Kategori arşivi: Mezhepler

İmam-ı Azam Ebu Hanife Kimdir?

Günümüze kadar devam eden mezheplerden ilk ortaya çıkan mezhep Hanefî mezhebidir. Irak’ta doğan bu mezhep…

gül1


İlk mezhep imamı: İmam-ı Azam Ebu Hanife

Günümüze kadar devam eden mezheplerden ilk ortaya çıkan mezhep Hanefî mezhebidir. Irak’ta doğan bu mezhep günümüzde bütün İslam dünyasına yayılmıştır. İmam-ı Azam Ebu Hanife, İslam fıkhının temellerini atmış, başlıca kurallarını tespit etmiştir.

Hanefî mezhebinin imamı İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin asıl adı Numan’dır. Babasının adı Sabit, dedesinin ismi Zuta’dır. Zuta, Teym b. Sa’lebe oğullarının azatlısı olup Hz. Ali zamanında İslamiyet’i kabul ederek Kabil’den Kufe’ye gelip yerleşmiştir.

Aslen İranlı olan İmam-ı Azam, Miladi 699’da (H. 80) doğar. Dünyaya geldiği yer olan Kufe, o zaman Irak’ın en önemli ilim ve fikir merkezidir. Ebu Hanife ile künyelenmesi, kendisini dine tam vermiş abid biri olmasından veya o zaman Irak’ta ”Hanife” denilen bir yazı hokkasını devamlı yanında taşımış olmasından dolayı olduğu söylenir.

Ebu Hanife, Kur’an-ı Kerim’i ezberler, daha sonra Arap edebiyatını ve Arap şiirini öğrenir. Gençliğinin ilk yıllarında sahabeleri gördüğünden Tabiin’in büyüklerinden sayılır. Sahabelerden yetiştiği zatlar şunlardır: Enes bin Malik, Abdullah bin Ebi Evfa, Vasile bin Aska, Sehl bin Saide, Ebu’t-Tufeyl Amir bin Vesile. Bunların hepsinden Resulullah’la (a.s.m.) ilgili şeyler duyar ve hadisler öğrenir.

Önceleri ticaretle meşgulken İmam-ı Şabi’nin kendisinde gördüğü üstün zekâ ve kabiliyet sebebiyle ilme teşviki üzerine ticaret işini ortağına devredip aktif olarak ilme sarılır. Bu sırada 22 yaşlarındadır. Şabi’den kelam ilmi, iman ve itikada dair bilgiler ve münazara ilimlerini öğrenir. Daha sonra 18 yıl süreyle ders alacağı asıl hocası Irak’ın büyük âlimi Hammad bin Süleyman’ın ders halkasına dâhil olur ve ondan fıkıh ilmini tahsil ederek vekili haline gelir.

 

          Ehl-i Beyt’i savunur

O zamanki Kufe, müslim ve gayr-i müslim pek çok fırkanın bulunduğu ve ateşli ilmî tartışmaların olduğu bir yer olması nedeniyle İmam-ı Azam kendisini bu ilmî tartışmaların ortasında bulur. Emeviler’in idaresinde Ehll-i Beyt’e yapılan haksızlıkların karşısına çıkar. Batıl fırkaların tartışmalarına karşı Basra’ya giderek cedel ilmini öğrenirse de daha sonra vazgeçip kendisini iyice fıkha verir.

Ticareti bütünüyle terk etmeyip helal kazanç elde etmeye ve kimseye muhtaç olmadan talebelerini maddeten desteklemeye çalışır. Ticaretten geliri, bağımsız bir ilim ekolü, hür düşünce sahibi olmasına yardımcı olur.

Bir defasında bir kadın, kendisine satılık bir ipek elbise getirir. Kadın kumaşın fiyatını yüz dirhem olarak söyler. Ebu Hanife, kumaşın değerinin daha fazla olduğunu ifade eder. Kadın yüzer yüzer artırarak nihayet dört yüz dirheme çıkarır. Ebu Hanife daha fazla olacağını söyleyince kadın, ”Benimle alay mı ediyorsun?“ der. Ebu Hanife bir adam çağırtıp fiyat tespit etmesini söyler. Adam gelip fiyat takdir edince, malı beş yüz dirheme satın alır. Bu olay halk arasında onun ticaretteki dürüstlüğüne örnek olarak anlatılır.

Küçük yaştan itibaren Hicaz’a gider, Mekke ve Medine’de bulunan Tabiin âlimleriyle görüşür, onlardan hadis ilmi alır. Ömrü boyunca elli beş kere hac yaptığı ifade edilir.

Ayrıca Ehl-i Beyt imamlarından Zeyd bin Ali ve Muhammed bin Bakır ve Cafer-i Sadık’tan manevî ilimler öğrenir, Ehl-i Beyt’e büyük sevgi ve saygı duyar.

Fikrî mücadelesi Dehriyyun denilen ve insanları imandan uzaklaştırmaya çalışan İbni Sebeciler, Mürcie ve Cebriye gibi sapık fırkalarla olur.

Eserleri

Eserleri pek çoktur. Ancak zamanımıza kadar ulaşanları şunlardır:

Fıkh-ı Ekber: Dinin aslını, temelini teşkil eden ve diğer bütün bilgilerin üzerine bina edildiği iman ilmi ve temel kuralları ile ilgili fikirlerinin toplandığı kitabıdır. Fıkh-ı Ekber, bu konudaki fikirlerinin talebeleri tarafından toplayıp bir araya getirmesiyle oluşur. Önemine binaen bu esere Fıkh-ı Ekber (En Büyük Fıkıh) adı verilir.  Zira ibadet ve muamelat kurallarını tespit eden bilgiler, buna bina edileceğinden ikinci derecede önemlidir.

Ayrıca Fıkh-ı Ebsat, Kitab-ı Âlim ve Mütealim, Kitabubü’r-Risale el-Vasiye, Kasidetü’n-Numaniyye, Marifetü’l-Mezahib gibi eserleri de vardır. Bunların yanında nüshaları bulunmayan pek çok eserinin olduğu da bilinir.

Günümüze kadar devam eden mezheplerden ilk dördü arasında ilk tedvin edilen mezhep Hanefî mezhebidir. Irak’ta doğan bu mezhep bütün İslam dünyasına yayılır. Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde, kadıların çoğu ve resmî mezhepler hep Hanefî mezhebindendir

Ebu Hanife’nin en önemli özelliği kişi hak ve hürriyetlerine çok önem vermiş olmasıdır.

Ebu Hanife’nin önemli bir görüşü de, Darü’l-Harbe izinli giren bir Müslüman’ın faiz almasını caiz görmesidir. Çünkü ona göre orada İslamî hükümler tatbik edilmediğinden Müslüman’ın düşman rızasıyla onların mallarını alması caizdir. Ebu Yusuf ve İmam-ı Şafii onun bu görüşüne muhalefet ederler.

 

Talebeleri

Ebu Hanife’nin binlerce talebesi olur. Bunlar arasında kırk kadarı müçtehit mertebesine ulaşır. Özellikle iki talebesi Ebu Yusuf ve İmam Muhammed en ön sırada yer alırlar.

Ders usulü eski feylesofların diyalektik tarzıdır. Bir mesele ortaya atılır, talebeler tarafından tartışılır, herkes görüşünü söyler, en son İmam-ı Azam delil ve istinbat ile bir karara varır. Karar, delillerden ayrılarak yazılır. Bunlar yakın talebeleri tarafından mezhebin kaideleri olarak bir araya getirilir.

Onun ilim meclisi, bir istişare ve fikir alışverişi şeklindedir. Ebu Hanife kimseye, “Benim görüşüm yegâne doğrudur” demez. Kendisinin de bir görüşü olduğunu,      ama daha iyi bir görüş getirene uyacağını söyler. Talebelerine kendisinden her işittiklerini yazmamalarını, çünkü daha sonra görüşünü değiştirebileceğini belirtir. İmam-ı Azam, hür düşünce içinde daima taassuptan uzak duran bir tavır sergiler.

Emevi ve Abbasi döneminde bulunan İmam, iktidarın yanlışlarını dile getirir ve özellikle Ehl-i Beyt’e karşı yapılan haksızlıklara karşı çıkar. Bu yüzden iktidarlarla arası hiç iyi olmaz. Nüfuzu fazla olduğundan, iktidarlar kendisinden çekinir ve kendisini sürekli takip ve baskı altında tutarlar.

Halkı ayaklandırabilir ihtimaliyle ona resmî görev ve makam teklif edilir, fakat her defasında bu makamları reddeder. 145 yılında Hz. Ali’nin (r.a.) torunlarından Muhammed en Nefsü’z-Zekiyye ile kardeşi İbrahim’in Abbasiler’e isyan etmeleri ve şehit olmaları üzerine Ebu Hanife Irak’ta, İmam Malik de Medine’de açıkça iktidarı tenkit eder. Bu yüzden ikisi de kırbaçlatılarak hapsedilir. Ebu Hanife açıkça halkı Ehll-i Beyt’e yardıma çağırdığından hapse konulur. Ve yetmiş yaşlarındayken 767’de (H. 150) Bağdat’ta hapiste işkence altında zehirlenerek öldürülür. “Yüz elli senesinde dünyanın ziyneti gider” mealindeki hadis-i şerifin kendisine işaret ettiği söylenir. Cenaze namazında elli bin kişinin hazır bulunduğu rivayet edilir. Kabri Bağdat’ta Hayruzan mezarlığındadır.

Sevab bağışlamak olurmu

sünnet

 

Sual: Hanefi bir kimse yaptığı ibadetlerin sevabını  ölü diri herkese bağışlayabilir mi?
CEVAP
Evet bağışlayabilir. İbadetler üç kısımdır:
1- Zekât, sadaka ve kefaretler gibi yalnız malla yapılan ibadetlerin sevabını ölü diri herkese bağışlamak caizdir.

2- Hac gibi, hem beden, hem malla yapılan ibadetlerin sevabını bağışlamak caizdir.

3- Yalnız bedenle yapılan namaz, oruç, tesbih, tehlil, tahmid ve Kur’an-ı kerim okumak, dua etmek gibi ibadetlerin sevabını bağışlamak da caizdir. Bir kimse, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela namaz, oruç, sadaka, Kur’an-ı kerim okumak, hac, umre, evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen vermek gibi ibadetleri yaparken sevabını ölü diri, başkasına hediye etmeye niyet edebilir. (Etfal-ül müslimin)

İmam-ı Şafii ve imam-ı Malik hazretleri, (Yalnız beden ile yapılan ibadetlerin sevapları ölüye hediye edilmez) dediler. Fakat sonradan gelen Şafii âlimleri, (Ya Rabbi! Okuduğumdan hasıl olan sevabın mislini ölülere vasıl et!) gibi dua edince, vasıl olacağını bildirdiler.

Görüldüğü gibi, ölü için Kur’an-ı kerim okunur. “Okunan Kur’anın sevabı ölüye gitmez” diyenlerin yanlış söyledikleri açıktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kabristandan geçen kimse, 11 ihlas okuyup sevabını kabirdekilere hediye ederse  ölü, adedince sevap verilir.)[İ.Ahlakı]

Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabını, ölü, diri herkese hediye edebilir.

Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur’an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikir gibi ibadetlerin sevapları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevap, hediye edilenlere, taksim edilmeden, herbirine bütünü kadar erişir.

Her ibadetin sevabı, Resulullah efendimizin mübarek ruhuna da gönderilebilir. İbni Ömer hazretleri, Peygamber efendimiz için umre yapmıştır.

İbn-is Serrac hazretleri de Resulullah efendimiz için onbinden fazla hatim okumuş, mübarek ruhu için kurban kesmişti. (Hidaye)

Şu halde, her mümin yaptığı ibadetlerin sevaplarını, başta Peygamber efendimiz olmak üzere, ana-babasına ve bütün müminlere hediye etmelidir! Sevabı hepsine de gider. Kendi sevabından da bir şey eksilmez.

İstiğfar etmek
Sual: 
(Ölmüşleriniz için istiğfar edin!) deniyor. Ölü için nasıl istiğfar edilir? İstiğfar etmekle istiğfar okumak ayrı mıdır?
CEVAP
Evet, ayrıdır. İstiğfar okumak, (Estağfirullah) demek veya istiğfar duasını okumaktır. İstiğfar etmekse, hayır hasenat yaparak, günahların affına sebep olmak demektir. Sevabı ölüler için kurban kesmek, Kur’an okumak, cami ve çeşme gibi hayır hasenat yapmak veya yaptırmak istiğfar etmek olur.

Bir kişi, (Ya Resulallah, ölmüş olan ana babamın günahlarının affı için ne yapmalıyım?) dedi. Ona, (Onlar için dua et, Kuran oku ve istiğfar et!) buyurdu. (Ey Oğul İlmihali)

Günaha sebep olmak
Sual: 
Bir âyet ve bir hadiste, (Kimse kimsenin günahını çekmez)denirken, başka bir hadiste, (Kötülüğe sebep olan, o kötülüğü işleyenin günahını çeker) deniyor. Bunda bir tenakuz yok mudur?
CEVAP
Hiç bir tenakuz yoktur. Son hadis-i şerifin meali şöyledir:
(Dinimizde bir “Sünnet-i hasene” çıkaran [İyi bir çığır açan] bunun sevabı ile, bununla amel edenlerin sevabına kavuşur, o yolda gidenlerin sevabından da hiçbir şey eksilmez. Kim de, dinimizde bir “Sünnet-i seyyie” çıkarırsa, [Kötü bir çığır açarsa]bunun günahı ile, bu yolda gidenlerin günahı, ona da verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbir şey eksilmez.)[Müslim]

Bu hadis-i şerifte, iyiliğe vesile olanın sevap kazandığı, kötülüğe vesile olanın günah işlediği bildiriliyor. Günaha sebep olan, kendi günahını çekiyor. Günah işleyenin günahı azalmıyor, onun günahı başkasının sırtına vurulmuyor. Günaha sebep olan da aynı günaha ortak oluyor. Kimse kimsenin günahını çekmiyor, herkes ektiğini biçiyor.

Mürted olarak ölürse
Sual: Bir kimse, bize dua etse, hakkını ve sevablarını bağışlasa, daha sonra da mürted olarak ölse, onun bize bağışladığı sevabları bizden geri alınır mı?
CEVAP
Hayır, geri alınmaz.

Kur’an okuyup bağışlamak
Sual:
 Okunan Kur’an-ı kerimi kimlere bağışlamak uygun olur?
CEVAP
Başta Peygamber efendimize, diğer peygamberlere, Ehl-i beyte, Eshab-ı kirama, Tâbiine, mezhep imamlarımıza, Silsile-i aliyyeye, meşâyıh-ı izâma ve bütün müminlere hediye etmek iyi olur.

Sevabını hediye etmek
Sual: Okuduğumuz dua ve tesbihlerden hâsıl olan sevab, bir kimseye hediye edildikten sonra, başkasına da hediye edilebilir mi?
CEVAP
Başkasına da hediye edilir, ölü diri, dünyadaki bütün Müslümanlara hediye edilebilir. Tek tek hediye edilebildiği gibi toptan da hediye edilebilir. Hediye ettiklerine, aynı şeyi tekrar hediye edemez. Mesela, 70 bin kelime-i tevhid okudu. Bu hatm-i tehlili, ölen birine hediye etse, daha sonra başkası ölse, ona da hediye edebilir, daha sonra başkaları ölse hepsine teker teker hediye edebilir. Aynı hatm-i tehlili aynı kişilere ikinci defa hediye edemez, çünkü daha önce hediye etmişti.

Sevabları bağışlamak
Sual:
 Bir kimse, kıldığı namazlardan, tuttuğu oruçlardan, verdiği zekâtlardan, evliya kabirlerini ziyaret etmekten, birisine verdiği ödünç paradan hâsıl olan sevabları, ilim öğrenirken kazandığı sevabları, mesela ilmihal okurken kazandığı sevabları, Ehl-i sünnet kitaplarını, başkalarına ulaştırmakla kazandığı sevabları, kısacası hayatta kazandığı farz veya nafile bütün sevabları ölü diri herkese bağışlayabilir mi?
CEVAP
Evet, hepsini bağışlayabilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. Ancak bunların duası yapılmak üzere başkasına bildirilmez. Mesela 40 yıldır kıldığım namazların, tuttuğum oruçların okuduğum ilimlerden hâsıl sevabların duasını yapar mısınız denmez. Sevab bağışlamak ayrı, bunların dualarının yapılması için birine hediye etmek ayrıdır.

Sevab bağışlamak
Sual:
 Ben İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat-ı şerifini okuyup bitirince, bir arkadaşa, (Okumakla hâsıl olan sevabı sana bağışladım) dedim. O da, (Kitap okuma sevabını bağışlamak bid’at olur) dedi. Sevab bağışlamak bid’at olur mu?
CEVAP
Her türlü sevabı, ölü diri her müslümana bağışlamanın mahzuru olmaz. Mesela verdiğimiz zekâtın, ettiğimiz cihadın, yaptığımız haccın, tuttuğumuz orucun, kestiğimiz kurbanın, okuduğumuz Kur’an-ı kerimin sevabını yani bunlardan hâsıl olan sevabı, ölü diri bütün müminlere bağışlayabiliriz. Evliya kabrini ziyaret eden, ziyaret sevabını başkasına bağışlayabilir. Selamlaşınca farz sevabı hâsıl olur. Bu farz sevabını da bağışlayabiliriz. İlim öğrenmek için kitap okusak, hâsıl olan sevabı yine herkese bağışlayabiliriz. Birisine iftar versek, hâsıl olanı sevabı da bağışlayabiliriz. Sözün özü, bağışlanmayan sevab yoktur.

Sevab hediye etmek
Sual: 
Yaptığımız ibadetlerin sevabını ölmüşlerimize gönderince, haberdar olup çok seviniyorlar. Hayatta olanlara gönderince, haberleri olmadığına göre, bunlara sevab hediye edilmez mi?
CEVAP
Hayatta da olsa, ölmüş de olsa, her mümine, yaptığımız ibadetlerin sevabı hediye edilir. Bizim sevabımızdan hiç eksilmeden, onlara da aynı sevab gider. Kabul olması için haberdar olmaları gerekmez. Yani haberdar olmasa da, o sevab onların amel defterine yazılır.

Mümin, ibadetlerinin sevabını ölü diri herkese hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye)

Hatm-i tehlilin, ölü diri, herkese faydası vardır. (Mekatib-i şerife)

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Kendisi için veya başka Müslüman için 70 bin kelime-i tevhid[hatm-i tehlil] okuyanın günahları affolur.) [Makamat-ı Mazheriyye]

Sevabları bağışlamak
Sual:
 S. Ebediyye’de, (Bir kimse, farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, mesela, namaz, oruç, sadaka, hatm-i tehlil, Kur’an-ı kerim okumak, zikir, tavaf, hac, umre, Evliyanın kabrini ziyaret ve ölüye kefen vermek gibi ibadet ve taatlerin sevabını diri veya ölü başkasına hediye edebilir) deniyor. Faideli Bilgiler kitabında, Fetava-yi Hindiyye kitabından alınarak, (Yapılan ibadetin sevabını başkasına bağışlamak caizdir. Böylece, namaz, oruç, sadaka, hac, Kur’an-ı kerim okumak ve zikretmek ve Peygamberlerin, Şehitlerin, Evliyanın, Salihlerin kabirlerini ziyaret etmek, ölüye kefen vermek ve bütün hayrat ve hasenat sevabları bağışlanabilir) deniyor. Bu kitaplarda bildirildiği gibi, yapılan ibadet ve iyiliklerin sevabını şöyle söyleyerek bağışlayabilir miyim?
1- Farz olsun, nafile olsun, kırk yıllık kıldığım namazların ve tuttuğum oruçların sevabını bağışladım. Aldığım abdestlerin sevablarını bağışladım.
2– Geçen sene yaptığım umrenin sevabını sana bağışladım.
3– Hindistan’a gidince İmam-ı Rabbani hazretlerini kabrini ziyaret etmiştim. Hâsıl olan sevabı sana bağışladım.
4– Komşu ölünce, ona yaptığım kefenden hâsıl olan sevabı sana bağışladım.
5– Yaptırdığım çeşmeden hâsıl olan sevabı sana bağışladım.
6– Mektubat-ı Rabbani’yi okudum. Ondan hâsıl olan sevabı sana bağışladım.
7– Katıldığım dini sohbetten hâsıl olan sevabı sana bağışladım.
Bir de, Kur’an-ı kerim okuyunca bağışlandığı gibi, bunları duaları yapılmak üzere başkalarına verebilir miyim?
CEVAP
Yukarıda bildirilen ibadet ve taatlerin hepsini ölü veya diri bir kişiye yahut bütün Müslümanlara bağışlamak caizdir. Ancak bunları, Kur’an-ı kerim gibi duaları yapılmak üzere başkalarına vermek âdet değildir.

Ölü için namaz kılmak
Sual:
 Namaz kılıp, oruç tutuyorum, sevablarını ölmüş ana babama bağışlıyorum. Bir hoca, (Kimse kimsenin yerine namaz kılamaz, oruç tutamaz) hadisini bildirip, (Yaptıkların caiz değildir) dedi. Hocanın dediği doğru mudur?
CEVAP
Doğru değildir. O hadis-i şerif, (Herkes, kendisine emredilen ibadeti kendisinin yapması gerekir. Bir kimse, başkasının veya ana babasının yerine namaz kılar, oruç tutarsa, ana babası namaz ve oruç borcundan kurtulamaz) demektir, fakat kıldığı namazların ve tuttuğu oruçların sevabları ana babasına gider. Kendileri kılmış gibi sevaba kavuşurlar. (Bahr)

Biri (Ya Resulallah, ölmüş ana babam için ne yapabilirim?) diye sorunca, Resulullah efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” (Onlar için namaz kıl, oruç tut!) buyurmuştur. (Redd-ül muhtar)

Tutulan orucun, kılınan namazın sevabı ana babaya bağışlanırsa, sevabları onlara ulaşır. Yapılan ibadetlerin sevablarını bütün Müslümanlara bağışlamalı. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz.

Başkasına sevab bağışlamak
Sual:
 Bekara veya Haşr sûresinin sonunu imam okuyunca bizim de okumamız gerekir mi? Necm sûresinde, (İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur) dendiği için, bizim de bu ikisini ayrıca okumamız gerekiyormuş. Bize faydası yoksa, imam niye sesli okuyor ki?
CEVAP
Kur’an-ı kerimi okumak sünnet, dinlemek ise farzdır. Sünnet, farzın yanında denizde damla gibidir. Elbette imamın okuduğu Kur’an-ı kerimi dinlemek, böylece farz sevabına kavuşmak gerekir. O âyet-i kerime, (İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir) mealindedir. Kur’an-ı kerimi dinlemek de kendi yaptığımız bir iştir. Dinleyerek sevab kazanıyoruz. Dinlemeyene sevabı olmaz. Dinleyenin sevab alması bu âyet-i kerimeye de zıt değildir. Şeyhzade tefsirinde, bu âyet-i kerimenin mânası açıklanırken, (Çalışan kimse, başkasının da sevabdan hissedar olmasına niyet ederse, bu takdirde o da onun amelinin sevabından faydalanır. Çünkü amel eden bu niyetle şer’an başkasına da vekâlet etmiş olur)buyuruluyor. Başkaları işlediği sevabları bize bağışlayabilir. Biz kendimiz yapmasak da bu sevablara kavuşuruz. Makamat-i Mazheriyye’deki hadis-i şerifte, (Bir kimse, başkası için yetmiş bin adet Kelime-i tevhid okursa, o kişinin günahları affolur)buyuruldu. Demek ki, başkaları da bir insanın günahlarının affolması için çalışabilir. Sevablarını ona bağışlamakla kendi sevablarından da bir eksilme olmaz.

Özel günleri kutlamak caiz mi

sünnet
Anneler – Babalar günü
Sual:
 Anneler babalar gününün dinimizde yeri var mıdır? Bugün hediye verilir mi?
CEVAP
Avrupa’dan gelen “Anneler – Babalar günü” âdettir. Yani, âdette bid’attir. Âdette bid’at olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadığı için, anneler babalar günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur.

Anneleri babaları senede bir gün yerine her gün hatırlamak, onlara hizmet etmek, ölmüşlerse, dua etmek, hayır hasenatta bulunmak gerekir.

Sual:
 Anneler günü münasebetiyle, (Cennet annelerin ayakları altında) hadis-i şerifi söylendi. Bir de buna benzer (Din kılıçların altında) hadis-i şerifi vardır. Bunların açıklaması nasıldır?
CEVAP
(Cennet, anaların ayakları altında)
 demek (Cennete girmek için ana-babanın rızasını almak gerekir) demektir. (Din, kılıçların altında)hadis-i şerifinin açıklaması da şöyle:

Kılıç, cihad etmeyi, harp tekniğini gösterir. İslamiyet’i yaymak, Cennete girmek için kâfirlerdeki silahların hepsini yapmak ve bunları iyi kullanmak gerekir. Düşmana karşı en yeni silahları hazırlayanlar ve onlarla dinin emrine uygun şekilde savaşanlar Cenneti kazanırlar. Cihad şekilleri devirlere göre değişir. Soğuk harp denilen savaş şekli veya kalemle cihad, bazen silahla cihaddan daha önemli olabilir.

Dünya ve öküzün boynuzu
Peygamber efendimiz, (Rabbim, benim rızkımı kılıcımın ucunda yarattı) buyurdu. Yani (Düşmanlarla cihad eder, alınan ganimet malından payıma düşenle geçinirim) buyurdu. Orada bulunan bir köylü, (Benim dünyalığım nerededir?) dediğinde, (Dünya, öküzün boynuzu üzerindedir) buyurdu. Yani (Öküzünle tarlanı sürer, rızkını kazanırsın) buyurdu. O zaman, sapanın ipini, öküzün boynuzlarına bağlarlar idi. Boynuz bu işe de yaradığı için böyle buyurdu. Köylünün çalışıp tarlasını sürmesini işaret eyledi. Bazı kimseler bunu bilmediği için (Dünya öküzün boynuzunun üzerindeymiş) diyerek din kitapları ile alay ediyorlar.

Sevr, öküz demektir. Gökte öküz şeklinde dizilmiş yıldız kümeleri vardır. Bu hadis-i şerif söylendiği zaman, o burcun, güneşten, yerküresine uzatıldığı düşünülen bir doğrunun uzantısı üzerinde bulunuyordu. Dünya öküz burcundaydı. Boğa burcu da diyorlar. Âlimler, bu hadis-i şerifi başka türlü de açıklıyorlar. Böyle hadis-i şerifler çoktur. Bu bakımdan Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerif tercümelerini okumak, yanlış hüküm çıkarılacağı için çok zararlı olur. Dinini öğrenmek isteyen, doğru yazılmış ilmihal kitaplarını okumalıdır!

Doğum günü, Evlilik yıldönümü
Sual:
 Doğum günü tertip etmekte, evlilik yıldönümü kutlayıp hediye vermekte mahzur var mıdır?
CEVAP
Doğum gününe önem vermeyi Hıristiyanlar, Müslümanlardan öğrenip, almışlardır. Yaş günü kutlamak ibadet değil âdettir. Bu âdet Hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için Müslümanların, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi günler tertip etmesinde mahzur yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri, mesela bayramlarını kutlamak caiz olmaz.

Evlilik yıldönümü gibi günah olmayan âdetleri taklit etmek caiz olur. Ancak faydası olmayan âdetleri almak, Batıyı körü körüne taklit etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.

Fenni buluşları gayrı müslimlerden almak ise, dinimizin emridir. Çünkü(İlim Çin’de de olsa alın)(Hikmet, fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, gayrı müslimlere uymayı değil, ilmi, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı ve onlardan üstün olmaya çalışmayı bildirmektedir.

Sual: Bir kimsenin, her hangi bir mahluk değil de, insan olarak doğduğu için, şükretmesi ve doğum gününü kutlaması caiz midir?
CEVAP
İslamiyet’te doğum gününü kutlamak vardır, Allahü teâlâya şükretmek olur. Mevlid kandili, Peygamber efendimizin doğum günüdür. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)

Sual: (Yaş günü, anneler, babalar günü Batıdan gelen sapıklıktır) diyorlar. Batıdan gelen her şeye günah denir mi?
CEVAP
Dinimiz sadece kâfirlerin ibadet ve haram olan âdetlerini yapmayı yasaklar. Mubah olan âdetlere izin verir. Peygamber efendimizin papaz ayakkabısı ve Rum cübbesi giydiği muteber eserlerde bildirilmektedir. Doğum gününe önem vermeyi Hıristiyanlar, Müslümanlardan öğrenip, almışlardır.

Mevlid, doğum zamanı demektir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. Mevlid gecesinde, Peygamber efendimiz doğduğu için sevinenlerin günahları affedilir.

Bu gece, Peygamber efendimiz aleyhisselamın doğum zamanlarında görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek çok sevaptır. Kendisi de anlatırdı. Eshab-ı kiram da bir yere toplanıp, okurlar ve birbirlerine anlatırlardı.

Yaş günü kutlamak ibadet değil âdettir. Bu âdet Hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için bir Müslümanın, doğum günü, evlilik yıldönümü, anneler babalar günü gibi günler tertip etmesinde, yılbaşlarında tebrik kartı yazmasında mahzur yoktur. Günah olmayan böyle âdetleri taklit etmek caiz olur. Ancak yaş gününde mum dikmek gibi faydası olmayan âdetleri yapmak uygun olmaz.

Peygamber efendimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar giymek âdette bid’attir. Âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Uçağa binmek de âdette bid’attir, günah değildir. Bunun için âdet olan yerlerde, kâfirlerden gelmiş olsa bile, kadınların çarşaf ve erkeklerin pantolon giymeleri günah olmaz. Peygamber efendimiz, bazen Rum, bazen Arap elbisesi giyerdi.Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte, kolları dar, Rum cübbesi giyerdi.(Mevâhib-i ledünniyye)

Hakim’in rivayet ettiği (Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki benzemek, ibadetlerde benzemektir. Kılık kıyafetle ilgili şeyler âdettir. Çirkin olmayan âdetlerde kâfirlere benzemek günah olmaz. İbadette kâfirlere benzemek bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde haram, bazı yerlerde küfür olur. Mesela haç takan kâfir olur. Fakat kâfir gömleği giymek, saç uzatmak günah olmaz. Çünkü bunlar âdettir.

Sual: Doğum gününde, evlilik yıldönümünde pasta yapmak, mum dikmek de caiz mi?
CEVAP
Pasta yapılır, meşrubat, çay içilir, yemek yenebilir. Mum dikmek uygun değildir, yapmamak lazımdır.

Sual:
 Yaş günü, evlilik yıl dönümü tebrik etmek ve hediyeleşmek caiz mi?
CEVAP
Bunlar âdettir. Zararlı şey değildir. Muhabbeti artırır. Bunlar yapılırken günah işlenmemelidir.

Sual: Bazen çocuklara doğum günü için hediye falan alıyorlar. Böyle kutlamalarda hicri seneye göre hareket etmek daha uygun değil mi?
CEVAP
Bu âdettir, miladiye göre de olur. Peygamber efendimizin doğumu hicriye göre yapılıyor. Hicriye göre yapılması da iyidir. Yani ikisi de olur. Ama hicriye göre yapmak daha iyi olur.

[İslamiyet’te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Doğum günü ve mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği Zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela Ocakta yapmak, orucu, Ramazanda değil de, Şubatta tutmak, dini kökten değiştirmek olur.

Kadir gecesi, Arefe gecesi, Ramazan bayramı gecesi, Kurban bayramı geceleri, Berat gecesi, Mevlid gecesi, Mirac gecesi, Regaib gecesi, Muharrem gecesi, Aşure gecesi de kameri aylara göre tespit edilir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bu gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, dua ve tevbeleri kabul edeceğini bildirmiştir. Bu geceleri de başka günlere almak dini değiştirmek olur. Allahü teâlâ, (Bu gecelerde yapılan dua ve tevbeleri kabul ederim) buyuruyor. Şimdi biri çıkıp, (Ya Rabbi, sen Mevlid gecesini Rebiulevvel ayının onikinci gecesi yapmış idin, biz onu Nisan ayına aldık. Biz sana uymuyoruz, sen bize uy) dese, ne kadar çirkin olur.]

Valentine’s day (Sevgililer günü)
Sual:
 Valentine’s Day denilen sevgililer gününü kutlamakta ve hediyeleşmekte sakınca var mıdır?
CEVAP
Anneler, babalar günü gibi bir âdettir. Ancak günümüzde, sevgili denince gayrimeşru olan sevgi kastediliyor. Bu ise asla caiz olmaz, haram olan şey kutlanmaz. Âdette olan şey caizdir, ama o âdet dine aykırı ise kutlanmaz. Yani dinimizde nikâhsız sevgili olmaz. Aşağıdaki Hıristiyan hikâyesi doğruysa, sevgililer gününü kutlamak, bir papazın gençleri buluşturmasını kutlamak ve bir papazın ölümünü anmak gibi bir şey oluyor. Hatta bayram ilan edildiğine göre, onların bayramlarını kutlamak daha tehlikelidir. Ayrıca, bu âdeti Türkler bile çıkarsa, gayrimeşru sevgiyi meşru gibi gösterme gayreti tasvip edilemez.

Saint Valentine (Sevgililer) gününün tarihçesi: Zulmüyle ünlü Roma İmparatoru Claudius II, büyük bir ordu kurmak ister. (M.S. 200) İmparator, erkeklerin orduya katıldıkları zaman, ailelerini ve sevgililerini düşünmekten savaşamayacaklarına inanır. Bu sebeple de gençlerin evlenmesine izin vermez. Aynı dönemlerde İmparator Claudius’a karşı çıkan ve gençleri birbirleriyle buluşturan rahip Valentine, genç âşıkların en yakın dostu olur. Bunu öğrenen İmparator, Valentine’i hapse attırır. Gardiyanın kör kızının iyileşmesine yardımcı olan papaz Valentine’in bu davranışı, İmparator Claudius’un kulağına gider. 14 Şubat günü saint yani papaz öldürülür. (M.S. 270)

Öldüğü gün, Saint Valentine’in iyileşmesine yardımcı olduğuna dair, gardiyanın kızına yazdığı bir not bulunur. Notta Valentine, sevgililer arasındaki sevgiden, tutkudan söz etmiştir. Bundan böyle her 14 Şubat günü, Saint Valentine’i anmak için gayrimeşru sevgililer tarafından kutlanır.

Hıristiyan Saint Valentine, gençlerin yanı sıra, çocuklar tarafından da çok sevilir. Bir bahaneyle mahkûm edilir. Mahkûmiyeti süresince, çocuklar çiçek demetleriyle beraber yazdıkları notları her gün cezaevi demirlerine asarlar. 14 Şubat’ta Valentine, ölüme mahkûm edilir. Ölümünden sonra her yıl 14 Şubat’ta insanlar sevgililerine çiçek ve çikolata ile sevgi mesajları iletirler.

Çeşitli ülkelerdeki tarihçiler ise, 14 Şubat’ın sadece sevgililere mal edilmesine karşıdır. 5. asırda yaşamış bir rahip olan Saint Valentine’in bu günü bir bayram günü ilan ettiğini açıklarlar.

“Valentine, Hristiyanlığa göre bir Roma azizidir. M.S. 269 yıllarında öldürüldüğü sanılmaktadır. Aşıkların Azizi olarak da bilinir. Valentine, her yıl 14 Şubat günü anılır, zamanla bu gün sevgililer gününe dönüşmüştür.” (Oxford Dictionary of English)

Bid’at, âdette bid’at ne demek?
Sual: 
Bid’at, âdette bid’at diyorsunuz, bunlar ne demek?
CEVAP
Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Sonradan çıkan şeyler ya âdette veya ibadette olur. Âdette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz.

Âdette olan bid’at, uçağa binmek, ceket giymek, çay ve kahve içmek, analar babalar günü tertip etmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. İbni Âbidin hazretleri, (Yemek, içmek ve giyinmek gibi âdetlerde, değişik şekillerden çirkin, zararlı olanlarını kâfirlere benzemek niyetiyle yapmak tahrimen mekruhtur. Zararlı olmayanları, onlara benzemeye özenmeden yapmak, kullanmak mekruh olmaz. Resulullah efendimiz papaz ayakkabısı giymiştir) buyurdu. (Redd-ül Muhtar)

Peygamber efendimiz kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. (Tirmizi, Mevahib)

Resulullah efendimizin ibadet olarak yaptığı, ezan okumak, cemaatle namaz kılmak gibi dinimizin şiârı olan sünnetlere Sünnet-i hüda denir. İbadet olarak değil, âdet olarak yaptığı şeylere ise, Sünnet-i zâide denir. Bina yapmakta, yiyip içmekte, elbisede, yaptığı ve kullandığı şeyler böyledir. Bunları yapmamak ve âdette bid’at olan, yani sonradan ortaya çıkan yenilikleri yapmak günah olmaz. (Hadika)

İbadette bid’at, Peygamber efendimiz ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Her bid’at sapıklıktır ve her sapık da Cehennemdedir.) [İbni Asakir]

İbadete bid’at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dini değiştirmek olur. İslam âlimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadika’da, (Böyle bir bid’at, bir ibadetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dinimiz izin verir) buyuruldu. İmam-ı Rabbani hazretleri ise, dinin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i şerifte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)

Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri Müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibadet için zünnar kuşanır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur.

Miladi yılbaşında ibadet yapılırmı

sünnet

Sual: (Miladi yılbaşı gecesi İsa aleyhisselamın doğduğu gece ise, bu geceyi Kur’an okuyarak, namaz kılarak, mevlid okuyarak, ilahi söyleyerek geçirmeli) deniyor. Bu gece, dinimizde, mübarek bir gece olarak bildirilmediğine göre, mübarek gece muamelesi yapmak, mevlid okumak yanlış olmaz mı?
CEVAP
Elbette, yanlış olur. Her gece Kur’an-ı kerim okuyan bu gece de okuyabilir, ama bu geceye ayrı muamele etmemeli, her gece ne yapıyorsak, bu gece de onu yapmalı. İsa aleyhisselamın o gecede doğduğu da zaten belli değildir.

Kesin olsa bile, dinimizin mübarek olarak bildirmediği bir güne özel muamele etmek, mevlid okutmak uygun olmaz.

İbadetler eksik veya yanlış olsa Allahü teâlâ onu tam olarak kabul eder mi

sünnet

Sual: İbadetler eksik veya yanlış olsa, Allahü teâlâ onu tam olarak kabul eder mi?
CEVAP
Bir ibadet eksik veya yanlış yapılsa, Allahü teâlânın bir zararı, bir kaybı olmaz, aksine tam doğru yapılsa bir kârı olmaz. Bunun için Allah’ın emrine uyularak yapılan bir ibadet, eksik veya yanlış olsa da, Allahü teâlâ onu tam olarak kabul eder. Emre uyulmadan eksiksiz yapılsa da o ibadet kabul olmaz.

Birkaç örnek verelim:
1- Kıbleyi bilmeyen kimse, araştırır, zannına göre karar verdiği yöne doğru kılar. Sonradan yanlış olduğunu anlasa bile namazını iade etmez. Kıbleyi bilmeyen kimse, bilene sormadan veya araştırmadan kıble yönüne doğru namaz kılarsa, kıbleye rastlamış olsa bile namazı kabul olmaz. Demek ki, işin esası, dinin emrine uymaktır.

2-
 Sabahın iki rekat farzını kılarken (İki mi, bir mi kıldım) diye şüphe eden, bir rekat daha kılsa ve kıldığı üç rekat olsa, namazı sahih olur. Fakat kasten üç rekat kılsa namazı sahih olmaz. Bir kimse de iki kıldım zannıyla bir rekat kılsa, kıldığı namaz sahih olur. Cenab-ı Hak, “Niçin yanlış sandın” demez.

3-
 Şaban ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tespit için hilal gözetlense, hilal doğduğu hâlde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban 30 gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesap ile kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29’unda hilal görülmese, Ramazanı 30’a tamamlamak dinimizin emridir. Hadis-i şerifte, (Hilâli görünce, oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu.

4- Zekat verilebileceğini soruşturup anlayarak, zekatını verdikten sonra, bunun zengin olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Yani kabul olur. Zekat verilecek olan kimse, fakirler gibi ise yahut fakir olduğunu söyleyip, zekat istemiş ise, bu kimsenin zekat almaya hakkı olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Buna zekat verince, araştırarak vermiş sayılır.

5-
 Dinimiz, “helal olduğu kesin bilinenleri yiyin” demiyor, “Haram olduğu bilinmeyenleri yiyin” der. Bilmediğimiz için yediğimiz haram olsa da günah olmaz. Zehir yemek haram olduğu halde, Resulullah efendimiz, bilmediği için Yahudinin zehirli yemeğini yedi, başka bir Yahudinin tereyağlı yemeğini araştırmadan yedi. Bu yağ domuz yağı mı, koyun yağı mı, ekmeğin hamuru şarap ile mi yoğruldu diye sormadı. Temiz mi diye sormadan müşrik kadının su kabından abdest aldı. Eshab-ı kiram da, gayrı müslimlerin verdiği suyu içerdi. Halbuki pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise ekseriya pis olur. Elleri, kapları şaraplı olur. Hayvanı Besmelesiz keserler. Eshab-ı kiram, bunlara rağmen, necis olduğunu kesin bilmedikleri için, vesvese etmez, et, peynir gibi gıdaları alıp yerlerdi.

6-
 Yaş ayakla necis yerde yürünse, yer kuru ise ayaklar necis olmaz. Elbisenin bir yerine necaset bulaşsa, burayı bulamayıp, zannettiği yeri yıkayan, necaseti temizlemiş kabul edilir. Hatta namazdan sonra necasetli yer meydana çıksa, bir kavle göre kıldığı namazı iade etmesi gerekmez.

Abdest aldıktan sonra, iç çamaşırında yaşlık görüp, idrar mı, su mu diye şüphe eden, abdestten önce çamaşırına su serpmeli, sonra orada bir yaşlık gördüğü zaman “Bu benim serptiğim su” demelidir. Hatta o yaşlık idrar bile olsa, idrar olduğu kesin olarak bilinmediği için yıkamak gerekmez.

7-
 Cünübün yıkanması farz iken, su yoksa veya su varken kullanılması zararlı ise teyemmüm edilir.

 

Sünnetle ilgili çeşitli sorular ve cevaplar

sünnet

Sual: Biz Şafiiler;
1- Vacib olmayıp sünnet olduğu için kurban kesmiyoruz.
2- Kazamız olduğu için sünnet ve hatta kaza namazı kılmıyoruz.
3-Takke sarığın yerini tutmadığı için başı açık namaz kılıyoruz.
Bu yaptıklarımız doğru mudur?
CEVAP
Biz Şafiiler demekle, herkesi suçlamak yanlış olur. Bazı Şafiiler demeli idi. Çünkü biz hep görüyoruz ki, Şafiilerden kurban kesen, kaza namazı kılan ve takke kullanan çoktur.

1- Kurban, Hanefi hariç diğer üç mezhepte sünnettir. Ama sünnet de olsa durumu iyi olan Şafiilerin kurban kesmesi gerekir. Resulullahı seven sünnetine de uymaya çalışmalıdır.

2-
 Bazı Şafiiler gerçekten bilmiyor, kazası olanın sünnet kılması haram diyerek, sadece farzı kılıyor. Kazası olan Şafiilerin, sünnet kılması haram olunca, boş oturması elbette haram olur. Bir an önce kazalarını kılıp bitirmelidirler.

3-
 Takke elbette sarığın yerini tutmaz. Sarık takkeye tercih edilir. Ancak Peygamber efendimiz, takke ile gezmiş, takke ile namaz kılmıştır. Yani takke giymek sünnete aykırı değil, sünnettir. Şafii ve Hanefi arasında fark yoktur. Sarık sarma imkanı olmayanın takke ile namaz kılması bid’at gibi görülmemelidir.

Sual:
 İhtiyaç halinde sol el ile iş yapmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Sağ ve sol eli de, faydalanmamız için yaratan Allahü teâlâdır. Peygamber efendimizin iyi işlere sağdan başlaması, giyim-kuşam, yiyip-içmek gibi âdetlerine Sünnet-i zevaid denir. Bunları unutarak veya bir özürle terk etmekte hiç mahzur yoktur. Özürsüz yapmak da mekruh olmaz, ancak sünnete uyulmamış olur. Zevaid sünnetlere de uymak büyük nimettir.

Sual: Kimya-i saadet kitabından naklen Tam İlmihal’de, (Parmağında altın yüzük takılı kimsenin bulunduğu sofraya oturmamalı ve camideki safta, böyle birisi yanında namaz kılmayıp, ikinci safa kaçmalı, başka haramları kullananlardan da böyle uzaklaşmalıdır) deniyor. İtikadı bozuk, bid’at ehli olanlardan da uzak durmak gerekir mi?
CEVAP
İtikadı bozuk olmak veya bid’at sahibi olmak büyük günahtır.
İmam-ı Rabbani hazretleri (İyi biliniz ki, bid’at ehli ile konuşmak, kâfirle arkadaşlık etmekten, kat kat daha fenadır. Bid’at ehlinden yılandan, canavardan kaçar gibi kaçmak gerekir) buyurdu. Çünkü hadis-i şeriflerde, (Bid’at ehlinden kaçın, onlara selam vermeyin, onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin, cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın) buyuruluyor.

Fitne çıkarmak haramdır. Fitne çıkacaksa onlara selam verilir, ihtiyaç kadar yanlarında oturulur, beraber namaz kılınır.

Sual:
 Bid’at hakkında Resulullah, (Bid’at ehli benden değildir. Onlarla cihad kâfirlerle cihad gibidir. Bid’at ehli Cehennemin köpekleridir) buyuruyor. Kibir için de, (Zerre kadar kibri olan Cennete girmez) buyuruyor. Cenab-ı Hak da, (Kibirlenene, hiç acımam, çok acı azap ederim) buyuruyor. Bu ikisi diğer günahlardan niye daha büyüktür?
CEVAP
Kibrin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur:
Büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını başına geçirerek onun tahtında oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmayarak suç işlemekle, hükümdarlığına sahip çıkmak, onun tahtına oturup emirler vermek arasında elbette büyük fark vardır. İşte kibirlenmek, Allah’ın emrini yapmamak gibi bir suç değil, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor.

Allahü teâlâ ilim gibi, kudret gibi sıfatlarından kullarına az da olsa ihsan etmiştir. Fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bunlar,Kibriya, ganiyaratmak. Bu üç sıfatı hiç kimseye vermemiştir.Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın hakkına tecavüz etmek olur. Gani olmak, başkalarına muhtaç olmamak, her şey Ona muhtaç olmak demektir. Yaratmak, yoktan var etmektir. Kul bu üç sıfata sahip olmaya kalkarsa en büyük günahı işlemiş olur.

Bid’atin diğer günahlardan daha büyük olmasının sebebi şudur:
Günah işleyen kimse, Allah’ın emrine karşı gelmiş olur. Fakat bid’at çıkaran kimse, niyeti ne kadar iyi olursa olsun, Allah’ın bildirdiği hükümleri beğenmeyip yeni hükümler koymaya, bizzat dinin sahibi olmaya çalışıyor. Yani Allah adına hareket ediyor, hatta Allah’ın koyduğu hükümleri beğenmeyip kendi görüşünü din olarak bildiriyor. Yani kendisini hüküm koyucu ilah olarak görüyor. Bu bakımdan diğer bütün günahlardan daha büyük günah işlemiş oluyor.

Sual:
 Bir yere girerken sağ ayakla, mı sol ayakla mı gireceğimizi tam bilemiyoruz. Mesela asansöre binerken, inerken hangi ayakla girip çıkmalıyız? Alış veriş mağazalarına girip çıkarken, otobüslere, trenlere, vapurlara binip inerken, iş yerimize girip çıkarken, evin içinde odalara girip çıkarken. Hutbede minbere çıkıp inerken. Bir ölçü verseniz mesele kalmaz.
CEVAP
Ölçüsü şu: Girilecek yer şu üç şeyden başka türlü olamaz:
1- Girilen yer, [Cami, Müslümanın evi gibi] daha kıymetli olur. Kıymetli yerlere girerken, sağ ayakla girilir, sol ayakla çıkılır.

2-
 Girilen yer [Hela, kumarhane gibi] daha kıymetsiz olur. Kıymetsiz yerlere girerken, sol ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır.

3-
 Girilen yer [Bir odadan ötekine girmek, taksiye binmek, dükkanlara girmek gibi] mubahtır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilir, sağ ayakla çıkılır.

Sual: Bazılarının sünnet diye işlediği işlere, diğerleri bid’at diyor. Kiminin bid’at diyerek sakındığı şeylere bazıları da sünnet diyor. Bid’at nedir?
CEVAP
Bid’at konusu, Müslümanlığı yaşayanları yakından ilgilendiren bir konudur. Dediğiniz gibi bir kısım müslümanların sünnet diye işlediği işlere, bazı müslümanlar bid’at diyor. Kiminin bid’at diyerek sakındığı şeylere bazıları da sünnet diyor. Adam sünnet diye iki karış sakalını uzatıyor. Kimi de sünnet diye yüzünde yarım parmak kadar kıl bırakıyor. Bunların hangisi sünnet veya bid’at?

Bid’ati sünnet diye işlemek haramdır. Müezzinin farza başlarken okuduğu üç ihlas sünnet mi bid’at mi? Müezzinin tesbihlere komut etmesi nedir? Namazlardan sonra Âyet-el kürsi yerine salâten tüncina okumak bid’at midir? TVdeki imama uyup namaz kılmak, teybe ezan okuyup bunu her vakitte ezan olarak dinlemek ve ilahileri, mevlidleri herhangi bir çalgı aleti ile çalmak bid’at midir? Anneler babalar günü tertip etmek yaş günü tertip etmek bid’at midir? Evliya kabirlerine gidip onlardan yardım istemek bid’at midir? Ölünün yedinci, kırkıncı, elliikinci gecelerini yapmak bid’at midir? Ağaçlara bez bağlamak, nazar boncuğu takmak bid’at midir?

Sünnet olduğu halde bid’at olarak bilinen veya bid’at olduğu halde sünnet gibi işlenen çok şeyler vardır. Hepsini saymaya lüzum yoktur. Genel kaide bilinirse, hepsinin cevabını kendimiz verebiliriz. 

Bid’at, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya âdette olur veya ibadette olur.

Âdette bid’at
, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Âdette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz. Âdette olan bid’at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimiz, papaz ayakkabısı ve kolları dar Rum cübbesi de giymiştir. Fen bilgileri ve fen aletleri, fen işleri dinde bid’at değildir. Bunları faydalı yerlerde kullanmak günah değildir. Fenni buluşlara sahip çıkmak, dinimizin emridir. Çünkü (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emretmektedir.

İbadette bid’at, Peygamber efendimizin ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve âdetlere denir. İbadetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Her bid’at sapıklıktır ve sapıklık yapan da Cehennemdedir) buyuruldu. İbadete bid’at karıştırmak, Allahü teâlânın bildirdiği dinde noksanlık bulmak, koyduğu hükümleri beğenmemek, dini değiştirmek olur. Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri müslümanların yapması caiz olmaz. Mesela papazlar, ibadet için zünnar kuşanır, haç takar. Müslümanların, böyle yapması küfür olur.

Bizden olmayanlar
Peygamber efendimizin, (İbadetleri bizim gibi yapmayanlar, bizden değildir) sözünü düşünerek, ibadetlere ilave ve çıkarma yaparak dini değiştirmekten çok sakınmalıdır! Dini kuran biz değiliz ki, değiştirme yetkisi bizde olsun! İtikad ve ameldeki bid’atten de çok sakınmalı. Hayhuy edenleri veya (Kur’anla amel etmiyorsunuz, ben de bu Kur’anı yere atıyorum) diyerek Mushaf-ı şerifi halkın üzerine atan, sonra para toplamak için ağlayan kimseleri görüp de, bu bid’at sahiplerini iyi müslüman sanmamalıdır. Çünkü Peygamber efendimiz,(Bid’at işleyene şeytan çok ibadet yaptırır. Onu çok ağlatır)buyurmaktadır.

Şimdi bir şeyin bid’at olup olmadığını bilmek için genel bir kaide verelim:
Sünnet olmayan bir şeyi sünnet diye işlemek bid’attir. Mesela aşure günü sünnet sanarak aşure pişirmek bid’attir. Sünnet olmadığını bilerek, o gün bir tatlı yapmak niyetiyle aşure pişirmek bid’at olmaz, sevap olur. Sakalın sünnet ölçüsü dudaktan itibaren bir tutamdır. Sünnet diye bunu kısa yapmak bid’at olur. Çünkü sünneti değiştirmek haramdır. Bu kaide öğrenilince, öteki bid’atleri de bilmek çok kolay olur. Mesela ezanın hoparlörle okunmasının sünnet olmadığını bilmeyen yoktur.

Sual:
 Bir yazar “Türkçe hutbe okumak bid’attir. Ancak güzel, edebi bir Türkçe ile okunursa bid’at-ı hasene olur. Böyle bir hutbeyi Çince bile olsa dinlerim” diyor. Bir başka yazar da, “Cırtlak sesli müezzinlerin vakitli vakitsiz hoparlör ile ezan okumaları bid’attir. Güzel okuyan, bir müezzinin sesi, kasete alınır, bu kaset bütün camilere bağlanırsa, bid’at-ı hasene olur” diyor. Bid’at-ı hasene nedir?
CEVAP
Resulullah ve Onun dört halifesinin zamanlarında dinde olmayan bir inanışı, bir işi, bir sözü ortaya çıkarmak ve böyle bir bozukluğu yaymak ve bundan sevap beklemek yasak edilen bid’at olur.

Yiyip içmek, giyinmek gibi zamanla değişen âdetler, bir ibadeti bozmadıkça veya dinin yasak ettiği bir şeyi işletmedikçe yasak edilen bid’at olmaz. Mesela kaşık çatal kullanmak günah değildir.

İbadetlere bid’at karıştırmak büyük günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bid’at ehlinin namazı, orucu, haccı, cihadı, farz ve nafilesi kabul olmaz, yağdan kılın kolayca çıktığı gibi dinden çıkması kolay olur.) [İbni Mace]

İslam âlimleri, bid’ati, (Bid’at-ı hasene ve bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere (bid’at-ı hasene) demişlerdir.

İmam-ı Rabbani
 hazretleri buyurdu ki:
Mekteb, kitap gibi dinin izin verdiği faydalı şeylere bid’at dememeli, Sünnet-i hasene, yani iyi iş demelidir. Bid’atler, nurlu, parlak, faydalı görünseler de, hepsinden kaçınmak gerekir. Hiçbir bid’atte fayda yoktur. Bugün kalbler karardığından, bazı bid’atler güzel görünse de, Kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır. (Her bid’at sapıklıktır) hadis-i şeriftir. [Kur’an-ı kerimde, (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] buyuruldu.

İbni Abidin
 hazretleri, (Hutbeyi, arabiden başka dil ile okumak, başka dil ile iftitah tekbiri almak gibi tahrimen mekruhtur) buyurdu. Hindistan âlimlerinden Muhammed Viltori hazretleri de (Hutbelerin bir kısmını bile arabiden başka dil ile okumak bid’attir) buyurdu. [El-edille]

Eshab-ı kiram ve Tabiin-i izam, bid’at işlememek için, Asya ve Afrika’da, hutbeleri hep arabi okudu. Halbuki, dinleyenler arabi bilmiyordu. Bunun için, Osmanlı âlimleri, 600 yıldır, hutbelerin, kabul olmayacağını bildikleri için, Türkçe okunmasına izin vermediler. Cuma vaazları koydular. Bu vaazlar, namazdan önce veya sonra, hutbenin manasını anlatırdı. Hutbe böylece öğrenilirdi.

Namaz kılan imamın filmi çekilse, imam yerine bu görüntüye uyulsa, caiz olmaz. Bunun gibi, ezan okuyan müezzinin filmini videoya alıp, videodan ezan okutturmak da caiz olmaz. Çünkü TV ekranındaki resim, müezzinin kendisi değil, görüntüsüdür. TVdeki ses de, müezzinin bizzat kendi sesi değil, benzeridir. İki ayrı şey, birbirine çok benzese de, aynı değildir. Mesela Ali ile ikiz kardeşi Veli, birbirine çok benzese de, ayrıdır. Bir insanın resmi, kendisinin tam benzeridir, aynısı değildir. Resmin gözü yırtılsa, sahibinin gözüne zarar gelmez. Bir kişi aynaya baksa, aynadaki görüntü, bakan kişinin resmidir. Bu resim bakanın kendisi değil, benzeridir. Ayna kırılsa, bakana bir şey olmaz.

Sual: Bid’atlerin hepsi haram mıdır?
CEVAP
Mekruh olanı var ve küfür olanı da vardır.

Sual: Kur’an okumasını bilmiyorum. Bir hocaya Yasin okutup teybe aldım. Bu teybi babamın kabrine götürüp açıyorum. Teypten okunan Yasini babama dinletmekle, kendim okumam arasında fark var mı?
CEVAP
Çok fark vardır. Teypten okunan Kur’an-ı kerimin, Yasin-i şerifin ölüye faydası olmaz. (M. Erbea)

Sual: Ölüm haberini duyurmak için, camilerde sela vermek bid’at mi?
CEVAP
Evet, bid’attir.

Sual:
 Yasin okunup düğümlense, kırk olunca kabre konsa, caiz mi?
CEVAP
Bid’attir.

Sual:
 Yağmur duasında okunan 70 bin taşı gömmek bid’at mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
 Salevat-ı şerife getirirken, eli göğse koymak bid’at mi?
CEVAP
Evet.

Sual:
 Herhangi bir yılı (Hazret-i Muhammed yılı) kabul etmek bid’at olur mu?
CEVAP
Evet.

Sual: Allahü teâlâya, Onun istediği gibi ibadet edilen yere Allahın evi denir, deniyor. Bir camiye bid’at işleyenler de geliyor, orası yine Allah’ın evi olur mu?
CEVAP
Evet.

Kaynak yazılışı
Sual: 
Diğer kitap yazanların aksine, niye kaynakları dipnota değil de, hemen yazıdan sonra koyuyorsunuz?
CEVAP
Genelde İslam âlimleri hep öyle yazdıkları için onlara uygun yazıyoruz. Dipnotta kaynakları 1, 2, 3 gibi sıralamak, Avrupalıların usulüdür. İhtiyaç olunca âdette onlara uymanın mahzuru olmaz, ama kendi büyüklerimiz varken ne diye Avrupalıları taklit edelim?

Kardeşim demek
Sual:
 Peygamber efendimiz, (Kardeşim Ömer, bana da dua et!)buyurduğuna göre, Müslümana kardeşim demek sünnet oluyor. Kardeş yerine abi demek bu sünnete aykırı değil midir?
CEVAP
Arapçada ve birçok dilde abi kelimesi yok. Abi yerine büyük kardeş diyorlar. Abi demek, kardeş demekten daha efdaldir. Abi demekte karşısındakini büyük bilmek, ona saygı duymak vardır. Peygamber efendimiz, (Büyük kardeş, baba makamındadır) buyuruyor. Yaşça kendimizden küçük de olsa, abi demek daha iyidir.

Bid’at işlemek
Sual: Tesbihlere komuta etmenin bid’at olduğu kitaplarda yazılıdır. Ancak bazıları bu komut işini sünnet gibi biliyor. Komuta etmeyince tepkiye, fitneye sebep oluyor. Böyle yerlerde tesbihlere komuta etmek caiz olur mu?
CEVAP
Evet caiz, hattâ lazım olur.

Bid’atin zararı
Sual:
 Bir bid’at küfre yol açmasa da, yine bid’at ehli, Cehenneme gider mi?
CEVAP
Hadika ve Berika’da, İbni Mace’nin bildirdiği hadis-i şerifte, (Bir bid’at küfre yol açmasa bile, bunu ortaya çıkaranın hiçbir ibadeti ve hiçbir iyiliği kabul olmaz. Bunun, yağdan kıl çıkar gibi, dinden çıkması kolay olur) buyuruldu. Bid’at sahibi, bid’atini ibadet sanıp, sevab beklediği için dinden kolay çıkar. Şartlarına uygun olarak yaptığı ibadetleri sahih olur, borçtan kurtulursa da, kabul olmaz, yani sevab verilmez. Bid’ati küfre düşürürse, imanı gider ve ibadetleri sahih de olmaz.

Bid’at üç türlüdür:
1- İslamiyet’in küfür alâmeti olarak bildirdiği şeyleri zaruretsiz kullanmak, en kötü bid’attir.
2- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uymayan inanışlar da kötü bid’attir.
3- İbadet olarak yapılan yenilikler, amelde bid’at olup büyük günahtır.

Ehl-i sünnete aykırı olan her inanış itikatta bid’attir. İtikatta bid’at sahipleri Cehenneme gidecektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, biri hariç, hepsi Cehenneme gidecektir. Kurtulan fırka, benim ve Eshabımın yolu üzerine olanlardır.) [Tirmizi, Darimi] (Kurtulan fırka, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Sünnet, Resulullah’ın sünneti, Cemaat ise Eshab-ı kiram demektir. Sünnete ve Eshab-ı kirama uyanlara Ehl-i sünnet vel cemaat denir.)

Evden çıkarken
Sual: 
Ateist biri, (Müslümanlığın ilkelerini biz de biliriz. Ben evimden sağ ayakla çıkarım) diyor. Evden sağ ayakla çıkmak yanlış değil mi?
CEVAP
Ateist, bu konuda bilmeden doğru söylüyor. Ateistin evinde, ibadet edilmeyip günah işlendiği için, sağ ayakla çıkılır. Meyhaneden, kiliseden, tuvaletten sağ ayakla çıkılır. Müslümanın evinden, camiden çıkarken sol ayakla çıkılır.

Tesbihi asmak
Sual:
 (Camilerde veya evlerde tesbihi asmak bid’attir) diyorlar. Tesbihin asma şekli, ibadet olmadığına göre bid’at denir mi?
CEVAP
Bid’at, ibadette değişiklik yapmaktır. Tesbihi asmak, tesbihle veya başka aletle sayı saymak ibadet değil, âdettir.

Deveye binmek zevaid sünnettir. Otomobile, uçağa binmek âdettir, sünnete aykırı değildir. Bunun gibi, gerek numaratör olsun, gerek tesbih olsun mekanik veya elektronik aletlerle tesbih çekmek bid’at değildir. İbadet işlememize sebep olan tesbihi, ortalarda dolaşmasın diye bir yere asmakta, yukarı koymakta mahzur yoktur. Namaz kıldığımız seccadeyi de katlayıp bir yere kaldırmak iyi olur.

Sol eli kullanmak
Sual:
 Bilgisayarda sağ elimizle fare denilen mouse’u tutarken sol elimizle tesbih çekebilir miyiz? Yani sağ elimiz meşgulken sol elimizi kullanmanın mahzuru var mıdır? Sağ elimiz meşgul olmasa da, kasıtsız sol eli kullanmanın mahzuru olur mu?
CEVAP
Kasıtsız sol eli kullanmanın mahzuru olmaz. Çünkü sağdan başlamak sünnet-i zevaiddir, yani âdete ait sünnettir. Bir özürle sağ elin terk edilmesinde mahzur olmaz.

Bid’at ehli ile niçin birleşilmiyor

sünnet

Sual: Peygamber efendimiz, (Allah’ın kulları, kardeş olun) buyurduğuna göre, birbirlerinin hatalarını görmeyip Ehl-i sünnet ile bid’at ehli niçin birleşmiyor?
CEVAP
Bu hadis-i şerifin manası, (Kardeş olmanızı sağlayacak şeyleri yapın) demektir. Buna göre, bid’at sahiplerinin, hak yolda bulunan müslümanlarla kardeş olabilmeleri için, bid’ati terk etmeleri ve sünneti kabul etmeleri gerekir. Bid’ate devam edip de, Ehl-i sünnet olanları kendileri ile kardeş olmaya çağırmaları, açık sapıklık ve çirkin bir hiledir. (Umdet-ül-kari)

Bid’at ehli ile görüşmeyi yasaklayan hadis-i şeriflerden birkaçı:
(Bid’at ehline sert davran! Allahü teâlâ, onlara düşmandır.) [İbni Asakir]

(Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler.) [Müslim]

(Hasta olurlarsa, ziyaretlerine gitmeyin!)
 [Ebu Davud]

(Karşılaşınca, onlara selam vermeyin!) [İbni Mace]

(Onlarla birlikte bulunmayın, birlikte yiyip içmeyin!)
 [Ukayli]

(Onların cenazelerine gitmeyin, onlarla birlikte namaz kılmayın!)[İbni Hibban]

(Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir. Onlara karşı cihad etmek, kâfirlerle cihad etmek gibidir.)
 [Deylemi]

(Bid’at ehli, bid’atini Allah rızası için terk etmedikçe, hiçbir ameli kabul olmaz.)
 [İ.Neccar]

Yani itikadda veya amelde veya sözde yahut ahlakta bid’at olan bir şeyi yapmaya devam edenin bu cinslerden ibadetleri sahih olsa da, hiçbiri kabul olmaz. İbadetlerinin kabul olması için, bu bid’ati terk etmesi gerekir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Bugün kalbler kararmış olduğundan, bazı bid’atler güzel görünse de, hepsinden kaçınmak gerekir. Kıyamette hepsinin zararlı olduğu anlaşılacaktır. Hadis-i şerifte, (Her bid’at sapıklıktır) buyuruldu. [Kur’an-ı kerimde ise, (Hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinize; sevdiğiniz şey de, kötülüğünüze olabilir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.) [Bekara 216] buyuruldu.

Bid’atin zararı büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bid’at işleyenin hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [Deylemi]

(Allah bid’at ehlinin amelini, bid’ati bırakıncaya kadar kabul etmez.) 
(İbni Mace]

(Allah, bid’at ehlinin tevbesini, bid’ati bırakıncaya kadar kabul etmez.)
 [Taberani]

(Bir bid’at çıkarınca, bir sünnet kaldırılmış, eksiltilmiş olur.)
[İ.Ahmed]

(Bid’atten sakının; her bid’at dalalettir ve her dalalet ehli de ateştedir.) [İbni Asakir]

(Bid’atler yayıldığı zaman ilmi olanlar bunu açıklasın. Eğer açıklamayıp ilmini gizlerse, Allah’ın, Muhammed aleyhisselama indirdiğini gizlemiş olur.)
 [İbni Asakir]

(Bid’atler çıkınca âlim ilmini açığa çıkarsın! İlmini açıklamayana lanet olsun!)
 [Deylemi]

Bid’at ehlini hoş görme
Sual:
 Bir yazar, (Mezhepsiz yazarların kitaplarında, yanlışlık ve bid’at de olsa, hoş görmek, yumuşak davranmak ve bir kardeş olarak onları sevmek gerekir! Efgani ve Kardavi gibi mezhepsiz âlimlerin, kitaplarından uygun olanı alırız, yanlış olanı atarız) diyor. Bu caiz midir?
CEVAP
Yazar, (Bid’at ehline sevgi ile bakmalı, kardeş olmalıyız) diyor. Peygamber efendimiz de, (Bid’at ehline, selam vermeyin, sert davranın! Allah, onlara düşmandır. Onlardan kaçın! Sizi dalalete, fitneye düşürmesinler! Onlarla birlikte bulunmayın, onlarla namaz kılmayın, birlikte yiyip içmeyin, cenazelerine gitmeyin, kız alıp vermeyin! Ben onlardan değilim, onlar da benden değildir) buyuruyor. Resul-i ekrem efendimiz, (sert davranın)buyururken, yazarın yumuşak davranması caiz olur mu? Allah saklasın, Resulullah efendimizin sözünü bırakıp da yazarın tavsiyesine uyarsak halimiz ne olur?

(Kitaptaki faydalı yeri alır, zararlısını atarım) demek çok yanlıştır. Bir kitapta, itikadı zedeleyen, insanı küfre düşürücü bir ifade bulunursa, elbette o kitap çok zararlıdır. Kitap bilgi öğrenmek için okunur. Bilmediği bir şey onu küfre düşürebilir, ebedi felaketine sebep olabilir. Bir şeyin hak veya bâtıl, faydalı veya zararlı, iyi veya kötü olduğunu bilen, o konudaki kitabı niçin okusun? Bilmiyorsa, bâtılı hak, kötüyü iyi, zararlıyı faydalı zannedebilir. Pisliğin içinde faydalı şey ararken, üstüne necaset bulaşmasa bile, en azından kokusundan zarar görür. Bunun için mezhepsizlerin kitaplarını okumak çok zararlıdır. Dinimiz noksan değil ki, bir mezhepsizin kitabına ihtiyaç duyulsun. İslam âlimleri her meseleyi halletmiştir. Yenilik, reform âdetlerde olur, ibadetlerde yenilik olmaz.

Kötü âlim, mezhepsiz âlim olur. Fakat mezhepsizliği över gibi, (Mezhepsiz âlimlerin iyi yönlerini almalıyız) demek hoş değildir.

Sivri akıllının biri, şeytanı görmek istermiş. Bir evliyaya yalvarmış. Evliya da, (Şeytandan insana fayda gelmez) demişse de, adam çok yalvarmış. Nihayet duası kabul olup şeytanı görmüş. Şeytan, bunu görünce, (Seni bir vuruşta öldürürdüm. Ancak ömrüne daha kırk yıl var) demiş. Adam ise, (Yirmi yıl günah işlerim. Sonra tevbe eder, kalan yirmi yılı da ibadetle geçiririm) demiş. Fakat, yirmi yıl yaşamadan günahlar içinde ölmüş. Efgani gibi, şeytanın yoldaşlarının kitaplarını okuyan, oradaki zehirlerden etkilenmemesi mümkün değildir. Zehirle şaka olmaz. Azıcık zehirden ne zarar gelir denmez. Yahut elimi bir defa yılanın veya aslanın ağzına koysam, acaba bir zararı olur mu demek ahmaklık olur. Aslan, insanın canını alır. Şeytan ve yoldaşları ise, insanın sonsuz felaketine sebep olurlar.

Sual:
 Kâfir veya sapıkların ibadeti bir işe yarar mı? (Kendileri sapık ama namazları çok güzeldir) veya (Doğru Mutezili olmak, sapık Sünni olmaktan iyi) demek caiz midir?
CEVAP
Hayırlı işlerden cenab-ı Hakkın, en çok beğendiği cami yapmaktır. Cami yapmak, çok sevaptır. Hadis-i şerifte, (Allah rızası için bir mescid yapana, Allahü teâlâ Cennette bir köşk ihsan eder)buyuruluyor. (Taberani)

Gerek kitapsız kâfirlerin, gerekse kitaplı kâfir denilen Hıristiyan ve Yahudilerin yaptığı iyilikler ahirette bir işe yaramaz. Kâfir, iman etmediği için, bütün dünyaya büyük hizmetleri dokunsa, Allah katında zerre kadar kıymeti yoktur.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kâfirlerin cami yapmaları caiz değildir. Yerinde ve yarar bir iş değildir. Onların cami yapmaları ve diğer bütün beğendikleri işleri, kıyamette boşa gidecek ve Cehennemde, sonsuz olarak cezalandırılacaktır.) [Tevbe 17]

(İşte ahirette onlara ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler boşa gitmiştir. Zaten yapmakta oldukları da bâtıldır.) 
[Hud 16]

Bu konudaki iki hadis-i şerif meali de şöyle:
(Mümin olmayan Cennete giremez.) [Müslim]

(Bana iman etmeyen Yahudi ve Hıristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) [Hakim]

Kâfirlerin ibadetlerinin, yaptığı iyiliklerin boşa gittiğini bildirdikten sonra, şimdi de bid’at ehlinin, dalalet fırkalarının ibadetlerine gelelim:

İyi işlere, ibadetlere sevap verilebilmesi için düzgün iman sahibi, yani Ehl-i sünnet olmak gerekir. (Kitab-üt-tevhid)

A.Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
(Muhammed aleyhisselamın ümmeti 73 fırkaya ayrıldı. Bunlardan 72 fırkası, doğru yoldan ayrılmış, bid’at ehli olmuştur. Bunlar sapık inançlarının cezası olarak Cehenneme girecektir. Fakat, müslüman oldukları için, Cehennemde sonsuz kalmayacak, azap gördükten sonra, çıkarılacaktır. Bunlardan (fırka-i naciyye) denilen kurtuluş fırkasına da (Ehl-i sünnet) denir. (Hadika)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
[Tirmizi’deki] hadis-i şerifte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72si dalalete düşer ve Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu. Bu fırkaya (Ehl-i sünnet) denir. [c.2, m.67]

Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyuruyor ki:
(Bugün için dört mezhepten birinde bulunmayan, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur. Ehl-i sünnet olmayan da sapık veya kâfir olur.) [Dürr-ül-muhtar haşiyesi Zebayıh kısmı]

Ehl-i sünnet olmayanın, sapık veya kâfir olduğu, Bahr, Hindiyye veEl-Besairde yazılıdır.

Şüpheli delilleri yanlış tevil ederek, Ehl-i sünnet itikadından ayrılanlara, fıkıh âlimleri kâfir demediler, bagi, asi, bid’at ehli yani sapık dediler. Kesin [açık olarak] anlaşılan tek bir manası olan delillere inanmayan ise kâfir olur. Mesela, (Ali ilahtır, Cebrail vahiy getirirken yanıldı) diyen kâfir olur. Çünkü bu sözler, şüpheli delilleri yanlış tevil ederek, ictihad ile anlaşılan manalar değildir. Hazret-i Âişe’ye zaniye diye iftira eden ve babasının sahabi olduğuna inanmayan da kâfir olur. Çünkü ikisi de, Kur’an-ı kerimde açık olarak bildirilen delili inkârdır. (İbni Abidin)

Nisa suresinin, (Doğru yol gösterildikten sonra, Resule uymayan[iman ve amelde] müminlerden ayrılanı, o yolda [küfür ve irtidadda]bırakır ve Cehenneme atarız) mealindeki 115. âyet-i kerimesi, Ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılmış olanların halini göstermektedir.)

Şu halde, (doğru Mutezili olmak, sapık Sünni olmaktan iyi) demek cahillik alametidir. Mutezili veya diğer bid’at fırkaları dalalet ehlidir, yani sapıktır. Peki, sapık bir fırka, sapık Sünniden iyi olur mu? İkisi de sapıktır. İslam âlimleri, (şu kâfir, öteki kâfirden iyi) demeyi küfür olarak bildirmişlerdir. Herhangi bir dalalet fırkasına iyi demek tehlikelidir. Sapık fırkaların hepsi bid’at ehlidir, hiç birinin ibadeti kabul olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bid’at ehlinin namazı, orucu, sadakası, haccı, umresi, cihadı, farzı, nafilesi kabul olmaz, yağdan kılın kolayca çıkması gibi İslamiyet’ten çıkması kolay olur.) [İbni Mace]

Sapığın namazı kabul olmadığına göre, kabul olmayan bir ibadete, (Kendileri sapık ama namazları çok güzeldir) demek çok yanlıştır, cahilce bir sözdür.

Âdetle ilgili sünnetler

sünnet

Âdetle ilgili sünnetler
Sual:
 Peygamber efendimizin her yaptığı sünnet deniyor. Mesela yatmak, yiyip içmek, yürümek gibi şeyler, sünnet midir, mubah mıdır?
CEVAP
Mubahtır, sünnet değildir. Sünnet iki türlüdür:
Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, İslâm dininin şiârıdır.
Sünnet-i zâide, Resulullah efendimizin kılık kıyafeti, elbise giymek, yatmak, yiyip içmek ve yürümek gibi işlerdeki âdetleridir. (Hadika)

Elbise giymek, yatmak ve yürümek ve benzerleri mubahtır. Bunların yapılış şekli sünnettir.

Yatmak sünnet değil ama sağ yanına yatmak sünnettir. Resulullah efendimiz, mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı. Yüzükoyun yatmak mekruhtur.

Yemek mubahtır. Üç parmakla yemek, sağ el ile yemek sünnettir. Su içmek mubahtır. Oturarak içmek sünnettir.

Elbise giymek mubahtır. Resulullah gibi giyinmek sünnettir. Resulullah efendimiz, siyah, beyaz ve yeşil giyinirlerdi.

Başı kapatmak mubahtır. Sarık giymek, sarığın ucunu sarkıtmak sünnettir.

Yürümek mubahtır. Önüne bakarak, süratle yürümek sünnettir.

Herkesin saçı, bıyığı olur. Ama Resulullah efendimizinki gibi şekil vermek sünnet olur. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Sakalı bir tutam idi. Bu ölçülere uymayan sakal ve bıyık bid’at olur.

Âdetler dinde delil olur mu

sünnet

Sual: (Ahkam zaman ile değişir) kaidesine göre âdetler dinde delil olur mu?
CEVAP
Âdetler, Delil-i şer’i olamaz. Din, âdetlere tâbi olamaz. Âdetlerin, modaların İslamiyet’e uygun olması gerekir. Bir işin İslamiyet’e uygun olmasını sağlamak için, bu iş ile ilgili çeşitli kaviller varsa, bunlardan zamana ve şahsa uygun, elverişli olan kavle uygun olması sağlanır. (Ahkam zaman ile değişir) de bu demektir. (Berika)

Sual: Âdetle ilgili sünnetler nelerdir? Âdetle ilgili sünnetleri yapmak müstehap dediniz. Sol eli kullanmak yani müstehabın terki mekruh değil mi?
CEVAP
Mekruh değildir. Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara zevaid sünnetler denir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, tuvaletten çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan başlamak müstehaptır. Özürsüz, kasten bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur. Tenzihi mekruh, mekruh demek değildir.

Sual: Zevaid sünnet diyerek şeytan gibi sol el ile yiyip içmeye bile mekruh değil dediniz. Sadece tenzihi mekruh olur dediniz. Sağdan başlamak önemli sünnet değil midir?
CEVAP
Peygamber efendimizin ibadet ve âdet olarak yaptıklarının hükmü farklıdır. Âdetle ilgili sünnetler müstehaptır.

Sağın önemi elbette büyüktür. Sağın, sola göre üstünlüğü vardır. Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlanır. Peygamber efendimiz, elindeki suyu, sağında bulunan bir köylüye uzatır. Köylü, (Ya Resulallah, solunuzdaki Ebu Bekir’e niçin vermiyorsunuz? O benden daha faziletli) der. Resulullah, (Suyu sağdan dağıtın!)buyurur. Yine, (Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin; çünkü şeytan, sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir) buyurmuştur. Bir yere giderken, yol ikiye ayrılır, soracak kimse de bulunmazsa,(Karşınıza iki yol çıkarsa sağdan yürüyün!) hadis-i şerifine uymalıdır.

Sağın şerefi, Kur’an-ı kerimde de bildirilir. (Vakıa) suresinde (Eshab-ül-meymene = Sağcı) ve (Eshab-ül-meş’eme = Solcu) ifadeleri geçer ve sağcıların [dine uyanların] Cennet ehli, solcuların [dine uymayanların] Cehennem ehli olduğu bildirilir. Meymene; sağ, sağ kol, sağ taraf gibi anlamlara gelir. Eshab-ı meymene, sağcı demektir. Cennete gidecek mutlu kişilere denir. Meş’eme; sol, sol kol, sol taraf, uğursuzluk gibi anlamlara gelir. Eshab-ı meş’eme, solcu demektir. Cehenneme gidecek bedbahtlara denir.

Sual: Tek’e riayet etmenin, bir şeye sağdan başlamanın hükmü nedir?
CEVAP
Teke riayet etmek, yani bir şey yaparken 1, 3, 5, 7 gibi tek sayıda yapmak sünnettir. Hadis-i şerifte, (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) buyuruldu.

İmam-ı Rabbani
 hazretleri, Mevlana Salih’e bahçeden birkaç karanfil getirmesini emretti. Onun, altı tane karanfil getirdiğini görünce buyurdu ki:

(Bizim en aşağı talebemiz, en azından (Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever) hadis-i şerifini bilir. Teke riayet müstehaptır. İnsanlar müstehabı ne zannediyorlar? Müstehap, Allahü teâlânın sevdiği şeydir. Eğer dünya ve ahireti Allahü teâlânın sevdiği bir şey için verseler, hiçbir şey vermemiş olurlar.)
Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlamak müstehaptır. Bunlara Sünnet-i zevaid denir. Ayakkabı, gömlek giyerken, saç tararken, misvak kullanırken, tırnak keserken, el, ayak yıkarken, mescide girerken, heladan çıkarken, sadaka verirken, yemek yerken, su içerken sağdan başlanır. Bunların zıddı olanları yaparken, mesela ayakkabı çıkarırken, taharetlenirken, sümkürürken soldan başlamak müstehaptır. Özürsüz, kasten bunların tersini yapmak tenzihi mekruhtur. Bir hadis-i şerifte de, (Allah sağdan başlamayı sever) buyuruluyor.

Sağ el ne demek?
Sual: 
Buhari’deki bir hadiste, (Namaz hakkında Allah’tan korkun! Sağ elinizin malik olduğu şeyler [köleler] hakkında Allah’tan korkun! Kimsesiz, fakir, dul kadın ve yetimler hakkında Allah’tan korkun!) buyuruluyor. Hadiste niye sağ el deniyor?
CEVAP
Bunlar deyimdir. Türkçede de böyle deyimler vardır. (Elimin altında şu kadar mal var) veya (Elimin altında yüzlerce insan var) yahut (Bahsettiğiniz işi yapmak elimde değil) gibi ifadelerde geçen elkelimesinin hiçbirinin bildiğimiz el ile alakası yoktur. Buradaki el, güç, kuvvet, malik olmak anlamındadır. Arapçada da, sağ el tâbiri kullanılıyor. Kur’an-ı kerimde de, birçok yerde Allah’ın eli tâbiri geçer. Hiçbirinin hakiki el ile alakası yoktur. Hepsi deyimdir. Mânâları farklıdır.

Yukarıda bildirdiğiniz hadis-i şerifte, önce namaza önem verilmesi, hizmetçilere iyi muamele edilmesi, fakir dul ve yetimlerin hakkının gözetilmesinin önemi bildiriliyor.

Sual: Peygamberimizin saçlarını uzattığı söyleniyor. Erkeklerin de saçlarını uzatmaları veya kazımaları sünnet olur mu?
CEVAP
İslam âlimleri, Peygamber efendimizin yaptığı şeyleri üçe ayırmışlardır:
1- Müslümanların da yapması lazım olan şeylerdir. Bunlara, sünnetdenir.
2- Âdete bağlı şeylerdir. Bunları her Müslüman, bulunduğu yerin âdetine uyarak yapar.
3- Resulullaha mahsus olan, özel şeylerdir. Bunları başkalarının yapması caiz değildir. Bunlara, hasais denir.

Bunun için, Peygamberimizin her yaptığına değil, kitaplarda İslam âlimlerinin bildirdiği hususlara uymak gerekir. Kendi aklımıza, kendi anladığımıza göre hareket etmemiz uygun olmaz.

Kılık kıyafet, saç sakal gibi şeylere sünnet-i zevaid, yani âdete bağlı sünnet denir. Bunlar gibi âdete bağlı işlerde, herkes yaşadığı yerdeki âdetlere uymalı. Âdete uymamak uygun olmaz, fitneye sebep olursa haram olur. Budist papazlarına benzemek niyetiyle başı dazlak yapmak ve kadınlar gibi saçlarını uzatmak caiz olmaz. Bir ihtiyaçtan dolayı olursa mahzuru olmaz.

Âdetle ilgili sünnetler
Sual:
 Peygamber efendimizin her yaptığı sünnet deniyor. Mesela yatmak, yiyip içmek, yürümek gibi şeyler, sünnet midir, mubah mıdır?
CEVAP
Mubahtır, sünnet değildir. Sünnet iki türlüdür:
Sünnet-i hüdâ, ezan ve ikamet okumak gibi, İslâm dininin şiârıdır.
Sünnet-i zâide, Resulullah efendimizin kılık kıyafeti, elbise giymek, yatmak, yiyip içmek ve yürümek gibi işlerdeki âdetleridir. (Hadika)

Elbise giymek, yatmak ve yürümek ve benzerleri mubahtır. Bunların yapılış şekli sünnettir.

Yatmak sünnet değil ama sağ yanına yatmak sünnettir. Resulullah efendimiz, mübarek avucunun içini sağ yanağının altına koyup, sağ yanı üstüne yatardı. Yüzükoyun yatmak mekruhtur.

Yemek mubahtır. Üç parmakla yemek, sağ el ile yemek sünnettir. Su içmek mubahtır. Oturarak içmek sünnettir.

Elbise giymek mubahtır. Resulullah gibi giyinmek sünnettir. Resulullah efendimiz, siyah, beyaz ve yeşil giyinirlerdi.

Başı kapatmak mubahtır. Sarık giymek, sarığın ucunu sarkıtmak sünnettir.

Yürümek mubahtır. Önüne bakarak, süratle yürümek sünnettir.

Herkesin saçı, bıyığı olur. Ama Resulullah efendimizinki gibi şekil vermek sünnet olur. Bıyıklarının uzunluğu ve şekli, mübarek kaşları kadar idi. Sakalı bir tutam idi. Bu ölçülere uymayan sakal ve bıyık bid’at olur.