KADERİN VARLIĞI BİLİMSEL OLARAK ISPATLANDI

Bir atom parçacığının nerede ve ne hızda hareket edeceğini 43 saniye önceden tespit eden bir model geliştiren Hollandalı fizikçi Hooft, kaderin varlığını bilimsel olarak ispatlamış oldu…

Bu konuyu ele alan bir araştırmanın son derece çarpıcı bilimsel sonuçları Amerika’nın dünyaca ünlü bilim dergisi ‘New Scientist’’a kapak oldu. Nobel ödüllü Gerard Hooft’un yeni sonuçlandırdığı 10 yıllık araştırma, kader kavramını somut ve bilimsel delillerle ortaya koydu ve bilim dünyasında çok büyük yankı uyandırdı. Araştırmanın bir diğer dikkat çekici yönü ise, kader kavramına karşı çıkan bilim adamlarının bugüne kadar dayanak gösterdiği teoriyi çürütmüş olmasıydı.

Araştırma kapsamında Hooft, “Bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini” aynı anda tespit etme olanağı sağlayan bir model geliştirdi. Hooft, bir atomun 43 saniye sonra nasıl hareket edeceğini önceden bilme kapasitesine ulaştı.

>> New Scientist tarafından dünyanın en iyi matematikçileri arasında gösterilen John Conway ile Simon Kochen, araştırmayı “özgür irade” kavramının ölümü olarak yorumluyorlar. Princeton Üniversitesi’nde görev yapan Conway şöyle diyor:

“Eğer Hooft gibi bir insan atomun konumu ve hareketini aynı anda tespit edebiliyorsa, üstün bir zekaya sahip olan bir varlık evrendeki tüm parçacıkların etkileşimini takip edebilir. Bir başka deyişle özgür irademizle yaptığımız seçimlerin belirsizliğinin ardında belirleyici bir düzen vardır.”

>> Kochen ise konuyu şöyle bir örnekle anlatıyor:

“Önünüze bir dilim çikolatalı, bir dilim çilekli kek getirildiğini düşünün. Çikolatalı keki yemeye başladığınızda, bunun kendi seçiminiz olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa ki çikolatalıyı yiyeceğiniz zaten belliydi. Biz özgür olduğumuzu düşünüyoruz. Eğer Hooft’un modeli hatalı değilse özgürlüğümüz sınırlı bir ilüzyondan ibaret olabilir.”

Kaderin varlığı ve bilimsel ıspatı, insanlığı çok önemli bir bakış açısı ve yaklaşımla karşı karşıya bırakmaktadır. Eğer evrendeki en minik zerreinin bile yeri, hareketi, hızı belliyse; ki böylesine devasa ve mükemmel işleyen bir evren için bu vazgeçilmez şey kader şüphesiz olarak var. Bu önceden belirlenmiş mükemmel düzen bizlerin yaşamı, kararlarımız ve tercihlerimiz için de geçerlidir. Eğer her şey belliyse, birçoğumuzun yaşamına hakim olabilen endişelere kapılmak niye ?

Kader, Allah’ın geçmiş ve gelecek tüm olayları bilmesidir. “Yaşanmamış olaylar”, bizim için yaşanmamış olaylardır. Allah ise zamana ve mekana bağlı değildir bu kavramlardan münezzehtir. Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi olup, bitmiştir. Ve bu durum yalnızca doğa olayları, doğum, ölüm, hastalık veya savaşlar gibi belli başlı konularla sınırlı değildir. İnsanın kendi yaşamıyla ve davranışlarıyla ilgili en küçük ayrıntı dahi kaderinde belirlidir.

Unutulmamalıdır ki, her insanın, daha tek bir hücre olduğu halinden ilk adımlarını attığı ana, üniversite sınavında verdiği cevaplardan hayatı boyunca hangi şirkette ne iş yapacağına, kiminle evleneceğine, nasıl bir evde oturacağına, hangi gün hangi yemeği yiyeceğine, hangi gün nerede ve ne şekilde öleceğine kadar her dakikası bellidir.

Tüm bu anlar sonsuz olan ve zaten var olan bir hafızada saklıdır. Orada zaman yoktur, orada her an vardır: yaşlı halimizle genç halimiz, dünyanın milyar yıl önceki haliyle, 30 sene sonraki hali ve gelmiş geçmiş ve gelecek her şey. İnsana ise bir film şeridi gibi, belli bir sırlamada zaten var olan anlar sırasıyla gösterilir, agılatılır, hissettirlir..

Tüm bu belirliliğe rağmen, insan hiçbir şey yapmadan kendini kaderine bırakma hissine kapılmaz, çünkü insana sanki olayları değiştirme, kendi karar ve seçimine göre hareket etme imkanı varmış gibi bir his verilir.

Herşeyi tespit edilmiş şekilde ve ölçüde yapmamıza rağmen, bunu kendi kararımızmış gibi algılarız. Hayatımız boyunca bu hissi her yaptığımız işte yaşarız.

Kaderden maksat; kadere inanan ve bilen, teslimiyetli olan insan, kendi yaptığı hissini yaşamasına rağmen, bunların tümünü Allah’ın dilemesi ile yaptığını bilip bilmemesi. Diğer tafarta duran insanın, her yaptığını kendi aklı ve gücü ile yaptığını zannederek yanılıyor olmasıdır…

“Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır.” [Hadid Suresi, 22.ayet]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir