HER NEFES ALIŞIMIZDA ŞUNU BİLMEK GEREKİR

HER NEFES ALIŞIMIZDA SON DERECE ZOR VE KARMAŞIK İŞLEMLER GERÇEKLEŞİRKEN CİĞERLERİMİZDE, BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUMUZ İÇİN NEFES ALMAK EN KOLAY İŞMİŞ GİBİ GELİR, UNUTMADAN, FARKINDA OLMADAN ALIRIZ… Oysa her nefeste şunu bilmek gerekir….

Doğduğumuz andan itibaren rahatlıkla nefes alırız ve aldığımız bu nefes sayesinde hayatımıza devam edebiliriz. Birkaç dakika nefesimizin kesilmesi bile tüm vücut fonksiyonlarımızın durmasına ve hayatımızı yitirmemize neden olabilir. İşte sağlıklı bir hayat sürmemizin nedenlerinden biri akciğerlerimizdeki “sürfaktan” adlı maddedir. Akciğerlerimizi oluşturan 300 milyondan fazla keseciğin (alveollerin) çevresi sürfaktan isimli madde ile çevrilidir. Her nefes aldığımızda 300 milyon küçük keseciğin içi havayla dolar. Bu keseciklerin iç yüzeyinde kılcal damarlar bulunmaktadır. Balonlar havayla dolduğu anda, kılcal damarlarda bulunan kandaki karbondioksit, havada bulunan oksijen atomları ile yer değiştirir.

Ancak bu hava keseciklerinin açılıp kapanmaları ilk bakışta görüldüğü kadar kolay değildir. İlk defa şişirilen bir balonu şişirmek ne kadar zorsa, normal şartlar altında çok yüksek bir gerilime sahip olan alveolleri şişirmek de o derece zordur. Ancak nefes alıp verirken hiç zorlanmayız. Alveollerimizin açılıp kapanmasını hissetmeyiz bile. Çünkü solunum sistemimiz rahat nefes alıp vermemizi sağlayan bir yapıya sahiptir. Her nefes alındığında alveollerin kolayca açılıp kapanmasını sağlayacak bir sistemin olmaması, insan için ölümcül sonuçlara yol açabilecek kadar ciddi bir sorundur.

Sürfaktan maddesi bu keseciklerin açılıp kapanmasına yardım eder, yüzey gerilimlerini düşürür. Bu maddenin bir diğer fonksiyonu da nefes verirken keseciklerin tamamen boşalmasını engellemesidir. Sürfaktan sayesinde en güçlü nefes verişte bile akciğerlerde belli miktarda hava kalır. Bu şekilde alveol çevresinde dolaşan kan her zaman havayla temas edip vücudun tüm hücrelerine düzenli olarak oksijen iletir.

Sürfaktan, alveollerin yüzeyinde bulunan çok özel bir hücre grubu (tip II granüler promösitler) tarafından sentezlenir. Vücudun akciğer hariç hiçbir bölgesinde olmayan bu hücreler sayesinde, rahatlıkla nefes alıp verebiliriz.

Bu maddenin önemli özelliklerinden birisi de bebek doğmadan tam bir ay kala üretilmeye başlamasıdır. İşte olayın mucizevi yönü de burada başlar.

* Anne rahmindeyken akciğerini kullanmayan bebek nasıl olup da dışarıda nefes alırken böyle bir zorlukla karşılaşacağını düşünüp, bu maddeyi üretmeye ihtiyaç duyabilir?
* Sürfaktanın akciğerindeki keseciklerine yardımcı olabileceğini nereden bilebilir?
* Bu maddenin keseciklerin yüzey gerilimini düşüreceğini hangi kimya bilgisiyle tahmin edebilir?

Değil bebeğin, hiçbir insanın bunu bilmesi mümkün değildir. Bu özellik ve bu büyük plan yaratılış planımızdır, Allah’ın bizi yaratırken öngördüğü bir sistemdir. Çünkü bu maddenin yokluğu, bebeğin hayatını çok kısa bir zamanda kaybetmesine neden olacaktır. Bu hazırlığın yapılmadığı yani sürfaktan üretiminin yetersiz olduğu istisnai durumlarda örneğin prematüre bebeklerde bu durum oksijen yetersizliğine neden olur.

Yüce Allah’ın kullarına bahşettiği nimetlerin sayısı o kadar fazla, türü o kadar çoktur ki, bu nimetleri saymaya kalkışsak, hatta gruplandırarak saymaya çalışsak bile, sayıp bitirmeye güç yetiremeyiz. Üstelik sahip olduğumuz nimetlerin her birisi yaşamımızı devam ettirebilmemiz için son derece önemli olduğu gibi, pek çoğu da hayatımızı güzelleştirmekte ve kolaylaştırmaktadır. Bize verilen nimetlerden herhangi birinin kısa bir süre için bile eksilmesi veya azalması bunun ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu bize göstermesi bakımından oldukça önemlidir.
—————
“Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” [İbrahim Suresi, 34.ayet]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir