Oruç Hakkında Kaynaklı Hadisler

Bizim orucumuzla ehl-i kitabın orucu arasında hudut, sahur yemeğidir.  (Müslim, 6, 60)

Ramazan’da orucunu tutup da Şevval’den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir.
(R. Salihin, 1259)

“İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah”tan başka ilah olmadığına ve Muhammed”in O”nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe”ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak”
(Tirmizi, İman 3, (2612))

Resulullah (sav) vefat edinceye kadar Ramazanın son on gününde i”tikafa girer ve derdi ki: “Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın”. Resulullah (sav)’dan sonra, zevceleri de i’tikafa girdiler.
(Müslim, İ”tikaf 5, (1172))

Resulullah (sav)”a Kadir gecesi (Ramazan’ın neresinde?) diye sorulmuştu. O, Ramazanın tamamında!” diye cevap verdi.
(Ebu Davud, Salat, 824, (1387))

Bir kadın Resulullah (sav)”a gelerek: “Ben haccetmek için hazırlık yapımştım. Bana (bir mani) arz oldu ne yapayım?” “Ramazan”da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir” buyurdu.
(Ebu Davud, Hacc 79, Tirmizi, Hacc 95)

Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.
(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.
(Müslim, Sıyam 2, (1079))

Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur.
(Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Davud, Savm 58, (2432))

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir Ramazan diğer Ramazana hep kefarettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.
(Müslim, Taharet 14, (223); Tirmizi, Salat 160, (214))

Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün. Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün. Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!
(Tirmizi, Daavat 110, (3539))

İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah”tan başka ilah olmadığına ve Muhammed”in O”nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe”ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak.
(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 )

Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!” desin (ve ona bulaşmasın).
(Müslim, Sıyam 164, (1161))

Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.
(Tirmizi, Cihad 3, (1624))

Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.” (Tirmizi”nin rivayetinde şu ziyade var: “Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.
(Tirmizi, Savm 5)

Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz.
(Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746))

Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.
(Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721))

Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.
(Tirmizi, Savm 74, (797))

Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.
(Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723))

Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.
(Tirmizi, Cihâd 3, (1624))

Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker bu fitneye kefaret olur!
(Müslim, Fiten 17, (144), Tirmizi, Fiten 71, (2259))

Abdullah İbnu Ömer İbni’l-Hattab (radıyallahu anh)’ın anlattığına göre, bir adam kendisine: Gazveye çıkmıyor musun?” diye sorar. Abdullah şu cevabı verir: “Ben Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’i işittim, şöyle buyurmuştu: “İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe’ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak”.
(Buhari, İman 1; Müslim, İman 22 (….); Nesai, İman 13, (9, 107-108); Tirmizi, İman 3, (2612).)

Enes İbnu Malik (radıyallahu anh) anlatıyor: Biz mescidde Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’le birlikte otururken, devesine binmiş olarak bir adam girdi ve mescidin avlusuna devesini ıhıp bağladıktan sonra: “Muhammed hanginizdir?” diye sordu. Biz: “Dayanmakta olan şu beyaz kimse” diye gösterdik. -Nesai’deki Ebu Hüreyre (radıyallahu anh)’ın rivayetinde: “Şu dayanmakta olan hafif kırmızıya çalan renkteki kimse” diye tasvir mevcuttur.-

Adam: “Ey Abdulmuttalib’in oğlu! diye seslendi.

Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Buyur seni dinliyorum” dedi.

Adam: “Sana birşeyler soracağım. Sorularımda aşırı gidebilirim, sakın bana darılmayasın” dedi.

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Haydi istediğini sor!”

Adam: “Rabbin ve senden öncekilerin Rabbi adına soruyorum: Seni bütün insanlara peygamber olarak Allah mı gönderdi?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Kasem olsun evet!”

Adam: “Allahu Teala adına soruyorum: Gece ve gündüz beş vakit namaz kılmanı sana Allah mı emretti?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Allah’a kasem olsun evet!”

Adam: “Allah adına soruyorum, senenin şu ayında oruç tutmanı sana Allah mı emretti?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Allah’a kasem olsun evet!”

Adam: “Allahu Teala adına soruyorum: Bu sadakayı zenginlerimizden alıp fakirlerimize dağıtmanı Allah mı sana emretti?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Allah’a kasem olsun evet!”

Bu soru-cevaptan sonra adam şunu söyledi: “Getirdiklerine inandım. Ben geride kalan kabilemin elçisiyim. Adım: Dımam İbnu Sa’lebe’dir. Benu Sa’d İbni Bekr’in kardeşiyim.” (Bunu beş kitap rivayet etmiştir. Metin Buhari’den alınmıştır).

Müslim’in rivayetinde şöyle denir: “Bir adam geldi ve şöyle dedi:

“Bize senin gönderdiğin elçi geldi ve iddia etti ki sen Allah tarafından gönderildiğine inanmaktasın.”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Doğru söylemiş” dedi.

Adam tekrar: “Öyleyse semayı kim yarattı?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Allah!” dedi.

Adam: “Peki bu dağları kim dikti ve içindekileri kim koydu?” dedi.

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Allah!” dedi.

Adam: Peki semayı yaratan, arzı yaratan ve dağları diken Zat adına söyler misin, seni peygamber olarak gönderen Allah mıdır?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Evet!” dedi.

Adam: “Elçin iddia ediyor ki biz gece ve gündüz beş vakit namaz kılmalıyız, bu doğru mudur?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Doğru söylemiştir!”

Adam: “Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Evet!” dedi.

Adam sonra zekatı, arkasından orucu, daha sonra da haccı zikretti ve bu şekilde sordu.

Ravi der ki: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) de her sualde “Doğru söylemiş” diye cevap veriyordu. Adam (son olarak) sordu: “Seni gönderen adına doğru söyle. Bunu sana Allah mı emretti?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Evet!”

Adam sonra geri döndü ve ayrılırken şunu söyledi: “Seni hakla gönderen Zat’a kasem olsun, bunlar üzerine hiç bir şey ilave etmem, bunları eksiltmem de.”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Bu kimse sözünde durursa cennetliktir!” buyurdu.

Buhari, İlm 6; Müslim, İman 10, (12); Tirmizi, Zekat 2, (619); Nesai, Siyam 1, (4, 120); Ebu Davud, Salat 23, (486).

Talha İbnu Ubeydillah haber veriyor: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e Necid ahalisinden bir adam geldi. Saçları karışıktı. Kulağımıza sesinin mırıltısı geliyordu, ancak ne dediğini anlayamıyorduk. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e iyice yaklaşınca gördük ki, İslam’dan soruyormuş.

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Gece ve gündüzde beş vakit namaz” demişti ki adam tekrar sordu:

“Bu beş dışında bir borcum var mı?”

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Ramazan orucu da var” deyince adam: Bunun dışında oruç var mı? diye sordu. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Hayır!” Ancak dilersen nafile tutarsın” dedi.

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) ona zekatı hatırlattı. Adam: “Zekat dışında borcum var mı?” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “Hayır, ama nafile verirsen o başka!” dedi.

Adam geri döndü ve gider ayak: “Bunlara ilave yapmayacağım gibi noksan da tutmayacağım” dedi.

Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) da: “Sözünde durursa kurtuluşa ermiştir” buyurdu. Veya “Sözünde durursa cennetliktir” buyurdu.

Ebu Davud’da “Kasem olsun kurtuluşa erer, yeter ki sözünde dursun” şeklinde te’kidli olarak gelmiştir.

Buhari, İman 34; Müslim, İman 8, (11); Nesai, Siyam, 1, (4, 120); Ebu Davud, Salat 1, (391); Muvatta, Kasru’s-Salat fi’s-Sefer 94, (1, 175).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’in zevce-i paklerinin hane-i saadetlerine bir gurub erkek gelerek Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) kim, biz kimiz? Allah O’nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O’na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: “Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım” dedi. İkincisi: “Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terketmeyeceğim” dedi. Üçüncüsü de: “Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim” dedi. (Bilahere durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) onları bularak: “Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Halbuki Allah’a yemin olsun Allah’tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazan oruç tutar, bazan yerim: namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir” buyurdu.

Buhari, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401); Nesai, Nikah 4, (6,60).

Yine Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bunun üzerine şöyle buyurdu: “Bil ki, ben, hem uyurum, hem namaz kılarım; oruç da tutarım, kadınlarla evlenirim de, Ey Osman, Allah’tan kork, zira ehlinin senin üzerinde hakkı var, misafirin senin üzerinde hakkı var, nefsinin senin üzerinde hakkı var. Öyle ise bazan oruç tut, bazan ye. Namaz da kıl, uykunu da al”

Rezin merhum, şunu ilave ediyor: Osman (radıyallahu anh) bütün gece namaz kılmak, gündüzleri de hep oruç tutmak, kadınlarla da hiç nikah yapmamak üzere yemin etmişti. Osman Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a yemininden sordu. Bunun üzerine meali şu olan ayet nazil oldu: “Allah sizi rastgele yeminlerinizden (lağv) dolayı değil, fakat kalplerinizin kasdettiği yeminden dolayı sorumlu tutar” (Bakara, 225).

Ebu Davud, Salat 317 (1369).

Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anh) anlatıyor. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e benim “Hayatta kaldığım müddetçe vallahi gündüzleri oruç tutacağım geceleri de namaz kılacağım” dediğim haber verilmiş. Beni çağırtarak: “Sen böyle böyle söylemişsin doğru mu?” dedi. “Annem babam sana feda olsun, evet böyle söyledim ey Allah’ın Resûlü” dedim. “İyi ama, dedi, sen buna güç yetiremezsin, bazan oruç tut, bazan ye; gece kalk, uyu da. Ayda üç gün tut (bu yeter), zira hayırlı işleri Allah on misliyle kabul ederek ücret veriyor. Bu üç gün, aynen yıl orucu yerine geçer” buyurdu. Ben: “Söylediğinizden daha fazlasına güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün oruç tut, iki gün ye” Ben tekrar “Bundan başkasına da güç yetiririm” dedim. “Öyleyse, dedi, bir gün tut, bir gün ye. Bu Hz. Davud aleyhisselam’ın orucudur. Bu en kıymetli oruçtur -veya en efdal oruçtur.-” Ben yine: “Ben bundan daha fazlasına güç yetiririm” dedim. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Bundan efdali yoktur” buyurdu.

Buhari, Savm 54, 55, 56, 57, 58,59, Teheccük 7, 19, Enbiya 37, Fedailu’l-kur’an 34, Nikah 89, Edeb 84, İsti’zan 38; Müslim, Sıyam 181-194, (1159); Ebu Davud, Sıyam 53, (2425); Nesai, Sıyam 76,

Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir kadın: “Ey Allah’ın Resûlü, ben anneme bir cariye tasadduk etmiştim. Şimdi annem öldü” dedi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Sadaka yapmış olmanın) ecrini mutlaka alacaksın. Miras yoluyla cariye sana geri gelecek (tekrar senin olacak)” buyurdu. Kadın: “Ey Allah’ın Resûlü annemin bir aylık oruç borcu vardı, onun yerine tutabilir miyim?” diye sordu. “Annene bedel tut!” dedi. Kadın: “Ey Allah’ın Resûlü, annem hiç haccetmedi, onun yerine hac yapabilir miyim?” diye sordu Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Evet, ona bedel haccet” buyurdu.”

Müslim, Sıyam 157, (1149); Tirmizi, Zekat 31 (667); Ebu Davud, Vesaya 12, (2877), Zekat 31, (1656).

Safvan İbnu Süleym (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) buyurdu ki: “Dul ve kimsesizler için çalışan, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri oruç tutup geceleri de ibadet eden kimse gibidir”
Buhari, Nafakat 1, Edeb 25, 26; Nesai, Zekat 78, (5, 86, 87); Müslim, Züd 41, (2982); Tirmizi, Birr 44, (1970).

Ata’nın anlattığına göre, İbnu Abbas (radıyallahu anh) şu ayeti okurken dinlemiştir: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara, 184). İbnu Abbas (radıyallahu anh) ayeti okuduktan sonra ilave etti: “Bu ayet, oruç tutmaya tahammül edemeyen yaşlı erkek ve yaşlı kadın hakkında mensûh değildir. Onlar da her bir günün orucu yerine bir fakir doyururlar.”
Buhari, Tefsir, Bakara 25; Nesai, Siyam 63 (4, 190-191); Ebu Davud, Savm 3, (2318), Sıyam 2, (2316).

Ebu Davud merhumun bir rivayetinde şu ziyade var: “İbnu Abbas dedi ki: “Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir” (Bakara 184) ayeti şu demektir: “Onlardan kim orucuna mukabil bir fakiri doyuracak kadar fidye vermek isterse fidye verir ve böylece orucunu tutmuş sayılır.” Cenab-ı Hakk buyurmuştur: “Kim (vacib miktardan) daha fazla fidye verirse bu kendisi için daha hayırlı olur. Orucu (yiyip de fidye vermek yerine) bizzat tutmanız daha hayırlıdır” (Bakara 184). Sonra Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Sizden kim Ramazan ayına ulaşırsa orucu tutsun. Kim de hasta olur veya yolcu bulunursa yediği miktarda başka günlerde oruç tutar.”
Ebu Davud, Savm 2(2316).

Yine Ebu Davud’un bir başka rivayetinde şöyle denmektedir: “(Ramazan’da orucu yiyip, fidye ödemeye ruhsat veren ayet) hamile ve emzikli kadınlar için sabittir, mensuh değildir.”

Nesai’de rivayet şöyledir: “Orucu tutmaya dayanamayanlar orucu kendilerine (tahammül edilmez) bir meşakkat addedenler için bir yoksula yetecek kadar fidye gerekir. Ayetin “Kim de hayır düşünerek (bir fakire yetecek miktardan fazlasını) verirse” hükmü mensuh değildir, bu onun için daha hayırlıdır. (Fidye vermektense) oruç tutmanız daha hayırlıdır. Ayetteki ruhsat, oruca takat getiremeyen veya şifasız hastalığa yakalananlar içindir.”
Nesai, Sıyam 63, (4, 190-191).

Buhari, Ebu Davud ve Tirmizi’nin bir rivayetinde de şöyle gelmiştir: “Ashab-ı Muhammed (aleyhissalatu vesselam)’in (başlangıçta) durumu şöyleydi: Bir kimse oruçlu iken, iftar vakti gelince, iftarını açmadan uyuyacak olsa, artık o gece yemediği gibi ertesi günü de yiyemez, o günün akşamına kadar beklerdi. Kays İbnu Sırma el-Ensari (radıyallahu anh) oruçlu olduğu bir günde iftar vakti girince hanımına gelerek yiyecek birşey olup olmadığını sordu. Kadın: “Hayır, yok!” ancak bekle, sana yiyecek arıyayım” dedi. Kays, gün boyu çalışan birisiydi, beklerken uyuyakaldı. Hanımı gelince baktı ki uyuyor: “Eyvah mahrum kaldın, yiyemiyeceksin” diye eseflendi.

Ertesi gün, öğleye doğru Kays (radıyallahu anh) açlıktan baygın düştü. Durumu Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a anlattılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı…” (Bakara, 187). Buna Müslümanlar fevkalede sevindiler. Arkadan, “Tanyerinde beyaz iplik, siyah iplikten sizce ayırd edilinceye kadar yiyin, için.” Ravi der ki: “Bu ayet, Kays İbnu Amr hakkında nazil olmuştur.”
Buhari, Savm 15; Tirmizi, Tefsir 2, (2972); Ebu Davud, Savm 1, (2314); Nesai, Sıyam 29, (4, 147-148).

Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyore: “Beyaz iplik siyah iplikten, sizce ayrılıncaya kadar yiyin için” ayeti indiği zaman “tan yerinde” kelimeleri henüz nazil olmamıştı. Bir kısım insanlar oruç tutacakları zaman ayaklarına siyah ve beyaz (iplik) bağlar, bunlar görülünceye kadar yiyip içmeye devam ederlerdi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk: “Tan yerinde” kelimelerini inzal buyurdu. O zaman herkes anladı ki burada beyaz ve siyah ipliklerden maksad gündüz ve gece imiş.” Buhari, Savm 16, Tefsir, Bakara 2, 28; Müslim, Sıyam 35, (1091).

Abdullah İbnu Ma’kıl (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ka’b İbnu Ucre (radıyallahu anh)’ye “Oruçtan yahut sadakadan yahut kurbandan bir fidye lazımdır” (Bkara, 196) mealindeki ayetten sordum. Dedi ki: “Başımda bitler kaynaştığı halde Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a götürüldüm. Beni görünce: “Meşakkatin, bu gördüğüm dereceye ulaşacağını zannetmezdim. Bir koyun bulabilecek misin?” dedi. “Hayır” cevabını verdi. (Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: “…İçinizde hasta olan veya başından rahatsız varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir…” (Bakara, 196) Resûlullah (aleyhissalatu vesselam): “Üç gün oruç tut veya her fakire yarım sa’ yiyecek vermek suretiyle altı fakiri doyur, başını traş et” dedi. Bu ayet hassaten benim hakkımda nazil oldu, ancak umumen hapimize şamildir.”

Buhari, Tefsir, Bakara 2,32, Meğazi 35, Tıbb 16; Müslim, Hacc 80, 85 (1201); Tirmizi, Tefsir, Bakara 2, (2977); Ebu Davud, Menasık, 43, (1856); İbnu Mace, Menasik 8, 6, (3079); Muvatta, Hacc, 239 (1-117); Nesai, Menasik 96, (5, 194-195).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Cenab-ı Hakk’ın şu mealdeki sözü nazil olunca: “İçinizdekini açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker ve dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder…” (Bakar, 284) bu ihbar Sahabe (radıyallahu anhüma)’ye çok ağır geldi. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a geldiler, diz çöküp oturdular ve dediler ki: “Ey Allah’ın elçisi, bize yapabileceğimiz işler emredildi: Namaz, oruç, cihad ve sadaka, bunları yapıyoruz. Ama Cenab-ı Hakk sana şu ayeti inzal buyurdu. Onu yerine getirmemiz mümkün değil.” Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) onlara: “Yani sizler de sizden önceki Yahudi ve Hıristiyanlar gibi “dinledik ama itaat etmiyoruz” mu demek istiyorsunuz? Hayır öyle değil şöyle deyin: “İşittik itaat ettik. Ey Rabbimiz affını dileriz, dönüş Sana’dır.” Cemaat bunu okuyup, dilleri ona alışınca, bir müddet sonra Cenab-ı Hakk şu vahyi inzal buyurdu: “Peygamber ve inananlar O’na Rabbi’nden indirilene inandı. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. “Peygamberleri arasında hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş sanadır” dediler” (Bakara 285).

Ashab bunu yapınca Allah, önceki ayeti neshetti ve şu ayeti inzal buyurdu: “Allah kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutacak veya yanılacak olursak bizi sorumlu tutma. (Resûlullah bu duayı yapınca Allah Teala hazretleri: Pekala, yaptım buyurmuştur). Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme! (Allah Teala hazretleri: Pekiyi buyurmuştur). Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmiyeceği şeyi taşıtma (Rabb Teala hazretleri: Pekiyi dedi). Bizi affet, bizi bağışla, bize acı. Sen Mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et (Rabb Teala buna da Pekiyi demiştir).
Müslim, İman 199, (125).

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):

“Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm” buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

“Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:

“Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!” dedi. O kadın tekrar:

“Ey Allah’ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?” diye sorunca Aleyhissalatu vesselam açıkladı:

“Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tabiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder.”
Buhari, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsüf 9, Nikah 88; Müslim, Küsüf 17, (907), İman 132, (79); Nesai, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187).

Ümmü Seleme (radıyallahu anha) validemiz anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, erkekler cihada çıkıyorlar, kadınlar cihad yapmıyor, biz kadınlara mirasdan da yarım veriliyor.” Bunun üzerine Rabb Teala şu ayeti inzal buyurdu: “Allah’ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan bol nimet isteyin. Doğrusu Allah herşeyi bilir” (Nisa 32).

Mücahid der ki: “Cenab-ı Hakk şu ayeti de Ümmü Seleme hakkında inzal buyurdu: “Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın mü’minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar; doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır” ( Ahzab 35). Ümmü Seleme Medine’ye hicretle gelen ilk kadındır.”

Tirmizi, Tefsir, Nisa (3025).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a sorarak: “Ey Allah’ın Resûlü, “Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler. O uğurda ileri geçerler” (Mü’minun 60) ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı? dedim. Bana “Hayır ey Sıddik’in kızı. Aksine onlar, oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. (Baksana ayet ne buyuruyor): “İşte onlar iyi işlerde yarış ederler” cevabını verdi.”
Tirmizi, Tefsir, Mü’minun (3174).

Ümmü Umare (radıyallahu anha) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü, dedim, her şeyi erkekler için görüyorum. Hiçbir şekilde kadınların zikredildiğini görmüyorum.” Bunun üzerine şu ayet indi. (mealen): “Doğrusu, erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın mü’minler, boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır” (Ahzab,35).Tirmizi, Tefsir,Ahzab (3209).

Havle bintu Malik İbni Sa’lebe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Kocam Evs İbnu’s-Samit bana zıharda bulunmuştu. Derhal Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)’e şikayete geldim.

Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a durumu arzedince bana: “Allah’tan kork, o senin amcaoğlundur” diye onun hakkında beni iknaya çalışıyordu. Ben ısrarıma devam ettim. Derken ayet nazil oldu. “(Habibim) zevci hakkında seninle direşip duran (nihayet halinden) Allah’aşikayet etmekte olan kadının sözünü umduğu veçhile Allah dinlemiştir…” (Mücadele,1).

Vahiy üzerine Resûlullah (aleyhissalatu vesselam):

” Kocan bir köle azad eder” buyurdu. Ben:

“- Onun kölesi yok!” dedim. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam):

” Öyleyse ard arda iki ay oruç tutar” dedi. Ben tekrar:

“- Ey Allah’ın Resülü, kocam çok yaşlıdır, oruca tahammül edemez!” dedim.

” Öyleyse,dedi, altmış fakir doyursun!”

“- Onun elinde, dedim, sadaka olarak verecek hiçbir şeyi yok, (nasıl altmış fakir doyuracak?)”

” Öyleyse, dedi, ona ben yardım edeyim. Şu bir arak hurmayı al götür!”

“- Ey Allah’ın Resülü, dedim, diğer bir arak’ı da ben verip ona yardım edeyim.”

” Güzel söyledin, dedi, git bunlarla ona bedel altmış fakiri doyur. Sonra da (eski nikahınla) amcaoğluna dön!”

Ravi bir arakın altmış sa’ miktarında bir ölçek olduğunu belirtti.
Ebu Davud, Talak 17, (2214).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’tan bir gün sordular:

“- Ey Allah’ın Resûlü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur?”

” (Başka bir amelle) dedi, ona güç getiremezsiniz !”

Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular.

Resûlullah her seferinde aynı cevabı verip:

” (Bir başka amelle) ona güç getiremezsiniz!” dedi ve sonra şunu ilave etti:

” Allah yolundaki mücahidin misali (gündüzleri ve geceleri hiç ara vermeden oruç tutup, namaz kılan, Allah’ın ayetlerine de itaatkar olan ve Allah yolundaki mücahid, cihaddan dönünceye kadar namaz ve oruçtan hiç gevşemeyen kimse gibidir. ”

Buhari, Cihad 2; Müslim, İmaret 110, (1878); Tirmizi, Fed ilu’l-Cihad 1, (1619); Nesai, Cihad 17, (6,19); Muvatta, Cihad 1, (2, 443).

Yine İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) demiştir ki: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) ihramlı iken hacamat oldu (kan aldırdı).”

Buhari merhumun bir diğer rivayetinde: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)) oruçlu iken hacamat oldu” denir. Yine Buhari’nin bir diğer rivayetinde: “(Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)) ihramlı iken çektiği ağrı sebebiyle başından hacamat oldu” denir.

Bir diğer rivayette: “Şakika denen (başının ön kısmındaki) bir ağrı sebebiye, Lahyu Cemel adında Mekke yolu üzerindeki bir su başında, başının ortasından hacamat oldu” denir.
Buhari, Cezau’s-Sayd 11, Tıbb 12,15; Müslim, Hacc 88., (1203); Ebu Davud, Menasik 36, (1835-1836); Tirmizi, Hacc 22, (839); Nesai, Hacc 92, (5, 193); İbnu Mace, Menasik 87, (3081).) Bu metin Sahiheyn’in metnidir.

İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) Veda haccında umre ile hacca kadar temettuda bulundu ve kurban kesti. Kurbanını Zülhuleyfe’den itibaren beraberinde götürdü. Menasikin icrasına (umre için niyetli) başlayıp, umre telbiyesi getirdi. Sonra hacc için telbiye getirdi. Beraberindeki ashabı da umre ile hacca kadar temettuda (istifade) bulundu. Hacc kafılesi içerisinde kurbanı olanlar da vardı, olmayanlar da.

Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) Mekke’ye geldiği zaman halka hitaben: “Kimin kurbanı varsa, haccını tamamlayıncaya kadar ihramdan çıkmasın, kimin kurbanı yoksa tavaf ve sa’yini yapsın, saçını kısaltarak ihramdan çıksın. Sonra hacc için tekrar ihrama girip kurbanını kessin, kim kurban bulamazsa hacc sırasında üç gün, evine dönünce de yedi gün olmak üzere (on gün) oruç tutsun” buyurdu.”

Buhari, Hacc 104; Müslim, Hacc 174, (1227); Ebu Davud, Hacc 24, (1805); Nesai, Hacc 50, (5,151-152).

İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) demiştir ki: “Kim hacc aylarında umre yapar, sonra Mekke’de hacc zamanı gelinceye kadar ikamet ederse bu kimse, hacc da yaparsa mütemettidir. Bu durumda kolayına gelen bir kurban kesmesi vacib olur. Eğer kurban bulamazsa, üç günü hacc sırasında, yedi günü de döndüğü zaman olmak üzere (on gün) oruç tutar. ”

İmam Malik der ki: “Bu hüküm, o kimsenin hacc zamanına kadar orada ikamet etmesi ve aynı sene içinde hacc yapması halinde caridir.”

Muvatta’nın bir diğer rivayetinde der ki: “Allah’a yemin olsun, haccdan önce umre yapıp (bu sebeple) kurban kesmem, haccdan sonra Zilhicce ayında umre yapmamdan daha sevimlidir.”Muvatta, Hacc 62, (1, 344).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: “Oruç, umre yapıp hacca kadar temettuda bulunup da hacc için ihrama girmesinden arefe gününe kadar kurban bulamayan kimse içindir. Eğer orucu tutmazsa, Mina günlerinde tutar” İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) de böyle hükmediyordu.Muvatta, Hacc 255, (1, 426).

Hz. Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kıyamet günü, mü’minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teala hazretleri, çirkin düşük söz ve davranış) sahiplerine buğzeder.”

Tirmizi’nin bir rivayetinde şöyle dennıiştir: “Güzel ahlak sahibi, ahlakı sayesinde, namaz ve oruç sahibinin dereceisine ulaşır.” Tirmizi, Birr 62, (2003, 2004); Ebu Davud, Edeb 8, (4799);

Ka’b İbnu Ucre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bana şunu söyledi:

“Ey Ka’b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah’a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; ahirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka’b İbnu Ucre! Namaz bürhandır. Oruç sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka’b İbnu Ucre ! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir. ”
Tirmizi, Salat 433. (614); Nesai, Bey’at 35, 36, (7,160).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) oruç tutuyordu. Orucunu açacağı vakti kolladım. Kabaktan mamul bir kap içerisinde yaptığım nebizi getirdim. Nebiz kaynayıp kabarıyordu. Resûlullah (aleyhissalatu vesselam):

“Bunu şu duvara çal. Zira artık bu, Allah’a ve ahirete inanmayanların içkisidir” buyurdu.” Ebu Davud, Erşibe 12, (3716); Nesai, Eşribe 25, (8, 301).

İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)’dan gündüz oruç tutan, gece de namaz kılan ve fakat cemaate ve cumaya gelmeyen bir kimse hakkında sorulmuştu : “Bu ateş ehlindendir!” diye cevap verdi.” Tirmizi, Salat 162, (218).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile birlikte umre yapmak üzere Medine ‘den Mekke ‘ye doğru yola çıktık. Mekke ‘ye gelince:

“Ey Allah ‘ın Resûlü, annem babam sana feda olsun. Sen kısa kıldın, ben tam kıldım, sen yedin ben oruç tuttum, (ne dersiniz?) ” dedim. Şu cevabı verdi:

“Ey Aişe güzel yaptın ! ” buyurdu ve bu işimde beni kınamadı ” dedi. ”
Nesai, Taksiru’s-Salat 4, (3, 122).

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Dostum aleyhissalatu vesselam, bana her ay üçgün oruç tutmamı, iki rek’at kuşluk, yatmazdan önce de vitir’ namazı kılmamı tavsiye etti.”Buhari, Teheccüd 33, Savm 60; Müslim, Müsafirin 85, (721); Ebu Davud, Salat 342, (1432); Tirmizi, Savm 54, (760);Nesai, Kıyamu’l-Leyl 28, (3, 229).

Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile (bir ramazan) ayında beraber oruç tuttuk. Ay boyunca bize son yedi güne kadar hiç (ziyade) namaz kıldırmadı. Ayın son yedinci gününde gecenin üçte biri geçinceye kadar bize namaz kıldırdı. Altıncı gününde yine bir şey kıldırmadı. Beşinci gününde gecenin yarısı geçinceye kadar namaz kıldırdı: Kendisine: “Bu gecemizin geri kalan kısmında da bize nafile kıldırsanız! ”dedik. Talebimize karşı:

“Kim imamla namaza başlar, sonuna kadar devam ederse, kendisine gecenin tamamını namazla geçirmiş (sevabı) yazılır ” buyurdular. Sonra Resulullah (aleyhissalatu vesselam), aydan son üç gece kalıncaya kadar başka namaz kıldırmadılar. Üçüncü gece bize namaz kıldırdılar. Ehline ve kadınlarına dua ettiler. Bize (o kadar uzun) namaz kıldırdılarki “Felah”ı kaçırmaktan korktuk. (Ebu Zerr ‘e:) “Felah ” nedir? diye soruldu:

“Sahur!” cevabını verdi. (Sonra ayın geri kalan kısmında bize namaz kıldırmadı.)” Ebu Davud, Salat 318, (1375); Tirmizı, Savm 81, (805); Nesai, Sehv 103, (3, 83, 84), Kıyamu’l-Leyl 4, (3, 202).

Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: “Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!” desin (ve ona bulaşmasın).” Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyam 164 (1151); Muvatta, Sıyam 58, (1, 310); Ebu Davud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesai, Sıyam 41, (2, 160-161); İbnu Mace, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).

Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.” Tirmizi, Cihad 3, (1624).

Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.”

Tirmizi’nin rivayetinde şu ziyade var: “Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.” Buhari, Savm 4, Bed’ü’l- Halk 9; Müslim, Sıyam 166, (1152); Nesai, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizi, Savm 55, (765).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.” Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam): “Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:

“Ramazanı ta’zim için Şa’ban!” Tekrar soruldu:

“Hangi sadaka efdaIdir?”

“Ramazanda verilen!” cevabını verdi.” Tirmizi, Zekat 28, (663).

İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ramazanı zikrederek buyurdular ki: “Hilali görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilali görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin.”

Buhari’nin bir rivayetinde: “Bulut, görmenize mani olursa sayıyı otuza tamamlayın” denmiştir. Müslim ve Nesai’nin Ebu Hüreyre’den kaydettikleri bir rivayette: “Hava bulutlu ise otuz gün oruç tutun” denmiştir. Buhari, Savm 11, 5, 13, TaIak 25; Müslim, Sıyam 9, (1080); Muvatta, Sıyam 1, (1, 286); Ebu Davud, Savm 4, (2320); Nesai, Savm 10, 11, (4, 134).

İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: Bir Bedevi Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a gelerek:

“Ben hilali -yani ramazan hilalini- gördüm!” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet getirir misin?” dedi. Adam buna da, “evet!” diye cevap verince, Efendimiz:

“Ey Bilal! dedi, halka yarın oruç tutmalarını ilan et!”
Ebu Davud, Sıyam 14, (2340, 2341); Tirmizi, Savm 7, (691); Nesai, Savm 8, (4, 132); İbnu Mace, Sıyam 6, (1652).

İbnu Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Halk hilali görmek için gayret sarfetti. Ben, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a gördüğümü (tek başıma) söyledim. Sözüm üzerıne oruç tuttu ve halka da oruç tutmalarını emretti.”
Ebu Davud, Savm 14, (2342).

Hüseyin İbnu’l-Haris el-Cedeli, Haris İbnu Hatib (radıyallahu anh)’den anlatıyor: “Haris dedi ki: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hiIali görünce oruç tutmamızı emretti, eğer biz göremez de iki adil şahid gördükleri hususunda şehadet ederlerse, onların şehadetlerine uyarak tutacaktık.”
Ebu Davud, Savm 13, (2338).

Ebu Umayr İbnu Enes, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’ın ashabından olan amcalarından naklettiğine göre, bir grup kimse Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a binekleriyle gelip: “Dün hilali gördük” diye şehadette bulundular. Bunun üzerine, Efendimiz onlara oruçlarını açmalarını, sabah olunca da musallaya (bayram namazına) gelmelerini emretti.” Ebu Davud, Salat 255, (1157); Nesai, Iydeyn 2, (3, 180).

Küreyb (rahimehullah) anlatıyor: “Ben Şam’da iken ramazan hilali beklenmişti. Hilali bir cum’a günü ben de gördüm. Sonra ayın sonunda Medine’ye geldim. lbnu Abbas (radıyallahu anhüma):

“Hilali ne zaman görmüştünüz?” diye sordu. Ben

“Cum’a günü!” dedim. İbnu Abbas tekrar:

“Sen de hilali gördün mü?” dedi. Ben:

“Evet, hem ben, hem de halk gördü ve herkes oruç tuttu. Hz. Muaviye (radıyallahu anh) de oruç tuttu!” dedim. İbnu Abbas (radıyallahu anhüma):
“Ama biz hilali cumartesi gecesi gördük. Öyleyse otuza tamamlayıncaya veya hilali görünceye kadar tutmalıyız!” dedi. Ben:

“Hz. Muaviye’nin görmesiyle ve onun orucuyla iktifa etmiyor musun?” dedim. Cevaben:

“Hayır! Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bize böyle emretti” dedi
Müslim, Sıyam 28, (1087); Ebu Davud, Savm 9, (2332); Tirmizi, Savm 9, (693); Nesai, Savm 7, (4, 131).

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

“(Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (Muteber) iftar, hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir.”
Tirmizi, Savm 11, (697); Ebu Davud, Savm 5, (2324).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir gün bana:

” Yanında (yiyecek) bir şey var mı?” diye sordu.

“Hayır!” demem üzerine: “Ben oruç tutacağım!” buyurdu. Yanımdan çıkınca bize bir hediye geldi -veya bize bir grup misafir geldi.- Resulullah (aleyhissalatu vesselam) eve geri dönünce:

“Ey Allah’ın Resulü bize bir hediye geldi -veya bize ziyaretçiler geldi- sana yiyecek bir şey hazırladım!” dedim.

“Nedir o?” diye sordu. Ben:

“Hays! (un, yağ, hurmadan yapılan bir yemek)” dedim.

“Getir onu!” buyurdu. Ben de getirdim. Aleyhissalatu vesselam onu yedi, sonra:

“Oruçlu olarak sabahlamıştım” buyurdu.”

Mücahid (rahimehullah) der ki: “Bu, malından sadaka çıkaran adam gibidir, o, dilerse çıkardığı sadakayı verir (yani kararını icra eder), isterse vermekten vazgeçer.” Müslim, Sıyam 169, (1154); Nesai, Savm 67, (4, 193-195); Tirmizi, Savm 35, (733, 734); Ebu Davud, Savm 72, (2455).

Ümmü’d-Derda anlatıyor: “Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) gündüzleyin gelir: “Yanınızda yiyecek var mı?” diye sorardı. Şayet biz: “Hayır, yok!” diyecek olsak: “Öyleyse bugün ben oruçluyum!” derdi. Ebu Talha, Ebu Hüreyre, İbnu Abbas, Huzeyfe (radıyallahu anhüm) hep böyle yaptılar.”
Buhari, Savm 21, (Tercümede, yani bir bab başlığında zükretmiştir).

İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ihramlı olduğu halde hacamat oldu. Keza oruçlu iken de hacamat oldu.” Buhari, Savm 32, Tıbb 11; Müslim, Hacc 87, (1202); Ebu Davud, Savm 29, (2372, 2373); Tirmizi, Savm 61, (775, 776, 777).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz oruçlunun hacamat olmasını, sadece bitap düşmesinden korkup terkettik.” Ebu Davud, Savm 29, (2375); Buhari, Savm 32.

İbnu Ebi Leyla, Sahabi bir zattan naklediyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) hacamat olmaktan, muvasaladan (üst üste bir kaç gün oruç açmamaktan) yasakladı. Ancak bunları Ashabına haram kılmadı. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, sen sahura kadar orucu devam ettiriyorsun” denildi de şu cevabı verdi:

“Ben sahura kadar uzatıyorum, zira Rabbim bana yedirip içirmektedir.”
Ebu Davud, Savm 29, (2374).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, gözüm ağrıyor, oruçlu olduğum halde sürme çekiyorum (bu, orucumu bozar mı?)” diye sordu. Resulullah: “Hayır (bozmaz)” dedi.” Tirmizi, Savm 30, (726).

Abdurrahman İbnu Nu’man İbni Ma’bed İbni Hevze an ebihi an ceddihi anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) uyku sırasında gözlere miskle karıştırılmış ismid (sürmesi) çekilmesini emir buyurdu ve:

“Oruçlu bundan sakınsın!” dedi.” Ebu Davud, Savm 31, (2377).

Bir başka rivayette şöyle der: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam), oruçlu iken mübaşerette bulunurdu. O, nefsine hepinizden çok hakim idi.”
Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyam 62-65, (1106); Muvatta, Sıyam 14, (1, 292); Ebu Davud, Savm 33, (2382-2386); Tirmizi, Savm 31, (727-729).

Hz. Cabir anlatıyor: “Hz. Ömer İbnu’I-Hattab (radıyallahu anhüma) (bir gün telaşla gelerek):

“Ey Allah’ın Resulü! Bugün ben büyük bir hatada bulundum, oruçlu iken (hanımımı) öptüm!” dedi. Resulullah da şöyle cevapladı:

“Sen oruçlu iken mazmaza yapmaz mısın? (Bu orucunu bozar mı?)”

(Ravilerden İsa İbnu Hammad rivayetinde) der ki: “Dedim ki: “Bunda bir beis yok!” Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:

“Öyleyse niye (öpmeden telaşa düşüyorsun?)” Ebu Davud, Savm 33, (2385).

Nafi merhum anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer (radıyallahü anhüma) oruçluyu öpme ve mübaşeretten men ederdi.” Muvatta, Sıyam 20, (1, 293).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.”
Buhari, Savm 26, Eyman 15; Müslim, Sıyam 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721); Ebu Davud, Savm 39, (2398).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bazan olurdu bir ay boyu oruç tutmazdı ve o aydan hiç oruç tutmayacağını zannederdik. Bazan da (öylesine ara vermeden) tutardı ki, o aydan hiç bir günü oruçsuz geçirmeyecek zannederdik. Sen onu, geceleyin namaz kılarken görmek istesen mutlaka görürdün. Geceleyin uyur görmek istesen mutlaka görürdün.” Buhari, Savm 53, Teheccüd 11; Müslim, Sıyam 180, (1158); Tirmizi, Savm 57, (769).

İbnu Abbas (radıyallabu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam), ramazan dışında hiçbir ayı tam olarak oruçlu geçirmedi.”
Buhari, Savm 53; Müslim, Savm 178, (1157); Nesai, Savm 70, (4, 199)

İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Medine’ye gelince, yahudileri Aşüra günü oruç tutar gördü. Onlara:

“Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?” diye sordu.

“Bu, salih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrail’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu ” dediler. Resulullah (aleyhissalatu vesselam):

“Ben Musa’ya sizden daha layığım” buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlarada tutmalarını emretti. Buhari, Savm 69, Enbiya 22, Fedailul-Ashab 52, Tefsir, Yünus 1, Ta-ha 1, M üslim, Sıyam 127, (1130); Ebu Davud, Savm 64, (2444).

Kays İbnu Sa’d İbnu Ubade (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtrı ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk.”  Nesai, Zekat 35, (5, 49).

Abbad İbnu Hanif anlatıyor: “Sa’id İbnu Cübeyr (rahimehullah)’e Receb ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabı verdi:

“İbnu Abbas (radıyallahu anhüma)’ı dinledim, şöyle demişti: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Receb ayında bazı yıllarda öyle oçuç tutardı ki biz, “(Galiba). hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)” derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz; “(Galiba) hiç tutmayacak” derdik.”  Buhari, Savm 53; Müslim, Sıyam 179, (1157); Ebu Davud, Savm 55, (2430).

Ümmü Seleme (radıyallahu anha) anlatıyor: “Ben, Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’ın Şaban ve Ramazan dışında iki ayı peş peşe tam olarak oruçla geçirdiğini göımedim.”   Tirmizi, Savm 37, (736); Ebu Davud, Savm 11, (2335); Nesai, Savm 70, (4, 200).

Hz. Üsame (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü dedim, Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)” diye sordum. Şu cevabı verdi:

“Bu, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülalemin’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum.”  Nesai, Savm 70, (4, 201).

Hüneyde İbnu Halid hanımından, o da Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’ın zevcelerinden birinden anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Zilhicce’den dokuz günle Aşura günü oruç tututardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı.”  Ebu Davud, Savm 61, (2437); Nesai, Savm 83, (4, 220).

Kasım İbnu Muhammed (rahimehullah) anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anha) Arefe günü oruç tutardı. Ben Arefe akşamı imamın (hacc emirinin, Müzdelife’ye gitmek üzere) hareket ettiği sırada Hz. Aişe’nin yerinde kalarak, halkla kendi arasında bir boşluk açılana kadar bekleyip sonra içecek birşeyler isteyerek iftar yaptığını gördüm.” Muvatta, Hacc 133, (1, 375).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam pazartesi ve perşembe günlerinde oruç(la sevap) arardı.”  Tirmizi, Savm 44, (745); Nesai, Savm 70, (4, 202, 203); İbnu Mace, Sıyam 42, (1739).

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ameller Allah Teala hazretlerine pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde arzedilmesini severim.”  Tirmizi, Savm 44, (747).

Abdullah İbnu Katade İbni Milhan el-Kaysi, babası (radıyallahu anh)’ndan anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam), bize eyyam-ı bi’z’de yani ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde oruç tutmamızı emrederdi ve “Bunlar yıl orucu vaziyetindedir” derdi.”  Ebu Davud, Savm 68, (2449); Nesai, Savm 83, (4, 220, 221).

İbnu Abbas (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) eyyamu’l-bi’z’de oruç tutmayı hazerde de seferde de bırakmazdı.”
Nesai, Savm 70, (4, 198).

Muazetu’l Adeviyye anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anha)’den sorduın: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) her ay üç gün oruç tutar mıydı?”

“Evet!” diye cevap verdi. Ben tekrar:

“Ayın hangi günlerinde tutardı?” dedim.

“Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi” diye cevap verdi.” Müslim, Sıyam 194, (1160); Ebu Davud, Savm 70, (2453); Tirmizi, Savm 54; (763).

Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim ber ayda üç gün oruç tutarsa işte bu, yıl orucu olur. Allah Teala hazretleri bu hususu te’yiden kitabında şu ayeti indirdi: “Kim bir hayır işlerse o kendisinden on misliyle kabul edilir” (En’am 160). Bir gün on misliyle kabul ediliyor.” Tirmizi, Savm 54, (761); Nesai, Savm 82, (4, 219).

Amir İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.”
Tirmizi; Savm 74, (797).

Ebu Sa’id (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “İki günde oruç caiz olmaz: Fıtır günü (Ramazan bayramının birinci günü) ve Nahr günü.”  Buhari, Savm 67, Fadlu’s-Salat 6, Cezau’s-Sayd 26; Müslim, Sıyam 288, (827); Ebu Davud, Savm 48, (2417); Tirmizi, Savm 58, (772).

Sıla İbnu Züfer anlatıyor: “Biz, Şabandan mı, Ramazandan mı olduğu şüphe edilen günde Ammar (radıyallahu anh)’ın yanında idik. Bize kızartılmış bir koyun getirildi. Cemaatten biri: “Ben oruçluyum” diyerek geri çekildi. Ammar: “Kim bugün oruç tutarsa, muhakkak olarak Ebu’I Kasım aleyhissalatu vesselam’a isyan etmiştir” dedi”.  Ebu Davud, Savm, 10, (2334); Tirmizi, Savm 3, (686); Nesai, Savm 37, (4, 153); İbnu Mace, Sıyam 3, (1645).

İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim ebed orucu tutarsa, ne oruç tutmuş, ne iftar etmiştir.”   Nesai, Savm 71, (4, 205, 206).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın.”
Ebu Davud, Savm 12, (2337); Tirmizi, Savm 38, (738).

Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.”  Buhari, Savm 14; Müslim, Savm 21, (1082); Ebu Davud, Savm 11, (2335); Tirmizi, Savm 2, (684); Nesai, Savm 31, 32 (4, 149).

Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Arefe günü Arafat’da oruç tutmayı yasakladı.” Ebu Davud, Savm 63, (2440).

Müslim’in bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Cum’a gecesini, diğer geceler arasında gece namazına tahsis etmeyin, cum’a gününü de diğer günler arasında oruç günü olarak tayin etmeyin, ancak birinizin tutmakta olduğu oruç arasına denk gelirse o hariç.”   Buhari, Savm 63; Müslim, Sıyam 147, 148; Ebu Davud, Savm 50, (2420); Tirmizi, Savm 42, (743).

Abdullah İbnu Büsr es-Sülemi, kızkardeşi es-Samma (radıyallahu anh)’dan naklediyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Cumartesi günü oruç tutmayın, ancak Allah’ın size farzettiği şeyde o gün oruç tutarsınız. Biriniz yiyecek nev’inden bir şey bulamaz da sadece üzüm (asması) kabuğu veya bir ağaç çöpü bulacak olsa onu ağzında çiğnesin (ve yine de cumartesi günü oruçlu olmasın).”  Ebu Davud, Savm 51, (2421); Tirmizi, Savm 43, (744); İbnu Mace, Sıyam 38, (1726); Ebu Davud hadisin mensuh olduğunu söylemiştir. Tirmizi de hasen demiştir.

Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Gece şu taraftan (doğudan) gelince, gündüz de şu taraftan (batıdan) gidince, güneş de batınca oruçlu orucunu açmıştır.”  Buhari, Savm 43; Müslim, Sıyam 51, (1100); Ebu Davud, Savm 19, (2351); Tirmizi, Savm 12, (698).

Humeyd İbnu Abdirrahman anlatıyor: “Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhüma), akşam namazını, gecenin karanlığını (ufukta) görür görmez daha iftarı açmadan kılarlar, namazdan sonra da oruçlarını açarlardı. Bunu ramazanda yaparlardı.”  Muvatta, Sıyam 8, (1, 289).

Mu’az İbnu Zühre anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme leke sumtü ve ala rızkıke eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)” Ebu Davud, Savm 22, (2358).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) Ramazan ayının sonunda oruçları vasletti (yani hiç bozmadan birkaç gün ard arda devam ettirdi). Onunla birlikte halk da vasletti. Durum ResululIah’a ulaşınca:

Eğer Ramazan ayı bizim için uzatılsaydı biz onu öyle bir vaslederdik ki derine dalanlar (aşırılar) bundan (aşırılıklarından) vazgeçmek zorunda kalırlardı. Ben sizin gibi değilim. Ben gölgelenirim. Rabbim bana hem yedirir hem de içirir.” Buhari, Savm 48; Tenmenni 9; Müslim, Savm 57-60 (1103-1105); Tirmizi; Savm 62, (778).

Amir. İbnu Rebi’a (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’ı, oruçlu iken misvaklandığını sayamayacağım kadar çok gördüm.”
Buhari, Savm 27; Ebu Davud, Savm 26, (2364); Tirmizi, Savm 29, (725); (Buhari’nin rivayeti muallaktır).

İbnu Ömer (radıyallahu anhüma) şöyle demiştir: “Oruçlu, günün başında ve sonunda misvak kullanır.” Buhari, Savm 25 (bab başlığında (tercüme) kaydetmiştir).

Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Biriniz yemeğe davet: edilince, oruçlu ise: “Ben oruçluyum” desin.”  Müslim, Sıyam 159, (1150); Ebu Davud, Savm 76, (2461); Tirmizi, Savm 64, (780; 781); İbnu Mace, Sıyam 47, (1750).

Hz. Aişe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim bir kavme misafir olursa, onlar müsaade etmedikçe (nafile) oruç tutmasın.”   Tirmizi Savm, 70, (789); Tirmizi, hadis için: “Münkerdir, Hişam İbnu Urve dışında sa biri tarafından rivayet edildiğini görmedik” der.

Ümmü Ammare Bintu Ka’b (radıyallahu anha)’ın anlattığına göre: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) yanına girmiştir. Ammare yemek ikram edince, Aleyhissalatu vesselam:

“Sen de ye!” demiş, kadın: “Ben oruç tutuyorum” deyince Resulullah şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu kimse, başkasına ikramda bulunur ve yemeğinden başkaları yerse, onlar yedikleri müddetçe melaike aleyhimüsselam oruçluya rahmet duasında bulunurlar.”

Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Oruçlunun yanında oruçsuzlar yemek yiyecek olursa, melekler oruçluya rahmet okurlar.” Tirmizi, Savm 67, (784, 785, 786).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kadın, kocası varken izin almadan (nafile) oruç tutmasın.”

Ebu Davud’un rivayetinde, “Ramazan dışmda” ziyadesi vardır.
Buhari, Nikah 84; 86; Müslim, Zekat 84, (1026);. Ebu Davud, Savm 74, (2485); Tirmizi, Savm 65, (782);

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) fetih yılında Mekke’ye müteveccihen Ramazan ayında yola çıkmıştı. Küra’u’l-Gamim nam mevkiye gelinceye kadar kendisi de, beraberindekiler de oruç tuttular. Sonra orada bir bardak su istedi ve bardağı kaldırdı. Herkes bardağa baktı. Sonra sudan içti. Bundan sonra bazıları kendisine: “Halkın bir kısmı oruç tuttu” diye haber verdi. Aleyhissalatu vesselam:

“Onlar asilerdir! Onlar asilerdir!” buyurdular.”
Müslim, Sıyam 90, (1114); Tirmizi, Savm 18, (710); Nesai, Savm 49, (4, 177).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz bir seferde Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile beraberdik. Aramızda bir kısmı oruç tutuyor, bir kısmı da tutmuyordu: Sıcak bir günde bir yerde konakladık. Gölgelenenlerin çoğu elbisesi olanlardı. Bir kısmımız güneşe karşı eliyle korunuyordu. Derken oruçlular yığılıp kaldılar, oruçsuzlar kalkıp çadırları kurdular, hayvanları suladılar. Bunun üzerine, Resül-i Ekrem aleyhissalatu vessalam:

“Bugün sevabı oruçsuzlar kazandı!” buyurdular.”
Buhari, Cihad 71; Müslim, Sıyam 100; (1119); Nesai, Savm 52, (4, 182).

Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bir seferdeydi. Etrafına insanların toplandığı bir adam gördü, ona gölge yapıyorlardı.

“Nesi var?” diye sordu.

“Oruçlu biri!” dediler. Resulullah (aleyhissalatu vesselam):

“Seferde oruç birr (Allah’ı memnun edecek dindarlık) değildir!” buyurdular.”

Bir rivayette: “Seferde oruç birr’den değildir” denmiştir.”
Buhari, Savm 36, Müslim, Sıyam 92, (1115); Ebu Davud, Savm 43, (2407); Nesai, Savm 48 (4, 176).

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Hamza İbnu Amr el Eslemi (radıyallahu anh), Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’dan yolculuk sırasında tutulan orucu sordu. Kendisi çok oruç tutan birisi idi. Resulullah şöyle cevap verdiler:

“Dilersen tut, dilersen tutma.”
Buhari, Savm 33; Müslim, Sıyam 103, (1, 121); Muvatta, Siyam 24, (1, 295); Tirmizi, Savm 19, (711); Ebu Davud, Savm 42, (2402); Nesai, Savm 56, (4, 185).

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz Resulullah (aleyhissalatu vesselam) ile beraber (seferde) idik. Bir kısmımız oruçlu bir kısmımız oruçsuz idi. Ne oruçlu oruçsuzu ayıplıyor, ne de oruçsuz, oruçluyu kınıyordu.”
Buhari, Savm 37, Müslim, Sıyam 98, (1118); Muvatta, 23, (1, 295); Ebu Davud, Savm 42, (2405).

Amr İbnu Ümeyye ed-Damri (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir sefer dönüşü Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a uğradım. Bana: “Ey Ebu Umeyye, sabah yemeğini bekle (beraber yiyelim)” buyurdular. Ben: “Oruçluyum” dedim:

“Öyleyse gel yaklaş, sana yolcudan haber vereyim (de dinle!” dedi ve devamla:) “Allah Teala Hazretleri yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırdı” buyurdu.”  Nesai, Savm 50, (4, 178).

İmam Malik’e ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) Ramazan ayında yolcu ise ve Medine’ye günün başında gireceğini tahmin etmişse, oruçlu olarak şehre girerdi.”
Muvatta, Sıyam 27, (1, 296).

Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, velisi ona bedel tutar.”
Buhari, Savm 42; Müslim, Sıyam 153, (1174); Ebu Davud, Savm 41, (2400).

İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir kadın Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek: “Annem vefat etti, üzerinde de nezir orucu borcu var, kendisine bedel oruç tutabilir miyim?” dedi. Resulullah:

“Annen üzerinde borç olsaydı da sen ödeyiverseydin, bu borç onun yerine ödenmiş olur muydu?” diye sordu. Kadın:

“Evet!” deyince, Aleyhissalatu vesselam:

“Öyleyse annene bedel oruç tut!” buyurdu.”

Buhari, Savm 42; Müslim, Savm 156, (1148); Ebu Davud, Eyman 25, (3307, 3308); Tirmizi, Savm 22, (716).

İmam Malik’e ulaştığına göre İbnu Ömer radıyallahu anh, bir kimsenin diğer bir kimse yerine oruç tutmasını veya bir kimsenin başka bir kimse yerine namaz kılmasını münker addederdi.”
Muvatta, sıyam 43, (1, 303).

Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben ve Hafsa oruçlu idik. Bize yiyecek hediye edildi. Ondan yedik. Resulullah aleyhissalatu vesselam yanımıza girdi. Hafsa (cür’ette) babası gibiydi, sözde benden evvel davranıp:

“Ey Allah’ın Resulü, biz, Aişe ve ben nafile oruca niyet etmiş, bu niyetle sabaha kavuşmuştuk. Bize bir yemek hediye edildi. Biz de ondan yedik” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Bunun yerine bir başka gün kaza orucu tutun!” buyurdu.”
Muvatta, Sıyam 50, (1, 306); Ebu Davud, Savm 73, (2457); Tirmizi, Savm 36, (735).

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.”
Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723); Ebu Davud, Savm 38, (2396).

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’a bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, helak oldum” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Seni helak eden şey nedir?” diye sorunca:

“Oruçlu iken hanımıma temas ettim” dedi. Bunun üzerine Resulullah’la aralarında şu konuşma geçti:

“Azad edecek bir köle bulabilir misin?”

“Hayır!”

“Üst üste iki ay oruç tutabilir misin?”

“Hayır!”

“Altmış fakiri doyurabilir misin?”

“Hayır!”

“Öyleyse otur!” Biz bu minval üzere beklerken, Aleyhissalatu vesselam’a içerisinde hurma bulunan bir büyük sepet getirildi.

“Soru sahibi nerede?” diyerek adamı aradı. Adam:

“Benim! Buradayım!” deyince, Aleyhissalatu vesselam:

“Şu sepeti al, tasadduk et!” dedi. Adam:

“Benden fakirine mi? Allah’a yemin ediyorum, Medine’nin şu iki kayalığı arasında benden fakiri yok!” cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah güldüler ve:

“Öyleyse bunu ehline yedir!” buyurdular.”
Buhari, Savm 29, 31, Hibe 20, Nafahat 13, Edeb 68, 95, Kefaretu’l- Eyman 3, 4, Hudud 26; Müslim, Sıyam 81, (1111); Muvatta, Sıyam 28, (1, 296, 297); Ebu Davud, Savm 37, (2390, 2391, 2392, 2393); Tirmizi, Savm 28, (724).

İmam Malik’e ulaştığına göre, Enes İbnu Malik (radıyallahu anh) yaşlanınca oruç tutamaz oldu. O zaman orucu yedi ve oruca bedel fidye ödedi.”
Muvatta, Sıyam 51, (1, 307).

Yine İmam Malik’e ulaştığına göre; Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhhüma)’e “Hamile kadın, karnındaki çocuk için endişeye düşecek olur ve oruç da kendisine ağır gelmeye başlarsa ne yapmalı?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi:

“Orucu yer, her gün için bir fakire, Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın müddü ile bir müdd buğday verir.”  Muvatta, Sıyam 52, (1, 308).

İbnu Abbas radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre, kendisine bir dilenci gelmiş o da dilenciye sormuştur:
“Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhissalatu vesselam’ın O’nun elçisi olduğuna şehadet ediyor musun?” Adam, “Evet!” deyince tekrar sormuştur: “Oruç tutuyor musun?” Adam tekrar “Evet!” demiştir. Bunun üzerine İbnu Abbas:
“Sen istedin. İsteyenin bir hakkı vardır. Bizim de isteyene vermek, üzerimize vazifedir” der ve ona bir elbise verir. Sonra ilaveten der ki:

“Resûlullah aleyhissalatu vesselam’ı işittim şöyle demişti: “Bir müslümana elbise giydiren her müslüman mutlaka Allah’ın hıfzı altındadır, ta o giydirdiğinden bir parça onun üzerinde bulundukça.”  Tirmizi, Kıyamet 42, (2485).

Ebu Sa’id (radıyallahu anh) anlatıyor: “Safvan İbnu Muattal (radıyallahu anh)’ın hanımı, yanında Safvan da bulunduğu bir anda Resulullah (aleyhissalatu vesselam)’a gelerek:

“Ey Allah’ın Resülü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!” dedi. Resulullah (aleyhissalatu vesselam), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvan’a sordu. Safvan:

“Ey Allah’ın Resülü! “Namaz kıldığım zaman dövüyor ” sözüne gelince,

o zaman (bir rekatte uzun) iki sûre okuyor. Halbuki ben bunu yasakladım” dedi. Resulullah kadına:

“İnsanlara tek surenin okunması yeterlidir ” buyurdu. Safvan devam etti:

“Oruç tuttuğum zaman bozduruyor ” sözüne gelince, “Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum.” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!” buyurdular.

Safvan devamla:

“Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir aileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz” diye açıklama yaptı. Aleyhissalatu vesselam:
“Ey Safvan, uyanınca namazını kıl!” buyurdular.”  Ebu Davud, Savm 74, (2459).

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam:

“(Ey kadınlar topluluğu!) Ben, akıl sahiplerine aklı ve dini nakıs olanlardan galebe çalan sizin kadarını hiç görmedim!” demişti. İçlerinden dirayetli bir kadın:

“Bizim aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir?” diye sordu.

“Aklınızın noksanlığı, şahidlikte, iki kadının şehadetinin bir erkek şehadetine denk olmasıdır. Dindeki noksanlık ise, ay hali sebebiyle) ramazanda oruç yemeniz ve bazı günler namaz kılmamanızdır” cevabını verdi.”
Ebu Davud, Sünnet 16, (4679). Bu, Sahiheyn’de geçen uzunca bir hadisten bir parçadır. Müslim, İman 132, (79); Buhari Hayz 6; İbnu Mace, Fiten 19, (4003).

Ebu’d-derda radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Size oruç, namaz ve sadakanın derecesinden daha üstün olan şeyi haber vermeyeyim mi?”

“Evet (Ey Allah’ın Resulü, söyleyin!)” dediler.

“İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasındaki bozukluk (dini) kazır.”

Tirmizi’de şu ziyade gelmiştir: “Ben saçı kazır demiyorum, velakin dini kazır (diyorum).”  Ebu Davud, Edeb 58, (4919); Tirmizi, Kıyamet 57, (2511).

Lakit İbnu Sabıra radıyallahu anh anlatıyor: “Dedim ki: “Ey Allah’ın Resülü! Bana abdestten haber ver!” Aleyhissalatu vesselam:

“Abdesti tam al, parmaklar arasını hilalle, istinşak’da mübalağa yap, oruçlu olursan mübalağa yapma” buyurdu.”  Ebu Davud, Taharet 55, (142, 143, 144); Tirmizi, Taharet 30, (3 8); Nesai, Taharet 71, 92, (1, 66, 79).

Abdullah İbnu Ebi Bekr İbni Muhammed İbni Amr İbni Hazm anlatıyor: “Hz. Ebu Bekr’in hhanımı Esma Bintu Umeys radıyallahu anhüma vefat ettiği zaman Hz. Ebu Bekr’i yıkadı. Sonra (dışarı) çıkıp, cenazenin yanında hazır bulunan muhacirlere: “Ben oruçluyum. Şu gün de, çok soğuk bir gün. Bana gusül gerekir mi?” diye sordu. Hepsi birden, “Hayır!” dediler.”

Muvatta, Cenaiz 3, (1, 223).

Hz. Aişe radıyallahu anha’nın anlattığına göre, bir kadın kendisine: “Temizlendiğimiz zaman kıldığımız mutad namaz bize yeter mi (hayızlı iken kılamadıklarımızın kazası gerekir mi?)” diye sormuş, o da şu cevabı vermiştir:

“Sen Harûriyye (Harici)misin? Biz Resûlullah aleyhissalatu vesselam’la beraberken ay hali gördüğümüzde, tutamadığımız oruçları kaza etmemizi söylerdi, fakat namazların kazasını söylemezdi.”
Buhari, Hayız 20; Müslim, Hayız 67, (335); Ebu Davud, Taharet 105, (262, 263); Tirmizi, Taharet 97, (130); Savm 68, (787); Nesai, Hayz 17, (1, 191, 192), Savm 64, (4, 191).

Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç (ayı) şehrullah olan Muharrem ayıdır. Farz namazdan sonra en efdal namaz da gece namazıdır.”
Müslim, Sıyam 202, (1163); Ebu Davud, Savm 55, (2429); Tirmizi, Salat 324, (438); Nesai, Kıyamu’l-Leyl 7, (3, 207,. 208).

Hz. Ali radıyallahu anh’ın anlattığına göre bir adam ona sorar:

“Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”

Ali radıyallahu anh şu cevabı verir:

“Ben bu soruyu Resulullah’a soran kimseye rastlamamıştım. Nihayet bir adam sordu. O zaman ben de yanlarında idim. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Ramazandan sonra hangi ayda oruç tutmamı tavsiye edersiniz?” Şu cevabı lutfettiler:

“Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o Şehrullah (Allah’ın ayı)dır. O ayda bir gün vardır ki, Allah onda bir kavmin günahlarını affetti, bir başka kavmin günahını da affedecek.”
Tirmizi, Savm 40, (741).

Muaz İbnu Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:

“Namaz, oruç ve zikir Allah yolunda infak üzerine yediyüz misli katlanır.”
Ebu Davud, Cihad 14, (2498).

İbnu Abbas radıyallahu anhüm  anlatıyor: “Resûlullah aleyhissaIatu vesselam hutbe verirken, güneşte ayakta duran bir adam gördü. Bunun niye orada durduğunu sordu.

“Bu Ebu İsrail’dir, güneşte durarak oruç tutmaya, yiyip içmemeye, gölgede oturmamaya ve konuşmamaya nezretmiştir!” dediler. Aleyhissalatu vesselam: “Ona söyleyin; gölgelensin ve konuşsun, ancak orucunu tamamlasın” buyurdular.”  Buhari, Eyman 31, Muvatta, Eyman 6, (2, 475); Ebu Davud, Eyman 23, (3300).

Tirmizi’nin rivayetinde şu ziyade vardır: “…ayağı çıplak ve başı da örtüsüz olarak Resûlullah: “(Allah, kızkardeşinin meşakkati sebebiyle bir şey yapacak değildir.) Ona emredin, başını örtsün, hayvanına binsin, (kefaret olarak) üç gün oruç tutsun” buyurdu.”
Tirmizi, Nüzûr 16, (1544),

Herşeyogren.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir