Kategori arşivi: Hac

Haccın önemi nedir, müslümanlar niçin hacc yapar?

[sscb]

Soru:

Hac ibadeti; Müslümanları Hıristiyan ve Yahudilerden ayıran alametlerdendir..

Cevap:

Hac, sözlükte saygıdeğer makamlara isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki anlamı ise; ihrama girerek belli günde Arafat’ta bulunmak ve Kâbe’yi usûlüne uygun olarak ziyaret etmektir. Hac, Peygamberimiz’in (asm) Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır.

Hac ibadeti; gücü yeten her Müslüman’a farzdır

“Haccı ve umreyi de Allah için tamam yapın.” (Bakara, 196)
“Ey insanlar! Allah (cc)hac ibadetini sizin üzerinize farz kılmıştır. Hac yapmakta acele ediniz.” (Müslim)
Hac ibadeti İslam’ın şartlarındandır. Yani Allah’ın emri olup namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzdır. İbni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî )

Hac ibadeti; Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır

Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Onda apaçık alametler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren ise emniyette olur (ona dokunulmaz). Hem ona (oraya girmek için) bir yola gücü yeten kimsenin o evi ( Kâbe’yi ) hac etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, artık şüphe yok ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiç bir şeye muhtaç değildir.)” (Al-i İmran, 97)
Nasılki; “Ana-babanın evladı, devletin de halkı üzerinde hakkı vardır” cümlesinden terk edilmez ve yerine getirilmesi gereken bir hak anlaşılır. Hac ibadeti de Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu hukuktan kaçılamaz, borç hükmündedir.
Muaz b. Cebel (ra) şöyle anlatıyor:
“Ben Hz. Peygamber’in (asm) terkisinde idim. Aramızda semerin arka kaşından başka bir şey yoktu. Hz. Peygamber (asm) , “Ey Muaz!” diye seslendi. Ben, “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” dedim. Hz. Peygamber (asm) konuşmadan bir süre yola devam etti. Sonra tekrar, “Ey Muaz!” diye seslendi. Ben de aynı şekilde “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” diye cevap verdim. Bu defa Hz. Peygamber (asm) “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” diye sordu. Ben, “Allah ve O’nun Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm), “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı; hiçbir şeyi O’na şirk koşmadıkları hâlde O’na ibadet etmeleridir.” buyurdu. Sonra bir süre daha yola devam etti. Sonra tekrar, “Ey Muaz b. Cebel!” diye seslendi. Ben yine, “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” diye cevap verdim. Bu kez Hz. Peygamber (asm), “Bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” diye sordu. Ben yine, “Allah ve O’nun Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm), “Kulların Allah üzerindeki hakkı; O’nun onlara azap etmemesidir.” buyurdu.” (Buhari, Müslim)

Hac ibadeti; Müslümanları, Hıristiyan ve Yahudilerden ayıran alametlerdendir

“Kim yiyecek ve Allah’ın evine ulaştıracak bir bineğe sahip olur da hac görevini yerine getirmezse, Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmüş fark etmez. Çünkü Hıristiyan ve Yahudiler namaz kılarlar asla hac yapmazlar.” (Müslim)
“Müslümanların yapmakla mükellef olduğu işleri işlemeyenler onlardan değildir.” (Taberâni)

Hac ibadeti; en üstün ibadetlerden biridir

Hz. Ebû Hüreyre (ra) şöyle dedi: Resulullah’a (asm):
“En üstün amel hangisidir?” diye soruldu,
“Allah ve Resulüne iman etmektir” buyurdu,
“Sonra hangisidir?” denildi.
“Allah yolunda cihad etmektir” buyurdu.
“Sonra hangisidir?” denildi.
“Makbul olan hacdır” buyurdu. (Buhârî , Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)

Hac ibadeti; bütün günahlara kefarettir

Hz. Ebû Hüreyre (ra) dedi ki; ben Resulullah’ın (asm) şöyle buyurduğunu işittim:
“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)
Yine bir başka Hadis-i Şerif’te:
“Bir kimse Allah (cc) için hacceder de kötü sözlerden ve fenalıklardan sakınırsa, anasından doğduğu günkü gibi temiz ve günahsız olur” buyrulmuştur. (Buhari, Müslim)

Hac ibadeti; mükâfatı sadece cennet olan bir ibadettir

Ebû Hureyre (ra) den rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“Umre ibadeti daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefarettir. Mebrûrhaccın (kabul edilmiş haccın) karşılığı ise ancak cennettir” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)

Hac ibadeti; hanımlara cihad sevabını kazandırır

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki:
“Ey Allah’ın Resulü! En üstün amel olarak cihadı görüyoruz. Biz hanımlar cihad etmeyelim mi?” dedim.
Peygamber (asm):
“Fakat (sizin için) cihadın en üstünü hac-ı mebrûrdur” buyurdu. (Buhari)
Bugünkü şartlar altında hiçbir günaha girmeden ihlâslı ve samimi olarak bir kadın haccını tamamlarsa en büyük cihadını yapmış olur.
“Hac kadınlar için ne güzel cihaddır” (Buhari) buyrulmakla da bu gerçek pekiştirilmiş oluyor. Son derece hareketlilik isteyen bir ibadette hiçbir canlıya zarar vermemek pek kolay değildir.

Hac mevsimi, Allah’ın cehennemden en çok kul azat ettiği günlerdir

Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“Allah’ıncehennemden en çok kul âzat ettiği gün, Arefe günüdür” (Müslim, Nesâî,, İbni Mâce)
Haccın temel direği olan rükn-ü Arefe günü öğleden sonra gün batıncaya kadarki zaman içinde yapılır, bunu kaçıran kimsenin haccı olmaz. Tüm dünya Müslümanlarının aynı gün aynı yerde yani Arafat’ta Allah’a yalvarmaları ve bağışlanma dilemeleri gerçekleşir. Allah da o gün başka günlere oranla daha fazla kişiyi cehennemden uzaklaştırmış oluyor.

“Yıl içinde en faziletli gün Arefe, hafta içerisinde en faziletli gün de Cuma günüdür” (Müslim)

Hac ibadeti; sevap bakımından beşikteki çocuğun bile istifade ettiği bir ibadettir

Beşikteki bir bebek bile hac ibadetine iştirak ettiğinde istifadesi çok büyüktür.
İbni Abbâs’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) Ravhâ denilen yerde bir grupla karşılaştı:
“Siz kimlersiniz?” diye sordu Onlar:
“Biz Müslümanlarız peki sen kimsin?” dediler. Hz Peygamber (asm):
“Ben Allah’ın Resulüyüm” buyurdu. Bunun üzerine içlerinden bir kadın (kucağındaki) küçük bir çocuğu Peygamber’e doğru havaya kaldırarak:
“Bunun için de hac var mı?” diye sordu Resûl-i Ekrem (asm):
“Evet, ona hac,sana da sevap vardır” buyurdu.

Hac ibadeti; maddi olarak da Allah’ın lütuf ve kereminden istifade edebildiğimiz bir ibadettir

İbni Abbâs (ra) şöyle dedi:
“Ukâz, Mecinne (Micenne) ve Zülmecâz, İslâm öncesi dönemde meşhur panayır yerleri idi. Bu sebeple İslâm döneminde (bazı müslümanlar) bu pazarlarda alış-veriş yapmayı günah sandılar. Bunun üzerine hac mevsiminde “Alış-veriş yaparak Rabbinizin fazl ve kereminden istifade etmenizde sizin için bir günah yoktur” (Bakara, 198) âyeti indi. (Buhârî)
Hac günleri bütün dünya Müslümanlarının senede bir kez bir araya gelip siyasi, ekonomik ve her türlü münasebetlerinin en yoğun olduğu günlerdir. Bu mübarek günlerde,ibadet ve manevi feyizden alıkoymayacak şekilde meşru olan her türlü ticaret yapılabilir. Bunun bir sakıncası olmadığı ayetle bildirilmiştir. Alışveriş ve ticaret yasağı yalnızca Cuma saatine mahsustur.

Hac ibadeti; mahşer meydanının bir nevi provasıdır

Hac ibadeti mahşerin bir numunesidir. Ölümü ve dünyanın faniliğini hatırlatıp hakiki bir kulluğa sebebiyet verir. Hem de ihlâsı kazandırır.
Hac mevsiminde Kâbe; mahşer yerini,
Hacca yolculuk; dünya zindanından çıkıp ahiret alemlerine yolculuğu,
İhram; kefene bürünmeyi,
Vakfe; Arafat ve Müzdelife’de kıyameti, mahşer meydanını,
Telbiye; Allah-u Teâla’nın emrinde olduğumuzu dile getirmeyi,
Tavaf; Meleklerin Arş’ın etrafında tavafını ve kalbin Rububiyet mertebesini tavafını,
Hacerül Esved’e dokunup öpmek ya da selamlamak; ezelde verdiğimiz söze bağlılığı,
Safa ve Merve arasındaki sa’y; sevap ve günahlarını; kalbin, nefis ile ruh arasında gidip gelmesini,
Kurban kesmek; Kurbanın uzuvları karşılığı nefsinin bütün uzuvlarının cehennemden kurtuluşunu, nefsini hevesattan menetmekle ve ubudiyete sarılmakla nefsimizi kurban ettiğimizi anlatır.
Bütün hacı adaylarının renk, ırk, dil ve statü ayrımı gözetilmeden bembeyaz ve aynı tip ihram içinde bulunmaları ve ihramın kefene benzetilmesiyle ve birçok kimsenin kefeni andıran ihramı giymesiyle “Her nefis ölümü tadıcıdır” (Al-i İmran, 185) gerçeği fiili olarak da hissedilmiş oluyor ki; bu hal ihlâsı kazanmanın en te’sirli sebeplerinden biri olarak tavsif edilen ölümü hatırlatır. Hem insanı gurur ve kibirden kurtarır bu cihetle de ihlası kazanmaya vesiledir.

Hac ibadeti;الله اكبر

hakikatine ermektir
Hac ibadeti; Allah’ın tüm kâinatı kuşatmış geniş kudret ve büyüklüğüne karşı pek çok Müslümanın aynı anda ve geniş bir şekilde yaptığı bir ibadettir. Bu geniş ubudiyet,الله اكبرsesleriyle bütün kâinata ilan edilir. Çünküالله اكبر Allah’ın büyüklüğünü, kâinattaki bütün büyük maksatların O’na ait olduğunu idrak ve ilan etmektir. Ve her bir bir basamak hükmüne geçerek ruhun manevi makamlarda yükselişine sebep olur.
“İşte hacta pek kesretliالله اكبر denilmesi bu sırdandır. Çünkü hac-ı şerif bil’asale (bizzat) herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir.” (Sözler)
Hacca giden bir Müslümanın hali çok özel bir günde komutanının huzuruna çıkmış bir askerin haline benzer. O asker o özel günde, o güzel bayramda komutanın iltifat ve hediyelerine mazhar olur.
Bir hacı cahil ve avam da olsa hac ibadetiyle çok mertebeleri aşmış ve rabbinin bir nevi huzuruna çıkmıştır. Çok özel bir ibadetle çok özel bir yakınlıkla şereflenmiştir. Ve o hacının o mübarek hal ve heyecanını ancakالله اكبر sesleri teskin edebilir.

Hac ibadeti; bu ümmetin saadet ve şefaatine sebep olan Resul-i Ekrem’in (asm) şahs-ı manevîsini yakînen bilmek demektir

Peygamber Efendimiz’in (asm) şahs-ı manevîsinden anlaşılması gereken; Peygamberimiz’in (asm)davası ve geçmiş ve geleceğin dahi peygamberi olmasıdır.
Dünya; imamı Peygamber Efendimiz (asm) olan bir mescid (cami) hükmündedir.
Mekke ise; bir mihraptır. İslam’ın ilk olarak ortaya çıktığı ve Peygamber Efendimiz’in (asm) imâni hakikatlerin bildirilmesinde imamlık ettiği mekân.
Medine ise; Peygamberimiz’in (asm)bir minberi hükmüne geçmiştir. İslamiyet’in fiili olarak yaşanmaya başlandığı güzel ahlâkın temellerinin atılıp, ders verildiği yer.
Hac ibadeti, Efendimiz’in (asm) ve sahabelerinin vazifelerini yaptıkları yerlerde yapılması münasebetiyle derin tefekkürlere sebep olur.

Hac ibadeti; bir tür Kişilik Eğitimidir

Hac ibadeti, insana hem maddi bir hazırlık hem de sağlığını kontrol ettiren bir ibadettir. Çünkü sağlıklı olan kimse ibadetini daha huzurlu yapabilecektir.
Hac ibadetini yerine getirebilmek için gerekli belli bir miktar parayı veya imkânı hazırlaması, bunun için birikim yapması kişiyi tasarrufa yöneltir.
Hac insana meşakkati lezzete çevirmeyi öğretiyor. Allah (cc) için yaptığı bu yolculukla kişi meşakkatlere dayanma gücünü artırmış oluyor ve manen terbiye ediliyor.
Hac bir medeniyet dersidir. İnsana birlikte yaşamayı, başkalarıyla uyumu ve bunlarla beraber düzen ve disiplinle yaşamayı öğreniyor.
Hac hem bireysel, hem sosyal hem de kültürel açıdan gelişmek, tanışmak, kaynaşmak için adeta uluslararası bir konferans niteliğindedir. Çünkü hacılar başka hiçbir yerde görülemeyecek kadar çeşitli, farklı dilleri, ırkları, davranışları olan kişileri görme ve gözleme imkânı bulurlar.

Hac ibadeti; kardeşlik duygularını pekiştirir, İslam’ın birlik ve beraberlik dini olduğunu anlatır

Hac, çeşitli Müslüman ülke insanları arasında kardeşlik kurulmasına yardımcı olur. İslâm dininin birlik ve beraberlik dini olduğu, hacda daha kolay anlaşılır. Bütün insanların eşit ve kardeş olduğu idrak edilir. 

Hacıların Birbirleriyle Tanıştığı Yer: Arafat…

[sscb]

Hacılar, Arafat’ta makbul olan tövbeleri, istiğfar ve duaları sonunda geçmiş günahlardan arınarak cennete layık manevi kokular kazanmaktadırlar…

Arafat: Arafat, Mekke’nin 16 kilometre doğusunda hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ovanın ismidir. Tabanından 50-70 metre yüksekliktedir. Koyu yeşil renkli granit yığınlarından meydana gelmiştir. Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı) dır.Arafe kelimesinin çoğuludur ve “Arafe” olarak da kullanılmaktadır.Aynı zamanda Arafat, hacc esnasında mühim yer tutan bir mevkiin adıdır. Hacılar arefe günü orada vakfeye dururlar. Zilhicce’nin dokuzuncu günü Arafat’da vakfe günüdür ve arefe günü denir.

Ayrıca Arafatta şu hâdiseler vuku’ bulmuştur:

Hz. Havva ile Hz. Adem (as), cennetten çıkarıldıktan sonra burada birleşip birbirlerini tanımışlardır. Hz. İbrahim (as) burayı görünce önceden kendisine yapılan tavsife uygun bularak derhal tanımıştır. Yine Hz. İbrahim (as), Cebrail’in (as) öğretmesiyle hacc menasikini ilk defa burada tanıyıp, öğrenir. Hz. İsmail (as), annesinden bir müddet ayrıldıktan sonra burada buluşup, tanışırlar. Hz. Muhammed (asm), yüz bin insana hitab ettiği, veda hutbesini burada okudu. Hz. Muhammed (asm), insan haklarını 14 asır önce burada dünyaya ilan etti. Hacılar burada topluca bir araya gelip tanışırlar. Hacılar, burada makbul olan tövbeleri, istiğfar ve duaları sonunda geçmiş günahlardan arınarak cennete layık manevi kokular kazanmaktadırlar.

(Kütüb-i Sitte) 

Hac ibadetinin şartı olan zenginliğin belli bir ölçüsü var mı?

[sscb]

Soru:

Hac ibadetinin şartı olan zenginliğin ölçüsü nedir? İslamiyet kimlere zengin diyor?

Cevap:

Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’nde haccın farz olmasının şartlarından olan zenginliği şöyle açıklanmıştır:
Hicaz’a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz.
Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir.
Kendi durumuna uygun binek vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t Tarika (yol azığına sahip bulunmak) denir.
Şöyle ki:
Hac için yol azığına ve binilecek vasıtaya gücü yeter olması şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin bulunduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahip olan kimsenin, diğer şartlara da sahip olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur.
Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacip olmuş sayılmaz.
Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz.
Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır. Onun için hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde gerekmez.
Bununla beraber Mekke-i Mükerreme’ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki Müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir.
(İmam Malik’e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahip olmak şart değildir.)
Bu konuda Mekke’ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir Müslüman’a canı ve malı için bir tehlike yoksa hac farz olur.
Yurdunda ailesine bir nafaka bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helak olmaları korkusu olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz. 

Haccın edasının şartları nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac ibadetini yerine getirmek için gereken şartlar nelerdir?

Cevap:

Sağlıklı Olmak

Ebû Hanife ve Malik, sağlıklı olmayı hac yükümlüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden bunlara göre sağlıklı olmayan kimseler hac yapmakla mükellef değildir; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez.
Hanefî imamlardan Ebû Yusuf ve Muhammed ile Şâfî ve Hanbelî hukukçularına göre ise yükümlülük şartlarının gerçekleşmesi halinde, fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar arasında, genel olarak, körlük, kötürümlük ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlılık durumları gösterilmiştir.

• Yol Güvenliği

Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde fetvaya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması haccın edasının şartlarındandır. Mâlikî ve Şâfiler ise, istitâat (Tâkat getirmek. Kudreti ve gücü yeter olmak) kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük şartları arasında saymışlardır.

Ârızî Bir Engelin Bulunmaması

Tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı engelleyen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda yükümlülüğü gerçekleşmez.

• Kadınlara Özel İki Şart

Haccın edasıyla doğrudan ilgisi bulunmamakla birlikte, kadınlara ilişkin başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, kadınların tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından kaynaklanan “yanlarında eşlerinin veya bir mahremlerinin bulunması” şartıdır. Hanefî mezhebine göre, haccedebilmek için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeyi kat etmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar.
Şâfi mezhebinde ise kat edilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve kadınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulunması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür. Bununla birlikte iki kadının hatta kendini güvenlik içinde hissediyorsa bir kadının (sadece) farz olan hac görevini yerine getirmek için tek başına yola çıkması caiz görülmüştür.
İkinci şart ise sadece boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, “beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmaları” dır. Hanefî mezhebine göre eda şartı olan bu durum diğer mezheplere göre yükümlülük şartıdır.

• Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır

Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki:
Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe, hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz.
Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder de, hac şartlarına sahip bulunursa, hac ile mükellef olur.

• Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır

Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse görevi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.
Eda şartlarını taşıyan kimselerin bizzat hac yapmaları, bu şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda bedel (vekil) göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir. 

Hac kimlere farzdır? Haccın yükümlülük şartları nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac kimlere farz kılınmıştır? Kişiye haccın farz olması için hangi şartları taşıması gerekir?

Cevap:

Haccın yükümlülük şartları

Haccın ‘Haccetu’l-İslâm’ (farz hac) yerine geçmesi ise, beş şarta bağlıdır:
1. Müslüman olmak
2. Akıllı olmak
3. Bâliğ olmak
4. Hür olmak
5. Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

1. Müslüman olmak

Müslüman olmayan kimse her şeyden önce iman etmekle yükümlüdür. İman etmedikçe ibadetleri kabul olmaz. Çünkü iman, ibadetlerin makbul olmasının olmazsa olmaz şartıdır.
Müslüman olmayan bir kişi hac yaptıktan sonra müslüman olsa, yeniden hac yapması gerekir. Daha önce yapmış olduğu haccı geçerli olmaz.
“…Artık kim îmânı (Allah’ı ve İlâhî hükümleri) inkâr ederse, bu durumda şübhesiz ameli boşa gitmiştir ve o, âhirette zarara uğrayanlardandır.” (Maide, 5)

2. Akıllı olmak

İnsanın dini görevlerle sorumlu olabilmesi için akıllı olması gerekir. Aklı olmayan kişinin dini sorumluluğu da yoktur.
Peygamber Efendimiz (asm):
“Üç kişi sorumlu tutulmaz:
• Uyanıncaya kadar uyuyan,
• Bülûğa erinceye kadar çocuk ve aklı başına gelinceye kadar akıl hastası. (Ebu Davud)
• Zihinsel özürlü bir kimse hac yaptıktan sonra iyileşirse diğer şartları da taşıyorsa yeniden hac yapmakla sorumlu olur.” (Kâsânî)

3. Bülûğa ermiş olmak

Baliğ olmak ergenlik çağına girmiş olma halidir. Peygamberimiz (asm) büluğa erinceye kadar çocuktan sorumluluğun kaldırıldığını bildirmiştir.
“Bir insan çocukluğunda hac yapsa büluğa erdikten sonra imkânı olunca yeniden hac yapmakla yükümlü olur.” (Tirmizî)
Çocuğun yaptığı haccın sevabı anne-babaya yazılır.
Sahabeden Cabir İbni Abdullah (ra) bildirdiğine göre bir kadın çocuğunu Resulullah’a (asm) götürmüş ve:
“Ey Allah’ın Elçisi! Bu çocuk için hac var mıdır?”diye sormuş. Peygamberimiz (asm) de:
“Evet vardır. Sevabı senin olur.”buyurmuştur. (Semerkandî)
Hac için ihrama giren bir çocuk, Arafat vakfesinden önce büluğa erse ve bu ihram üzere haccını yapsa, Hanefi mezhebine göre bu hac nafile olur, Şafi mezhebine göre farz olan hac yerine gelmiş olur.

4. Özgür olmak

Özgür olmayan kimselere hac farz değildir. Özgür olmayan bir kimsenin yapacağı hac, nafile olur. Bir kimsenin hürriyetine kavuşması halinde diğer şartları da taşıyorsa yeniden hac yapması gerekir.
Tutuklu ve mahpus olanlara veya yurtdışına çıkma yasağı bulunanlara ya da hacca gitmelerine yetkililerce izin verilmeyenlere hac farz değildir. Çünkü bu halde iken hac yapmaya güçleri yetmez. (Semerkandî)
Ancak hapse girmeden veya yurt dışına çıkma yasağı konmadan önce hacca gitme imkânı bulmuş ise bu kimseye hac farz olmuştur. Kısıtlılık hali sona eren kimselerin hacca gitmeleri gerekir. Kısıtlılık hali sona ermeyeceği kesinleşen kimselerin yerine vekil göndermeleri veya vasiyet etmeleri gerekir.
Haccın farz olması için; müslüman olma, büluğa erme ve özgür olma şartları şu hadis-i şerife dayanmaktadır:
“Herhangi bir kul hac yapar sonra büluğa ererse yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir müşrik hac yapar sonra müslüman olursa yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir köle hac yapar, sonra özgürlüğüne kavuşturulursa yeniden hac yapması gerekir.” (Hâkim)

5. Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

Ali İmran suresinin 97. ayetinde haccın gücü yetenlere farz olduğu bildirilmektedir.
“Yoluna gücü yetenlerin Allah’ın evi (Kâbe) ni hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir Hakkı’dır.” (Ali İmran, 97)
Peygamberimiz “gücü yetmeyi” “azık ve binit” olarak izah etmiştir.
Bir sahabînin:
“Hac yapmayı farz kılan şey nedir?” şeklindeki sorusuna Peygamberimiz (asm):
“Azık ve binit.”olarak cevap vermiştir. (Tirmizî)
“Allah hiçbir insanı gücünün üstünde bir şey ile sorumlu tutmaz…” (Bakara, 286) 

Haccın edepleri nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri edepler nelerdir?

Cevap:

Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri bir kısım edepler vardır. Başlıcaları şunlardır:
1) Tam helâl bir mal ile hac etmelidir. Çünkü helâl olmayan bir mal ile hac yapılması haramdır.
2) Yola çıkmadan önce, kul borçları varsa ödenmelidir.
3) Günahlardan tevbe etmeli, kazaya kalmış ibadetler varsa, onları kaza etmelidir.
4) Gösterişten, öğünüp böbürlenmekten, süs ve saltanattan sakınmalı, tevazu içinde olmalıdır.
5) Hac yolculuğu üzerinde bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişare yapılmalıdır.
6) Kimlerle arkadaş olacağına, hangi yoldan ve hangi vasıtalarla yolculuk yapacağına dair “İstihare” yapmalıdır (İki rekât namaz kılarak Allah’dan hayırlısını istemelidir.)
7) Gerekirse kendisine yol gösterecek, yardımda bulunacak ve sabır tavsiye edecek iyi bir arkadaş edinmelidir.
8) Yolda arkadaşları ile ve diğer yolcularla çekişip dövüşmekten sakınmalıdır.
9) Düşmanları varsa, onları bağışmalaya ve anlayışla karşılamaya çalışmalıdır.
10) Hac yolculuğuna aybaşında perşembe günü veya pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.
11) Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşmalı ve onların dualarını dilemeli. Bunun için onları ziyarete gitmelidir. Onlar da kendisini hac dönüşünde karşılanmalıdır ki, bu da bir sünnettir.
12) Hacca giderken ve hacdan dönünce evinde iki rekât namaz kılmalı ve dua etmeli.
(Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen) 

Hac yapma imkanı bulan kişi hemen o sene içinde mi haccı yerine getirmelidir?

[sscb]

Soru:

Hac yapma imkanı bulan kimsenin hemen bu farzı yerine getirmesi farz mıdır?

Cevap:

Hac yapma imkânı elde edildiği yıl, hac yapmak müslümana farz olur. Bu konuda ihtilaf yoktur. Ancak aynı yıl içinde haccın yapılmasının zorunlu olup olmadığı haccın (fevrî veya terahî üzere oluşu) konusunda fıkıh bilginleri arasında farklı görüşler vardır.
Haccın, hac yapma imkânı elde edildiği yıl yapılması gerektiği ve daha sonra ki yıllara ertelenebileceği şeklinde Ebu Hanife’den iki farklı görüş rivayet edilmiştir. Birinci görüşü imam Ebu Yusuf, ikinci görüşü İmam Ebu Muhammed tercih etmiştir.
Ebu Yusuf’un tercihine ettiği görüşe göre imkân elde edildiği yıl hac yapmayıp bir sonraki yıllara erteleyen kimse günahkâr olur.

İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre haccın imkân edildiği yıl yapılması gerekir. (Eş-Şerh’ül-Kebir)
İmam Şafî’ye göre hac daha sonraki yıllara ertelenebilir. (İbn Hümâm)
İmkân elde edildiği yıl hac görevini yapmayıp daha sonraki yıllara erteleyen kimse, çeşitli sebeplerle bu imkânını kaybedebilir ve hac yapmadığı için sorumluluk altında kalır. Bu itibarla müslüman, hac yapma imkânı elde ettiği yıl geciktirmeden hacca gitmelidir.
Nitekim Peygamberimiz (asm):
“Hac yapmak isteyen kimse acele etsin. Çünkü hasta olabilir, (servetini, parasını) yitirebilir, ihtiyacı ortaya çıkabilir” buyurmuştur.” (İbni Mace) 

Haccın müstakil farzları (şartları ve rükûnları) nelerdir?

[sscb]

Soru:

Haccın müstakil farzları (şartları ve rükûnları) nelerdir? Dört mezhebe göre haccın farzları nelerdir?

Cevap:

Hanefi mezhebine göre haccın farzları;

Hanefi mezhebine göre haccın farzları bir şart ve iki rükûndan ibarettir. Bunlardan ihrama girmek haccın şartı, Arafat’ta vakfe yapmak ve Kâbe’yi tavaf etmek ise haccın rükünleridir.

Şafî mezhebine göre haccın farzları;

Şafî mezhebine göre haccın farzları şunlardır:
1. İhrama girmek
2. Arafat’ta vakfe yapmak
3. Kâbe’de tavaf yapmak
4. Sa’y yapmak
5. Saçları tıraş etmek
6. Bu rükünlerin çoğu (en az dördü) arasında tertibe uymak
Bu farzlar haccın rükûnlarıdır.

Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre haccın farzları;

Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre haccın farzları:
1. İhrama girmek
2. Arafat’ta vakfe yapmak
3. Kâbe’yi tavaf etmek
4. Sa’y yapmak
Bu farzlar, haccın rükûnlarıdır.
Rükûnlar, usulüne göre yapılmadıkça, ceza ve kefaret ödemekle ha sahih olmaz. Eksik kalan rüknün tamamlanması ve ya haccın kazası gerekir. (Diyanet İşleri Başkanlığı Hac İlmihali) 

Haccın hükmü nedir? Delilleri nelerdir?

[sscb]

Soru:

Haccın farz olduğunun delilleri nelerdir?

Cevap:

Haccın farziyyeti ve ispatı ayet ve hadislerle sabittir

Hac, müslümanların ittifakıyla farzdır. İslâm’ın rükûnlarından biridir. Müslümanlardan hiç kimse buna muhalefet etmemiştir. Delili ise Kur’an, Sünnet ve İcma’dır.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:
“Şüphesiz ki insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’deki mübarek ve âlemler için hidayet vesilesi olan Kâbe’dir Orada apaçık alâmetler vardır, İbrahim’in makamı vardır Kim oraya girerse emin olur Oraya (gitmeye) yol bulabilen kimseye Allah için Kâbe’yi ziyaret etmek farzdır Kim nankörlük eder (de imkânı olduğu halde haccetmez)se (bilsin ki) Allah âlemlerden müstağnidir.” (Âli İmran, 96–97) buyurmuştur.
“İnsanlar arsında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.” (Hac, 22–27)
Hadis külliyatının hac bölümlerinde haccın farz oluşuna delalet eden birçok hadis vardır. Şu hadisler örnek olarak zikredilebilir:
“İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasûlü olduğuna şehadet etmek, Namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbe’yi haccetmek.” (Buharî)
“Bir gün Hazret-i Cebrail (as):
—Ey Muhammed İslam hakkında bana bilgi verir misin?”dedi. Hazret-i Peygamber (asm):
—Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyaret etmen (hac yapmandır)dir” diye cevap vermiş,
Bunun üzerine Cebrail (as):
—Doğru söyledin demiştir. (Müslim)
“Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz.” (Müslim)
Haccın farziyyetini inkar eden kimse kafir olur. Çünkü İslam’ın şartlarından olan hac ibadeti ayet ve hadislerle sabittir.

Hac farz-ı ayndır

İmkânı olan her müslümanın haccı bizzat kendisinin yapması farzdır. Cenaze namazı ve cihad gibi bir grup insanın görevini yapması ile diğer müslümanların üzerinden düşmez. (Semerkandî)
Bu konuda ittifak vardır, aksi görüş beyan eden yoktur.

Hac ömürde bir defa farzdır

Yukarıda belirtilen delillerle haccın farz olduğu açıkça anlaşılmaktadır Ömürde bir defa mı yoksa birden fazla mı yapılması gerektiğini Peygamber Efendimiz’in (asm) hadis-i şeriflerinden anlamaktayız.
Sahabeden Akra bin Habis (ra):
“Ey Allah’ın elçisi! Hac her yıl mı yoksa ömürde bir kere mi farz? diye sormuş, bunun üzerine Peygamberimiz (asm):
“Ömürde bir kere farzdır. Daha fazla yapan nafile hac yapmış olur.”cevabını vermiş kendisi de hac farz olduktan sonra bir defa hac yapmıştır. (Tirmizî)
Ebu Hureyre Hazretleri (ra) anlatıyor: “Bir gün Resulullah (asm) bize şöyle hitap etti:
“Ey insanlar, size hac farz kılınmıştır. Şu halde haccı eda ediniz!”
Cemaatte bulunan bir adam:
“Her sene mi, Ey Allah’ın Resulü?” diye sordu. Peygamberimiz (asm) sükût etti cevap vermedi. Sahabi sorusunu üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm):
“Eğer evet deseydim her yıl hac yapmak farz olurdu, buna gücünüz yetmezdi.”cevabını verdi. (Müslim)