Etiket arşivi: allah

ALLAH c.c plan yapanların en hayırlısıdır elbette

taksim asker

Bu musibetten gerçekten Allah’in Lütfi Ilahisi ile Kurtulmuşuz hicde öyle salakca bir plan değilmiş
* Darbe sabah 04.00 da tam teşekküllü planlanmıştı fakat genel kurmay başkanı hareketliliği farkedip karargahta kaldi ve bu olayi yanindaki hainler istanbula bildirdi bu yüzden operasyon 6 saat erken başladı…
* İstanbul Arnavutköy’de tank birliğindeki binbaşı olayı fark edip emniyeti aradi belediyenin is makinaları kuşlanin kapisini kapatti orada 2 albay 1 polis sehit oldu ama tanklar çıkamadı
* Malatyada 8 adet kargo uçağı mühimmatı Türkiye’ye dağıtmak için yüklendi fakat belediye uçuş pistine itfaiye ve belediye araçlarını parketti uçaklar kalkamadi
* Karargaha giren tuğgenerali bir astsubay alnindan vurdu ve şehit oldu karargahtaki bütün plan çöktü
* Cumhurbaşkanınin 1 haftadir yeri bilinmiyordu hain yaveri yerini söyledi ama yine operasyonun erken başlamasından dolayı Cumhurbaşkanı oteli terkettikten sonra hainler geldi
* Cumhurbaşkanı ölümü göze alarak istanbul’a uçtu uçuş numarasini TC Ana yerine TK8464 yani tarifeli bir uçuş kodu ile istanbula indi eğer Ankara’ya inseydi helikopterler havalimaninda veya sarayda vurmak icin hazir bekloyordu burdada 1. Ordu Komutanı olaya el koydu sizi acilen istanbul’a bekliyoruz dedi…
* Türksat telekom da ve bilimum yerlerde sivil ve polis direnisleri oldu hesap tutmadi iletişimi kesemediler Telekom acibadem müdürlüğünde muhtar bile şehit oldu…
* Vatan caddesine giden panzerlerin içinde emniyetten atilan fetocu emniyet amiri bile hazirdi darbe olduğunda yani o hain emniyet Müdürlüğü koltuğuna oturmak icin vatana gitti suan adi herif vatan caddesindeki emniyette nezarette…
*Tabi halkı tamamen unutmuşlardi aslinda onlarin planinda Cumhurbaşkanı’nın 4.5 G ile canlı yayın yapacağı yoktu çünkü saat gece 04.00 da Cumhurbaşkanı yakalanmasa bile iletişim tamamen kesilmiş olacakti ve kimse sokak çağrısı yapamayacakti…
Bunun gibi yüzlerce olay var yani bizi Allah Korudu yoksa plan kusursuzdu fakat hesap edemedikleri şey *Allah’in Planiydi*Elhamdülillah..

Engin_cigdem@hotmail.com

Allah hayâ eder mi?


Sual: Hayâ etmek, utanmak demektir. Utanmak, gülünç olacak bir duruma düşmekten korkmak, sıkılmak, mahcup olmak, çekinmek gibi mânâlara geldiğine göre, (Allah utanır demek) caiz midir? Allah, kimden çekinecek, kimden korkup sıkılacak?
CEVAP
Allah’ın hayâ etmesiyle insanların hayâ etmesi farklıdır. İnsanın hayâ etmesi, sıkılmak, çekinmektir. Fakat Allah’ın hayâ etmesi, o işi, keremine, ihsanına yakıştırmamaktır. Mesela insanların görmesiyle, işitmesiyle ve bilmesiyle; Allah’ın görmesi, işitmesi ve bilmesi çok farklıdır. Allahü teâlânın görmesi, ezelî ve ebedîdir. Her zaman, her şeyi görür. Vasıtasız, aletsiz devamlı görür. İnsanın görmesi böyle değildir, çok sınırlıdır. Allah’ın görmesi gözle, işitmesi de kulakla değildir. Geçmişi, geleceği, olmuşu ve olacağı, gizli açık her şeyi bilir ve görür. Görmesine hiçbir şey engel olamaz. Bunun için Allah’ın hayâ etmesiyle insanların hayâ etmesi çok farklıdır, sadece isim benzerliği vardır. Hayâ etmekle ilgili bir âyet-i kerime meali:
(Allah gerçeği söylemekten hayâ etmez.) [Ahzab 53]

Birkaç hadis-i kudsî:
(Habibimin isminde olan Müslümana azap etmekten hayâ ederim.) [Taberanî]

(Bir kulumun bedenine, çocuklarına veya malına bir musibet verdiğimde, bunu güzel bir sabırla karşılarsa, Kıyamet günü onun için bir mizan kurmaktan veya bir hesap defteri açmaktan hayâ ederim.) [Hakîm-i Tirmizî]

(Müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten hayâ ederim.) [Beyhekî]

(İhtiyarlık benim nurumdan bir nurdur. Nuruma narımla [ateşle] azap etmekten hayâ ederim.) [Ebu-ş-Şeyh]

Birkaç hadis-i şerif:
(Allahü teâlâ, çok hayâ ve kerem sahibidir. Kendisine açılan elleri boş çevirmekten hayâ eder.) [Tirmizî, Hâkim]

(Cennete gidecek bir mümin ölünce, Allahü teâlâ onun cenazesini taşıyana, arkasından gidene ve onun namazını kılana azap etmekten hayâ eder.) [Deylemî]

(Allahü teâlâ, bir kavmi, bir topluluğu mağfiret ettiği hâlde, onların içinden birini mağfiret etmemekten hayâ eder.) [Ebu-ş-Şeyh]

(Dostunuz çok olsun, çünkü Rabbiniz kerimdir. Kıyamette dostları arasında bulunan kuluna azap etmekten hayâ eder.) [Şir’a şerhi]

Allah hayâ eder mi?


Sual: Hayâ etmek, utanmak demektir. Utanmak, gülünç olacak bir duruma düşmekten korkmak, sıkılmak, mahcup olmak, çekinmek gibi mânâlara geldiğine göre, (Allah utanır demek) caiz midir? Allah kimden çekinecek, kimden korkup sıkılacak?
CEVAP
Allah’ın hayâ etmesiyle insanların hayâ etmesi farklıdır. İnsanın hayâ etmesi, sıkılmak, çekinmektir. Fakat Allah’ın hayâ etmesi, o işi, kerimine, ihsanına yakıştırmamaktır. Mesela insanların görmesiyle, işitmesiyle ve bilmesiyle Allah’ın görmesi, işitmesi ve bilmesi çok farklıdır. Allahü teâlânın görmesi, ezelî ve ebedîdir. Her zaman, her şeyi görür. Vasıtasız, aletsiz devamlı görür. İnsanın görmesi böyle değildir, çok sınırlıdır. Allah’ın görmesi gözle, işitmesi kulakla değildir. Geçmişi, geleceği, olmuşu ve olacağı, gizli açık her şeyi bilir ve görür. Görmesine hiçbir şey perde olamaz. Bunun için Allah’ın hayâ etmesiyle insanların hayâ etmesi çok farklıdır, sadece isim benzerliği vardır.

Hayâ etmekle ilgili bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey iman edenler! Peygamberin evine çat kapı girmeyin ve yemeğe izin verilmedikçe de girmeyin! Çağrılırsanız gidin! Yemek yenince de hemen dağılın! Sohbete de izinsiz gitmeyin! Çünkü bu hâliniz Resulümü üzüyor, ama hayâ ettiği, yani utandığı için size söyleyemiyor. Fakat Allah, gerçeği söylemekten hayâ etmez.) [Ahzab 53]

Hayâ etmekle ilgi hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Allahü teâlâ, çok hayâ ve kerem sahibidir. Kendisine açılan elleri boş çevirmekten hayâ eder.) [Tirmizî, Hâkim]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Habibimin isminde olan Müslümana azap etmeye hayâ ederim.) [Taberanî]

(Cennete gidecek bir mümin ölünce, Allahü teâlâ, onun cenazesini taşıyana, arkasından gidene ve onun namazını kılana azap etmekten hayâ eder.) [Deylemî]

(Allahü teâlâ, İslamiyet’te yaşlanan kuluna azap etmeye hayâ eder.) [Hatîb]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: İhtiyarlık benim nurumdan bir nurdur. Muhakkak ki, ben nuruma narımla azap etmekten hayâ ederim.) [Ebu-ş-Şeyh]

(Allahü teâlâ, bir kavmi, bir topluluğu mağfiret ettiği hâlde, onların içinden biri mağfiret etmemekten hayâ eder.) [Ebu-ş-Şeyh]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Ben hayâ ederim, kulum bana elini kaldırır da ben onu nasıl boş çevireyim?) [Hâkim]

(Allahü teâlâ, buyurdu ki: Bir kulumun bedenine, çocuklarına veya malına bir musibet verdiğimde, bunu güzel bir sabırla karşılarsa, Kıyamet günü onun için bir mizan kurmaktan veya bir hesap defteri açmaktan hayâ ederim.) [ Hakîm-i Tirmizî]

(Allah, çok hayâ sahibi ve çok ayıp örtücüdür. Utananı ve örtünmeyi sever. O hâlde yıkanırken avret yerinizi örtün!) [Ebu Davud]

Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ, yemin ederek, “Müslüman olarak ihtiyarlayana azap etmekten hayâ ederim” buyurdu) dedikten sonra, kendisinin ağladığı görüldü. Sebebi sorulunca, (Allahü teâlâ, kendisine azap etmekten hayâ ettiği hâlde, Ondan hayâ etmeyip isyan eden için ağlıyorum) buyurdu. (Beyhekî, Hatîb])

(Bilesiniz ki Allah gerçeği söylemekten hayâ etmez.) [Tirmizî]

(Çok dostunuz olsun; çünkü Rabbiniz kerimdir. Kıyamette dostları arasında bulunan kuluna azap etmekten hayâ eder.) [Şir’a şerhi]

Allah dostunu üzmek


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Allah dostları, Allah rızası için yaşarlar. Allahü teâlânın bazı sıfatlarıyla sıfatlanmışlardır. Allahü teâlâya çok yaklaştıkları, Onda fâni oldukları, Onun sevgisini ve rızasını kazandıkları için, Onun yüce kudretiyle beraber olurlar.

Bu büyüklerin kalbi kırılırsa felaket olur. Onlar, Allah’ın kılıcıdır. Onlar kılıcı sallamazlar, ama haddini bilmeyerek başını dokunduranın, yani onlara dil uzatanın, edepsizlik edenin kellesi kesilir. Yani dünyada ve âhirette felakete düşer. Hele bir de kılıç sallarsa, hayvanları bile zarar görür. Nitekim Şeyh Salih hazretlerinin hayvanlarına dokunan diğer hayvanlar ölüyormuş. (Efendim, böyle giderse, mahlûkat kırılacak) diye arz eder. Mübarek zat tebessüm edip, tamam der ve iş hâllolur.

Bu büyük zatların kızmaları da, Allah rızası içindir, bizim iyiliğimizedir. Onların kızıp ikaz etmeleri tehlikeli değil, bir nimettir, ama kalbleri kırılırsa, yedi kat gökten düşmekten beter olur. Onun için büyüklerin üzüleceği iş ve sözden uzak durmalı.

Seyyid Atâ, Zengi Atâ hazretlerinin dört büyük halifesinden biridir. Onun zamanında, Silsile-i aliyye büyüklerinden, Ali Ramitenî hazretleri hayattaydı. Seyyid Atâ, kendi şeyhine muhabbetinden, Ali Ramitenî hazretleri hakkında yakışıksız bir söz söyler. O gün eşkıyalar oğlunu kaçırır. Yetkililer seferber olurlarsa da bulamazlar. Sonunda Seyyid Atâ, hatasını anlar. Hemen bir yemek hazırlayıp ileri gelenleri çağırır. Ali Ramitenî hazretlerine çok ısrar eder, o da gelir. O gelmeden önce oradakilere, (Bu yemeğin esas sebebi Ali Ramitenî’dir. O elini sürmedikçe hiç kimse yemeğe başlamasın) der. Sofra kurulur, (Buyurun) denildiği hâlde, hiç kimse elini sürmez. Ali Ramitenî hazretleri de şaşırır. Seyyid Atâ, ona hitaben, (Hocam, lütfen başlayın!) der. (Estağfirullah, burada büyüklerimiz var) der. Seyyid Atâ, (Hocam, buranın büyüğü sizsiniz) der. Ali Ramitenî hazretleri anlar ki, Seyyid Atâ hatasını itiraf ediyor. (Peki) der, (Kaybolan oğlunuz kapıdan girmeden ağzıma lokma koymam) der. O anda kapı açılır, çocuk içeri girer. Tabiî, içeride feryat figan kopar, herkes her şeyi unutur. Çocuğa, (Neredeydin, nasıl geldin?) derler. Çocuk, (Bilmiyorum, çok uzak yerdeydim, beni zincirlere vurup zindana atmışlardı. Bir anda kendimi burada buldum) der. Şu hâlde, büyüklere dokunan yanar, onlara sığınan kurtulur.

(Allah gaybı bilmez) diyorlar


Sual: Bid’at ehlinin bir kısmı, kerameti inkâr ediyorlardı, bir kısmı da mucizeleri inkâr edip, (Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez) diyorlardı. Bazıları, daha da ileri giderek, (Allah da gaybı bilmez) demeye başladı. Sanki Kur’ana inanıyorlarmış gibi, (Âl-i İmran 140, Tevbe 16 âyetleri delilimizdir. Allah da ileride olacak şeyleri, gaybı bilmez) diyorlar. Allah’ın gaybı bildiğine dair açık âyetler yok mudur?
CEVAP
Elbette vardır, hem de çoktur. Ancak önce ateistlerin benzer düşüncelerini bildirelim. (Allah, insanların Cennete veya Cehenneme gideceğini bilmiyor ki, dünyada onları imtihan etme gereği duymaktadır. Bilseydi elbette imtihana gerek kalmazdı) diyorlar. Ateistler, bunu Allah’a inandıkları için değil, belki cevap veremezler diye, Müslümanları zor durumda bırakmak için soruyorlar. Önce ateistlere, sonra reformistlere cevap verelim:
Allahü teâlâ, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, hangi günahları işleyeceğini elbette bilir. İmtihanı kendisi için yapmıyor, insanlar için yapıyor. Mesela Allahü teâlâ, ateiste, (Ben biliyorum ki, sen zaten inanmayacaktın, onun için seni Cehenneme attım) deseydi, ateist, (Suçum yokken, imtihan edilmeden, beni cezalandırmak adaletsizliktir. Beni dünyaya gönderin, iyi ameller işleyeceğim) demez miydi? Ateistin ve diğer kâfirlerin böyle diyememeleri için, onlar dünyaya getirilmiş, onlara akıl verilmiş, iyi ve kötü yol gösterilmiştir. Böylece itiraz edecekleri bir mazeret bırakılmamış oluyor.

Peki gayb nedir? Bunu da bildirelim: Kaybolmuş, saklanmış veya yeri bilinmeyen varlıkları, binlerce yıl önce nelerin olduğu, binlerce yıl sonra nelerin olacağı [mesela Kıyametin ne zaman kopacağı] gibi hususlardan duygu organlarıyla, hesapla, kitapla, tecrübeyle veya herhangi bir alet vasıtasıyla anlaşılmayan şeylere gayb denir. İşte bu gaybı ancak Allah bilir. Kur’an-ı kerimde, Allahü teâlâ için (Âlim-ül-gayb) ve (Allâmül-guyûb) ifadeleri geçer. Birincisi (Gaybı bilen), ikincisi de (Gaybları en iyi bilen) demektir. Hâşâ gaybı bilmeyen nasıl ilah olur?

