Kategori arşivi: Dini Makaleler

Yabancı filozoflar İman ve İslam düşünceleri!

yabancı filozofların islam hakkında düşünceleri

Her ilmin doğruluk ve kesinliğinin ancak ve yalnız vahyi bilgiye bağlı olduğunu açıkça görüp anlıyorum. Öyle ki, onu bilmeden önce, başka hiçbir şeyi tam olarak bilemezdim. Descartes

Hz. Muhammed (s.a)’in şuur ve idrak timsali olduğu; beyninin, iman ışıkları ve kâmil bir itikad-ı yakîn ile pürnur olduğu muhakkaktır.
O, muassırlarını aynı heyecanla alevlemiş, bu sıfatlarla teçhiz etmiştir. Hz. Muhammed başardığı ıslahatı, ilâhi bir vahiy olarak takdim etmiştir. Bu, ilâhi bir vahiydir. Hz. Muhammed (s.a.)’in dini, akıl kaidelerinin İlhamlarına tamamıyla uygundur. Bu kadar mükemmel ve esrarengiz, her insanın tedkikine bu kadar açık olan bir din, muhakkak insanları kendisine çeken, mucizeli bir kudrete sahiptir. Müslümanlığın bu kudreti taşıdığında şüphe yoktur. Edward Monte

Allah’tan, Peygamber aşkının bir zerresine sahip olmayı dile. Zira, milletleri yaşatan onun aşkıdır. Kâinat, onun aşkı ile vücut bulmuştur. Varlıktaki gizli cevheri, o aşkın aşikar tecellisi meydana çıkardı. Ruha ancak onun aşkı sükûn ve huzur verir. Onun aşkı, gecesi olmayan bir gündür. Muhammed İkbal

Kur’an, on üç asır boyunca milyonlarca insanın hafızasını süslemiş, muhayyilesini galeyana getirmiş, seciyesini tanzim etmiş ve belki de şuur ve idrakini ürperti içinde bırakmıştır. Saf ve sade ruhlara dünyada mevcut imanların en safını, en açığını, dinî merasimi en sade olanını ve bilhassa putperestlik ve papazlıkla hiç bir alâkası olmayan şeklini temin etmiştir. Kur’an’daki ilâhi vahiy, mü’minlerin manevî ve fikrî seviyelerini yükseltmiş, içtimaî birlikle cemiyet nizamını tanzim etmiş, sağlığı koruma esaslarını öğretmiş, hurafecilikle zalimliği sindirmiştir. Din esaslarını öyle tabirlerle tarif etmiştir ki, hiç bir hırıstiyan veyahut yahudinin onları inkârına imkan yoktur. Will Durant

Yeni keşiflerin veyahut ilim ve irfanın yardımı ile hallolan yahut çözülmesine uğraşılan meseleler arasında bir mesele yoktur ki, İslâmiyet’in esasları ile çatışsın. Kur’an-ı Kerim ve onun öğrettikleri şeyler ile fıtri kanunlar ve fenler arasında tam bir ahenk görülmektedir. Lavazon

Hayat âleminin değişen devrelerine göre uyum kabiliyeti olan ve her devre hitap edecek güçte bulunan tek din İslâmiyettir. Ben, müslümanlığın yarınki Avrupa için kabule değer olacağını söylemiştim. Nasıl ki, bugünkü Avrupa’nın kabule değer bulduğunu öğrenmeye başladık. Daha şimdiden benim milletimden ve öteki Avrupalılardan birçok kişiler Hz. Muhammed (s.a)’in dinine girmiş bulunuyorlar. Bu suretle Avrupa’nın, İslâmlaşmaya başlamış olduğunu söyleyebilirim. 1900 miladi asrının bitmesinden evvel bütün Britanya imparatorluğunun Muhammed (s.a)’in dinini kabul edeceğini sanıyorum. Bernard Shaw

Hz. Muhammed, kelimenin tam manâsıyla bir peygamberdir. O, İslâm’ın idealleştirdiği hayat tarzının modelidir.
Hz. Muhammed’i bir defa peygamber kabul ettiğimizde, tutarlı olmak için, onun elindeki kitabı da Allah kelâmı kabul etmemiz gerekir.. Hans Kung

Kur’an’ın nazarında haşmetli bir hükümdarla zavallı bir fakir arasında fark yoktur. Kur’an Allah’ın birliğine en kuvvetli bir delildir. Filozofça bir beyne sahip olan bir muvahhid, İslâmiyet’in nokta-i nazarını kabul etmekte hiç tereddüt etmez. Müslümanlık, belki bugünkü fikir inkişafımızdan daha yüksek bir dindir. Edward Gibon

“Ölünün arkasından alamak günahtır”

cenaze

Bazen haberlerde görüyorum insanlar kaybettikleri yakınları için kendilerini kaybediyor. Kimileri kendilerini parçalıyor kimileri feryad figan ederek ortalığı yıkıyor.. Oysa ölüm de tıpkı doğum gibi doğal bir olaydır. Özellikle biz müslümanlar, ölüm karşısında daha sukunetli olmalıyız. Peygamber Efendimiz, ölünün arkasından yapılmaması gereken şeyleri şu şekilde izah etmiştir :

 
“(Ölünün arkasından) yanaklarına vuran, yakalarını yırtan ve cahiliye davasını güden bizden değildir!” Buhari 3
 
“(Peygamber S.a.v) Ölüm musibeti karşısında sesini yükselten, saçlarını traş eden, elbiselerini yırtan herkesden uzak olduğunu belirtmişti!” Buhari
 
“Şüphesiz ölen kimseye yakınları kendisi için ağladıklarından ötürü azab edilir!”
 
Bir diğer rivayette de şöyle denilmektedir:
“Ölmüş kimseye kendisine yakılan ağıttan ötürü kabrinde azab edilir!” (Buhari, Müslim, Ahmed, İbni Hibban 742)
 
“Kendisi için feryad edilip, ağlanan kimse kıyamet günü kendisine feryad edildiğinden ötürü azab edilir!”
(Buhari 3/126, Müslim 3/45, Beyhaki 4/72, Ahmed 4/245, 252, 255)
 
Peygamber Efendimiz, ölünün arkasından şiddetle ağlamayı, bedene zarar vermeyi ve ilginç adetler yapmayı yasaklamıştır.
Yine ölüye ağlamanın, ölüye azap olduguna vurguda bulunmuştur. Ölümün bir yok oluş olmadıgını idrak edip, duygu ve düşüncelerimizi, eylem ve söylemlerimizi buna göre gerçekleştirmeliyiz..

Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn 9 ortak noktası!

peygamberleri ortak özellikleri

Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn Arasındaki Benzerlikler

 
Dünyada büyük bir hakimiyet kurduğu, Kuran’da bildirilen bir diğer Müslüman lider de Hz. Zülkarneyn’dir. Hz. Süleyman’ın hayatı ile Hz.Zülkarneyn’in hayatı arasında birçok yönden büyük benzerliklerbulunmaktadır:
 
 
 
YERYÜZÜNDE İKTİDAR SAHİBİ OLMALARI
 
Allah Hz. Zülkarneyn’e de, aynı Hz. Süleyman’a olduğu gibi, “yeryüzünde sapasağlam bir iktidar” (Kehf Suresi, 84) vermiştir. Ayette geçen “sapasağlam” ifadesiyle hem ekonomik, hem askeri, hem de siyasi açıdan güçlü bir iktidarın önemine dikkat çekilmiş olabilir. Hz. Zülkarneyn bu gücü sayesinde doğudan batıya büyük bir coğrafyaya hakim olmuş, nizam vermiş bir liderdir. (Hz. Zülkarneyn hakkında detaylı bilgi için bkz. Kehf Suresi’nden Ahir Zamana İşaretler, Harun Yahya, 2001, Global Yayıncılık)
 
AKILLI VE İMANLI LİDERLER OLMALARI
 
Kuran’da Hz. Zülkarneyn’e “herşeyden bir yol (sebep)” (Kehf Suresi, 54) verildiği bildirilir. Bu ifadeyle, Hz. Zülkarneyn’in ferasetli, basiretli, herşeye çözüm bulan, akıllı bir lider olduğuna işaret edilmektedir. Hz. Süleyman da, Kuran’da, cinlerin, şeytanların yönlendirilmesinden devlet yönetimine kadar her konuda akıl örnekleri anlatılan bir peygamberdir.
 
Hz. Zülkarneyn, kitap boyunca ihtişamını anlattığımız Hz. Süleyman gibi çok güçlü ve tüm dünyaya nam salmış bir devletin başındadır. Kuran’da diğer kavimlerin ondan yardım talebinde bulunduğu ve karmaşık gibi gözüken sorunlarına çözüm istedikleri haber verilmektedir. Yönetimi altında bulunmayan topluluklarca dahi “yeryüzünde bozgunculuğu ve fitneyi önleyen bir kişi” olarak tanınmakta, sıkıntı içinde olan halklar ona başvurmaktadırlar. Kehf Suresi’nde “iki seddin önünde, hemen hemen hiçbir sözü anlamayan” şeklinde tanıtılan bir kavmin ondan yardım istediği şöyle bildirilir:
 
Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, gerçekten Ye’cuc ve Me’cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?” (Kehf Suresi, 94)
 
ÜSTÜN ASKERİ GÜÇLERİ
 
 
Kitabın önceki bölümlerinde detaylı olarak gördüğümüz gibi Hz. Süleyman’ın çok güçlü orduları bulunmaktadır. Neml Suresi’nde şu şekilde bildirilir:
 
Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki, onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız. (Neml Suresi, 37)
 
Hz. Zülkarneyn’in de Hz. Süleyman gibi çok büyük bir askeri güce sahip olduğunu yine Kehf Suresi’ndeki bazı ayetlerden anlarız:
 
Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin.” Dedi ki: “Kim zulmederse biz onu azablandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azabla azablandırır.” (Kehf Suresi, 86-87)
 
Hz. Zülkarneyn yeryüzünde bozgunculuk çıkaran inkarcı toplulukları azaba uğratmakta, onların insanlara zulmetmelerine izin vermemektedir. Bunu da büyük askeri gücü sayesinde gerçekleştirmektedir. Bu ayetlerden, dünya hakimi olacak bir devletin çok büyük bir askeri
güce sahip olması gerektiği anlaşılmaktadır.
 
ADALETLE HÜKMETMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın adil yönetimini önceki sayfalarda detaylarıyla anlattık. Hz. Zülkarneyn’in uygulamalarının çok adaletli, hakkaniyetli olduğunu da Kuran’da anlatılan kıssasından anlamaktayız. Hz. Zülkarneyn’in kendisinden bozgunculuğa karşı yardım isteyen bir halka, hemen yardım etmesi bunun delillerindendir. Her iki kıssada da adil bir yönetime dikkat çekilmesi ise şunu göstermektedir: Dünyanın dört bir yanında güvenliği, huzuru, adaleti ve istikrarı sağlayabilmek için askeri ve polisiye güçle birlikte, çok güçlü bir hukuk sistemi de büyük bir önem taşır.
 
 
Şeyh Ali Bedevi’nin celi sülüs levhası, Zümer Suresi 53. ayet: (Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.”

HEDİYE KABUL ETMEMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi’nin gönderdiği hediyeyi kabul etmediğini ve hediyeleri getiren elçilere çok hikmetli bir karşılık verdiğini belirtmiştik. Hz. Süleyman’ın cevabı şu şekildedir:
 
(Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır, siz, hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi. (Neml Suresi, 36)
 
Hz. Zülkarneyn de yapacağı yardım karşılığında kendisine vergi vermek isteyen bu kavme şu karşılığı vermiştir:
 
Dedi ki: “Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır (Kehf Suresi, 95)
 
Hediyeyi kabul etmeyip, bu teklifi yapan kişilere tüm mülkün tek sahibinin Allah olduğunu hatırlatmaları onların samimi birer Müslüman olduklarının bir delilidir. Bu örnekler her Müslüman lider için çok önemli öğütler taşımaktadır.
 
Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir…
(Şura Suresi, 36)
Ve sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve daha ayak basmadığınız bir yere mirasçı kıldı. Allah, herşeye güç yetirendir.
(Ahzab Suresi, 27)
 
 
DAİMA ALLAH’A YÖNELİP DÖNMELERİ
 
Hz. Süleyman’ın güzel ahlak özelliklerinin anlatıldığı bölümde, onun her an Allah’a yönelip dönen, ihlas sahibi bir kul olduğunu ayetlerle açıklamıştık. Süleyman Peygamber herhangi bir başarı elde ettiğinde, bir zafer kazandığında ya da Allah’tan kendisine bir nimet verildiğinde hemen Allah’a yönelip O’nu tesbih etmekte, tüm gücün Allah’a ait olduğunu zikretmektedir. Hz. Zülkarneyn de aynı güzel ahlaka sahiptir. Söz konusu kavmi bozgunculardan korumak için yaptığı seddin etkili olması karşısında Allah’ı şöyle zikretmiştir:
 
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler. Dedi ki: “Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va’di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va’di haktır.” (Kehf Suresi, 97-98)
 
CİNLERE HÜKMETMELERİ
 
Bilindiği gibi Peygamberimiz, geçmişte yeryüzünde büyük hakimiyet kurmuş iki liderin Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Hz. Süleyman’da olduğu gibi, Hz. Zülkarneyn döneminde de cinler üzerinde bir hakimiyet kurulmuş olması söz konusu olabilir. İnsanların, kendilerine karşı Hz. Zülkarneyn’den yardım istedikleri Yecüc ve Mecüc isimli kavmin de bir cin topluluğu olma ihtimali olabilir.
 
Bu iki kıssada ve özellikle de Hz. Süleyman’la ilgili anlatılanlarda yoğun olarak cinler konusundan söz edilmesi, muhtemelen ahir zamana da işaretler içermektedir. Allah, ahir zamanda da cinleri ve şeytanları insanların hizmetine verecek olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
 
KATRAN VEYA ERİMİŞ BAKIR MADENİ KULLANMALARI
 
Hz. Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc’ü, ayette “aynel kıtri” olarak geçen maddeyi kullandığı bir set inşa ederek etkisiz hale getirmiştir:
 
“Bana demir kütleleri getirin”, iki dağın arası eşit düzeye gelince, “Körükleyin” dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: “Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim.” (Kehf Suresi, 96)
 
“Aynel kıtri” kelime anlamı olarak “erimiş bakır madeni”nin yanı sıra “katran” manasına da gelmektedir. Kuran’da Hz. Zülkarneyn’in kullandığı “aynel kıtri”nin Hz. Süleyman’ın da emrine verildiği şöyle bildirilir:
 
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini (aynel kıtri) ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık. (Sebe Suresi, 12)
 
Ayetteki “aynel kıtri” ifadesi ile eritilmiş bakır ya da katranın Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in emrine verildiği bildirilmektedir. Resimlerde bakır ve katranın kullanımıyla ilgili örnekler görülmektedir.
 
Hem Hz. Zülkarneyn’in hem de Hz. Süleyman’ın “aynel kıtri”yi kullanması dikkat çekici bir benzerliktir. Hz. Süleyman, emrine verildiği bildirilen bu madde sayesinde kendi dönemindeki cinler ve şeytanlar üzerinde hakimiyet kurmuş olabilir. “Aynel kıtri” olarak geçen bu maddenin katran olma ihtimali vardır. Katran “gömlekleri katrandandır…” (İbrahim Suresi, 50) ayetiyle bildirildiği gibi cehennemde de bulunan bir maddedir.
 
Ayette Hz. Süleyman’ın emrine verilen bu maddeden bahsedildikten hemen sonra, cinlerin de ona hizmet ettiğinden söz edilmesi dikkat çekicidir. Hz. Süleyman da, Hz. Zülkarneyn de cinleri kontrol altına almak için bu maddeyi kullanmış olabilirler. Bu maddenin, cinlere etki eden bir özelliği olabilir. (En doğrusunu Allah bilir)
 
AHİR ZAMANA YÖNELİK MÜJDELER
 
Hz. Süleyman’ın ve Hz. Zülkarneyn’in yaşadıkları dönemlerde gerçekleşmiş olan bu dünya hakimiyeti tüm Müslümanlar için çok büyük bir müjdedir. Çünkü bu kıssalarda ahir zamana yönelik önemli işaretler bulunmaktadır.
 
Allah’ın sınırlarını titizlikle koruyan, İslam ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak için ciddi bir çaba sarf eden ve hiçbir zorluk karşısında yılgınlık göstermeyen Müslümanlar, tarihin her döneminde mutlaka üstün geleceklerdir. Allah’ın yardımı ve desteği mutlaka onların yanında olacaktır. Hz. Süleyman ve Hz. Zülkarneyn yukarıda saydığımız özelliklerinin dünyadaki karşılığını güçlü bir hakimiyetle (ve elbette Allah’ın diğer pek çok manevi lütfu ile) almışlardır. Ahir zamanda aynı hakimiyet Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecektir. Bu, Allah’ın iman edenlere bir vaadidir. Bu hakimiyeti gerçekleştirecek olanlar ise, Peygamberimizin çeşitli hadislerinde de işaret edildiği gibi, söz konusu üstün vasıfları asırlardır karakterinde taşıyan şerefli Türk Milleti olacaktır.
 
Üç kıtaya nizam vermiş Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Türk Milleti, İslam ahlakını tüm dünya üzerinde hakim kılacak ve dünya halklarının özlemini çektikleri huzuru, barışı, sevgi ve neşe dolu bir dünyayı mutlaka oluşturacaktır. Adaletli, hoşgörülü, merhametli ve inanç sahibi Türk Milleti, bu görevi hakkıyla yerine getirecektir.
 
Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik…
(Müminun Suresi, 19)

Özür dileyenleri affedin !

özür

Peygamber Efendimiz, özür dileyenlerin özrünün kabul edilmesini istemiştir.
Üstelik, dileyen kişinin samimi olmamasının bile, özrü kabul etmeye engel olarak görülmemesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

(Özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz, niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin.) [Hakim]

Özür dileyen kimseyi affetmek gerekir mi?

Özür dilemek üç türlü olur:
1- Yaptığı şeye mazeret göstermek, mesela uyuyakaldığım için gelemedim demek gibi. Böyle bir özrü, doğru olup olmadığını araştırmadan kabul etmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Din kardeşinin özrünü kabul etmeyen, Kevser havuzundan içemez.)
[Hakim]

(Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günahtır.)
[Ebu Davud]

(Özrü kabul etmeyen, özür dileyenin günahını yüklenmiş olur.)
[İbni Mace]

Bu hadis-i şerifler, din kardeşinin kötülük yaptığını ve özrünün yalan olduğunu bilmeyen kimse içindir. Çünkü, bunun özrünü red etmek Müslümana suizan etmek olur.

2-
Yaptım ama bir daha yapmam, keşke yapmasaydım demek. Bu, suçunu kabul edip özür dilemektir. Müslümanın özrünü reddetmek mekruhtur. Özrü kabul etmek ve kusurları affetmek, Allahü teâlânın sıfatlarındandır. Böyle özrü de kabul etmeyene, Allahü teâlâ azap ve gazap eder.

Bir hadis-i şerif meali:
(Allahü teâlâ özür dileyenin özrünü kabul eder.) [Ebu Ya’la]
Mümin, af etmesi için özür dilemesini bekler. Münafık, ayıpların ortaya çıkmasını ister.

3-
Yapmadım diyerek inkâr etmek. Yalan söylediğini bilerek özrünü kabul etmek, o kimseyi affetmek olur. Yalan söyleyerek özür dileyen böyle bir kimseyi affetmek vacip değil, müstehaptır.

Affetmek çok faziletlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim]

(Affedin ki affedilesiniz!)
[İ. Ahmed]

(Kaba davranana nazik olan, zulmedeni affeden, vermeyene ihsan eden, kendinden uzaklaşana yaklaşan, yüksek derecelere kavuşur.) [Bezzar]

Ölüm sizi her an yakalayabilir.

ya ansızın ölürseniz

Ölüm sizi her an yakalayabilir.

Kimbilir o an, belki de şu andır ya da size çok yaklaşmıştır.

Belki de bu satırlar ahlakınızı yeniden düşünmeniz için ölümünüzden önce size tanınmış son bir fırsat, son bir hatırlatma, son bir uyarıdır. Siz bu satırları okurken bir saat sonra hayatta kalacağınızdan emin olamazsınız. Bir saat sonra hayatta olsanız bir sonraki saate erişeceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Saat değil bir dakika, hatta bir saniye sonra bile hayatta olacağınız kesin değildir. Bu yazıyı sonuna kadar okuyup bitireceğinizin de hiçbir garantisi yoktur. Ölüm size, büyük bir ihtimalle, bir dakika öncesinde ölmeyi hiç aklınızdan geçirmediğiniz bir anda gelecektir.

Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da sonra mutlaka ölecekler. Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde sizin tanıdığınız hiçbir canlı insan kalmayacak…

Belkide bu uyarı, size, ölümünüzden önce yapılan,SON UYARIDIR :

 

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çogalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid Suresi, 20)

Rızk korkusu yaşayanlar okusun..

açlık korkusu yasayanlar

Hazret-i Süleymân (a.s.) bir gün, deniz kenârında oturmuşlar idi. Bir karıncanın geldiğini gördü. Ağzında bir yeşil yaprak tutardı. Deniz kenârına ulaştı. Sudan bir kurbağa çıkdı. O yaprağı karıncadan alıp, denize döndü. Karınca geri döndü.

Karıncadan sordular ki,

– Bunun hikmeti nedir.

Karınca cevâb verdi ki,

-Bu deryânın ortasında, Allahü Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir taş halk etmişdir. O taşın içinde bir böcek halk etmişdir. Beni onun rızkına sebeb etmişdir. Ben her gün o nesneyi, ona yetecek kadar rızkı getiririm. Deniz kenârına ulaştırırım. Allahü teâlâ hazretlerinin, kurbağa sûretinde yaratdığı bir meleği o rızkı benden alır, o böceğe verir.

O böcek, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kudreti ile, fasîh dil ile söyler ki;

-Sübhânallah ki, beni halk etdi, deniz ortasında ve taş arasında bana mekân verdi. Benim rızkımı unutmadı.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki :

“Sizler Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz (sabahleyin yuvasından) aç olarak gidip (akşamleyin) tok olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı.”    Tirmizî, Zühd, 33.

Kıssadan ve Hadisten de anlaşılıyor ki; insan, üzerine düşen görevi yerine getirdikten sonra hiç bir zaman rızk korkusu yaşamamalıdır.  Vaktini boşa geçirerek harcamak ve bir yerde oturup da  “Nasıl olsa rızk bana kendi gelir” demek de çok yanlıştır.  Kul, üzerine düşen görevi elinden geldiği gibi yerine getirmeli; bununla birlikte, hiç bir zaman rızk ve açlık korkusu yaşamamalı, karamsarlığa ve huzursuzluğa kapılmamalıdır.

“(Ey Muhammed) karar verip azmettiğin zaman Allah’a dayan. Muhakkak ki Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.”
Al-i İmran, 159.

KURANDA ŞEYTANIN VESVESESİ

cocukken

İlk Şeytan olan İblis’in şeytan olması ve Şeytan olmasından sonra ilk insan Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva’yı vesveseleriyle kendisine nasıl inandırdığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle aktarılmaktadır.
Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı. Allah, “Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?” dedi. (O da) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi. Allah, “Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Allah da, “Sen süre verilenlerdensin” dedi. Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” “Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” Allah dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.” “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.” Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: “Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.” “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi. (Araf, 11-22)
Şeytan sadece insanı aldatmaya yönelik insana vesvese verir. Saptırdıktan sonra onunla beraber asla olmaz.
كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَقَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Şeytanın durumu gibi; çünkü insana “inkar et” dedi, inkar edince de: “Gerçek şu ki ben senden uzağım, doğrusu ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” dedi. (Haşr Suresi, 16)
Bir başka ayette mealen şöyle buyrulmaktadır. O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: “Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım” demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: “Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah’tan da korkuyorum” dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi, 48)
Şeytanın İnanan İnsanlar üzerinde Etkisi Yoktur: İnsanın en çok aldandığı bir konu.  İnsanların birçoğu Şeytanın kendisini zorladığını zannederek günahlardan beri durmamaktadırlar.
إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌعَلَى الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ {} إِنَّمَاسُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُم بِهِ مُشْرِكُونَ
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O’na (Allah’a) ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl Suresi, 99-100)
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular. Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 20-21)
Şeytan İnsanlara Dünya Hayatını Çekici Gösterir
قَالَ رَبِّ بِمَاأَغْوَيْتَنِي لأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Dedi ki: “Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım.” (Hicr Suresi, 39)
Sinsi ve Yalancıdır, Gücü Yalnızca Çağırmaya Yeter (Asla günah işletmeye değil) ve Yalan Vaatlerde Bulunur
وَقَالَ الشَّيْطَانُلَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْفَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْفَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْبِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَاأَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim Suresi, 22)
Azgın ve Kaypaktır
وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّشَيْطَانٍ مَّرِيدٍ
İnsanlardan kimi vardır ki, hiçbir bilgisi olmadığı halde Allah hakkında tartışmaya girer ve her azgın şeytanın ardına düşer. (Hac Suresi, 3)
İnsanların Şükretmelerini Engellemek İster
ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِم وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
“Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın.” (Araf Suresi, 17)
İnsanlara Korku Vermeye Çalışır
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُيُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz, benden korkun. (Al-i İmran Suresi, 175)
Müminlerin Arasını Bozmaya Çalışır
وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَأَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِعَدُوّاً مُّبِيناً
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır. (İsra Suresi, 53)
Allah’ın Adını Kullanarak Saptırmaya Çalışır
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَاوَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ {} إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُعَدُوّاً إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (Şeytan) Allah hakkında sizi aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 5-6)
Vesveseleriyle Müminlerin Sıkıntı İçerisine Düşmelerini İster
إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْاْ مِنكُمْيَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَاكَسَبُواْ وَلَقَدْ عَفَا اللّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçanları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir. (Al-i İmran Suresi ,155)
Şüpheler ve Kuşkular ile İnsanlara Kuruntular Vermeye Çalışır
وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْوَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْفَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيّاًمِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَاناً مُّبِيناً {}يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً
“Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür. Şeytan onlara (birçok) va’dde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor. (Nisa Suresi, 119-120)
Yanlış İnanışları ve İbadet Şekillerini Süslü ve Çekici Gösterir
وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِندُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِفَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
“Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar.” (Neml Suresi, 24)
Fakirlik Korkusu Vermek Suretiyle İnsanların Günaha Düşmesine Çalışır (Günümüzde birçok günaha düşmemize sebep hep fakirlik endişesi olmaktadır ki; Oysaki Rızkımız Rabbimizdendir, başkasından değil.)
الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُم بِالْفَحْشَاءوَاللّهُ يَعِدُكُم مَّغْفِرَةً مِّنْهُ وَفَضْلاً وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vadediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir. (Bakara Suresi, 268)
Unutkanlık ve Dalgınlık verir
اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَأَنسَاهُمْ ذِكْرَاللَّهِ أُوْلَئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ أَلَا إِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine Allah’ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)
Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma. (En’am Suresi, 68)
Şeytandan Allah’a (c.c.) Sığınılmalıdır
وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِن الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ {} إِنَّ
الَّذِينَ اتَّقَواْ إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِّنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُو فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Allah’tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 200-201)
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ {} مَلِكِ النَّاسِ {} إِلَهِالنَّاسِ {} مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ {} الَّذِييُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ {}مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ {}
De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların Malikine, İnsanların (gerçek) ilahına; “Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran” vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); Gerek cinlerden, gerekse insanlardan. (Nas Suresi, 1-6)
Yüce Rabbim, bizlere, bu günlerin hürmetine şeytanın vesveselerine uymadan bir hayat tamamlatsın. Rabbimizin ve inananların rızasını kazanarak İman ile bu dünyadan ayrılmayı nasip etsin.

http://www.cennetbilvanis.com

İbadetlerde İsteklilik ve Samimiyet

namaz karabük dağ

İbadetler, gereğine inanarak ve isteyerek yapılmalıdır. Zorlama ve tehdit sonucunda, istemeyerek yapılan ibadetin Allah katında bir değeri yoktur. Mesela, çeşitli baskılarla, isteksiz kılınan bir namaz spor yapmaktan öteye geçmez; tutulan oruç da aç ve susuz kalmaktan başka bir anlam taşımaz. İbadetlerde gönüllülük esastır.

Yüce Allah şöyle buyurur: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara suresi, 256. ayet) Bu ayete göre dinde zorlama ve zorbalık yoktur. Bir insanı inanması için zorlamak yasak olduğu gibi, ibadet etmesi için de zorlamak doğru değildir. Çünkü yaptığı ameller ibadet değeri kazanmaz, sevap da elde edemez. İbadetler zorlama olmaksızın, iyi niyet, rıza ve gönüllülük esasına göre yapılmalıdır. Zorlama ile yapılan iman da ibadet de geçersizdir. Allah insanlara doğru yolu gösterir. İbadet etmelerini emreder, ama kullarının birbirine bu yönde baskı yapmalarına rıza göstermez.

İnsanlar, çevresindekilere ancak öğüt verir, ibadet etmeleri yönünde tavsiye ve telkinde bulunur; kendi yaptığı ibadetlerle başkalarına güzel örnek olur. İnsanlar ibadet etmek için aslında gönüllü olmalıdırlar. Allah’ın kendilerine verdiği hayat, akıl, konuşma, görme, sevme, sevilme, yeme, içme gibi sayısız nimetlere karşı şükran borcunu öderken zorlanmamalıdırlar. “Nokta kadar menfaati için başkaları önünde virgül gibi eğilen”, “bir acı kahvenin hatırını kırk yıl unutmayan” insanoğlu her şeyini borçlu olduğu yaratıcısına, istekle ibadet etmek durumundadır. b- Samimiyet İbadet, temiz bir kalp ile samimi olarak yapılmalıdır. İbadet içtenlikle, maddi çıkar gütmeden, yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için yapıldığında gerçek amacına ulaşır. Bu duyguya “ihlâs” denir.

Samimiyet bir kalp hareketi ve ruhsal bir tutumdur. İbadetteki niyetimizin ne olduğunu, samimi olup olmadığımızı Allah bilmektedir. Ona hiçbir şey gizli kalmaz. Allah ibadetlerimizi niyetlerimizdeki samimiyetimize göre değerlendirecektir. Çünkü “Ameller niyetlere göredir. Herkesin niyetine göre işlem yapılır.”(Buhari, Bed’ül-vahy) Allah’ın rızasını kazanmak, ibadetlerimizde ve günlük hayatımızda samimi olmakla mümkündür. Samimiyet ibadetin hem ruhu hem de özüdür. Samimi olmayan ibadetler, cansız ceset ve kuru bir ağaç gibidir. Allah, kendisine samimi olarak ibadet etmemizi (Zümer Suresi, 2. ayet) emretmektedir. Peygamberimiz de “fiüphesiz Allah, sadece kendisi için ve ancak kendisinin rızası gözetilerek yapılan amellerden başkasını kabul etmez.” (Nesai, Cihat)

Samimiyet, ibadetlerden zevk almamızı, yaratıcımızla yakınlaşmamızı sağlar. İçimizdeki fenalığın ve kötülüğün giderilmesine yardımcı olur. fieytan kötülükleri insanlara süslü gösterip azdıracağını; ancak samimi Müslümanlara etki edemeyeceğini (Hicr suresi, 40. ayet, – Sa’d suresi, 83. ayet) belirtmiştir. Bütün peygamberler samimiyet örneği göstererek, mücadelelerinde başarılı olmuşlardır. Allah’ın rızasını kazanmak için, Müslümanların samimi olarak yaptığı her güzel iş, bir ibadet gibidir ve kendisine sevap kazandırır. Bu bakımdan insanlar, öğrenciliğinde, iş hayatında, mesleki çalışmalarında, ailevi ve sosyal ilişkilerinde daima niyetini samimi tutmalı, Allah’ın rızasını gözeterek hareket etmelidir.

DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ

DÜNYA HAYATININ GEÇİCİLİĞİ

İnsan dünyaya geçici bir süre için konmuştur. Burada Allah tarafından hem imtihan edilecek, hem eğitilecek, sonra da ahiretteki ebedi yurduna gidecektir. Dünyadaki nimetler ise, cennetteki gerçek nimetlerin çok eksik bir kopyası olarak, ahireti hatırlatmak kastıyla yaratılmışlardır.

Oysa inkarcılar, bunu kavrayamaz ve ebedi sandıkları dünya hayatını varlıklarının tek amacı haline getirirler. Bu ise tam anlamıyla bir aldanıştır. Çünkü son derece geçici ve son derece eksik ve kusurlu olan dünya nimetleri, ebediyeti ve mükemmelliği istemek üzere yaratılmış olan insanı tatminden çok uzaktırlar. Allah, dünyanın nasıl bir aldanış olduğunu şöyle anlatır:

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama’, bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir ‘çogalma-tutkusu’dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah’tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.”(Hadid, 20)

Gerçekten de, gaflet içinde yaşayan inkarcıların hepsi, üstte sayılan bir kaç hedefe (mal ve çocuklarda çoğalma tutkusu, övünme gibi) kitlenmiş olarak yaşarlar. Bir başka ayet, dünyadaki aldatıcı süsler hakkında şöyle der:

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.

De ki: “Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Al-i İmran, 14-15)

Dünya, ahiretle karşılaştırılamayacak kadar basit ve değersizdir. Bunu ifade etmek için olacak, Arapça’daki “dünya” kelimesi, “dar, sıkışık, pis yer” anlamından türemiştir. İnsanlar dünya üzerinde geçirecekleri 60-70 yıllık ömrü başta çok uzun ve tatmin edici sanırlar, oysa çok kısa bir süre sonra bu ömrün sonuna gelir ve mezarın kapısına dayanırlar. Ölüm yaklaştıkça da, yasadıkları hayatın ne kadar kısa olduğunu daha iyi anlarlar. Mahşer (diriliş) günü ise, onlarla şöyle konuşulur:

Dedi ki: “Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?” Dediler ki: “Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.” Dedi ki: “Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz. Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminun, 112-115)

Allah’a isyan ederek dünya hayatına hırsla kapılmak ve ahireti göz ardı etmek, ebedi cehennemle cezalandırılacak bir suçtur. Allah, “Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr edenler” hakkında şu hükmü verir: “İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.” (Bakara, 86)

Bir başka ayette ise şöyle denmektedir:

“Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar; İşte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir.” (Yunus, 7-8)

Dünyanın Allah tarafından yaratılmış geçici bir yurt olduğunu inkar eden, dahası Allah tarafından bu geçici yurtta yaratılmış bazı nimetlere O’ndan yüz çevirerek hırsla bağlanan, bunları sahiplenen ve bir yanda da ilahlaştıran bir insan, elbetteki azaba müstahaktır. Kuran, böylelerinin durumunu çok açık ifade eder:

“Artık kim taşkınlık edip-azarsa, Ve dünya hayatını seçerse, Şüphesiz cehennem, (onun için) bir barınma yeridir.” (Naziat, 37-39)