Tabut-u Sekine nedir? Ahit Sandığı

AHİT SANDIĞI NEDİR?

Hadisi Şerifte, “Ona mehdi denilmesinin sebebi antakya denen yerden tabutu sekineyi bulmasındandır” buyrulmuştur.. Peki nedir bu sandık? Hz.Mehdi kuranda yok diyen mezhepsizlere de bu vesileyle kur’andan cevap vermiş olalım hem de ahit sandıgını öğrenelim :

“Peygamberleri, onlara dedi: “O-nun hükümdarlığının belgesi, size Tabut’un gelmesidir. Onda Rabbiniz’den ‘bir güven duygusu ve huzur’ ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden artakalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” (Bakara Suresi, 248)

Ahd-i Atik Sandukası, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve içinde Hz. Musa ve Hz. Harun’dan eşyalar barındıran değerli bir sandıktır. İslam alimlerine göre, sandukanın en önemli özelliği ise MÖ. 587 yılından beri nerede olduğunun bulunamaması ve ahir zamanda çıkacak olan Hz. Mehdi (a.s.) tarafından bulunacağının kabul edilmesidir. (Doğrusunu Allah bilir.)

Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde ve çeşitli tarihi kaynaklarda dikkat çekilen bir konu olan Ahd-i Atik Sandukası, Yüce Rabbimiz’in gönderdiği Kuran’da bildirilmektedir. Ayrıca İlahi bir kitap olarak indirilen ancak sonradan tahrif edilmiş olan Tevrat’ta da bu sanduka hakkında bilgiler yer almaktadır.

Tarihi Kaynaklara Göre Sanduka

Ahd-i Atik Sandukası hakkında tarihi kaynaklar incelendiğinde birçok bilgi ile karşılaşılmaktadır. İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışlarından sonra Sina Dağı’nın eteklerinde imal edildiği düşünülen sandukada, Hz. Musa’dan kalan taş levhalar ve Hz. Harun’dan kalan eşyalar bulunmaktadır.

Tarihi kaynaklara göre; Ahd-i Atik Sandukası, Hz. Harun döneminden sonra Hz. Davud döneminde şehrin Birleşik Yahudi Krallığı’nın başkenti ilan edilmesiyle Kudüs’e taşındı. Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mabede konulan sanduka, MÖ. 587 yılına kadar Beytülmakdis’te kaldı. Aynı yıl içinde Babil İmparatoru Buhtunnesar -Babil’in Asma Bahçeleri’ni yaptıran kral- Kudüs’ü işgal etti ve o tarihten sonra yaklaşık 500 yıl ortadan kaybolan sandukanın, tahrip edilemediği ve onu koruyan Levililer tarafından mabedin altında hazırlanmış gizli bir bölmede saklandığı inancı yayıldı. M.S. 70 yılında ise Roma valisi Titus’un Beytülmakdis’i yıktırdıktan sonra bu yeraltı odasına da ulaştığı ve mabedin kutsal eşyalarıyla birlikte sandukayı da Roma’ya götürdüğü varsayılmaktadır.

Kayıp Sandukayı Bulma Arayışları

Ahd-i Atik Sandukası, M.Ö. 587 yılından bu yana bulunamamıştır. Bununla beraber, Yahudiler sandukanın ancak Mesih’in gelişinden sonra ortaya çıkacağına inandıklarından, tarih boyunca sandukayı arayanlar genellikle Yahudiler değil Hıristiyanlar olmuştur. Mabed Tepesi’nde yapılan ve kaydedilmiş ilk “sanduka kazıları”nı 19. yüzyılda Haçlılar döneminde Mabed Şövalyeleri yapmıştır.

O tarihte ve yakın tarihte yapılan araştırmalarda sandığın izine rastlanmamış ancak bu konu son dönemlerde tüm araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir.

Tevrat’ta Sanduka

Yarattığı herşeyi sonsuz bir ilim ve hikmet üzerine yaratan Yüce Rabbimiz, sandukanın varlığını Kuran’ın yanı sıra Tevrat’ta da bildirmiştir. Taş tabletlerin birisinin Sina dağında Hz. Musa’ya verildiği ve bu taş tabletlerin Horeb dağında sandığa konmuş olduğu Tevrat pasajlarında şöyle bildirilmektedir: “Ve Sina dağında, Musa ile söyleşmeyi bitirince, şahadetin iki levhasını ona verdi.” (Kitabı Mukaddes. Çıkış. Bap. 31)

İsrailoğulları Mısır’dan çıktıkları zaman, RABBİN onlarla ahdettiği Horeb dağında, sandığın içine Musa’nın koymuş olduğu iki levhadan başka içinde bir şey yoktu.” (Kitabı Mukaddes /Tarihler II. Bap5)

Daha sonra bu sandığın Hz. Davud tarafından taşındığı ve Hz. Süleyman tarafından yerine konduğu ise yine Tevrat’ta şu şekilde haber verilmektedir:

“Ve Davud kalktı ve isimle, kerubiler üzerinde oturan ordular Rabbinin ismiyle çağrılan Allah’ın sandığını Baale-yahudadan çıkarmak için, yanındaki bütün kavimle oraya gitti. Ve Allah’ın sandığını yeni bir arabaya koydular ve onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Abinadabın oğulları Uzza ve Ahyo yeni arabayı sürüyorlardı. Ve Allah’ın sandığı ile beraber onu tepede olan Abinadabın evinden kaldırdılar; ve Ahyo sandığın önünde yürüyordu”. (Kitabı Mukaddes / Samuel II. Bap.6)

Hz. Musa’nın Sandığının Yeri ve Yolculuğu Hakkında Öne Çıkan Görüşler

Kudüs şehri, Hz. Süleyman’ın yaptırmış olduğu mabed ve “Ahit Sandığı” ile anılan bir tarihe sahiptir. M.S. 70 yılında Kudüs’teki tapınağın tahrip edilip yakıldığı ve kutsal eşyaların Roma’ya götürüldüğü, en yaygın olan görüştür. Ancak öne çıkan diğer bir görüş ise, M.Ö. 587 yılından itibaren kayıp olan sandığın Kudüs’te saklandığı ve Romalı veya başka kavimler tarafından tahrip edilmesin diye muhafaza edilmek üzere -Kudüs güvenli görülmeyip- daha kuzeye, yani Şam yakınlarındaki Taberiye’ye, Hatay’a, Mekke’ye götürüldüğüdür. (Doğrusunu Yüce Rabbimiz bilir.)

Hadislerde Tabut-u Sekine

Ahd-i Atik Sandukası, Kuran’da belirtildiği gibi, Allah’ın “inananlar için bir delili” (Bakara Suresi, 248) olmasından dolayı, uzun yıllardan beri tüm inananlar tarafından bulunmaya çalışılmaktadır. Bu kadar detaylı araştırmalar sonucunda hala bulunamamış olması ise ahir zamanın birçok alametinin gerçekleştiği dönemimizde bulunabilecek olmasının bir işareti olabilir. (Doğrusunu Yüce Allah bilir.)

Ahir zaman; kıyamete yakın bir vakitte Kuran ahlakının tüm dünya üzerinde hakim olacağı ve insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemdir. Geçmiş dönemlerde yaşanan ahlaksızlıklar, baskılar, zulümler, adaletsizlikler ve dejenerasyon bu kutlu dönemde ortadan kalkacak, her türlü sıkıntının yerini bereket, bolluk, zenginlik, güzellik, barış ve huzur alacaktır. Teknolojide çok büyük gelişmeler yaşanacak ve bunlar tüm insanların hayrı ve rahatlığı için kullanılacaktır. Sandık da Allah’ın izniyle bu dönemin bir nişanesi olacak ve tüm insanlık için güzel günlerin müjdecisi olacaktır.

Peygamberimiz (sav) de birçok hadisinde sanduka ve onu bulacak olan Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgiler vermiş ve bu kutlu olayı Müslümanlara müjdelemiştir.

Peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen hadislere göre sandık Taberiye gölü yakınlarındadır. Ahir zaman Mehdisi tarafından bulunup, -aynı Talut’un hükümranlığının belgesi gibi- O’nun hükümranlığının bir sembolü olacaktır. Bu konudaki bir hadis şöyledir:

“Hz. Mehdi (a.s.), Tabut-u Sekine’yi (Kutsal Sandığı) Taberiye gölünden çıkaracak.” (Ikdı’d Dürer, sf.51-a)

Ahir zamanla ilgili geçen başka hadislerde de sandığın yeri ile ilgili olarak başka yer isimleri verilir. Bu yer isimlerinin ayrı ayrı olmaları da kutsal emanetlerin yerinin net olarak bilinmediği ve belki de Hz. Mehdi (a.s.) için özel olarak korunduğu anlamında olabilir. (Doğrusunu Yüce Allah bilir.)

“Ona Hz. Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, gizli olan bir şeyin yolunu göstermesidir. Antakya denilen bir yerden Tabut’u (kutsal emanetler sandığını) ortaya çıkaracaktır.” (Suyuti, el- Havi li’l Feteva, II. 82)

“Ona Hz. Mehdi (a.s.) denilmesinin nedeni, Şam’da bulunan dağlardan birine yönelmesidir. Oradan (gerçek) Tevrat kitaplarını çıkaracak, Yahudilere karşı delil getirecektir.” (Suyuti, el-Havi li’l Feteva, II. 81)

Bu hadislerle ilgili yorumlara göre, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında Yahudilerden bir kısmının körüklediği Siyonizm ateşi sönecek ve İslam’ın hoşgörüsü ve Kuran ahlakı Yahudiler arasında da yaygınlaşacaktır.

Hadislerde geçen ve “Taberiye gölündedir” şeklinde belirtilen yer İslam alimlerince, bir benzetmeye işaret kabul edilmektedir. Taberiye, Şam’a yakın bir yerdedir ve Şam, ahir zaman hadislerindeki anlatımlarda uzak bir yer, Mekke ve Medine’ye uzak olan anlamını da taşır. Bu benzetme, Taberiye için de söz konusudur. Hatta buradan yola çıkan bazı yorumcu ve araştırmacılar sandığın, Kudüs’te, Mekke’de, Taberiye’de, Hatay’da olabileceğine dikkat çeker ve ek olarak İstanbul’a da işaret ederler.

“Tabut-u Sekine nedir? Ahit Sandığı” üzerine 8 yorum

  1. Bakara Suresi Ayet 248 :
    İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah’ın kendilerine hitabettği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa’ya belgeler verdik, onu Ruhül Kudüs’le destekledik. Allah dileseydi, belgeler kendilerine geldikten sonra, peygamberlerin ardından birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler, kimi inandı, kimi inkar etti. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi, lakin Allah istediğini yapar.

  2. bu yazıyı kaleme alan kardeşim verdiğin kaynaklar musanın kitabi ve bazı hadislere dayanır gibi görülüyor hiç bir şekil ve surette kuran the bulunan ayetler daha sonra peygamberin hadisleri doğrultusunda açılım yapılması gerekmezmii! bilgilrine saygılar

  3. MEHDİ = ŞİA İNANCI yok öyle mehdi falan haa bir de nurcuların mehdisi gelmiş diyorlar 50 sene önce 🙂 şimdi kahtaniyi bekliyorlar 🙂

  4. elhamdülillah müslimanım diyen herkes deccali öldürmek için mehdi a.s ile hz isanın geleceğini bilir bilmeyenlerin inancından şüphe ederim.

  5. Mehdi gelmis.bu ayetler turkiyede yasandi.
    44/DUHÂN-10: Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
    Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle.

    44/DUHÂN-11: Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
    (O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır.

    44/DUHÂN-12: Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
    Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü'minleriz.

    44/DUHÂN-13: Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
    Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar.

    44/DUHÂN-14: Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
    Ve (O'NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O'NDAN yüz çevirdiler.

