Kategori arşivi: J

Jinekoloji

Kadın üreme organlarının hastalıkları ile ilgilenen tıp dalı. Jinekoloji, tıbbın en eski dallarından biridir. Mîlâttan önce 1550 yıllarına âit belgelerden o devirlerde Mısırlı hekimlerin kadın hastalıkları konusunda çalışmalar yaptığı anlaşılmaktadır. Hipokrat’ın da kadın hastalıkları konusunda çalışmalar yaptığı bilinir. İslâmiyetle birlikte İslâm tıp âlimleri, kadın hastalıkları ile ilgili târif ve tedâvilerden bahsederek bu alanda çığır açtılar. Endülüs âlimi ve “cerrâhînin babası” olarak bilinen Ez-Zehrâvî (936-1013) Et-Tasrif adlı tıp ansiklopedisinde zor doğumlarda “Walker pozisyonu” olarak bilinen müdâhaleyi ve doğumdan sonra içerde kalmış eşin çıkartılması için yapılan Crede manevrasını ilk defâ târif etmiştir. Güç doğumlarda forcepsi (kaşık) kullanmıştır. Caspar Wolf’un 1566’da yazdığı Gynecia adlı kadın hastalıkları ansiklopedisi İslâm tıp âlimlerinin kaynak kitaplarından faydalanılarak hazırlanmıştır. On yedinci yüzyılda da Herdrik Van Roonhure tarafından ilk cerrâhî kadın hastalıkları eseri yazıldı.

Daha sonraki yıllarda kadın hastalıklarında bir çok gelişmeler olmuş ve ameliyatlar daha yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır. Bu ilerlemelerde tüm cerrâhî dallarında olduğu gibi “Anestezi” ve “Antiseptikler”in bulunması en büyük rolü oynamıştır. Kadın hastalıkları ve doğum, bir uzmanlık dalı olarak gelişmiştir ve tıp öğreniminde önemli bir yeri vardır. Doğum bilimi (Obstetrik) ayrı bir konu olup, Jinekoloji ilmi yalnızca kadınlık organlarının hastalıkları ile ilgilenir.

Jinekolojik hastalıklar “tümörler”, “infeksiyonlar” ve “doğum sonrası bozuklukları” olarak üç ana bölümde incelenir. Bu çeşit rahatsızlıklar, yumurtalıkları, yumurtanın taşındığı fallop tüplerini, rahmin kendisini ve dış kadın üreme organlarını ilgilendirir. Yumurtalıkların 20 civârında selim tümörü ve 30 kadar da kanser çeşidi mevcuttur. Yumurtalık tümörlerinde ameliyatla, yumurtalıkların biri veya her ikisi çıkarılabilir. Fallop tüblerini etkileyen iki önemli hastalık gonore (belsoğukluğu) ve tüberkülozdur. Bu iki hastalıkta tüblerin iç boşluklarının devamlılığı kaybolur ve yumurta, rahime iletilemediğinden kısırlık husûle gelir. Rahim kanserleri, meme kanserinden sonra kadınlarda en fazla rastlanan kanserdir. Rahimde selim tümörlerine de çok rastlanır. Yine rahimde, infeksiyon hastalıklarından (mikrobik bulaşıcı hastalıklardan) mantar ve bakterilerin yaptığı birçok hastalık görülebilir. Kadının dış cinsiyet uzuvlarının iltihabı, allerjik, tümörlerle ilgili ve yaşlılığa bağlı hastalıkları da jinekoloji konuları içinde önemli yer tutar.

Jigantizm (Devlik Hastalığı)

Hipofiz ön lobundan salgılanan büyüme hormonunun aşırı salgılanması sonucu doku ve organların aşırı gelişmesi. Devlik hastalığı. Hipofiz ön lob hücrelerinin büyüme hormonunu aşırı salgılaması, hipotalamustan aşırı uyarı verilmesinden veya hipofiz hücrelerinde hormon yapan bir tümör (ur) gelişmesinden olabilir. Büyüme hormonu salgısının artması büluğ çağından evvel, yâni kemik gelişimi tamamlanmadan olursa, hastada en büyük belirti olarak vücûdun hızlı ve aşırı bir şekilde irileşmesi görülür. Böylece iki, iki buçuk metreye kadar büyüyebilen, elleri ve ayakları aşırı büyümüş dev insanlar ortaya çıkar. Bu hastaların hipofiz hormonları arasında denge kurulması halinde vücut kısımlarının birbirlerine oranları korunabilir; ancak bu ihtimal fazla değildir. İlk başlarda uygun oranlarda bir büyüme gösteren vücut kısımlarının arasındaki oran daha sonra bozulur.

Büyüme hormonu fazlalığı kemik gelişmesini tamamlamış, büyümesi durmuş kişilerde ortaya çıkarsa boy uzamaz. Bunlarda çene, el ve ayaklar, kaş çıkıntıları, burun gibi vücudun uç kısımları aşırı gelişir (Akromegali).

Jigantizmde kalp, böbrekler, karaciğer ve dalak da büyür. Cinsel organlarda körelme vardır. Kanda insülin seviyesinin yüksek olmasına karşı bunlarda diyabet (şeker hastalığı) olması sıktır. Bu durum, büyüme hormonunun insülin etkisini önlemesine bağlanmaktadır.

Baş ağrısı en sık rastlanan şikâyetlerdendir. Hastaların çoğunda görme bozukluğu er veya geç başlar. Jigantizm erkeklerde daha sık görülür. Tedâvi edilmediği takdirde ömür uzun değildir.
Görme bozuklukları ve ağır baş ağrısı yoksa ve kandaki büyüme hormonu seviyesi çok yüksek değilse cerrahî olarak hipofizin ön kısmını çıkarmak yerine sadece hipofiz üzerine şua tedâvisi uygulanır. Tedavî sonucunda hipofizin birçok hücreleri tahrip olacağından diğer hormonlarda eksiklik olabilir. Bu eksik hormonlar, dışarıdan ilâç olarak hastaya verilmelidir. Tedâvinin netice verip vermediği kandaki büyüme hormonu seviyesinin ölçülmesiyle anlaşılır.