemmel ve esrarengiz, her insanın tedkikine bu kadar açık olan bir din, muhakkak insanları kendisine çeken, mucizeli bir kudrete sahiptir. Müslümanlığın bu kudreti taşıdığında şüphe yoktur. Edward Monte

Allah’tan, Peygamber aşkının bir zerresine sahip olmayı dile. Zira, milletleri yaşatan onun aşkıdır. Kâinat, onun aşkı ile vücut bulmuştur. Varlıktaki gizli cevheri, o aşkın aşikar tecellisi meydana çıkardı. Ruha ancak onun aşkı sükûn ve huzur verir. Onun aşkı, gecesi olmayan bir gündür. Muhammed İkbal

Kur’an, on üç asır boyunca milyonlarca insanın hafızasını süslemiş, muhayyilesini galeyana getirmiş, seciyesini tanzim etmiş ve belki de şuur ve idrakini ürperti içinde bırakmıştır. Saf ve sade ruhlara dünyada mevcut imanların en safını, en açığını, dinî merasimi en sade olanını ve bilhassa putperestlik ve papazlıkla hiç bir alâkası olmayan şeklini temin etmiştir. Kur’an’daki ilâhi vahiy, mü’minlerin manevî ve fikrî seviyelerini yükseltmiş, içtimaî birlikle cemiyet nizamını tanzim etmiş, sağlığı koruma esaslarını öğretmiş, hurafecilikle zalimliği sindirmiştir. Din esaslarını öyle tabirlerle tarif etmiştir ki, hiç bir hırıstiyan veyahut yahudinin onları inkârına imkan yoktur. Will Durant

Yeni keşiflerin veyahut ilim ve irfanın yardımı ile hallolan yahut çözülmesine uğraşılan meseleler arasında bir mesele yoktur ki, İslâmiyet’in esasları ile çatışsın. Kur’an-ı Kerim ve onun öğrettikleri şeyler ile fıtri kanunlar ve fenler arasında tam bir ahenk görülmektedir. Lavazon

Hayat âleminin değişen devrelerine göre uyum kabiliyeti olan ve her devre hitap edecek güçte bulunan tek din İslâmiyettir. Ben, müslümanlığın yarınki Avrupa için kabule değer olacağını söylemiştim. Nasıl ki, bugünkü Avrupa’nın kabule değer bulduğunu öğrenmeye başladık. Daha şimdiden benim milletimden ve öteki Avrupalılardan birçok kişiler Hz. Muhammed (s.a)’in dinine girmiş bulunuyorlar. Bu suretle Avrupa’nın, İslâmlaşmaya başlamış olduğunu söyleyebilirim. 1900 miladi asrının bitmesinden evvel bütün Britanya imparatorluğunun Muhammed (s.a)’in dinini kabul edeceğini sanıyorum. Bernard Shaw

Hz. Muhammed, kelimenin tam manâsıyla bir peygamberdir. O, İslâm’ın idealleştirdiği hayat tarzının modelidir.
Hz. Muhammed’i bir defa peygamber kabul ettiğimizde, tutarlı olmak için, onun elindeki kitabı da Allah kelâmı kabul etmemiz gerekir.. Hans Kung

Kur’an’ın nazarında haşmetli bir hükümdarla zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’an Allah’ın birliğine en kuvvetli bir delildir. Filozofça bir beyne sahip olan bir muvahhid, İslâmiyet’in nokta-i nazarını kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık, belki bugünkü fikir inkişafımızdan daha yüksek bir dindir. Edward Gibon

Ahde Vefa (Yaşanmış bir olayın Hikayesi)

ahde vefa resmi

Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzuruna üç genç geldi ve dediler:

-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.

Bu söz üzerine Hz.Ömer, suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doğrumu diye sorar.
Suçlanan genç, “evet doğrudur” der.
Bu söz üzerine Hz Ömer:
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki güzelliği ve asaleti nedeniyle dönen bir defa daha bakıyor. Hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı, atıma bir taş attı, atım oracıkta öldü.

Nefsime bu durum ağır geldi, ben de ona bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.

Bu söz üzerine Hz.Ömer, söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin… Kısas olmalı !

Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz, yetimin de hakkını zayi ettiğiniz için Allah indin’de sorumlu olursunuz. Bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum, der.

Hz.Ömer :
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,

Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar, derki;
-Bu zat benim yerime kalır, (eliyle gösterdiği o ahlak timsali muhteşem zat Hz peygamber (s.a.v) efendimizin en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelen Amr ibni Asr’ dan başkası değildir.) Hz Ömer Amr ‘a dönerek
-Ey amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabi:
-Evet, ben kefilim, der ve genç adam serbest bırakılır.

Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur.. Medinenin ileri gelenleri Hz.Ömer’e gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr ibni Asr’a verilecek idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler. Fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.

Hz.Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.

Hz Amr ibni Asr ise tam bir teslimiyet içerisinde derki,
-Biz de sözümüzün arkasındayız.

Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.

Hz.Ömer gence dönerek derki,
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.

Genç vakurla başını kaldırır ve:
-“Ahde vefasızlık etti demesinler” diye geldim, der.

Hz.Ömer başını bu defa çevirir ve Amr ibni Asr’a derki,
-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?

Amr ibni Asr :
-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, “insanlık öldü” demesinler diye kabul ettim, der.

Bu durum karşısında gençler söz alır ve :
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, derler.

Bu kez Hz.Ömer :
– Biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?

Gençlerin cevabı dehşetlidir :
– “Merhametli insan kalmadı” demesinler diye.
******
Hikayenin Adı Ahde Vefa’dır. Paylaşarak eşe dosta güzel bir şey okutmuş olun..

Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn 9 ortak noktası!

peygamberleri ortak özellikleri

Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn Arasındaki Benzerlikler

 
Dünyada büyük bir hakimiyet kurduğu, Kuran’da bildirilen bir diğer Müslüman lider de Hz. Zülkarneyn’dir. Hz. Süleyman’ın hayatı ile Hz.Zülkarneyn’in hayatı arasında birçok yönden büyük benzerliklerbulunmaktadır:
 
 
 
YERYÜZÜNDE İKTİDAR SAHİBİ OLMALARI
 
Allah Hz. Zülkarneyn’e de, aynı Hz. Süleyman’a olduğu gibi, “yeryüzünde sapasağlam bir iktidar” (Kehf Suresi, 84) vermiştir. Ayette geçen “sapasağlam” ifadesiyle hem ekonomik, hem askeri, hem de siyasi açıdan güçlü bir iktidarın önemine dikkat çekilmiş olabilir. Hz. Zülkarneyn bu gücü sayesinde doğudan batıya büyük bir coğrafyaya hakim olmuş, nizam vermiş bir liderdir. (Hz. Zülkarneyn hakkında detaylı bilgi için bkz. Kehf Suresi’nden Ahir Zamana İşaretler, Harun Yahya, 2001, Global Yayıncılık)
 
AKILLI VE İMANLI LİDERLER OLMALARI
 
Kuran’da Hz. Zülkarneyn’e “herşeyden bir yol (sebep)” (Kehf Suresi, 54) verildiği bildirilir. Bu ifadeyle, Hz. Zülkarneyn’in ferasetli, basiretli, herşeye çözüm bulan, akıllı bir lider olduğuna işaret edilmektedir. Hz. Süleyman da, Kuran’da, cinlerin, şeytanların yönlendirilmesinden devlet yönetimine kadar her konuda akıl örnekleri anlatılan bir peygamberdir.
 
Hz. Zülkarneyn, kitap boyunca ihtişamını anlattığımız Hz. Süleyman gibi çok güçlü ve tüm dünyaya nam salmış bir devletin başındadır. Kuran’da diğer kavimlerin ondan yardım talebinde bulunduğu ve karmaşık gibi gözüken sorunlarına çözüm istedikleri haber verilmektedir. Yönetimi altında bulunmayan topluluklarca dahi “yeryüzünde bozgunculuğu ve fitneyi önleyen bir kişi” olarak tanınmakta, sıkıntı içinde olan halklar ona başvurmaktadırlar. Kehf Suresi’nde “iki seddin önünde, hemen hemen hiçbir sözü anlamayan” şeklinde tanıtılan bir kavmin ondan yardım istediği şöyle bildirilir:
 
Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94)
 
ÜSTÜN ASKERİ GÜÇLERİ
 
 
Kitabın önceki bölümlerinde detaylı olarak gördüğümüz gibi Hz. Süleyman’ın çok güçlü orduları bulunmaktadır. Neml Suresi’nde şu şekilde bildirilir:
 
Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız. (Neml Suresi, 37)
 
Hz. Zülkarneyn’in de Hz. Süleyman gibi çok büyük bir askeri güce sahip olduğunu yine Kehf Suresi’ndeki bazı ayetlerden anlarız:
 
Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” Dedi ki: “Kim zulmederse biz onu azablandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırır.” (Kehf Suresi, 86-87)
 
Hz. Zülkarneyn yeryüzünde bozgunculuk çıkaran inkarcı toplulukları azaba uğratmakta, onların insanlara zulmetmelerine izin vermemektedir. Bunu da büyük askeri gücü sayesinde gerçekleştirmektedir. Bu ayetlerden, dünya hakimi olacak bir devletin çok büyük bir askeri
güce sahip olması gerektiği anlaşılmaktadır.
 
ADALETLE HÜKMETMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın adil yönetimini önceki sayfalarda detaylarıyla anlattık. Hz. Zülkarneyn’in uygulamalarının çok adaletli, hakkaniyetli olduğunu da Kuran’da anlatılan kıssasından anlamaktayız. Hz. Zülkarneyn’in kendisinden bozgunculuğa karşı yardım isteyen bir halka, hemen yardım etmesi bunun delillerindendir. Her iki kıssada da adil bir yönetime dikkat çekilmesi ise şunu göstermektedir: Dünyanın dört bir yanında güvenliği, huzuru, adaleti ve istikrarı sağlayabilmek için askeri ve polisiye güçle birlikte, çok güçlü bir hukuk sistemi de büyük bir önem taşır.
 
 
Şeyh Ali Bedevi’nin celi sülüs levhası, Zümer Suresi 53. ayet: (Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

HEDİYE KABUL ETMEMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi’nin gönderdiği hediyeyi kabul etmediğini ve hediyeleri getiren elçilere çok hikmetli bir karşılık verdiğini belirtmiştik. Hz. Süleyman’ın cevabı şu şekildedir:
 
(Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi. (Neml Suresi, 36)
 
Hz. Zülkarneyn de yapacağı yardım karşılığında kendisine vergi vermek isteyen bu kavme şu karşılığı vermiştir:
 
Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır (Kehf Suresi, 95)
 
Hediyeyi kabul etmeyip, bu teklifi yapan kişilere tüm mülkün tek sahibinin Allah olduğunu hatırlatmaları onların samimi birer Müslüman olduklarının bir delilidir. Bu örnekler her Müslüman lider için çok önemli öğütler taşımaktadır.
 
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir…
(Şura Suresi, 36)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç yetirendir.
(Ahzab Suresi, 27)
 
 
DAİMA ALLAH’A YÖNELİP DÖNMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın güzel ahlak özelliklerinin anlatıldığı bölümde, onun her an Allah’a yönelip dönen, ihlas sahibi bir kul olduğunu ayetlerle açıklamıştık. Süleyman Peygamber herhangi bir başarı elde ettiğinde, bir zafer kazandığında ya da Allah’tan kendisine bir nimet verildiğinde hemen Allah’a yönelip O’nu tesbih etmekte, tüm gücün Allah’a ait olduğunu zikretmektedir. Hz. Zülkarneyn de aynı güzel ahlaka sahiptir. Söz konusu kavmi bozgunculardan korumak için yaptığı seddin etkili olması karşısında Allah’ı şöyle zikretmiştir:
 
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. Dedi ki: “Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va’di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va’di haktır.” (Kehf Suresi, 97-98)
 
CİNLERE HÜKMETMELERİ
 
Bilindiği gibi Peygamberimiz, geçmişte yeryüzünde büyük hakimiyet kurmuş iki liderin Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Hz. Süleyman’da olduğu gibi, Hz. Zülkarneyn döneminde de cinler üzerinde bir hakimiyet kurulmuş olması söz konusu olabilir. İnsanların, kendilerine karşı Hz. Zülkarneyn’den yardım istedikleri Yecüc ve Mecüc isimli kavmin de bir cin topluluğu olma ihtimali olabilir.
 
Bu iki kıssada ve özellikle de Hz. Süleyman’la ilgili anlatılanlarda yoğun olarak cinler konusundan söz edilmesi, muhtemelen ahir zamana da işaretler içermektedir. Allah, ahir zamanda da cinleri ve şeytanları insanların hizmetine verecek olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
 
KATRAN VEYA ERİMİŞ BAKIR MADENİ KULLANMALARI
 
Hz. Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc’ü, ayette “aynel kıtri” olarak geçen maddeyi kullandığı bir set inşa ederek etkisiz hale getirmiştir:
 
“Bana demir kütleleri getirin”, iki dağın arası eşit düzeye gelince, “Körükleyin” dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: “Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.” (Kehf Suresi, 96)
 
“Aynel kıtri” kelime anlamı olarak “erimiş bakır madeni”nin yanı sıra “katran” manasına da gelmektedir. Kuran’da Hz. Zülkarneyn’in kullandığı “aynel kıtri”nin Hz. Süleyman’ın da emrine verildiği şöyle bildirilir:
 
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini (aynel kıtri) ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (Sebe Suresi, 12)
 
Ayetteki “aynel kıtri” ifadesi ile eritilmiş bakır ya da katranın Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in emrine verildiği bildirilmektedir. Resimlerde bakır ve katranın kullanımıyla ilgili örnekler görülmektedir.
 
Hem Hz. Zülkarneyn’in hem de Hz. Süleyman’ın “aynel kıtri”yi kullanması dikkat çekici bir benzerliktir. Hz. Süleyman, emrine verildiği bildirilen bu madde sayesinde kendi dönemindeki cinler ve şeytanlar üzerinde hakimiyet kurmuş olabilir. “Aynel kıtri” olarak geçen bu maddenin katran olma ihtimali vardır. Katran “gömlekleri katrandandır…” (İbrahim Suresi, 50) ayetiyle bildirildiği gibi cehennemde de bulunan bir maddedir.
 
Ayette Hz. Süleyman’ın emrine verilen bu maddeden bahsedildikten hemen sonra, cinlerin de ona hizmet ettiğinden söz edilmesi dikkat çekicidir. Hz. Süleyman da, Hz. Zülkarneyn de cinleri kontrol altına almak için bu maddeyi kullanmış olabilirler. Bu maddenin, cinlere etki eden bir özelliği olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
 
AHİR ZAMANA YÖNELİK MÜJDELER
 
Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in yaşadıkları dönemlerde gerçekleşmiş olan bu dünya hakimiyeti tüm Müslümanlar için çok büyük bir müjdedir. Çünkü bu kıssalarda ahir zamana yönelik önemli işaretler bulunmaktadır.
 
Allah’ın sınırlarını titizlikle koruyan, İslam ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak için ciddi bir çaba sarf eden ve hiçbir zorluk karşısında yılgınlık göstermeyen Müslümanlar, tarihin her döneminde mutlaka üstün geleceklerdir. Allah’ın yardımı ve desteği mutlaka onların yanında olacaktır. Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn yukarıda saydığımız özelliklerinin dünyadaki karşılığını güçlü bir hakimiyetle (ve elbette Allah’ın diğer pek çok manevi lütfu ile) almışlardır. Ahir zamanda aynı hakimiyet Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Bu, Allah’ın iman edenlere bir vaadidir. Bu hakimiyeti gerçekleştirecek olanlar ise, Peygamberimizin çeşitli hadislerinde de işaret edildiği gibi, söz konusu üstün vasıfları asırlardır karakterinde taşıyan şerefli Türk Milleti olacaktır.
 
Üç kıtaya nizam vermiş Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Türk Milleti, İslam ahlakını tüm dünya üzerinde hakim kılacak ve dünya halklarının özlemini çektikleri huzuru, barışı, sevgi ve neşe dolu bir dünyayı mutlaka oluşturacaktır. Adaletli, hoşgörülü, merhametli ve inanç sahibi Türk Milleti, bu görevi hakkıyla yerine getirecektir.
 
Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik…
(Müminun Suresi, 19)

Özür dileyenleri affedin !

özür

Peygamber Efendimiz, özür dileyenlerin özrünün kabul edilmesini istemiştir.
Üstelik, dileyen kişinin samimi olmamasının bile, özrü kabul etmeye engel olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

(Özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz, niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin.) [Hakim]

Özür dileyen kimseyi affetmek gerekir mi?

Özür dilemek üç türlü olur:
1- Yaptığı şeye mazeret göstermek, mesela uyuyakaldığım için gelemedim demek gibi. Böyle bir özrü, doğru olup olmadığını araştırmadan kabul etmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen, Kevser havuzundan içemez.)
[Hakim]

(Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günahtır.)
[Ebu Davud]

(Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur.)
[İbni Mace]

Bu hadis-i şerifler, din kardeşinin kötülük yaptığını ve özrünün yalan olduğunu bilmeyen kimse içindir. Çünkü, bunun özrünü red etmek Müslümana suizan etmek olur.

2-
Yaptım ama bir daha yapmam, keşke yapmasaydım demek. Bu, suçunu kabul edip özür dilemektir. Müslümanın özrünü reddetmek mekruhtur. Özrü kabul etmek ve kusurları affetmek, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Böyle özrü de kabul etmeyene, Allahü teâlâ azap ve gazap eder.

Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ özür dileyenin özrünü kabul eder.) [Ebu Ya’la]
Mümin, af etmesi için özür dilemesini bekler. Münafık, ayıpların ortaya çıkmasını ister.

3-
Yapmadım diyerek inkâr etmek. Yalan söylediğini bilerek özrünü kabul etmek, o kimseyi affetmek olur. Yalan söyleyerek özür dileyen böyle bir kimseyi affetmek vacip değil, müstehaptır.

Affetmek çok faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]

(Affedin ki affedilesiniz!)
[İ. Ahmed]

(Kaba davranana nazik olan, zulmedeni affeden, vermeyene ihsan eden, kendinden uzaklaşana yaklaşan, yüksek derecelere kavuşur.) [Bezzar]

Peygamberimizi rüyada görmek neye alamettir?

rüyada peygamber

Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed aleyhisselamı hakiki şekliyle gören, gerçek olarak da onu görmüş olur. Çünkü şeytanın, O’nun şekline giremeyeceğini Peygamber efendimiz şu hadislerde bizlere bildirmiştir:

(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.) [Deylemi]

(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez.) [Hatib]

(Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.)
[İbni Mace]

Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır.

Hz.Muhammed (S.a.v) rüyada gören kişinin, cennete gideceğini aşağıdaki hadis müjdelemektedir :

(Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) [İbni Asakir]

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR : 

Rüya’da Peygamberimizi gördüğümüzü anlatmak doğru olur mu?

Rüyada Peygamberimizi değişik şekillerde görmek neye alamettir?

 

Rüyada Peygamberimizi değişik şekillerde görmek!

peygamberi rüyada iş yaparken

Peygamber Efendimizi rüyasında gören kişi, her ne şekilde görmüş olursa olsun, bizzat onu görmüş demektir.  Bu rüyalarda Peygamber efendimizi bir çok değişik şekilde görmüş onlarca kişiden mesaj almaktayız.

Rüyada Peygamberi arkasından gören, yüzü hariç diğer şekliyle gören bir çok kişi bu durumu bize bildirmektedir. Saçını, vucudunu, cübbesini gördüğü halde, yüzünü göremeyen; eşyalarını ve ya bir şey yaptıgını gördüğü halde kendisini göremeyen bir çok rüyaların oldugunu bilmekteyiz.

Bu tür rüyaları Alimler, kişideki dini eksiklik olarak yorumluyor..
Bu yüzden, bu tür rüyaları görenlerin bunu büyük bir uyarı olarak algılaması ve üzerine düşenleri artık yerine getirmesi gerektiğini bilmelidir.

Ölen küçük çocukların ahiretteki durumları

Müslüman olsun gayri müslim olsun, bluğ çağına ermeden ölen çocukların hepsi cennete gider.

Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Müşriklerin ölen çocukları Cennette, Cennet ehline hizmet ederler.
Hadis-i Şerif (Taberani).

Mü’minlerin ölen küçük çocukları cennette bir dağdadır. Kıyamet günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını İbrahim Peygamber ve hanımı Sare üzerine almıştır.
Hadis-i Şerif (Müsned).

Müslümanların ölen çocukları, ahirette anne babalarına şefaatçi olurlar.

