Kategori arşivi: Hadis-i Şerifler

Hadis-i Şerifler Bölümü

SÜRMEDEKİ SAKLI ŞİFALAR

 sürme sürmek 1

“Yatacağınız zaman ismid (denilen sürmeyi gözünüze çekmeye) devam ediniz. Çünkü o gözü temizleyip görme gücünü artırır ve kılları (yani kirpikleri) yetiştirir.”  Hadis-i Şerif (İbn-i Mâce, Tıbb, 25)

İbn-i Abbas (r.a)’dan gelen rivayette ise Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“İsmid’i kullanmaya devam edin, zira o, sürmelerinizin en hayırlısıdır. Göze parlaklık verip (görmeyi netleştirip), saçı (kirpiği) bitirir.” (Tirmizî, Libâs 23)

Günümüzde birçok hastalığın ilacının bitkilerden üretildiğini biliyoruz.
Hadîs-i şeriflerde Efendimiz’in bildirdiği tıbb-ı nebevîye dair birçok örnek vardır; ancak üzülerek ifade etmek lazımdır ki Müslümanlar olarak bizlerin, bunun çok da kıymetini bildiğimiz, bu tavsiyeleri günümüzün imkânları ölçüsünde araştırıp onlardaki şifa unsurlarını açığa çıkararak insanların istifadesine sunduğumuz söylenemez. Doğrusu bu husustaki gayretimiz de diğer sünnetlere uymadaki gayretimiz mesabesindedir.

Hadislerde çeşitli hastalıklara ilaç olarak tavsiye edilen maddelerin bir kısmının bitkisel maddeler olduğu, bunların dışındaki hastalıklar içinse bir takım ilaçlar aranması gerektiği zikredilmektedir. Peygamberimiz (s.a.v)’in göz için tavsiye ettiği ismid taşını da bu bağlamda ele almak gerekir. İsmid, sürme taşıdır. Siyah renkli olup kırmızıya çalar. En iyisinin İsfahan’da çıktığı zikredilmektedir. Parçalanması kolay ve parlak bir taştır. Temiz olduğu zaman beyaz gümüş rengindedir.

Parmaklar arasında ovuşturulduğunda etrafa koku saçmaktadır. (Ali Rıza KARABULUT, Tıbb-ı Nebevî Ansiklopedisi, Mektebe Yay., c.2, s.624)
Peygamberimiz (s.a.v)’in özellikle yatmazdan evvel sürmeyi tavsiye ettiği ismidin bazı faydaları şöyle sıralanmaktadır:

• Sürme, göze parlaklık verir ve gözün net görmesini sağlar.

• Göz sinirlerini kuvvetlendirir.

• Sürme, gözdeki yaşı ve cerahati emer, çapağı giderir.

• Kirpikleri yeniden bitirir, çoğalmasını sağlar.

• Göz damarlarını -bilhassa yaşlı ve çocuklarda- takviye eder.

• İnce sıvı halindeki balla birlikte sürüldüğünde baş ağrısını giderir.

• İçine biraz misk katılan sürme taşı özellikle yaşlılar ve gözleri zayıf olanlar için sürmelerin en güzelidir. (İbn-i Kayyim, Tıbb, s.459)

• Sürmenin ana maddesi ‘antimon’ olması sebebi ile kirpikleri siyahlatır.

• Sürmenin siyah olması nedeni ile güneşten gelen ısı ışınlarını tutar. Çünkü ısı ışınlarının göze fazla sirayeti, gözdeki lens ve retinaya zarar verdiği de zikredilir.

Sürme hakkındaki bazı hükümler ise şöyledir:
• Erkeklerin sürmeyi sadece süslenmek için çekmeleri mekruhtur.

• Sürme yatmadan önce çekilir. Sürme olarak “ismid” taşından mamul sürme kullanılır.

• Cuma günleri; koku sürünmek, yıkanmak vs. sünnet olduğu gibi sürme çekmek de sünnettir.

• Sürme; üç defa sağa, üç defa sola (her çekişte sayının tek olması için) veya üç defa sağa iki defa sola (toplamda sayının tek olması için) çekmek sureti ile sürülür.

• Sürme çekmek, tadı boğazda hissedilse veya tükürdüğünde tükürüğünü renkli görse bile orucu bozmaz.

• Gümüş sürmedanlık kullanmak mekruhtur.

• Okuduğu bir hadisten etkilenerek ismid adı verilen sürmeyi göz tedavisinde kullanan Medicine Hastanesi göz doktoru Adem Öztekin bugüne dek sürmeyle tedavi ettiği hastalardan olumlu geri dönüşler aldığını söylüyor.

Sürme nasıl sürülür

Toz halinde bulunan sürmenin göze daha kolay sürülebilmesi için içine bir damla zeytinyağı yahut bademyağı katılarak da kullanılabilirsiniz. Gözler kısılarak kapatılıyormuş gibi yapılır ve tahta sürme çubuğu alt ve üst kirpik arasına sıkıştırılır. Çubuk gözlerin dış tarafına doğru gözlerin altından hafif taşırarak çekilir. Ancak bu uygulama gözleri küçük gösterir, daha belirgin gözler için sürme gözlerin altına sürülür. Tek parmağınızla gözünüzün alt kapagını hafifçe aşağı tutun ve sürme aparatını kirpiklerin cıktıgı şeride sürün.
Ardından gözünüzü kapatıp açarak her iki göz kapagına temas etmesini ve yayılmasını sağlayın. Tozlar gözünüzün içine kaçabilir. Ancak bunda hiç bir sorun yoktur. Aksine bu da zaten sürmenin faydalarını ortaya cıkaran sebeplerdendir.

Sürme alırken nelere dikkat edilmeli

İlk öncelikle bilinmesi gereken, göz kalemleri ile sürmenin aynı şey olmadığıdır. Sürme gözü tedavi edici etkisi olan, genellikle ismit taşından elde edilen güzelleştirici bir ürünken, göz kalemleri göze faydadan ziyade zararı olan kozmetik ürünlerdir. Sürme alınırken dikkat edilmesi gereken şey gerçek ismit taşından elde edilip edilmediğidir. Kozmetik markalar tarafından sürme adı altında üretilen ve içerisindeki bakırdan ötürü gözde enfeksiyonlara sebep olabilecek ürünlerden uzak durulmalıdır.

İsmid Sürmesini Hac Malzemeleri satan dükkanlardan temin edebilirsiniz.
Genellikle büyük cami ve türbe etraflarındaki dini materyal satan yerlerde de bulabilirsiniz.

www.herseyogren.com
Bizi Facebook’tan Takip edebilirsiniz : Facebook.com/Herseyogrencom


SÜRME HAKKINDA HADİSLER

 

Sürme hakkında hadisler

Sual: Erkeklerin gözlerine sürme çekmesi caiz midir?

Erkeklerin süs, ziynet için sürme çekmeleri caiz değildir. Fakat tedavi maksadıyla sürme çekmeleri caizdir. Kirpiklerin dökülmemesi, gözlerin kuvvetlenmesi için sürme çekmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İsmid ile gözlerinize sürme çekin! Çünkü o, gözü kuvvetlendirir, kirpikleri çoğaltıp uzatır.) [Tirmizi]
[Peygamber efendimizin her gece sürme çektiği bildirilmiştir.]

(En iyi sürme, ismid sürme taşıdır. Çünkü o, gözü parlatır, kirpikleri uzatır.) 
[Nesai]

(İsmidle sürmelenmeye devam edin, çünkü o, kirpikleri uzatır, göz çapaklarını giderir ve gözü kuvvetlendirir.)
 [Taberani]

(Sürme çekmek, yeşilliğe ve güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir.) 
[İ.Süyuti]

[Sürme, göz kalemi denilen boyalardan farklıdır. Attarda bulunur. Bazı hacılar, Hicazdan gelirken sürme de getiriyorlar.]

Sual: Kadınların dışarıya çıkarken sürme sürmeleri uygun mudur?
CEVAP
Sürme de makyajdır. Yabancılara karşı makyajlı görünmek caiz olmaz. Kadın sadece kocasına karşı süslenir.

Sual: Sünnet niyetiyle bayanlar gözlerine sürme çekebilir mi?
CEVAP
Sağlık açısından, sünnet diye çekebilir. Mesela akşam sürülür, sabah yıkanır. Yabancıların görmesi haramdır. Yabancıya süslenmek caiz değildir.

Âlimin farz ve haram deme yetkisi var mıdır?

DİNİ

Sual: Ebu Hanife, imam arkasında Fatiha okumak tahrimen mekruh derken, imam Şafii farz diyor. Peygamberin bile, haram etme, farz kılma yetkisi yokken, farz Allah’ın emri iken nasıl olur da bu âlimler, farzdır, haramdır diyebiliyorlar?
CEVAP
Resulullahın ve müctehid âlimlerin yetkisi iyi bilinmediği için böyle garip sorular geliyor. Bir kimse suç işleyince, savcının isteği üzerine getirilip hakim tarafından ceza verilir ve hapse atılır. Hapse atanlar polis veya jandarmadır. Ama bunu savcının emri ile yapmaktadır. Hücreye konmuşsa gardiyan koymuştur. Şimdi gardiyana, jandarmaya veya polise, siz kim oluyorsunuz da beni hapse attınız diyemeyiz. Onlar savcının emrini uyguluyorlar. Savcı da kim oluyor denemez. O da kanun adına bunu yapıyor. Şu halde yetki kanundan geliyor. Ama bu yetki, polis ile, savcı ile, kullanılıyor. Polise, savcıya karşı gelen kanuna karşı gelmiş olur. Polis, savcı devletin ortakları değildir, devlete hizmet veren kişilerdir. Suç işledikleri takdirde onlar da cezalandırılır.

Farz ve haram Allah’ın emri ile olur. Ancak Allahü teâlâ, bu yetkiyi Resulüne de vermiştir. Birkaç örnek verelim:
1- Kur’anı açıklamakta yetkilidir. Bir âyet meali:
(Kur’anı insanlara beyan et!) [Nahl 44] (Beyan etmek, başka kelimelerle açıklamak demektir.)

2-
 Bir şeyi haram etme ve farz kılmada da yetkilidir. İşte iki âyet-i kerime meali:
(O ümmî Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar.) 
[Araf 157]

(Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini 
[İslamiyet’i] din edinmeyen kimselerle; zelil bir halde kendi elleriyle [boyun eğerek] cizye verinceye kadar savaşın.) [Tevbe 29]

Resulullah açıklama yetkisine dayanarak buyuruyor ki:
(Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibi geçerlidir.) [Tirmizi]

(Eğer meşakkat vermeseydi, gece namazını ümmetime farz kılardım.) [Deylemi]

Şu halde, (Allah’tan başkası farz kılamaz, haram edemez) demek yanlıştır.

3- 
Resulullahın emrine uymak, Ona itaat etmek farz, isyan etmek haramdır:
(Resule itaat, Allah’a itaattir.) [Nisa 80]

(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.)
 [Nisa 13,14]

Allah’ın emrine olduğu gibi Resulünün emrine de, uymak şarttır. Peygamberin emrini kabul etmem, yalnız Kur’ana uyarım diyen kâfirdir.

4- 
İman konusunda da aynı yetkiye sahiptir. Resulullaha iman etmeyen kâfirdir:
(Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!)
 [Araf 158]

(Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirlere de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]

5-
 İman gibi, Allah’ın emrine itaat ile Resulünün emrine itaat de aynıdır. Ben yalnız Allah’a [Kur’ana] uyarım, Resule [hadislere] uymam diyen kâfirdir. İşte bir âyet meali:
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

Allahü teâlâ, Resulüne böyle yetkiler verip, (Resulüme tâbi olun)buyurduğu gibi, Resulü de, âlimlere yetki verip (Âlimlere tâbi olun!)ve (Âlimler benim vârislerimdir) buyuruyor. Yani (Bana tâbi olduğunuz gibi, âlimlere de tâbi olun) buyuruyor. Peki vâris olan bu âlimler, hiç hata etmez mi? Hatta birinin ak dediğine öteki kara demiyor mu? Ne olacak şimdi? Resulullah efendimiz onu da açıklamış, (Âlim ictihadında yanılırsa bir, isabet ederse iki sevap alır)buyurmuştur. (Buhari)

Demek ki Resulullahın vârislerinin de ictihad etme, haram ve helal deme yetkileri vardır. Bugünkü âlim taslakları müctehid değildir. Onların sözleri dinde senet olmaz. Bu yüzden, Yusuf-i Nebhanihazretleri, (Bugün müctehidlik taslayanın ya aklı veya dini noksandır) buyurmuştur.

İcma nedir? İcma’yı inkâr küfür müdür?

DİNİ

Eshab-ı kiramın söz birliğine icma denir. Bir şeyi, Eshab-ı kiram, sözbirliğiyle bildirmediyse, Tabiinin sözbirliği bu şey için icma olur. Tabiin de bu şeyi sözbirliğiyle bildirmediyse, Tebe-i tabiinin sözbirliğiyle bildirmeleri, bu şey için icma olur, çünkü bu üç asrın âlimleri yani müctehidleri, hadis-i şerifle övülmüştür. Bunlara Selef-i salihin denir. (S. Ebediyye)

İcma’a uymak farzdır. İcma’ı inkâr ise küfürdür. Hazret-i Ebu Bekir’le Hazret-i Ömer’in hilafetlerini inkâr eden kâfir olur. Cenaze namazının farz-ı kifâye olduğunu inkâr eden de kâfir olur, çünkü bunları inkâr eden, icma’ı inkâr etmiştir. (Redd-ül-muhtar)

İcma’ın dereceleri vardır: Eshab-ı kiramın, açıkça ve her asrın icma’ı ile haber verilmiş olan icmaları, âyet-i kerime ve mütevatir olan hadis-i şerif gibi kuvvetlidir, inkâr eden kâfir olur. Eshab-ı kiramdan bazısının icma edip, diğerlerinin sükût ettikleri icma da, kesin delildir, ama inkâr eden kâfir olmaz. Eshab-ı kiramın ihtilaf ettikleri bir hükümde, sonra gelenlerde hasıl olan icma olup, haberi vahid ile bildirilen hadis-i şerif gibidir. Bununla amel vacib ama, iman vacib değildir.

Gerek Eshab-ı kiram, gerekse âlimler topluluğu, sapıklıkta, yanlış bir şey üzerinde sözbirliği yapmazlar. Bir hadis-i şerif meali:
(Ümmetimin âlimleri, dalalette, sapıklıkta birleşmez.) [İbni Mace, İ. Ahmed, Taberani]

Kur’an-ı kerimde de, Eshab-ı kirama ve salih âlimler topluluğuna uymayanların Cehenneme gideceği bildirilmektedir. Bir âyet-i kerime meali:
(Doğru yol açıkça belli olduktan sonra, Resulullah’a karşı çıkıp, müminlerin [Eshab-ı kiramın ve âlimlerin] yolundan ayrılanı döndüğü sapık yolda bırakır, Cehenneme atarız.) [Nisa 115]

Eshab-ı kirama cemaat dendiği gibi, âlimler topluluğuna da cemaat denir. Bir kaç hadis-i şerif meali:
(Cemaatten bir karış ayrılan, cahiliye ölümüyle ölmüş olur.)[Buhari]

(Cemaatle birlikte olun! Allah’ın rızası, rahmeti, yardımı cemaatle birliktedir. Cemaatten ayrılan Cehenneme düşer.) [İbni Asakir]

(Sürüden ayrılanı kurt, cemaatten ayrılanı şeytan kapar. Sakın cemaatten ayrılmayın!) [Tirmizi]

(Cemaatten bir karış ayrılan İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlânın rızası, icma’dadır.) [İbni Asakir]

Bir asırdaki müctehidlerin bir kısmının ictihadına, diğerleri işitince susup reddetmezlerse, Hanefi’de icma olur, Şafii’de icma olmaz. İcma delil değildir diyen kâfir olmaz; bid’at sahibi olur. Dinde zaruri olan, [cahillerin de bildikleri icma bilgilerine] inanmayan kâfir olur. Bir sözün küfür olduğunda, âlimlerin söz birliği yoksa, o söze küfür denmez.

İcma ile bildirilen hükümlerden bazıları şöyledir:
1
 Nass veya icma ile bildirilen bir haramı inkâr küfürdür.

2
 Dört mezhebin icmaına inanmayan kâfir olur. (Redd-ül-muhtar,Mektubat)

3
 İbadetler imandan parça değildir. Namazı terk etmekte icma hasıl olmadı.

4
 Kütüb-i sittedeki hadis-i şeriflerin hepsi sahihtir.

5
 Kâinattaki her şey, sonradan yaratıldı, inkâr eden kâfirdir.

6
 Kerametin hak olduğu icma-i ümmet ile sabittir.

7
 Cemaat ile yirmi rekat teravih kılmak sünnettir.

8
 Yayılan bid’atin kötülüğünü Müslümanlara duyurmak farzdır.

9
 Müta nikahı haram olduğunda icma hasıl oldu.

10
 İlk iki büyük halifenin halifeliklerine sahih değil demek küfür olur. Dört büyük halifenin üstünlükleri halifelik sırasına göredir.

11-
 Kabr-i şerifte, Resulullahtan yardım istemeyi inkâr, sahabenin icma’ını inkâr olur.

12
 Kur’an-ı kerimin bir harfini bile değiştirmek veya musiki aletleri ile okumak haram olduğu gibi, bugün mevcut olan Mushaftan başkasını okumak da haramdır.

13
 Namazda ayakta, âyetleri Arapçadan başka dil ile okumak caiz değildir.

14
 Cemaatle namazı terk etmeyi âdet edinmek günahtır.

15
 Kadınların başlarını açmaları haramdır, inkâr eden kâfirdir. Sadece kulaklarından sarkan saçlarını örtmeleri farz değildir diyen âlimler de vardır.

16
 Dört mezhepten birine uymak vaciptir. Bu konuda icmâ hasıl oldu. Dördü birleştirilip bir mezhep haline getirilemez. (Tahrir, Mugîs-ül-Hak fî İhtiyârî Ehak)

Dört mezhepten birine uymayan, bid’at ehli olup Cehenneme gider.(Tahtavi)

Dört mezhepten birine uymak Allah’ın emri mi?

DİNİ

Sual: Dört mezhepten birine uymak Allah’ın emri mi? Hiçbirine uymasak, özgürce hareket etsek, ne olur sanki? Zaten doğru tektir. Aynı konuda dört doğru olmaz. Dört olması şüpheyi çekmez mi?
CEVAP
Hak ile doğruyu karıştırmamalı. Doğru tektir, hak ise çoktur. Farklı ictihadlar haktır, yani geçerlidir, onlarla amel edilir, dört mezhebin dördü de haktır. Hükümde isabet edilmemiş bile olsa, Allah’ın emrine uygundur. İctihad, ictihadla nakzedilemeyeceği için, hangisinin doğru olduğu da zaten bilinemez. Bugün bir mutlak müctehid olsa bile, ancak kendi ictihadını bildirir, diğerlerine ve öncekilere yanlış diyemez. Mesela Hazret-i Mehdi gelince, mezhepler unutulmuş olacak ve ictihad edecek, onun mezhebine uyulacaktır, ama önceki ictihatlara yanlış demeyecek, kendi ictihadını bildirecektir. İctihadında isabet etmemiş bile olsa, ona uymak dinin emridir, çünkü bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Müctehid, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevab alır.) [Buhari]

İsabet edemeyen yani doğruyu bulamayan da sevab alıyor. Sevabı veren Allahü teâlâdır. O hükümle amel edilmesini isteyen de Allahü teâlâdır. Demek ki, isabet edilmese de yine sevab alındığına göre, farklı ictihadla amel etmenin mahzuru olmadığı ve farklı ictihadın rahmet olduğu meydana çıkıyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Âlimlerin farklı ictihadları rahmettir.) [Beyheki, Deylemi, İ. Münavi, İbni Nasr]

Ehl-i sünnetin dört mezhebine hak denmesi, bu rahmetten dolayıdır. İmanda, itikatta ise, ayrılık olmaz. Bütün Müslümanlar, Resulullah’ın ve Eshab-ı kiramın yolu olan Ehl-i sünnet itikadında birleşmek zorundadır. Bir âyet-i kerime meali:
(Dinde [bozuk] fırkalara ayrılanların cezalarını, Allah verecektir.)[Enam 159]

Bu âyet-i kerimeyi açıklayan hadis-i şerifin meali de şöyledir:
(Dinlerini parçalayıp, fırkalara ayrılanlar, bid’at sahipleridir. Her günah işleyenin tevbesi vardır. Bid’at sahipleri müstesnadır. Onlar, [Hak yolda olduklarını sanarak] tevbe etmezler. Ben onlardan uzağım, onlar da benden uzaktır.) [Taberani, Kurtubi]

Ehl-i sünnet âlimleri, İmam-ı Eş’ari ile İmam-ı Matüridi arasında farklı ictihadları, Ehl-i sünnet itikadına aykırı bulmamışlardır. Yani Matüridi itikadında olan bir Müslüman, bir veya birkaç konuda Eş’ari itikadı gibi inansa, Ehl-i sünnetten çıkmaz. Tersi de böyledir. Eş’ari itikadına göre inanan kimse, bir veya birkaç hususta Matüridi gibi inansa, Ehl-i sünnetten çıkmış olmaz.

Hak ve doğru
Sual: 
Doğru tek midir çok mudur? Hak kelimesi doğru anlamına da gelir mi?
CEVAP
Doğru tektir, hak ise çok olabilir. Müctehid, ictihad ederken yanılsa yani doğruyu bulamasa bile, o hatalı ictihada uyan Müslüman hak yoldadır, günahtan kurtulur. Hak, doğru anlamında da kullanılır. Aşağıdaki yazıda açıklanmaktadır:
Müctehid, hüküm çıkarırken yanılabilir. Resulullah efendimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”, bir sahabiye Nass bulamadığı işlerde,(Kendin hüküm çıkar! Yanılmazsan on, yanılırsan bir sevab kazanırsın) buyurdu. Allahü teâlâ katında hak [doğru] birdir. Yani, çeşitli olan ictihadlardan yalnız biri doğru, diğerleri yanlıştır. Mutezile fırkasındaki âlimlere göre müctehid hiç yanılmaz. Onlara göre, hak [doğru] birden fazla olur. (Faideli Bilgiler)

Mezhepleri karıştırıp yeni mezhep cıkarmak caiz mi?

DİNİ

Sual: Ehl-i sünnet sanılan biri, (Her konuda dört mezhep arasında farklar vardır. Mesela namazda, imam arkasında Fatiha okumak Hanefî’de tahrimen mekruh, Şâfiî’de ise farzdır. Deniz haşaratı Hanefî’de tahrimen mekruh, Şâfiî’de helaldir. Bunun gibi hususlarda, bazen Hanefîler Şafiî mezhebinin kavliyle, Şafiîler de bazen Hanefî mezhebinin kavliyle amel ederse, hem Resulullah’ın farklı uygulamalarıyla amel etmek sevabına kavuşur, hem de farklı mezheplerde olan Müslümanlar arasındaki sevginin artmasına sebep olur) diyor. Bu mezhepsizlik değil mi?
CEVAP
Evet, Ehl-i sünnet âlimleri, böyle yapmanın mezhepsizlik, hattâ ilhad olduğunu bildirmişlerdir. Böyle yapmak, (Benim mezhebimdeki hüküm yanlış olabilir, ihtiyaten ara sıra diğer mezhepteki gibi kılayım da, doğruya ulaşmış olayım) demek gibi olur ki, böyle şüphenin küfre kadar gideceğini âlimlerimiz bildirmiştir.

Bir ibadetin bir kısmını bir mezhebe göre yaparken, diğer kısmını, bu mezhebe göre yapmayıp, başka mezhebe göre yapmaya kalkışmak, birinci mezhep imamının bilgisini beğenmemek olur. Selef-i salihin’i beğenmemek, cahil saymak ise küfürdür. (F. Bilgiler)

Mezhepler tedvin edilmeden, yani mezhepler meydana çıkmadan önce, herhangi bir müctehidin ictihadıyla amel etmek caizdi. Mezhepler meydana çıktıktan sonra, artık herkesin bir mezhebe göre amel etmesi lazım oldu. (Feth-ul-kadir)

Mezhepler meydana çıktıktan sonra, bir mezhebi öğrenip, bu mezhebe göre amel etmek gerektiğini âlimler sözbirliğiyle bildirmişler ve icma hâsıl olmuştur. (Mizan-ül-kübra)

İmam-ı Rabbani hazretleri müctehid olduğu halde şöyle buyuruyor:
(Fatihasız namaz olmaz) hadis-i şerifi varken, Hanefîlerin, imam arkasında Fatiha okumamalarının sebebini, tam anlayamadım. Buna rağmen, delili zayıf diye düşünerek mezhebimin hükmüyle amel etmemenin, ilhad olduğunu bildiğim için, mezhebime uyarak imam arkasında Fatiha okumadım. (Mebde ve Mead)

Görüldüğü gibi, kendi mezhebinin hükmünden şüphe edip, başka mezheb isabet etmiş olabilir diye o mezhebin hükmüyle amel etmenin asla caiz olmadığı yukarıdaki vesikalardan anlaşılmaktadır. Böyle caiz olmayan bir iş yaparak, (Müslümanlar arasındaki sevginin artmasına sebep olur) demek ne kadar dehşet vericidir. Dört mezhepteki Müslümanlar birbirine düşman mı ki de, böyle caiz olmayan iş yapılarak, birbirlerine olan sevgilerinin artacağı söylenerek, mezhepsizlik kapısı aralanıyor?

İhtiyaç hâlinde diğer üç mezhebi taklit etmek caizken, yanlış bir iş nasıl tavsiye edilebilir ki? Bu cüret, nakli bırakıp, aklı ölçü almaktan kaynaklanmaktadır.

Hangi mezhep doğrudur?

DİNİ

Sual: İslam Ahlakı ve Faideli Bilgiler kitabında, (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) deniliyor. Bu ne demektir?
CEVAP
Aşağıda açıklandığı gibi, dört hak mezhepten birine uyan kimse, (Benim mezhebim doğrudur) demezse, zaten o mezhebe uyması uygun olmaz, fakat buradaki yanlış ifadesi, bâtıl, geçersiz demek değildir. Mezhebimizin hükümlerinden farklı bir ictihad demektir. İctihadın yanlış olduğu zaten bilinemez. Yani ictihad, başka bir ictihadla geçersiz hâle getirilemez.

Müctehid, bir işin nasıl yapılacağını anlamaya çalışırken yanılırsa, günah olmaz, sevab olur. Uğraşmasının sevabını kazanır, çünkü insana gücü, kuvveti yettiği kadar çalışması emrolundu. Müctehid yanılırsa, çalışması için bir sevab verilir. Doğruyu bulursa, on sevab verilir. Eshab-ı kiramın hepsi büyük âlim, yani müctehid idiler. Bunlardan sonra gelenler arasında, ilk zamanlar ictihad yapabilecek büyük âlim çoktu. Bunların her birine nice kimseler uyardı. Zamanla, bunların çoğu unutularak, Ehl-i sünnet içinde, yalnız bu dört mezhep kaldı. Sonraları, olur olmaz kimselerin çıkıp da, müctehidim diyerek, bozuk fırkalar çıkarmamaları için, Ehl-i sünnet, bu dört mezhepten başka mezhebe uymadı. Bu dört mezhepten her birine, Ehl-i sünnetten milyonlarca kimse uydu. Dört mezhebin itikadı bir olduğundan, birbirine yanlış demez, bid’at sahibi, sapık bilmezler. Doğru yolun, bu dört mezhepte olduğunu ve her biri kendi mezhebinin doğru olmak ihtimalinin daha çok olduğunu bilir. İctihad ile anlaşılan işlerde, İslamiyet’in açık emri bulunmadığı için, bir kimsenin mezhebi yanlış olup da, diğer üç mezhepten birisinin doğru olma ihtimali varsa da, herkes (Benim mezhebim doğrudur, yanlış olma ihtimali de vardır ve diğer üç mezhep yanlıştır, doğru olma ihtimali de vardır) demelidir. (F. Bilgiler)

Diğer üç mezhep de hak olduğu için, bir ihtiyaç olunca, o konudaki diğer mezhebin hükmünü taklit etmek caiz olur. (Mizan-ül Kübra)

Farklı ictihadların hangisi doğru hangisi yanlış?

DİNİ
Sual:
 Bir şey, bir mezhepte bir ibadeti bozarken, diğer mezhepte bozmuyor. Yahut bir şey bir mezhepte helalken diğer mezhepte haram olabiliyor. O şey Allah indinde haramsa, helal diyen mezhebin hükmüyle amel edenlerin durumları ne olur? Yarın ahirette ona niye haram işledin diye sorulmayacak mı?
CEVAP
Evet, sorulmayacaktır. Müctehidlere bu yetkiyi yani ictihad etme yetkisini Allahü teâlâ ve Resulü vermiştir. Allahü teâlânın gönderdiği dinlerde de böyle farklı hükümler vardır. Mesela Âdem aleyhisselamın dinindeki bir husus helalken, daha sonraki dinlerde bu haram kılınmıştır. Tersi de olmuştur. Hayvanların iç yağı Musa aleyhisselamın dininde haramken, daha sonra helal kılınmıştır. Alkollü içkiler mubahken, İslam dininde haram kılınmıştır. Hak mezheplerin arasındaki farklar, hak dinler arasındaki farka benzemektedir. Mezheplerin, müctehidlerin farklı hükümde bulunmalarını dinimiz emretmiştir. İki hadis-i şerif meali:
(Ümmetimin [müctehid âlimlerinin, ameldeki] ihtilafı [mezheplere ayrılması] rahmettir.) [Beyheki, Münavi, İbni Nasr, Deylemi]

(Eshabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Eshabımın ihtilafı [farklı ictihadları] sizin için rahmettir.)[Taberani, Beyheki, İbni Asakir, Hatib, Deylemi, Darimi, Münavi, İbni Adiy]

Her biri müctehid olan Eshab-ı kiramın da, diğer müctehidlerin de farklı ictihadları rahmettir. Müctehid ictihadında isabet etmese bile yine sevab alır. Onun, isabet etmemiş olan ictihadıyla amel eden de kurtulur. Bir hadis-i şerif meali:
(Müctehid, ictihadında isabet ederse on, isabet etmezse, bir sevab alır.) [Buhari, Ebu Davud, İbni Mace, İ.Ahmed]

Eshab-ı kiramdan Ebu Said-i Hüdri rivayet ediyor:
Seferde iki kişi, su bulamadıkları için teyemmüm ederek namazlarını kılıyorlar. Sonra vaktin içinde suyu bulunca, biri kendi ictihadına göre abdest alıp namazını iade ediyor, diğeri de kendi ictihadına göre iade etmiyor. Durum Resulullaha arz edilince, her ikisini de uygun bulup şöyle buyuruyor:
(Namazı iade etmeyen; sünnete uymakla isabet etti. Abdest alıp iade eden de, iki sevab aldı.) [Nesai, Ebu Davud]

Görüldüğü gibi, Peygamber efendimiz ikisine de yanlış dememiş, ikisinin de sevab kazandığını bildirmiştir. Müctehidlerin ictihad etmeleri ve kendi ictihadlarına uygun hareket etmeleri gerektiği gibi, müctehid olmayanların da, tâbi olduğu mezhep imamının bildirdiğine uymaları şarttır.

İslam dininde yasak olan; fakat daha önceki dinlerde yasak olmayan bir şeyi, (Nasıl olsa diğer dinlerde haram değildi) diye işleyen, haramdan kurtulmaz. Kendi mezhebinde haram olan bir şeyi de, nasıl olsa diğer hak mezhepte haram değil diyerek yapması caiz olmaz.

Ancak bir zaruret veya bir ihtiyaç varsa, o zaman diğer mezheplerden birinin hükmüne uyarak onu taklit edebilir. İşte, dört hak mezhebin müslümanlar için rahmet olması da, bu demektir. Mesela, abdest alırken istemeden boğazına su kaçan kimse, orucunu kurtarmak için, Hanbelî veya Şafiî mezhebini taklit edebilir. Evlendiği hanımın sütkardeşi olduğunu öğrenen kimse, evliliğini kurtarmak için, diğer üç mezhepten birini taklit edebilir. Hanefi’de bir kere emmekle sütkardeş olurken diğer üç mezhepte doya doya beş kere emmesi gerekir. Bunlar mezheplerdeki rahmet olan hususlara örnektir.

Yalın ayak namaz kılmak
Sual: 
Şâfiîlere göre namazda imam arkasında Fatiha okumak farz, Hanefîlere göre harama yakın mekruhtur. Şâfiîlere göre çıplak ayakla namaz kılmak sünnet, Hanefîlere göre ayakları örtülü kılmak sünnettir. Hanefî’de kanın çıkması abdesti bozuyor, Şâfiî’de bozmuyor. Kadına dokunmak Hanefî’de abdesti bozmazken, Şâfiî’de bozuyor. Bunlar gibi, birinin ak dediğine, ötekinin kara dediği çok mesele vardır. Allah’ımız bir, dinimiz bir, peygamberimiz bir değil mi? Niye böyle farklı hükümler oluyor?
CEVAP
Peygamber efendimiz, böyle farklı ictihadların rahmet olduğunu bildirmiştir. Bizzat kendisi de, rahmete sebep olmak için, böyle farklı uygulamalarda bulunmuş ve farklı hükümler bildirmiştir. Mesela çıplak ayakla namaz kıldığı gibi, mestle ve nalın denilen pabuçla da kılmıştır. Müctehid mezhep imamları, bu delillere dayanarak ictihadlarını bildirmişlerdir.

Fetava-i Hüccet’te, (Kişinin nalın denilen pabuçla namaz kılması, Yahudilere muhalefet bulunduğu için, yalın ayakla kılmasından kat kat efdaldir) deniyor. (Halebi)

İbni Abidin namazın mekruhları sonunda buyuruyor ki:
Namazı, nalın veya mestle kılmak, çıplak ayakla kılmaktan efdaldir. Böylece, Yahudilere uyulmamış olur. Hadis-i şerifte, (Yahudilere benzememek için namazları, nalınla kılınız) buyuruldu. (Redd-ül muhtar)

Hanefîlerin ayakları örtülü olarak, Şafiîlerin de ayakları açık olarak kılmaları Sünnet’e uygun olur. Herkes, kendi mezhebinin hükmüyle amel ederse rıza-i ilahiye kavuşulmuş olur. Bir ihtiyaç yokken, başka bir mezhebin hükmüyle amel etmek mezhepsizlik olur.

Mezhepleri kaldırma gayreti

DİNİ

Sual: (Mezheplerin hepsinden faydalanıp, üstad Abduh gibi mezhepler üstü ictihadlar yapmak, İslami görüşleri bir noktada toplamak gerekir) diyenler çıkıyor. Rahmet olan dört hak mezhep kaldırılmaya mı çalışılıyor?
CEVAP
Evet, hem dört hak mezhebi kaldırmak, hem de bid’at mezheplerinin hükümlerini almak gayesiyle, ısrarla, “dört hak mezhep” tabirinden kaçıp, “mezhepler” tabiri kullanılıyor. Bir de mezhep hükümlerinegörüş deniyor ki, bu çok yanlıştır. Görüş senet olamaz, ama ictihad senettir. İctihad, sıradan bir görüş değildir. Müctehidin nass’lardan çıkardığı dinimizin hükmüdür.

Mezhep içinde bir ictihadın olabilmesi için de, müctehide ihtiyaç vardır. Günümüzde müctehid bulunmadığına göre, ictihaddan bahsedilmesi yanlış olur. Bunun için Yusuf Nebhani hazretleri, (Bugün müctehidlik taslayanın, aklı veya dini noksandır) buyurmuştur. Mizan-ül-kübra’da, dört mezhep imamından sonra, hiçbir âlimin, mutlak müctehid olduğunu iddia etmediği bildirilmiştir. Müctehid âlimler, asr-ı saadette, Sahabe-i kiramın zamanında, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiîn devrinde bulunuyor, sohbet bereketiyle yetişiyordu. Zaman ilerleyip, bid’atler çoğalınca, böyle kıymetli zatların azaldığı, hicri dördüncü asırdan sonra, bu vasfa malik bir âlimin ortada kalmadığı da, Mizan-ül-kübra, Redd-ül-muhtar ve Hadika’da yazılıdır. Buna rağmen günümüzde müctehid olduğunu kabul etsek bile müctehid, mezhepler üstü veya mezhepler arası ictihad yapmaz. Mason Abduh’un yaptığı, mezhepleri ortadan kaldırmak, kendi görüşlerini tek mezhep hâline getirmekti. Nitekim çömezlerinden Reşit Rıza’nın bozuk Muhaveratkitabı, maalesef Telfık-ı mezahib adı altında Türkçeye çevrilmiştir.

Mutlak müctehidin, başka bir müctehidi taklit etmesi caiz değildir. Kendi ictihadına uyması lazımdır. Mezhepte müctehidin ise, bir mutlak müctehidin mezhebinin usullerine uyması şarttır. Bu usullere uyarak yapacağı, kendi ictihadına uyar. (Hulasat-üt-tahkik)

Hiçbir İslam âlimi, sicilli masonun yaptığı gibi bir ictihad şekli bildirmemiştir. İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Müctehid olmayanların, nass’lardan anladıkları, delil ve senet olamaz. Din büyüklerinin sözlerini reddetmeye sebep olamaz. Eğer, (Biz şimdi, onların anladıklarının yanlış olduğunu gösteren bilgilere ulaştık) derlerse, müctehid olmayanların bilgisi, bir şeyin helâl veya haram olmasına vesika olamaz. Kendi bilgisini, din büyüklerinin bilgilerinden üstün tutmak ve dört mezhebin hükümlerine bozuk demek, âlimlerin fetva vermek için dayandıkları kıymetli haberleri hiçe saymak ve bunlara yanlış demek, İslamiyet’te büyük bir yara açmak olur. (1/312)