Kategori arşivi: Hadis-i Şerifler

Hadis-i Şerifler Bölümü

“Ölünün arkasından alamak günahtır”

cenaze

Bazen haberlerde görüyorum insanlar kaybettikleri yakınları için kendilerini kaybediyor. Kimileri kendilerini parçalıyor kimileri feryad figan ederek ortalığı yıkıyor.. Oysa ölüm de tıpkı doğum gibi doğal bir olaydır. Özellikle biz müslümanlar, ölüm karşısında daha sukunetli olmalıyız. Peygamber Efendimiz, ölünün arkasından yapılmaması gereken şeyleri şu şekilde izah etmiştir :

 
“(Ölünün arkasından) yanaklarına vuran, yakalarını yırtan ve cahiliye davasını güden bizden değildir!” Buhari 3
 
“(Peygamber S.a.v) Ölüm musibeti karşısında sesini yükselten, saçlarını traş eden, elbiselerini yırtan herkesden uzak olduğunu belirtmişti!” Buhari
 
“Şüphesiz ölen kimseye yakınları kendisi için ağladıklarından ötürü azab edilir!”
 
Bir diğer rivayette de şöyle denilmektedir:
“Ölmüş kimseye kendisine yakılan ağıttan ötürü kabrinde azab edilir!” (Buhari, Müslim, Ahmed, İbni Hibban 742)
 
“Kendisi için feryad edilip, ağlanan kimse kıyamet günü kendisine feryad edildiğinden ötürü azab edilir!”
(Buhari 3/126, Müslim 3/45, Beyhaki 4/72, Ahmed 4/245, 252, 255)
 
Peygamber Efendimiz, ölünün arkasından şiddetle ağlamayı, bedene zarar vermeyi ve ilginç adetler yapmayı yasaklamıştır.
Yine ölüye ağlamanın, ölüye azap olduguna vurguda bulunmuştur. Ölümün bir yok oluş olmadıgını idrak edip, duygu ve düşüncelerimizi, eylem ve söylemlerimizi buna göre gerçekleştirmeliyiz..

Ahir zamanla ilgili kaynaklı hadisler !

manzara

“Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki sizden biriniz emrolunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki sizden kim emrolunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” (Tirmizî, Fiten, 79/2267)

*

“Öyle bir zaman gelecek ki o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” (Heysemî, I, 172)

*

“Öyle bir zaman gelecek ki, kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” (Buharî, Büyû; 7)

*

Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

*

“Öyle bir zaman gelecek ki okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” (Hakim, Müstedrek, V, 504)

*

“Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizi, Fiten 30, (2196)

*

“Öyle bir zaman gelecek ki bütün insanlar ribâ ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” (Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275)

*

“Öyle bir zaman gelecek ki doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hain sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” (Taberâni, XXIII, 314)

*

“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmauz-zevâid, VII, 280)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” (Buhari, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59)

*

“Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” (Müslim, Fezâil 31)

“…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30)

*

Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“–Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.”

Orada bulunanlardan biri:

“–O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.

“–Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!” buyurdular.

“–Zaaf da nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi.

“–Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.” (Ebu Davud, Melahim 5/4297)

*

Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu ayet hakkında ne dersin?” (Mealen): “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda oldukça, sapıtmış olanlar size zarar vermez.” (Maide 105)

Bana şu cevabı verdi:

“Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zira ben aynı şeyi Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’a sormuştum. Demişti ki:

“Ma’rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” (Ebu Davud, Melahim 17/4341); Tirmizi, Tefsir, 5/3060); İbnu Mace, Fiten 21)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“-İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.”

“-Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi:

“-Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” (Müslim, Fiten 56)

*

Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikayet ettik.

“-Sabredin, buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den işittim.” (Buhari, Fiten 6; Tirmizi, Fiten 35/2206)

*

Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün:

“-Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdular. Biz:

“-Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik.

“-Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” . Gerçekten öyle (belaya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.” (Buhari, Cihad 181; Müslim, İman 235)

*

Abdullah ibn-i Ömer -radıyallâhu anh- tarafından rivayet edilmiştir.

Rasûlullâh –sallâllâhu aleyhi ve elem- bize yönelerek şöyle buyurdu:

“Ey Muhacirler cemâati!

Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:

1- Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır.

2- Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar.

3- Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz.

4- Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır.

5- İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22)
*

Rasûlullah sallallahu aleyhi veselem şöyle buyurdu:

“Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25)

Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” (Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26)

*

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” (Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54)

*

Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 236/6322)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“-Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.”

“-Bu fırka hangisidir?” diye soruldu.

“-Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” (Tirmizi, İman 18/2641)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

“Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz).” (Tirmizi, Fiten 78/2266)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün:

“-Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle):

“-Ey Allah’ın Rasûlü, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler.

“-Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti:

“-Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:)

“-Yani bu olacak mı?” dediler.

“-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve sormaya devam ettiler:

“-Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek):

“-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” dediler.

“-Evet, hatta daha beteri!” buyurdular ve devam ettiler:

“-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?” (yanindeki Ashab:)

“-Ey Allah’ın Rasûlü! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular.

“-Evet, olacak!” buyurdular.” (Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281)

*

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” (Tirmizi, Fiten 37/2209)

*

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek:

“-Ey Allah’ın Rasûlü! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem- konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit:

“-Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam:

“-İşte buradayım ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“-Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam:

“-Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz:

“-İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.” (Buhari, İlm 2, Rikâk 35)

*

Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- birgün:

“Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:)

“Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Sallallâhu aleyhi ve sellem- saydı:

-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,

-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman,

-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.