    44/DUHÂN-15: İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).
    Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız.
    İnsanlar Kur'ân-ı Kerim'i tamamen unutmuşlar ve Kur'ân-ı Kerim'in dışında kendilerine bir dîn yaratmışlardır. Ve bu dînde İslâm'ın 7 safhasının 7'si de yok ve sadece 5 tane şartı var. İslâm'ın 5 şartıyla the kimse kurtuluşa ulaşamadığı halde insanlar kurtuluşa ulaşacaklarını zannediyorlar. Bu sebeple, bu elîm bir azap; çünkü insanlar Allah'ın emirlerini yerine getirmedikleri için devamlı hata işliyorlar. Nefslerine hakim olmaları mümkün değil; çünkü nefs tezkiyesi büyük kitlelerce unutulmuş durumdadır. Her hatanın arkasından Allahû Tealâ mutlaka azap eder. O insanların ruhları the nefslerine huzursuzluk verir ve kişiler elîm bir azabın içinde dünya hayatını yaşarlar Onlara Kur'ân'ı açıklayan bir resûl gelmişti. Buna rağmen, resûlün söylediklerinden ibret almadılar. Resûl, onlara İslâm'ın 7 safhasının farz olduğunu söylemişti. Resûl, onlara bütün sahâbenin bu 7 safhayı yaşadığını söylemişti. Ve onları Allah'a ulaşmaya davet etmişti. "Allah'a ulaşmayı dilemezseniz, kurtuluşunuz mümkün değil." demişti ama bu sözler onlara hiç tesir etmedi, ibret almadılar.

    (Buradaki Resûl, 1997 yılında Ceviz Kabuğu Programı'nda Allah'ın apaçık bir şekilde bütün Türk halkına gösterdiği Resûl'dür. Allah'a ruhunuzu ulaştırmayı dileyin yoksa cehennemden kurtulamazsınız diye 3 defa açıklama yapmıştır ama O'nun etrafındakilerin dışında kimse ibret almamıştır ve hiç kimse o sözlerden etkilenmemiştir.)
    Ceviz Kabuğu programında bütün Türkiye halkını bu Zat'ın deli olduğu konusunda ikna ettiler. Ve aynı zamanda hem deli hem de şeytandan vahiy alıyor yani şeytanın öğretisiyle şeytandan öğrenmiş dediler ve kamuoyunu o Resûl'ün deli olduğuna inandırdılar. Daha ötesi, O'ndan yüz çevirttirdiler.

    İşte bu günlere gelindiğinde, yüz çevirmenin hangi boyutlara ulaştığı kamuoyunca kesin şekilde anlaşıldı. Allahû Tealâ'nın Resûlü konusunda büyük bir kampanya açılmış durumda. 2004 yılı, o Resûl'ün kendini ilân edeceği yıl ve o yıl kampanya açık bir şekilde hızlanmış durumda. O'nun deli olduğu, şeytandan vahiy aldığı herkes tarafından tekrarlanıyor ve kamuoyunun büyük kısmı O'nun aleyhinde. O'ndan yüz çevirmiş durumda. Böylece Ceviz Kabuğu olayı, o programa çıkan kişinin,

    İmam İskender Ali M. İ. H. R.'in:

    Allah'ın Resûl'ü olduğu kesinleşmesine rağmen bunun inkâr edildiği.
    Kendisine deli dendiği.
    Sözlerinden hiçbir şekilde ibret alınmadığı.
    Şeytan tarafından öğretilmiş, şeytandan vahiy alan olarak vasıflandırıldığı.
    Kendisinden yüz çevrildiği, büyük bir gerçek olarak bugün artık inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya çıkmıştır.

  6. tabikide ahir zaman içindeyız herseyın ıspatı apacık ortada ve kıyamet alemetlerinden yaşadıklarımzıı görüyoruz bu konu hakkında sadece arastırmak ve dogruyu görmek gerekır ALLAH C.C hepımzıın yardımcısı olsun inşallah

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir