Kategori arşivi: U

Uyuz

Bulaşıcı ve kaşıntılı bir hastalık. Uyuzun âmili. Sarcopets scabiei ismi verilen bir parazittir. İnsanlarda hastalık yapan, parazitin dişisidir, erkeğinden çok büyüktür ve gözle küçük bir nokta gibi görülür. Bunlar derinin boynuzsu tabakasında yerleşirler, günde 1 mm yol açarlar ve bir yumurta yumurtlarlar.

Uyuzun kaynağı hasta insanlardır. Her ne kadar attan, koyundan bulaşma olabilirse de hayvanlardan geçen uyuz çeşitleri birkaç günden fazla yaşamamaktadır. Uyuz âmili, insandan insana aynı yatakta yatmak ve sıkı temasla geçer. Dolaylı bulaşma çok nâdir olur, çünkü uyuz âmilleri, insan derisini ancak yatak harâretinde terk ederler.

Uyuz, her yaşta ve her çeşit insanda görülebilir. Bir ev, âile hastalığı olup, eve girince herkesi yakalar. Ev hayâtının özellikleri ve bilgisizlik bulaşmayı kolaylaştırır. Uyuz; savaş, açlık, deprem ve diğer sıkıntılı hâllerde artar. Uyuzda kuluçka devresinden bahsetmek doğru olmazsa da ilk gelen uyuz âmilinin çoğalarak uyuz belirtileri göstermesi için birkaç hafta geçmesi lâzımdır.
Uyuz âmili, deri içinde tünel açarak ilerler. Bu tüneller dışardan bakıldığında zikzaklı çizgiler hâlinde görülür. Tünelin içindeki böcek, bilhassa geceleri ve sıcakta hareket eder ve bu sırada müthiş bir kaşıntı uyarır. Kaşınan yerler zedelenir, kanar, iltihaplanır, kabuklanır.

Uyuz yetişkinlerde; el parmak arasında, bilekte, dirsek, koltukaltı çukuru ön yüzünde, kuşak yerinin bütün boyunca, kaba etlerde, dizlerde, meme ucunda, erkeklerde kamışın uç kısmında yerleşir. Çocuklarda eliçi, ayak tabanı, kulak ve yüzde de yerleşebilir. Uyuz tedâvi edilmezse aylar sonra kendiliğinden iyi olabilir veya müzminleşebilir ki bu durum, bulaşmada çok önemlidir.
Tedâvi: Tedâvi, bütün âile fertlerine aynı anda uygulanmazsa, başarısız kalır. Tedâvide; Wilkinson pomat, Kwell, Scatin gibi ilâçlardan biri kullanılabilir. Şahıs önce keseli bir banyo yapar ve banyoyu müteakip ilâcını boynundan tırnağına kadar ovarak sürer ve elbiselerini giyer. 24 saat sonra yıkanmadan aynı şekilde ilâcını sürer. 24 saat sonra da iyice yıkanır, ilâç sürünmez ve yeni elbiselerini giyer. Eski elbiseler, yatak takımları ise kaynatılır, ütülenir. İyileşme olmayan hallerde 7-10 gün sonra tedâvi tekrarlanır. Başarılı uygulamaya rağmen 1-2 hafta kaşınma devam edebilir.

Uyuz ehil ve vahşî hayvanlarda da görülen bir hastalıktır. Genellikle uyuza tutulan hayvanlarda kıllar dökülür, deride kepeklenme, kabuklanma ve şiddetli kaşıntılar olur. Hasta hayvanlarla temasta bulunan herkese bulaşan bu hastalık, bilhassa seyis ve hayvan bakıcılarında daha çok görülmektedir. Hayvan uyuzu âmilleri deri içine girmedikleri için tedâvisi kolaydır. İlk şart hayvandan uzaklaşmaktır.

Memleketimizde sık rastlanan bir uyuz çeşidi de arpa uyuzudur. Buğday, arpa, mısır, fasulye gibi hububat tozlarından bulaşır. Deride şiddetli kaşıntı ve döküntüler olur. Belirtiler 3-4 günde şiddetlenip sonra yavaş yavaş iyiliğe döner. Tedâvi için sirkeli veya tuzlu suyla yıkanmak kâfidir.

Uyur Gezerlik

Uykuda insanın hareket etmesi, yürümesiyle belirlenen rahatsızlık. Tıpta bir zihin hastalığı belirtisi olarak kabul edilir. Rüyâların hareket hâline dönüşmesine bağlı bir bozukluktur. Umûmiyetle çocuklarda ve bülûğ çağındaki gençlerde görülür.

Derin uyku halinden hafif uyku hâline geçerken gördükleri rüyânın tesiri altında kalkıp yürürler. Hafif vak’alarda hastalar sâdece konuşurlar ve çeşitli el-kol hareketlerinde bulunurlar. Bununla birlikte kalkıp dolaşabilir. Çok uzun mesâfelere gidip gelebilirler. Hattâ hasta çatıya, duvara, uçurum kenarlarına kadar gidip gelebilir, bir işle uğraşabilirler. Uyandıklarında hiçbir şey hatırlamadıklarını söylerler. Bunların gözleri genellikle açık olmasına rağmen kör bakışlıdır.

Hisleri dış tepkilere kolay cevap vermez. Bir nöbet sonrasında eve dönüp, tekrar yatağına yatar ve normal uyanma zamânına kadar rahat uyur. Psikiyatristler uyurgezerliğin histerinin bir belirtisi olduğunu savunurlar. Uyurgezer nöbet esnâsında uyandırılacak olursa, korku ile düşebilir. Bu durumda hasta uyandırılmadan sâkin emirlerle yatağına götürülmelidir. Yaş ilerledikçe azalır. Hattâ kaybolur. Tedâvisinde telkin, iknâ ve irâde kuvvetlendirici eksersizler iyi netice verir. Bu şahısların yanında uykusu hafif bir yakını tedbiren yatırılmalıdır.

Uyluk

İnsan vücûdunda kalça eklemiyle diz eklemi arasındaki bacak bölgesine verilen ad. Bu bölgede insan iskeletinin en uzun kemiği olan uyluk kemiği (femur) tek başına bulunur. Üst tarafta kalça kemiği, alt tarafta kaval kemiği ve dizkapağı kemiğiyle eklem yapar.

Uyluk kemiği üst uç, alt uç ve kemik gövdesinden meydana gelir. Üst uçta bir baş, büyük ve küçük trokanterler (çıkıntılar) ve bir boyun bulunur. Boynun ekseniyle cismi arasındaki açı 130° olup, kalça eklemini meydana getirir. Darbelere karşı oldukça dayanıklıdır. Uyluk kemiği çok sert darbelerde kırılabilir. Özellikle yaşlı kadınlarda düşmelerden sonra uyluk boynu kırıklarına sık rastlanır. Kist ve tümörleri de uyluğun hastalıkları arasındadır. Uyluk kasları ön, arka ve iç yan olmak üzere üç gruptur.

Ön grup adale lifleri içinde terzi kası, uyluk dörtbaşlı kası, ilyo-psoas kasları bulunur. İç yan grupta toraksi kas; uzun, küçük ve büyük yaklaştırıcı kaslar ve ince kas bulunur. Arka grupta yarı zar kası, yarı kiriş kası, uyluğun iki başlı kası vardır. Bu kaslar vâsıtasıyla uyluk oldukça hareketli ve kuvvetli bir bölgedir.

Uyku Hastalığı

İnsanın kanında Trypanozoma Gambiense ve Trypanozoma Rhodesiense türlerinin parazitlenmesiyle meydana gelen bir hastalık. Hastalığın yayılması ve bulaşması Tse-Tse sineği vâsıtasıyla olur. Akut ve müzmin olarak ilerleyebilir. Akut hâlde yüksek ateş, adenit, deride kırmızı döküntüler ve geçici ödemler olur; müzmin halde ise parazit beyne yerleştiğinden meningo-ensefalit, meningo-miyelit sonucu sinir dokusunun hücre yıkımıyla şuurunun kaybolması ve ilerleyen koma ile ölüm meydana gelir.

Belirtileri: Uyku hastalığı düzensiz ateş, özellikle boyun arka hattındaki lenf bezlerinde şişme, deride kırmızı döküntüler ve ağrılı lokalize ödemle karakterizedir. Titreme, başağrısı, havâle geçirme gibi merkezî sinir sistemi belirtileri daha sonra gelişir ve koma ile ölüme götürür. Trypanozoma Rhodesiense ile olan hastalık diğer tipe göre daha ciddî ve öldürücü seyreder.
Teşhis: Hastalığın teşhisi tripanozomların görülmesine bağlıdır. Hastalığın erken devresinde parazitler periferik kandan yapılan yaymada veya büyümüş lenf bezinden alınan sıvıda görülürler. Hastalığın ilerlemiş safhasında parazit sâdece beyin omurilik sıvısında bulunur.

Korunma: Uyku hastalığına karşı korunmada aşağıdaki metodlar vardır:
a) Bulaşma kaynağı olan enfekte kişileri tarama muayeneleriyle ortaya çıkararak tedâvi etmek.
b) Trypanozoma Rhodesiense’de enfeksiyonunun tabiat nidalitesini sürdüren yabânî hayvanlarla savaşmak.
c) Tripanozomların vektörleri olan Tse-Tse sinekleriyle kalıcı insektisidler vâsıtasıyla geniş ölçüde ve sürekli olarak savaşmak.
d) İnsanlarda koruyucu olarak ilâç uygulamak (Kemoterapi).

Tedâvi: Gambiense tipinde erken safhada pentamidin kullanılabilir. Pentamidin 10 gün süreyle 4 mgr/kg/gün olarak adeleye zerk edilir. Rhodesiense tipindeki hastalıkta ise erken safhada Suramin damar içine tatbik edilir.

Melarsoprol diğer ilâçlara göre çok toksiktir, fakat her iki tip hastalığa da bütün safhalarda etkilidir. Hastada hafif veya orta derecede sinir tutulması olduğunda bu ilâç 2-3 gün müddetle 3,6 mgr/kg/gün damar içine verilir. Bu ilâcın meydana getirdiği arsenik zehirlenmesi neticesi sindirim sisteminde, böbreklerde ve sinir sisteminde çeşitli arızalar olabilir.

Uyku İlaçları

Uyku bozukluklarının ve çeşitli sebeplerle meydana gelen uykusuzluğun tedavisinde kullanılan ilâçlar. Eskiden çok kullanılan barbitürat türevlerinin kullanımı azalmış olup, yerine benzodiazepinler tercih edilmektedir. Bunlardan nitrazepam (Mogadon), flunitrazepam (Rohyphnol) en çok kullanılanlarıdır. Başka maksatla kullanılmalarını engellemek için kontrolü renkli reçetelerle eczanelerden verilmekte ve sarfları titizlikle kaydedilmektedir.

İdeal uyku ilâcı, fizyolojik (normal) uyku yapmalı, yüksek dozda toksik (zehirli) olmamalı, alışkanlık ve tolerans yapmamalıdır. Bugün böyle bir ilâç yoktur. Uzun süre kullanılmaları hâlinde hepsinde bağımlılık (alışkanlık) ve tolerans (etkinin azalması) gelişmektedir. Sabah kalkınca sersemlik, uyuklama ve baş ağrıları yapabilirler. Meydana getirdikleri uyku, fizyolojik olmadığından zihni ve bedeni dinlenme tam olmamakta, şahısta uyuşukluk ve zihni bulanıklık olmaktadır. Uyku ilâcı kullananların reaksiyon zamanı uzadığından ve zihin faaliyetleri yavaşladığından; muhâkeme, fiziksel koordinasyon ve uyanıklık gerektiren işlerden sakınmalıdır. Araba kullanmak, dikkat gerektiren makine ile çalışmak tehlikelidir. Ayrıca öğrenme fonksiyonlarını da azaltırlar.

Uyku ilâçları çok gerekli olunca hekim kontrolünde kısa süreli verilerek sebep olduğu zihni ve bedeni yorgunluk önlenebilir. Uzun süre kullanmak alışkanlık açısından tehlikelidir. Toksik (zehirli) etkileri de olduğundan bu tür ilâçlar kapalı ve yüksek yerlerde saklanarak, çocukların kazara alması veya yanlış kullanılmaları önlenmelidir.

Uyku

Şahsın hissî veya diğer uyarılarla uyandırılabildiği tabiî ve normal olan şuursuzluk hâli. Uyanık kalmayı temin eden bir merkez mevcuttur. Bu merkezin yeri beyinde Retiküler Formasyon denilen bölgedir. Ortabeyinden buraya gelen mesajlar Retiküler Uyarıcı Sistem vâsıtasıyla beyin kabuğuna iletilir. Bu uyarılar da omurilik aracılığıyla kişiyi uyanık tutar. Uykunun anahtar bölgesiyse beynin daha altında bulunan Pons’tadır. Bu bölgeden her 90 dakikada bir uyku uyarısı gönderilir ki buna Paradoks Uyku denir. Fakat insanlar aktif oldukları zamanlarda bunun farkına varamayabilirler. Gün ortasında ağır basan uyku hâlinin sebebi budur. Gün boyu her 90 dakikada bir tekrar eden bu safha, uyku durumunda da devam eder.

Uyanıklıktan uyumaya doğru geçen bir şahsın beyin dalgaları kaydedildiğinde uykunun değişik safhaları olduğu tespit edilir. Bu safhalar başlıca ikiye ayrılır: Birinci safha yavaş dalga uykusudur ve bu da iki dönemdir; hafif ve derin uyku dönemleri. Hafif uykuda elektroensefalografide alfa ve düşük voltajlı delta dalgaları görülür. Derin uykuda ise yüksek voltajlı yavaş delta dalgaları vardır. Daha sonra uykunun ikinci safhası olan Paradoks Uyku dönemi gelir. Bu safha her 80-90 dakikada bir gelir ve 5 ile 20 dakika kadar sürer. Organizmada bu safha esnâsında bâzı değişiklikler olur; fakat bu safhanın faydasının ne olduğu henüz bilinmemektedir. Bu Paradoks Uykunun süresi kişinin yorgunluğuna göre değişir. Çok aşırı yorgunlarda 5 dakika kadar sürerken yorgun olmayanlarda 20 dakika kadar sürer. Bu safhanın bâzı özellikleri vardır. Bütün kaslar gevşemiş, kalp atışları ve solunum hızlı ve düzensizdir. Rüyâ bu safhada görülür. Gözlerde, el, kol ve bacaklarda hareketler, konuşma, kıpırdama hep bu uyku bölümündedir. Elektroensefalografide düşük voltajlı alfa dalgaları görülür.

Normal zamânın dışında insan vücûdunda bir “iç zaman” biyolojik zamanı vardır. Bu zamanda da çeşitli bölümler vardır ve belirli bir kalıba göre tekrar ederler. Bu iç zaman kalıbını her insanın günlük faaliyetleri, çalışma durumu, güneş ışıkları, gürültü, hava durumu ve atmosferdeki daha birçok faktör belirler. Beyin ve diğer organların biyolojik zamanla ilgili fonksiyonları bu kalıba göre icrâ edilir. Bu sebepten dolayıdır ki gündüz çalışan bir insanın uykusu gece gelir. Çünkü, gece uyanıklığı sağlayan uyarıcı sistemin hafiflemesi, uykuyu temin eden uyarıların üstün hâle geçmesine yol açar. Eğer Retiküler Uyarıcı Sistemin çalışması hiç hafiflemez veya uyumaya zorlayan merkez az çalışırsa kişi uzun müddet uyanık kalabilir. Bunun aksi hâlindeyse uzun müddet uyuyabilir. Sara hâlinde Retiküler Uyarıcı Sistem çok fazla çalışır ve aynı zamanda şuursuzluk vardır. Bu normal bir durum değildir.

Uyku ihtiyacı her insan için sâbit değildir. Yaşa, mesleğe, sosyo-ekonomik çevreye ve daha birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterir. Bir aylık bebek bir günün 21 saatini, 6 aylık bebek 18 saatini, 1 yaşındaki çocuk 15 saatini, 4 yaşındaki çocuk 12 saatini, 12 yaşındaki bir çocuk ise 10 saatini uyumalıdır. Erişkin birisi için bu 8 saattir. Fakat rûhî ve bedenî yönden çok sıhhatli şahıslarda 4-5 saate inebildiği gibi bâzı hastalıklarda 10-12 saate kadar yükselebilir. Her şahsın kendi durumuna göre belirli bir uyku ihtiyacı vardır. Uyumanın gecikmesi hâlinde davranış, sinir sistemi ve bütün vücutta negatif yönde değişmeler olur. Huzursuzluk, başağrısı, unutma, anlamada zorluk, konsantrasyonda zayıflık, solunum sistemi gibi bâzı vücut sistemlerinde rahatsızlıklar görülür.

Uykunun normalden fazla olmasının ise hiçbir faydası bulunmadığı gibi birçok zararları olabilir. Migren başta olmak üzere çeşitli baş ağrıları, dikkat bozuklukları, fizik ve mental beceriksizlikleri bunlardan bâzılarıdır. Vakit kaybı ise en büyük zarardır. Bu yüzden küçük yaştan îtibâren belirli bir çalışma temposu ve buna uygun bir uyku ihtiyacının teşekkül etmesine çalışılmalıdır. Güneş ışıklarının yayılmaya başlamasından sonra uykuya devam etmek, gündüz çalışan biri için gece uyumak değildir. Bu şahıs gündüzün ilk saatlerini uykuda, gece uyuması gereken saatlerin ilk birkaçını da uyanıklıkta geçiriyor demektir. Bu durum kişinin biyolojik zaman kalıbına uygun olmadığı için sağlığına menfî yönde tesir eder. Gündüz çalışıp, gece uyuyan bir insan ihtiyacı olan uykunun küçük de olsa bir bölümünü gece yarısından önce uyumalıdır. Böyle olursa güneş ışıkları yayılmağa başlamadan önce rahatlıkla uyanır ve önünde sağlıklı ve büyük bir gün mevcut olur. Tabiî bu husus sıhhatine ve hayâtının her ânına büyük kıymet verenler içindir. Bu şekilde uyuyan bir şahıs, günün öğle vaktinde, uyku dalgalarının ağır bastığı bir zamanda bir müddet daha uyursa vücûdunun biyolojik ritmi tam mânâsıyla bir denge kazanır. İslâmiyette de gün ortasında bir miktar uyumak sünnettir, bu uykuya “kaylûle” denir.
Uyku birtakım ilâçlarla etkilenir. Uyku ilâçlarının birçoğu Paradoks Uyku safhasını baskılayan uzun bir uyku dönemi temin ederler. Uykunun gelişini engelleyici ilâçlar da mevcuttur. Amfetaminler denilen bu ilâç grubunu daha çok talebeler uyanık kalmak için ders çalışmak gâyesiyle kullanmaktadırlar. Bu son derece tehlikeli ve yan tesirleri olan bir uygulamadır. Vücûdun dengesini bozar, alışkanlık yapabilir.

Uyku bozuklukları: Bu başlık altında uykusuzluk, kâbuslu uyku, uyurgezerlik gibi konular incelenebilir. Bunlardan en çok görüleni uykusuzluk, uyuyamamadır. İnsomnia denilen bu durum bir hastalık olmayıp, çeşitli şartlarda ortaya çıkabilen bir belirtidir. Bebeklerdeki uykusuzluk çoğu zaman sindirim bozukluklarına, açlığa ve herhangi bir rahatsızlığa bağlıdır. Kirli bez, yetersiz veya aşırı giydirme, kıl kurdunun uyarılarıyla rahatsız olma, kalça çıkıklığı veya diğer hastalıklar sebep olabilir. Çocuklardaki uykusuzluk ise daha ziyâde psikolojiktir. Bunlarda, gece korkuları olsun olmasın diğer nörotik bozukluklar da görülür. Tırnak yeme, uyurgezerlik, parmak emme vb. Bâzı çocuklar ışıksız veya kapısı kapalı odada uyuyamazlar.

Yetişkinlerdeki uykusuzluk tok veya aç yatmaya, kahve, çay içmeye, akşam zihnin önemli bir hususla meşgul olmasına bağlı olabilir. Günlük hayâtın âniden değişmesi, uyku, yemek, çalışma düzensizlikleri ciddî uyku bozukluklarına yol açabilir. Karın ağrıları, öksürük, sık idrar, cilt uyarılarının yol açtığı uykusuzluklar tedâviyle kolay düzelir. Yetişkinlerde uykusuzluğun en sık görülen sebebi depresyondur. Bu şahıslarda uyuyamamanın yanısıra, kilo kaybı, iştahsızlık, cinsî arzularda azlık, huzursuzluk, konsantrasyon yetersizliği, hâfıza zayıflığı da bulunur. Bunlar yatar yatmaz uyuyabilirler, fakat birkaç saat sonra uyanırlar ve tekrar uyuyamazlar. Nörozlu, şizofrenli şahıslarda da uyuyamama görülür. Alkol kullanma önemli bir uykusuzluk sebebidir. Böbrek hastalıkları, siroz, kalp hastalıkları, romatizma ve kas iskelet rahatsızlıklarında da görülür.

Gece korkuları (kâbus) çocuklarda sebepsiz olabileceği gibi ateşli durumlarda sık rastlanır. Erişkinlerdeyse çeşitli zehirlenmelerde görülür.

Ultrasonografi

Vücut içindeki çeşitli hastalıkları ve dokulardaki yoğunluk farklılaşmasını tespit etmek için ultrasonik pulse-eko tekniğinin kullanılması metodu. Ultrasonik dalgalar birkaç hertz’den birçok megahertz’e kadar ses dalgalarından ibârettir. Genellikle 1-15 mHz arası kullanılır. Ses dalgalarının dokulara geçişi moleküler hareketi arttıran peşpeşe pozitif ve negatif basınçların hâsıl olmasını sağlar ve daha sonra sürtüşme kuvvetleri vâsıtasıyla harâret meydana getirir.

Ultrasonik dalgalar uygun takat ve frekansta hücreleri, bâzı bakterileri vs. öldürebilir, fakat lokal harâretin enzimleri inaktive etme ve daha sonraki kimyevî faaliyetleri durdurma tehlikesi vardır.

İkinci Dünyâ Savaşı esnâsında radarın ve ses dalgalarının geliştirilmesi ultrasonografinin teşhis vâsıtası olarak kullanılmasını mümkün hâle getirdi. Bu metod gebelikte, periferik damar hastalıklarının değerlendirilmesinde ve ameliyat öncesi, bir tümör kitlesinde büyük damar mevcut olup olmadığını tâyin etmede kullanılır. Ayrıca katı-sıvı sınırının tâyininde ve kist-tümör ayırımında oldukça faydalıdır.

Tıpta teşhis amacıyla kullanılan ultrasonografi metodunda ultrasonik dalgalar incelenecek doku ve cenine hiçbir zarar vermez.
Ultrasonografideki eko sisteminin üç modeli vardır: Kompound-B Scan modeliyle karaciğer, böbrek, pankreas, dalak, mesâne ve gebelik tetkiki yapılır. Time-Motion modeliyle kalbin çalışması (Ekokardiyografi) ve büyük damarların nabız atışları incelenir. Üçüncü eko modeliyle ise, beyinle ilgili tetkik (Ekoensefalografi), intrauterin hayatta kafa çaplarının ölçülmesi, gözdeki yabancı dokuların tespiti yapılır.

Ultrasonografinin özel birtakım avantaj ve üstünlükleri vardır. Bunlar: Hastaya ve kullanıcıya zarar veren özelliğinin olmaması, bir ön hazırlık gerektirmeyişi, yoğunluk farklılığını tâyinde röntgen ışınlarına göre daha hassas oluşudur.

Ultrasonun tıpta kullanımı: Ultrason, yâni yüksek frekanslı ses dalgalarının bütün sahalarda kullanımı gibi tıpta teşhis ve tedâvi alanlarında kullanılması oldukça yaygınlaşmıştır. Ultrason dalgalarının fizikî özelliklerinden faydalanılarak geliştirilen âletler bugün gelişmiş hastânelerde, muâyenehânelerde çok geniş bir alanda kullanılmaktadır. Ses dalgalarının değişik yoğunluktaki maddelerde yayılma hızları, absorbsiyonları ve yansımaları farklıdır. Ayrıca suyu ısıtmadan buharlaştırma ve taşları parçalama özellikleri de vardır.

Teşhiste ultrason dalgaları: Ultrasonun teşhiste kullanılması, yüksek frekanslı ses dalgalarının değişik yoğunluktaki dokularda farklı miktarda tutulmaları ve yansımaları özelliğine bağlıdır. Ultrason dalgalarının yan etkilerinin olmaması anne karnındaki bebeğe kolayca uygulanabilmesini kolaylaştırır. Röntgen ışınlarıyle fark edilemeyen yumuşak dokuların arasındaki yoğunluk farkını da göstermesi bakımından, iç organ kanserlerinin ve kistlerinin teşhisinde üstünlük sağlar.

Ultrason teşhis cihazları günümüzde altınçağını yaşıyor dense yeridir. Bu küçük ve bilgisayar kontrolü ile kaliteli görüntü oluşturan cihazlar hekimlerin teşhiste en pratik yardımcıları olmuştur. Bu maksatla değişik özellikte cihazlar geliştirilmiştir. En yaygın olanları batın(karın) organlarının tetkikinde kullanılanlardır. Göz için, daha küçük başlığı olan ve gözün iç yapısını görüntüleyen cihazlar vardır. Anne karnındaki bebeğin gelişmesinin tâkip edilebilmesi, anormalliklerin zamânında müdâhalesine imkân tanıyor. Hattâ son zamanlarda ultrasonun yardımıyla, cenin dokularının görülüp, anne karnından direkt sokulan cihazlarla bebeğe kan vermek, cerrahî müdâhale yapmak mümkün oluyor.

Gerçek zaman cihazları denen, ultrason âletleriyle dokuların periyodik hareketleri kaydedilebilir. Kalp hastalıklarının teşhisinde kullanılan ve bir çeşit ultrason cihazı olan ekokardiografi cihazları bu yolla kalp kapaklarının hareketlerini ve kalınlıklarını kaydederler. Hastaya hiçbir rahatsızlık vermeden kolayca ve risksiz olarak kalp kapak ve duvar hastalıkları da böylece tespit edilebilir.

Ultrason teşhis cihazları ile safra ve böbrek taşlarının birkaç dakika içinde tesbit edilebilmesi hekimlerimize bu sahalarda da büyük kolaylık sağlamıştır. Taşların sayıları ve şekilleri hakkında da fikir verirler.