Peygamber Efendimiz (asm)’in konu ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

“Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.” (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)

“Herhangi bir Müslümanın (ergenlik çağına ermemiş) üç çocuğu ölürse, o kimseye cehennem ateşi ancak Allah’ın yemini yerine gelecek kadar kısa bir süre  dokunur.”(Buharî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Birr 150)

“Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için, bu çocuklar  cehenneme karşı mutlaka siper olur.” buyurdu. İçlerinden bir kadın:“Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?”dedi. Bunun üzerine  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır.” cevabını verdi. (Buhârî, İlim 36, Cenâiz 6, 91; İ’tisam 9; Müslim, Birr 152)

“Düşük çocuklarınıza isim veriniz. Çünkü onlar âhirette sizin için yüksek dereceler kazandırmak üzere öncülerinizdir.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1074)

“Düşük doğan çocuklarınıza isim veriniz. Ki, Allah bununla terazinizin sevap kefesini ağırlaştırsın. Aksi halde o Kıyâmet Gününde gelerek şöyle der: “Yâ Rabbi! Bunlar bana isim vermeyerek, benden elde edecekleri sevabı kaçırdılar.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1075)

“Buluğa ermeden ölen çocuklar, cennette çok canlıdırlar, hareketli balık gibidirler. Onlardan birisi ebeveynini karşılar, elbisesinden tutar, Allah kendisiyle birlikte ebeveynini de cennete koyuncaya kadar bırakmaz.”(Câmiü’s-Sağîr, III/2364)

Görüldüğü gibi bu hadisler, henüz ergenlik çağına gelmemiş üç çocuğu ölen anne ve babanın bu çocuklar sebebiyle cennete girecekleri konusunda -farklı ifadelerle de olsa- büyük bir müjde vermektedir.

Herseyogren.com ailesi olarak Allah’tan, 
evlat acısı yaşayanlara sabır vermesini, sabredenleri cennetle mükafatlandırmasını dileriz. 

Rüyada Peygamberimizi çeşitli şekillerde görmek neye alamettir

gül1

Alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan sultanı gönüllerin efendisi Hz.Muhammed (S.a.v)’i rüyada görmek, gören kişi için büyük onurdur. İslam Alimleri, Peygamber Efendimizi rüyada tam olarak gören kişinin cennete gideceğini bildirmişlerdir. Peygamber efendimizi rüyada çeşitli şekillerde görmek, yüzünü görememek ise kişinin dindeki noksanlığına işaret olarak yorumlanmıştır.

Rüyada Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamı hakiki şekliyle gören, muhakkak Onu görmüş olur. Çünkü şeytan Onun şekline giremez. Fakat şeytan başka şekle girip görünebilir.

Bazı âlimler de, (Peygamber efendimizi değişik şekilde görmek, yine Onu görmek olur. Fakat bu, o kişinin dindeki noksanlığına alamettir. Peygamber efendimizi rüyada gerçek şekliyle gören ve mümin olarak ölen herkes Cennete gider) buyurmuşlardır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Ben her surette görünürüm.) [Deylemi]

(Beni rüyada gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez.) [Hatib]

(Beni rüyada gören, uyanıkken görmüş gibidir.)
 [İbni Mace]

(Beni rüyada gören, Cehenneme girmez.) [İbni Asakir]

Peygamber Efendimizi rüyada gördüğümüzü anlatmak doğru mu ?

rüyada peygamber gördüğümüzü anlatmak

Alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan sultanı gönüllerin efendisi Hz.Muhammed (S.a.v)’i rüyada görmek, gören kişi için büyük onurdur. İslam Alimleri, Peygamber Efendimizi rüyada tam olarak gören kişinin cennete gideceğini bildirmişlerdir. Peygamber efendimizi rüyada çeşitli şekillerde görmek, yüzünü görememek ise kişinin dindeki noksanlığına işaret olarak yorumlanmıştır.

Yine Peygamber Efendimizin rüyada görülmesini İslam Alimleri ehil olmayan kişilere açıklanmasını, ulu orta her yerde anlatılmasını doğru bulmamaktadır. Günümüzde ise bir çok sahtekar, Peygamber Efendimizi rüyada gördüğünü söylerek insanlardan çıkar ummaya çalışmaktadır. Bazıları ise kibir taslamaktadır. İslam Alimleri böyle bir yanlış anlaşılmalara sebep olunmaması için bu güzel rüyaların ehil olmayanlara anlatılmamasını tavsiye etmişlerdir. Yine bazı alimler de Peygamber Efendimizi rüyasında görüp de herkese anlatan insanların bir daha Peygamber Efendimizi rüyasında göremeyeceğini söylemektedirler.

Kısaca bu güzel rüyaları anlatmak sakıncalıdır.