-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;

-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;

-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.

-Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;

-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği;

-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;

-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;

-Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;

-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.” (Tirmizi, Fiten 38/2210)
*

Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona:

“-Sübhanallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler. O da:

“­-Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in şöyle dediğini duydum:

“-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!” dedi. (Ahmed bin Hanbel, IV, 133)

*

“Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462)

*

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“-İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu.

“-Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda:

“-Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için” buyurdu. (Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463)

Ölen küçük çocukların ahiretteki durumları

Müslüman olsun gayri müslim olsun, bluğ çağına ermeden ölen çocukların hepsi cennete gider.

Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Müşriklerin ölen çocukları Cennette, Cennet ehline hizmet ederler.
Hadis-i Şerif (Taberani).

Mü’minlerin ölen küçük çocukları cennette bir dağdadır. Kıyamet günü babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını İbrahim Peygamber ve hanımı Sare üzerine almıştır.
Hadis-i Şerif (Müsned).

Müslümanların ölen çocukları, ahirette anne babalarına şefaatçi olurlar.

Peygamber Efendimiz (asm)’in konu ile ilgili bazı hadisleri şöyledir:

“Henüz ergenlik çağına ulaşmamış üç çocuğu ölen her Müslümanı Allah, çocuklara olan rahmet ve şefkati sebebiyle cennete koyar.” (Buhârî, Cenâiz 6, 91; Müslim, Birr 153)

“Herhangi bir Müslümanın (ergenlik çağına ermemiş) üç çocuğu ölürse, o kimseye cehennem ateşi ancak Allah’ın yemini yerine gelecek kadar kısa bir süre  dokunur.”(Buharî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Birr 150)

“Sizden (henüz ergenlik çağına gelmemiş) üç çocuğunu âhirete gönderen her kadın için, bu çocuklar  cehenneme karşı mutlaka siper olur.” buyurdu. İçlerinden bir kadın:“Bu durum iki çocuk gönderenler için de geçerli midir?”dedi. Bunun üzerine  Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem : “Evet, iki çocuk gönderen için de durum aynıdır.” cevabını verdi. (Buhârî, İlim 36, Cenâiz 6, 91; İ’tisam 9; Müslim, Birr 152)

“Düşük çocuklarınıza isim veriniz. Çünkü onlar âhirette sizin için yüksek dereceler kazandırmak üzere öncülerinizdir.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1074)

“Düşük doğan çocuklarınıza isim veriniz. Ki, Allah bununla terazinizin sevap kefesini ağırlaştırsın. Aksi halde o Kıyâmet Gününde gelerek şöyle der: “Yâ Rabbi! Bunlar bana isim vermeyerek, benden elde edecekleri sevabı kaçırdılar.” (Câmiü’s-Sağîr, III/1075)

“Buluğa ermeden ölen çocuklar, cennette çok canlıdırlar, hareketli balık gibidirler. Onlardan birisi ebeveynini karşılar, elbisesinden tutar, Allah kendisiyle birlikte ebeveynini de cennete koyuncaya kadar bırakmaz.”(Câmiü’s-Sağîr, III/2364)

Görüldüğü gibi bu hadisler, henüz ergenlik çağına gelmemiş üç çocuğu ölen anne ve babanın bu çocuklar sebebiyle cennete girecekleri konusunda -farklı ifadelerle de olsa- büyük bir müjde vermektedir.

Herseyogren.com ailesi olarak Allah’tan, 
evlat acısı yaşayanlara sabır vermesini, sabredenleri cennetle mükafatlandırmasını dileriz. 

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

kuran.jpg

Şam ile ilgili bu hadisleri hiç duydunuz mu?

1-

Zeyd bin Sabit (r.a) şöyle rivayet etmiştir:

“Rasulullah (s.a.v)’ın yanında otururken bir gün:

-Ne mutlu Şam’a! Ne mutlu Şam’a! buyurdu. Ben:

-Şam’ın durumu nedir? Diye sordum. Rasulullah (s.a.v) da:

-Melekler kanatlarını Şam’ın üzerine germişlerdir, buyurdu.

(Tirmizi’nin rivayeti esas alınmştır. Ahmed, İbni Hibban, Hakim, Abdurrezzak)

2-

Ebu Derda (r.a) şöyle rivayet etmiştir; Rasulullah (s.a.v):

-Muhakkak ki sizler (ilerde) ordular bulacaksınız. Bir ordu Şam’da, (bir ordu) Mısır’da, (bir ordu) Irak’ta ve (bir ordu) Yemen’de, buyurdu. Ashab:

-Ey Allah’ın Rasulü! Bizim için tercih et (hangisine katılalım)? Dediler. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam ordusuna katılın, buyurdu. Ashab bu defa:

-Ey Allah’ın Rasulü! Biz koyun sürüleri olan kimseleriz. Şam’a gitmeye güç yetiremeyiz, dediler. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam ordusuna katılmaya güç yetiremeyen kimse Yemen ordusuna katılsın. Şüphesiz Allah Şam’a (ve ehline) benim için kefil olmuştur, buyurdu.

(Heysemi’nin rivayeti esas alınmıştır. Ebu Davud, Ahmed, İbni Hibban, Hakim, Taberani)

3-
Abdullah bin Amr bin el-Âs (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Kitabın direğinin yastığımın altından çekildiğini görür gibi oldum. Gözümle onu takip edince onun yükselen bir nur olduğunu, onun Şam’a bırakıldığını gördüm. Dikkat edin şüphesiz iman –fitneler meydana geleceğinde- Şam’da olacaktır.”

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. Taberani)

4-

“Şam helak olduğunda artık ümmetimde hayır kalmamış demektir. Ümmetimden bir taife (kıyamet gününe kadar) hak üzere Deccal’le savaşmaya devam edecektir.”

(Hadise kaynaklarda rastlayamadım. Elbani bu lafız için, zayıf demiştir.)

5-

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar bu ümmet, her nereye yönelseler galip gelmeye devam edeceklerdir. İnsanlardan onları yardımsız bırakanlar onlara zarar veremezler. Onları çoğu; Şam halkıdır.”

(Kenzu’l-Ummal ve İbni Asakir’de geçmiş. Zayıf bir hadis.)

6-

İbni Abbas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v):

-Allah’ım! Sa’ımıza ve müddümüze bereket ver/mübarek kıl. Mekke’mize ve Medine’mize bereket ver/mübarek kıl. Şam’ımıza ve Yemen’imize bereket ver/mübarek kıl, diye dua etti. Toplulukta bulunan bir adam:

-Ey Allah’ın Peygamberi! Irak’ımıza da (dua et), dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v):

-Şeytanın boynuzu orada ortaya çıkacak ve fitne orada yayılacaktır, buyurdu.

(Taberani’nin rivayeti esas alınmıştır. Şam’a bereket duası farklı varyantlarıyla Buhari, Tirmizi, Ahmed, İbni Hibban ve diğerlerinde geçmiştir.)

7-

Abdullah bin Havale el-Ezdi (r.a), Rasulullah (s.a.v)’a:

-Ey Allah’ın Rasulü! Kalmam için bana bir belde/şehir söyle. Eğer senin ölmeyeceğini bilsem, hiçbir şeyi senin yakınında olmaya tercih etmezdim, dedi. Rasulullah (s.a.v) da:

-Şam’a git, buyurdu. (Abdullah der ki) Şam’ı sevmediğimi görünce Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

-Allah’ın Şam hakkında ne buyurduğunu biliyor musun? Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyuruyor: “Ey Şam! Sen benim şehirler arasında seçkin kıldığımsın! Kullarımın hayırlılarını sana girdiririm.” Şüphesiz Allah benim için Şam ve ehline kefil olmuştur.

(Heysemi’nin rivayeti esas alınmıştır.)

8-

Abdullah bin Amr, babasından (r.a) şöyle rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v):

-Kıyametten önce Hadramevt’ten veya Hadramevt tarafından bir ateş çıkacak ve insanları etrafında toplayacaktır. Ashab:
-Ey Allah’ın Rasulü! (O zaman) bize ne yapmamızı emredersin? Diye sordular. Rasulullah (s.a.v) da:
-Şam’a gidin, buyurdu.

(Tirmizi’nin rivayet esas alınmıştır. Müslim, Ahmed, İbni Hibban, Abdurrezzak, Ebu Ya’la)
9-

Nevvas bin Sem’an (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“…Meryem oğlu İsa, Dımeşk’in (Şam) doğusunda bulunan beyaz minarenin yanına inecektir..”
(Ebu Davud’un rivayeti esas alınmıştır. Müslim, İbni Mace, Nesai, Ahmed, Hakim, İbni Hibban)

10

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Savaşlar ve kargaşalar ortaya çıktığında, Dımeşk’te mevaliden bir birlik çıkacaktır. Onların atları Arapların en asil atları, silahları da en iyi silahları olacaktır. Allah onlarla dinini destekleyecektir.”

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. İbni Mace’de “Dımeşk’te” ifadesi geçmeksizin hadis zikredilmiştir.)

11-

Avf bin Malik el-Eşcai’nin şöyle dediğini işittim:

Tebük gazvesinde Rasulullah (s.a.v)’ın yanına geldim. Kendisi deriden bir çadır içindeydi. Bana:

-Ey Avf! Kıyametten önce şu altı şeyi say: Benim ölümüm, sonra Beyt-i Makdis’in fethi, sonra koyunların ani ölümlerine sebep olan bir hastalık gibi aranızda hızla yayılan ölümler, sonra aranızda malın –birinize yüz dinar verilse öfkeleneceği kadar- çoğalması, sonra Arapların evlerinden girmedik hiçbir ev bırakmayan bir fitne, sonra sizlerle sarı oğulları arasında yapılacak ve onlar tarafından (her bir sancak altında) on iki bin kişinin bulunacağı seksen sancak altında üzerinize gelip bozacakları bir antlaşma, buyurdu.

(Hakim’in rivayeti esas alınmıştır. Ahmed, Taberani)

12-

Sad bin Ebi Vakkas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Ğarb ehli kıyamet gününe kadar hak üzere üstün gelmeye devam edecektir.”
İmam Ahmed ve İbni Teymiye, ğarb ehlinin Şam ehli olduğunu söylemiştir.
(Müslim’in rivayeti esas alınmıştır.)

13-

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Mü’minler yurdunun merkezi, Şam’dadır.”

(Taberani)

14-

“Şam halkı, Allah’ın yeryüzündeki kamçısıdır. Allah, onlar vasıtasıyla dilediği kimselerden dilediği şekilde intikam alır. Şam münafıklarının, Şam mü’minlerine üstün gelmesi haramdır. Onlar (münafıklar) ancak dert, öfke ve keder içinde ölürler.”
(Ahmed’in rivayeti esas alınmıştır. Hadis mevkuftur. Taberani)

Genç Müslümanlar Blog

Yahudi ve Hrıstiyanlara benzemek, Noel kutlamak !

yılbası

Sual: Kâfire benzeyenin kâfir olacağı hadisle sabit iken, sakalsız ve sarıksız gezilir mi?
CEVAP
İbadette kâfire benzemek yasaktır. Mubah âdette ise günah değildir.(Hadika)

Bir hadis-i şerifte, (Evlenmek sünnettir; sünnetime uymayan benden değildir) buyuruluyor. Halbuki birçok ulema ve evliya evlenmedi. Bu hadis-i şerif, (Evlenmeyen, [evlilikle ilgili] sünnetime uymamış olur) demektir. Evlenmeyen günah işlemiş olmaz. (İhya)

Kâfir elbisesi giymek caiz. Resulullah, Rum cübbesi ve papaz ayakkabısı giymiştir. (Mevâhib)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
1- (Secdede gözleri yummak Yahudi âdetidir.) [Deylemi]

2- (Saçınızı kınalayıp ikiye ayırın ve Yahudilere muhalefet edin!)[İbni Adiy]

3- (Aşure günü oruç tutun! Yahudilere benzememek için bir gün önce veya bir gün sonra da tutun!) [İ. Ahmed]

4- (Bıyığınızı kısaltıp, sakalınızı bırakın ki, müşriklere benzemeyin!) [Nesai]

5- (Saçınızı sarıya boyayın ki, ehl-i kitaba muhalefet etmiş olasınız.) [İ. Ahmed]

6- (Çevrenizi temizleyin ki, Yahudilere benzemeyin!) [Müslim]

7- (Namazı nalın ile kılın ki, Yahudilere benzemeyin!) [Hakim]

8- (Namazı, izar ve rida ile kılın ki, Yahudilere benzemeyin!) [İbni Adiy]
[İzar, belden altını örten; rida ise, belden yukarısını örten giysidir. İhramın da alt kısmına izar, üst kısmına rida denir. İzar, bir cins peştamal, rida ise bir cins gömlektir.]

9- (Sarık, Müslümanlar ile kâfirlerin arasını ayıran alamettir.)[Taberani]

10- (Mecusilere muhalefet edip tasları doldurun!) [Beyheki]

Bu hadis-i şeriflerin sırası ile açıklamalarına bakalım:
1- Secdede gözleri yummak, tenzihen mekruhtur. Yahudi âdeti diye haram sayılmaz.

2- 
Saçı kınalayıp, ikiye ayırmak, âdette sünnettir. Böyle yapmayan günah işlemiş olmaz.

3- 
Aşure günü oruç tutan Yahudiler, (Bugün, Allah İsrailoğullarını düşmanından kurtarmış ve Musa bugün oruç tutmuştur) dediklerinde, Peygamber efendimiz, (Ben Hazret-i Musa’ya sizden daha layıkım)buyurup, Aşure günü, oruç tutmayı emretti. (Buhari)

Yahudilere benzememek için, yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruh olur. Bir gün önceki veya bir gün sonraki günde oruç tutulursa, aşure günü oruç tutmak mekruh olmaz.

4- 
Sakal ve bıyık âdette sünnettir. Sakal bırakan, papaza veyaKastro’ya benzemiş olmaz. Sakalsız da, Clinton’a benzemiş sayılmaz. Yani benzese de haram olmaz.

5- 
Saç bırakmak, kesmek ve boyamak âdette sünnet olduğu için, saçını boyamayan, ehl-i kitap olan kâfirlere benzemiş sayılmaz. Yani benzese de haram işlemiş olmaz.

6- 
Çevreyi temizlemek de âdette sünnettir. Çevresini temizlemeyen haram işlemiş olmaz.

7- 
Çıplak ayakla namaz kılmak mekruh olur. Çorapla bu sünnet yerine gelmiş olur.

8- 
İzar ve rida âdette sünnettir. Şalvarla, Rum cübbesi ile namaz kılmak mekruh olmaz.

9- 
Sarık âdette sünnettir. Namazda, kalpak ve benzeri bir şey giyilse, sünnet yerine gelir.

10- 
Bir bardağı, bir tası tam doldurmak âdettir; yarım koymak günah olmaz.

Sual: Peygamber efendimizin saçı, sakalı ve bıyığı nasıldı? Amerikanvari tıraş olmak, kadına benzemek için saç uzatmak, Budiste benzemek için saçı tamamen kazıtmak, Kastroya benzemek için sakal bırakmak haram mıdır?
CEVAP
Peygamber efendimizin mübarek saçları uzundu. Önceleri kakül bırakırdı, sonradan ikiye ayırır oldu. Mübarek saçlarını bazen uzatır, bazen de keser, kısaltırdı. Mübarek bıyığını kırkardı. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi.

Saçı uzatmakta veya kesmekte hiç mahzur yoktur. Çünkü sünnete aykırı değildir. Fakat kadına benzemek niyeti ile saçı uzatmak, Budiste benzemek için saçı kazıtmak, Kastroya benzemek için sakal bırakmak tahrimen mekruhtur. Çünkü saçı uzatmak veya kesmek sünnete aykırı olmadığı için, haram değil, mekruhtur. Gayrimüslimlere benzemek niyetiyle, onlar gibi farklı tıraş olmak da, mekruhtur. Benzeme niyeti olmazsa, mekruh olmaz.

Sakal kazımak, ateşe tapanların ve Hind yahudilerinin âdetidir. Kâfirlere teşebbüh haramdır. Hadis-i şerifte, (Müşriklere muhalefet ediniz! Sakalınızı uzatınız, bıyığınızı kısaltınız) buyuruluyor. Kâfirlere veya kadınlara benzemek için sakalı bir tutamdan kısa yapmak veya tamamen kazımak haramdır. Benzemek niyeti olmayıp, ülkenin âdetine uymak için olursa, mekruh olur.

Bıyık kazımak bid’attir. Bıyıkları, kaşlar kadar kısaltmak sünnettir. İmanının gitmesine sebep olan şeylerden biri de, bıyıklarını sünnet miktarından ziyade fazla uzatmaktır. Savaşta bıyıkları uzatmak müstehaptır.

Yakasız gömlek giymek
Sual:
 Yakasız gömlekli biri, “(Bir kavme benzeyen onlardandır)hadisi gereğince, kâfir olmamak için yakalı gömlek giymiyorum” diyor. Kâfirlerden gelen elbiseleri giymek küfür mü oluyor?
CEVAP
Hayır. Dinimizde sadece, kâfirlerin haç takmak, zünnar kuşanmak gibi ibadet olarak kullandıkları şeyler yasaktır. Mubah olan âdetlere izin verilmiştir. Resulullah efendimiz, papaz ayakkabısı ve Hristiyan elbisesi giymiştir. (Redd-ül-muhtar)

Gömlek giymek ibadet değil, âdettir. Bu âdet Hristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için giymenin mahzuru yoktur. Peygamber efendimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Uçağa binmek de âdette bid’attir, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınlara çarşaf ve erkeklere pantolon giymek günah olmaz. (Kadınların siyah renk elbise giymeleri farzdır) demek de çok yanlıştır. Dikkati çekmeyen her renk elbise giymek caizdir.

Peygamber efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi. Kolları dar Rum cübbesi giydiği Tirmizî’deki hadis-i şerifle bildirilmiştir.(Mevâhib-i ledünniyye)

(Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki benzemek, imanda ve ibadetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili şeyler âdettir. Çirkin olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. İbadette kâfirlere benzemek bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela Noel’i kutlamak küfür olur. Fakat kâfir gömleği giymek, uçağa binmek, masada yiyip içmek, çatal kaşık kullanmak, dikiş makinesi, bilgisayar, elbise gibi şeylerse âdettir, bunları kullanmak günah olmaz. Hattâ lüzumlu olanları kullanmak gerekir.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Resulullah’ın âdet olarak yaptığı şeyleri yapmamak bid’at değildir. Bunları yapıp yapmamak, ülkelerin ve insanların âdetlerine bağlı olup, dînî hükümler değildir. Her ülkenin âdeti başka başkadır. Hattâ bir ülkenin âdeti zamanla değişir. Bununla beraber, âdete bağlı şeylerde de, Resulullah’a “sallallahü aleyhi ve sellem” uymak, dünya ve âhirette insana çok şey kazandırır ve çeşitli saadetlere yol açar. (1/231)

Bunun için, teke riayet etmek, sağdan başlamak gibi günlük işlerde Resulullah efendimize uymaya çalışmak çok iyi olur. Fakat âdette olan her şeye uyacağım diye, çatal kaşık kullanmamak ve diğer mübah âdetleri yapmamak gerekmez.

Cenaze namazıyla ilgili Hadis-i Şerifler

cenaze namazı hadisleri

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim üzerine namaz kılıncaya kadar cenaazede hazır bulunursa kendisi için bir kirat sevab vardır. Kim de cenaze gömülünceye kadar hazır bulunursa iki kiratlık sevab vardır. Bir kirat’ın miktarı Uhud dağı kadardır.”

| Buhari, Cenâiz 59; Müslim, Cenaiz 57, (946); Ebu Dâvud, Cenâiz 45; (3168); Nesâi, Cenaiz 54, 59, (4, 54-55, 76, 77); Tirmizi, Cenâiz 49, (1040); İbnu Mâce, Cenâiz 34, (1539).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), Necaşi rahimehullah’ın vefatını, ölümünün aynı gününde haber verdi. Ashabıyla musallaya musallaya gitti, orada saf bağlatıp dört tekbir getirerek namaz kıldırdı.”

Sahiheyn ve Nesâi’de gelen bir diğer rivâyette şöyle denir: “(Resulullah aleyhissalâtu vesselam) Necâşi’nin ölüm haberini öldüğü günde haber verdi ve:

“Kardeşiniz için (Allah’tan) mağfiret talep edin” dedi ve başka bir şey söylemedi.”

| Buhari, Cenaiz 4, 55, 61, 65; Menakibu’l-Ensar 38; Müslim Cenâiz 62, 63, (951); Muvatta, Cenâiz 14, (1, 226, 227); Ebu Davud, Cenaiz 62, (3204); Tirmizi, Cenâiz 37, (1022); Nesâi, Ceaiz 76, (4, 72).

Abdurrahman İbnu Ebi Leyla anlatıyor:

“Zeyd İbnu Ebi Erkâm cenazelerimiz üzerine dört tekbir getirirdi. Bir ara bir cenaze üzerine de beş tekbir getirmişti. Sebebini kendisinden sordum, dedi ki: “Resulullah o tekbirleri getirirdi.”

| Müslim, Cenaiz 72, (957); Ebu Dâvud, Cenâiz 58, (3197); Tirmizi, Cenâiz 37, (1023); Nesai, Cenâiz 76, (4, 72).

Humeyd İbnu Abdirrahmân anlatıyor:

“Hz. Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) (cenaze) namazı kıldı. Yanılıp üç-sefer tekbir getirdi ve selâm verdi. Kendisine (üç sefer tekbir getirdiği) söylendi. Bunun üzerine kıbleye yönelerek dördüncü bir tekbir daha getirdi ve sonra selâm verdi.”

| Buhari, Cenaiz 65. (Bunu ta’lik olarak, bab başlığında zikretmiştir).

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)’ın anlattığına göre, bir cenaze üzerine namaz kılmış ve namazda Fâtiha’yı okumuştur. Bu hususta kendisine (niye onu okuduğu) sorulunca: “Bu, sünnettendir!” diye cevap vermiştir.”

| Buhari, Cenâiz 6; Ebu Dâvud, Cenaiz 59, (3198); Tirmizi, Cenâiz 39, (1026); Nesâi, Cenâiz 77, (4, 74, 75).

Nafi rahimehullah anlatıyor:

“İbnu Ömer, cenaze için kılınan namazda kıraata yer vermezdi.”

| Muvatta, Cenaiz 19, (1, 255).

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor:

“Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ölü üzerine namaz kıldınız mı ona ihlasla dua edin.”

| Ebu Davud, Cenaiz 60, (3199); İbnu Mace, Cenaiz 23, (1497).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’nin anlattığına göre, kendisine:

“Cenaze üzerine nasıl namaz kılarsın?” diye sorulmuştu. Dedi ki:

“Ailesinin evinden takibe başlarım, yere kondu mu tekbir getirir, Allah’a hamd, Resulüne salat eder, sonra şu duayı okurum:

“Ya Rabbi o senin abdindir, abdinin oğludur, cariyenin oğludur. O, senden başka ilah olmayıp sadece senin ilah olduğuna, Muhammed7in senin kulun ve elçin olduğuna şehadet ederdi, sen onu (bizden) daha iyi bilirsin. Ay Allah’ım, eğer o muhsin ise ona yapacağın ihsanı artır. Eğer kötülerden ise, günahlarını affet. Ey Allah’ım, bizi (ona kılınan namazın) ecrinden mahrum etme, ondan sonra bize fitne verme.”

| Muvatta, Cenaiz 17, (228).

Avf İbnu Mâlik (radıyallahu anlı) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir cenâzenin namazını kıldırdı. Okuduğu duadan şunları ezberledik:

“Allah’ım, şunu mağfiret et ve şuna rahmet eyle. Afiyet ver, affeyle, vardığı yerde ikramda bulun, girdiği yeri genişlet. Onun (günahlarını) kar ve buzla yıka, hatalardan pâk eyle, tıpkı elbisenin kirden pâk edilmesi gibi. Onu dünyadaki evinden daha iyi bir eve, ailesinden daha hayırlı bir aileye koy, eşinden daha hayırlı bir eşe ulaştır. Onu kabir azabından, ateş azabından sakındır.”

Avf (radıyallahu anh) der ki: “(Resulullah’ın bu dualarını işitince) o ölünün yerinde kendimin olmasını temenni ettim.”

| Müslim, Cenâiz 85, (963); Tirmizi, Cenâiz 38, (1025); Nesâi, Cenâiz 77, (4, 73).

Hasan Basri (rahimehullah):

“Çocuk üzerine‚ Fâtiha okunur” der ve şöyle dua ederdi: “Ey Allah’ım; bunu bize öncü yap, karşılayıcı kıl, (ahiret) azığı ve ücret yap.”

| Buhari, Cenâiz 66. (Bab başlığında senetsiz olarak geçmiştir.)

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Çocuk (doğumunda) ağlamadan ölürse üzerine namaz kılınmaz, varis olmaz, ona da varis olunmaz.”

| Tirmizi, Cenaiz 43, (1032); İbnu Mace, Cenaiz 26, (1508).

Nâfi İbnu Ebi Galib anlatıyor:

“Hz. Enes (radıyallahu anh) bir erkeğin cenâze namazını kıldırmıştı. Başının yanında durdu. Dört kere tekbir getirdi. Bir kadın üzerine de namaz kıldırdı. Kadının arka tarafında durdu, dört kere tekbir getirdi. Kendisine, Resulullah böyle mi yapardı?” dendi. “Evet!” cevabını verdi.”

| Ebu Dâvud, Cenâiz 57, (3194); Tirmizi, Cenâiz 45, (1034).

Hz. Osman, Hz. Ebu Hüreyre, İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) hazerâtı erkek ve kadınların cenâzeleri için namaz kılarlardı. Erkekleri imamın yanına, kadınları da kıble cihetine koyarlardı.”

| Muvatta; Cenâiz 24, (1, 230).

Muhammed İbnu Ebi Harmele anlatıyor:

“Zeyneb Bintu Ebi Seleme ölmüştü, o sırada Medine valisi Târık idi. Sabah namazından sonra cenazesi getirildi ve Bâki mezarlığına konuldu. Târık, sabah namazını alaca karanlıkta kılardı. İbnu Ömer radıyallahu anhüma cenazenin sahibine:

“Cenazenizi namazı ister hemen kılın, isterseniz güneşin yükselmesine kadar te’hir edin” dedi.”

| Muvatta, Cenâiz 20, (1, 229).

Nafi anlatıyor:

“İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), sabah ve ikindi namazları vaktinde kılınmış ise bunlardan sonra cenaze namazı kılardı.”

| Muvatta, Cenâiz 21, (1, 229).

Buhari’nin bab başlığında, senetsiz olarak şu rivâyet kaydedilmiştir:

“İbnu Ömer mutlaka tâhir olarak cenaze namazı kılardı. Güneş doğarken ve batarken cenaze namazı kılmazdı. Ellerini (de her tekbirde) kaldırırdı.”

| Buhâri, Cenâiz 57.

Hz. Aişe (radıyallalıu anhâ) ‘den anlatıldığına göre, Sa’d İbnu Ebi Vakkâs (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman, Hz. Aişe:

“Onu mescide sokun da ben de üzerine namaz kılayım” dedi. Ancak onun bu teklifi yadırgandı ve hüsn-ü kabul görmedi. Bunun üzerine Hz. Aişe:

“İnsanlar ne çabuk unutuyorlar, Allah’a yemin olsun Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Beyzâ’nın iki oğlu Süheyl ve kardeşinin namazlarını mescidin içinde kıldırdı” dedi.”

| Müslim, Cenâiz 99, (973), Muvatta, 22, (1, 229); Ebu Dâvud, Cenâiz 54, (3189, 3190); Tirmizi, Cenâiz 44, (1033); Nesâi, Cenâiz 70, (4, 68).

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

“(Babam) Ömer İbnu’l Hattâb’ın cenâze namazı mescidde kılındı.”

| Muvatta, Cenâiz 23, (1, 230).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim cenaze namazını mescidin içinde kılarsa kendisine (bir sevap) yoktur” -bir nüshada- “aleyhinde bir şey yoktur.”

| Ebu Dâvud, Cenâiz 54, (3191).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Siyahi bir kadın -veya bir genç- mescidin kayyumluk hizmetini yürütüyor (süpürüp temizliyor)du. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir ara onu göremez oldu. “Kadın -veya genç- hakkında (ne oldu?” diye) bilgi sordu.

“O öldü!” dediler. Bunun üzerine

“Bana niye haber vermediniz?” buyurdular. Ashab sanki kadıncağızın -veya gencin- ölümünü (mühim addetmeyip) küçümsemişlerdi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Kabrini bana gösterin!” diye emrettiler. Kabir gösterildi. Resul-i Ekrem kadının kabri üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra:

“Bu kabirler, sâhiplerine karanlıkla doludur. Allah, onlar için kıldığınız namazla kabirleri onlara aydınlatır” buyurdular.”

| Buhari, Cenâiz 67, Salât 72, 74; Müslim, Cenâiz 71, (956); Ebu Dâvud, Cenâiz 67, (3203).

Hz. Enes (radıyallahıu anh):

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir kabrin üzerinde namaz kıldı” buyurmuştur.”

| Müslim, Cenâiz 70, (955).

İbnu’l-Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor:

“Ümmü Sa’d (radıyallahu anhâ), Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) yokken vefat etti. Gelince üzerine namaz kıldı. Bu esnada bir ay geçmişti.”

| Tirmizi, Cenâiz 47, (1038).

Ukbe İbnu Âmir (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Uhud şehidleri için sekiz yıl sonra, sanki dirilerle (de) ölülerle (de) vedalaşıyormuşçasına cenaze namazı kıldı..”

| Ebu Dâvud, Cenâiz 75, (3223, 3224); Nesâi, Cenâiz 61, (3, 61, 62).

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

“Bugün Habeşli sâlih bir kimse öldü, haydi üzerine namaz kılın.”

Râvi der ki: “Hemen saf yaptık (namaza durduk), ben ikinci safta -veya üçüncüde- idim. Aleyhissalâtu vessalâm onun üzerine (gıyabında) namaz kıldı.”

| Buhari, Cenâiz 55, 54, Menâkibu’l Ensâr 38; Müslim, Cenâiz 64, (952); Nesâi, Cenâiz 72, (4, 69, 70).

Ebu Berze el-Eslemi (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Mâiz İbnu Mâlik’in cenazesine namaz kılmadı. Ancak ona namaz kılınmasını yasaklamadı da.”

| Ebu Dâvud, Cenâiz 52, (3186).

Hz. Ebü Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a üzerinde borç olan bir ölü getirildiği zaman:

“Borcunu ödeyecek bir mal bıraktı mı?” diye sorardı. Eğer yeterli mal bıraktığı söylenirse namazını kılardı. Aksi takdirde:

“Arkadaşınızın namazını kılın!” derdi. Ancak Allahu Teâla Hazretleri Resülüne fetihler müyesser ettiği zaman (her getirilenin) namazını kıldı ve (borcu var mı? diye) sormadı. Şöyle derdi:

Ben mü’minlere nefislerinden evlayım. Öyleyse, kim borç veya ağır bir yük veya horanta bırakırsa o banadır, benim üzerimedir. Kim de mal bırakırsa o da kendi varislerinedir.”

| Buhari, Ferâiz 4, 15, 25, Kefâlet 5, İstikrâz 11, Tefsir, Ahzâb 1, Nafakât 15; Müslim, Feraiz 14, (1619); Tirmizi, Cenâiz, 69, (1070); Nesai, Cenaiz 67, (4, 66).

Câbir İbnu Semüre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)’a, kendisini öldüren bir adam getirilmişti, üzerine namaz kılmadı.”

| Müslim; Cenâiz 107, (978); Tirmizi, Cenâiz 68, (1068); Nesâi, Cenâiz 68, (4, 66).

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Üzerine müslümanlardan, kendisine şefaat talep eden yüz kişinin namaz kıldığı her ölüye mutlaka şefaat edilir.”

| Müslim, Cenâiz 58, (947), Tirmizi, Cenâiz 40, (1029); Nesâi, Cenâiz 78, (4, 75).

İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı işittim, diyordu ki:

“Bir müslüman ölür, cenaze namazına Allah’a şirk koşmayan kırk kişi katılırsa, Allah, bunların onun hakkındaki şefaatini mutlaka kabül eder.”

| Müslim, Cenâiz 59, (948); Ebu Dâvud, Cenâiz 45, (3170).

Mâlik İbnu Hübeyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bir müslüman ölür ve üzerine, müslümanlardan üç saf namaz kılarsa, (Allah şefaati) mutlaka vâcib kılar.”

(Hadisin râvisi) Mâlik (radıyallahu anh), cenazeye katılanlar az olursa, bu hadis sebebiyle cemaati üç safa taksim ederdi.”

| Ebu Dâvud, Cenaiz 43, (3166); Tirmizi, Cenâiz 40 (1028).

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem cenaze namazında şöyle dua etmiştir:

“Allahım! Bu cenazenin Rabbi sensin, onu sen yarattın, İslâm’a sen hidâyet ettin. Şimdi onun ruhunu da sen aldın. Onun gizlisini–açığını en iyi sen bilirsin. Biz senin huzuruna, ona şefaatçi olarak geldik, onu bağışla!”

| Ebû Dâvûd, Cenâiz 56.

Abdullah İbni Ebû Evfâ radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre o, kızının cenaze namazında dört defa tekbir aldı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve ona dua etti. Sonra da “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapardı” dedi.

Bir başka rivayette şu ifadeler yer almaktadır: “Dört tekbir aldıktan sonra o kadar bekledi ki, biz onun beşinci defa tekbir alacağını sandık. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra; “Bu yaptığın nedir?” dedik. O da bize, “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yaptığını gördüğüm şeye bir ilave yapmış değilim, ” ya da “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem böyle yapardı” diye cevap verdi.

| Hâkim, el–Müstedrek, I, 360 (Hâkim, “hadis sahihtir” der). Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 24.

Şifa ve şifa veren şeylerle ilgili hadisler

şifa veren hadisler

1-İmam Sadık (as): Pirinç iyi bir ilaçtır; doğası serindir ve her hastalıktan uzaktır.
2-İmam Ali (as): Acıkan yemek yesin, yemekleri iyi çiğnesin, henüz iştahı varken yemekten ayrılsın, büyük abdestini (bir süre) bekletsin; böyle yapan bir kimse, ölüm onu buluncaya dek hastalık yüzü görmez.
3-İmam Ali (as): Üç şey hafızayı artırır ve balgamı yok eder: Kuran okumak, bal yemek ve kondur (günlük) çiğnemek.
4-İmam Musa Kazım (as): Biz Ehlibeyt ancak şu iki yolla kendimizi tedavi ederiz: Ateşliyken bedenimize soğuk su dökmekle ve elma yemekle.
5-Resul-i Ekrem (saa): İlaç, Allah’ın takdirlerindendir ve Allah’ın emriyle etkili olur.
6-İmam Sadık (as): Bedenin ağrıya tahammül edebildiği sürece ilaç kullanmaktan sakın.
7-İmam Sadık (as): Aşırı su içmekten sakının; çünkü aşırı su içmek bütün hastalıkların başıdır.
8-İmam Sadık (as): Armut yiyin; çünkü armut kalbe ışık verir ve Allah’ın izniyle içinizdeki dertleri yatıştırır.
9-İmam Musa Kazım (as): Yumurta, soğan ve zeytin yiyenin cinsel gücü artar.
10-Resul-i Ekrem (saa): Aç karnına hurma yiyin; çünkü hurma karındaki solucanları (kurtçukları) yok eder.
11-Resul-i Ekrem (saa): Marul/kıvırcık yiyin; çünkü marul hazmi kolaylaştırır ve uyumayı sağlar.
12-Resul-i Ekrem (saa): İncirin tazesini de kurusunu da yiyin; çünkü incir cinsel gücü artırır ve basuru yok eder.
13-İmam Sadık (as): İnsanlar bal emmek ve bal yemek gibi bir ilaç bulamazlar.
14-İmam Sadık (as): Kalbinde ve bedeninle zayıflık olan bir kimse kuzu etiyle birlikte süt içsin.
15-Resul-i Ekrem (saa): (Saçınızı) kınayla boyayın; çünkü kına göze ışık verir ve saç çıkarır.
16-İmam Ali (as): Kondur (günlük) çiğnemek diş (etlerin)i sağlamlaştırır, balgamı giderir ve ağız kokusunu yok eder.
17-İmam Sadık (as): Banyodan çıkarken ayaklarınızı soğuk suyla yıkayın; çünkü iş baş ağrısını yok eder.
18-Resul-i Ekrem (saa): Ayva yiyin; çünkü ayva hafızayı güçlendirir, göğüs iltihabını yok eder ve çocuğunuzun güzelleşmesine yardımcı olur.
19-İmam Sadık (as): Eğer insanlar elmanın faydalarını bilselerdi, sadece elmayla hastalarını tedavi etmeye çalışırlardı.
20-İmam Sadık (as): Bakla, bacakları arıtır ve sağlamlaştırır.
21-İmam Sadık (as): Kadınlarınıza hamileliklerinde hurma yedirin; bunu yaparsanız çocuklarınız güzel olurlar.
22-İmam Sadık (as): Aç karnına kavun yemek felce neden olur.
23-İmam sadık (as): Muhakkak marul-kıvırcık yiyin; çünkü marul kanı tasfiye eder.