Doppler cihazı denen âlet ses dalgalarıyla çalışır. Bununla dokuların ve damarların kan akımları ölçülür. Damar tıkanıklıklarında ve doku dolaşım bozukluklarında hastaya hiç zarar vermeden kısa sürede bilgi edinilir.

Fizik tedâvide kullanılmaları: Ultrason dalgaları vücut dokularında absorbe edilerek derin ısınma yaparlar. Ultrason tedâvi cihazları çeşitli romatizmal hastalıklarda, özellikle kas kasılmalarında tedâvi sağlarlar. Kasları ısıtarak ve doku kan dolaşımını arttırarak gevşeme ve ağrıda azalmaya sebep olur. Kemiklere de etki ederek bunların erimesine yol açarlar. Bu sebeple tedâvi esnâsında kemikler üzerinde uzun süre tutulmazlar. Kasların üzerinde dâirevî hareketlerle uygulanarak istenen tedâvi edici etki sağlanır.

Suyu ısıtmadan buharlaştırmaları, solunum yolu rahatsızlığı olanlar için rahatsız etmeden serin buhar sağlar. Nebülüzatör (nemlendirici) denen bu âletler, suyu ısıtarak buharlaştıranlara tercih edilir. Portatif nebülüzörler solunum hastalarının evlerinde kullanılmak için hazırlanmıştır.

Taşı parçalama özelliklerinden faydalanılarak geliştirilen Litotripsi (taş kırıcı) cihazlar, böbrek taşı olan hastaların ameliyatsız daha ucuza ve rahatsızlık vermeden kurtulmalarını sağlamaktadır. Hastalar içi su dolu bir havuza alınarak taşın yeri tam tespit edilip, taşları parçalayabilecek yoğunlukta ses dalgaları, taşın üzerine odaklanır. Küçük parçalara ayrılan taşlar kendiliğinden düşmekte veya âletlerle alınmaktadır. Hastaya travma yapmayan, hastânede yatmayı gerektirmeyen ve hemen işine geri dönmeyi sağlayan bu metod çok kısa bir zamanda üstünlük sağlamış ve yayılmıştır. Benzer metodun safra taşları için de geliştirilmesine çalışılmaktadır.

Taş kırma cihazlarının ilk şekli olan dişçilerin kullandığı ultrason âletleri, tıpta kullanılan ilk ultrasonik taş kırıcılarıdır. Diş taşlarının diş minesine zarar vermeden temizlenmesini sağlayan âletlerin başarıyla kullanılması vücut için de kullanılabileceği fikrini vermiştir.

Uçuk

Deri ve mukoza membranları üzerinde içleri temiz sıvıyla dolu vezikül kümelerinin görülmesiyle karakterize bir viral enfeksiyon. Alt ve üst dudakların birleştiği yerde çıkan ufak yaradır. Kabuk bağlar. Ağız hareket edince, kabuk çatlayarak çok acı yapar. Dâhilî hastalıktan veya mikroptan hâsıl olur. Mikroba karşı iki gram gümüş nitrat, yâni cehennem taşı, yüz gram inbik suyunda eritilir. Bu eriyik renkli şişede ve karanlık yerde senelerce saklanabilir. Bir pamuğa veya tülbende birkaç damla damlatıp, bu yaş bez bir dakika kadar uçuk üstüne dokundurulur. İki üç gece yatarken bir kere yapılır. Uçuk tamâmen geçer. İlâcı çamaşıra damlatmamalıdır. Siyah leke yapar. Antibiotikli merhem sürmek de iyi gelmektedir. C ve B12 vitaminleri verilmesi faydalı olmaktadır.

Enfeksiyon sebebi: Herpes Simplex Hominis (HVH) isimli bir virüstür. Virüsün iki tipi vardır. Tip I genellikle dudaklarda ve gözde lezyon yapar; Tip II ise genellikle genital bölgede enfeksiyon meydana getirir. Enfeksiyon iki türlü meydana gelebilir.

A) Primer enfeksiyon: Burada hassas konağın virüsle direkt teması söz konusudur. Genellikle pek belirti vermez ama bâzan yerel deri ve mukoza lezyonlarıyla birlikte sistemik enfeksiyon meydana gelir. Yeni doğanlarda ve ağır beslenme bozukluğu olan bebeklerde ekseriya yerel cilt ve mukoza belirtileri olmaksızın öldürücü sistemik enfeksiyonlar meydana gelebilir.
B) Tekrarlayan enfeksiyonlar: Bu tekrarlamalar dış ortamdaki değişiklikler (meselâ; soğuk, ultraviyole ışınları) veya iç ortamdaki âdet hâli, yüksek ateş veya stresler gibi özel olmayan uyarıları tâkip eder. Bu tipte sistemik enfeksiyon olmaz, sâdece yerel lezyonlar vardır.

Deri ve mukoza belirtileri: Primer enfeksiyonda deri ve mukozalarda 2-3 hafta kalabilen veziküllerle birlikte sistemik enfeksiyon söz konusudur. Tekrarlayan enfeksiyonda ise deri ve mukozalarda eritemli bir taban üzerinde ince duvarlı vezikül kümeleri vardır. Bunlar yırtılır, kabuklanır ve 7-10 günde iyileşirler. Sık sık tekrar etmezse yerlerinde iz kalmaz.
Çocuklarda genellikle mukoza ile derinin birleşme yerlerinde lezyon görülür. En sık tutulan bölgeler, dudak kanserinin en sık yerleştiği bölgelerdir.

Travmatik herpes: Derinin travmatik lezyonları her yerde bulunan herpesvirüsle kolayca enfekte olabilir. Çoğunlukla lenf yolları boyunca merkeze doğru yayılma olur ve bölge lenf düğümlerinin büyümesine ve aradaki zarar görmemiş deride dağınık veziküller hâsıl olmasına yol açar. Lezyonların iyileşmesi üç hafta sürebilir. Yerel travmanın olduğu yerde tekrarlamalar olabilir. Güreşçiler ve tıp personelindeki yüzey çiziklerinde de herpes enfeksiyonları yerleşebilir.

Genital lezyonlar: Herpesvirüsle genital enfeksiyonlar en sık ergenlik çağındakilerde ve gençlerde görülür. Genellikle Tip II virüsüne bağlı olup, cinsî temasla bulaşırlar. % 5 oranda da Tip I virüsüne bağlı olabilirler. Hastada her iki tip virüse karşı da antikor yoksa ateş, bölge lenf bezi şişmesi ve ağrılı idrar yapma gibi sistemik belirtiler olabilir. Yetişkin kadınlarda rahim boynu en sık yerleşme yeridir. Erkeklerde herpes vezikülleri veya ülserleri genellikle glans peniste, örten deride veya penisin alt bölümünde görülür.

Göz belirtileri: Primer veya tekrarlayan bir enfeksiyonun belirtileri olarak konjunktivit veya keratokonjunktivit meydana gelebilir. Konjunktiva kanlanmış ve şişmiş görülür, cerahatlı akıntı çok azdır veya yoktur. Primer enfeksiyonda kulak önü lenf düğümleri büyür ve duyarlı olur.

Diğer belirtiler: Ağız içi lezyonlar (aft, stomatit), herpetik ensefalit, ekzama herpeticum vs. gibi lezyonlar da herpes virüsüyle meydana gelebilir.

Teşhis: Teşhis aşağıdakilerden herhangi birisine dayandırılır.
a. Tipik bir klinik tablo,
b. Virüsün kültürle elde edilmesi,
c. Özel nötralizasyon yapan antikorların oluşması,
d. Kazıntı veya biyopsiyle elde edilen muâyene maddelerinde tipik hücrelerin veya histolojik değişmelerin gözlenmesi.
Tedâvi: Yeni doğanlardaki uçuk vak’alarında bebeklerin çoğuna bulaşmanın, enfekte doğum kanalından geçerken olduğuna inanılması, genital uçuk bulunan, doğumu yaklaşmış kadınlarda sezeryen yapılmalıdır. Antiviral bir ilâç olan Asiklovir, şiddetli vak’alarda ağızdan veya enfeksiyonla, hafif vak’alarda ise lokal tedâvilerde başarılı olmaktadır. Uçuk kremi şeklinde hazırlanan asiklovirli kremlerin kullanılması belirtilerin çabuk geçmesini sağlamakta ve nüksleri azaltmaktadır.

Ağız bakımı için ağız yıkanması, temizlik öngörülür. Ceepryn 1= 4000 veya zefiran 1= 1000 faydalı olabilir. Sıvı lidokain veya benzokain pastilleri gibi yerel analjezikler ağrıyı azaltıp çocuğun rahat yemesini sağlar. Dudak lezyonlarında calamine solüsyon veya carbami peroşid katılmış gliserin gibi kurutucu maddeler, faydalı antibiotikler yalnız sekonder bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılır.

Yiyecek ve içeceklerin alımı çocuğun isteklerine uygun olarak kolaylaştırılır. Diğer besinleri yemeyen çocuk iyice soğutulmuş sıvılar veya yarı katı besinlerden faydalanır. Tekrarlanmalar çoğu defâ strese bağlıdır; bunlar tespit edilmeli ve tedâvi edilmelidir.