Bu konudaki birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(De ki: Gaybı bilmek Allah’a mahsustur.) [Yunus 20]

(Allah’ın, gaybları en iyi bilen olduğunu hâlâ anlamadılar mı?) [Tevbe 78]

(Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.) [Hud 123, Nahl 77]

(De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka bilen yoktur.) [Neml 65, Hucurat 18]

(Gaybın anahtarları, Allah’ın katındadır. Onları ancak Allah bilir. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek tane, yaş ve kuru her şey Allah’ın ilmindedir.) [Enam 59]

(Allah size gaybı bildirmez, fakat dilediği resulüne bildirir.) [Âl-i İmran 179]

(Allah gayba kimseyi muttali kılmaz, ancak dilediği resul müstesnadır.) [Cin 26, 27]

(Kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah bilir.) [Lokman 34]

Gaybın en önemlilerinden biri de kalblerden geçen düşünceleri bilmektir. Allahü teâlânın kalblerden geçenleri bildiğine dair birçok âyet-i kerime vardır. Birkaçının meali şöyledir:
(İnsanı ben yarattım ve nefsinin kendisine fısıldadığını [ne düşündüğünü] bilirim. Ben ona şah damarından daha yakınım.) [Kaf 16]

(Allah onların kalblerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir.) [Neml 74]

(Elbette Allah kalblerin içindekini hakkıyla bilir.) [Âl-i İmran 119]

(Allahü teâlâ, kalblerinizde ne varsa hepsini bilir.) [Âl-i İmran 154]

(Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı. Hâlbuki Allah, onların kalblerinde gizlediklerini elbette bilir.) [Âl-i İmran 167]

(Onların kalblerinde olanı Allah bilir.) [Nisa 63]

(Allah kalblerde olanı bilir.) [Enfal 43, Zümer 7, Tegabün 4]

(Allah kalblerde olanı bilendir.) [Hud 5]

(Gizli veya açık konuşsanız da fark etmez; O, kalblerde olanı bilir. Yaratan hiç bilmez mi?) [Mülk 13, 14] (Bu âyetin tefsirinde bildirildiğine göre, müşrikler birbirine, “Aman yavaş konuşun, Muhammed’in tanrısı işitmesin” derlerdi. Çünkü Allahü teâlâ vahiyle onların bütün sırlarını, gizli konuşmalarını Resulullah’a bildirirdi, bu sırları meydana çıkınca, “Yavaş konuşalım” derlerdi. (Celaleyn, Medarik)

Demek ki mezhepsizler, bu kadar âyet-i kerimeyi inkâr edecek hâle gelmişlerdir. Kur’ana inanmadıkları hâlde, sanki inanıyormuş görünen reformistlerin bildirdikleri âyet-i kerimelerin mealleri şöyledir:
(Eğer siz [Uhud’da] bir yara almışsanız, [size düşman olan] o topluluk da [Bedir’de] benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürürüz [mağlubiyeti de, galibiyeti de biz veririz.] Allah, zulmedenleri sevmez.) [Âl-i İmran 140]

(Allah’ın, içinizden [ihlasla] cihad edenleri ve Allah’tan, Resulünden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer aramayanları ortaya çıkarmadan, sizi kendi hâlinize bırakacağını mı [Allah’ın bunları bilmediğini mi] sanıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.) [Tevbe 16]

Reformistlerin görüşleri, ateistlerin, (Tanrı her şeyi biliyorsa bizi niye imtihan ediyor? Demek ki her şeyi bilmiyor) demelerine benziyor. Yukarıda açıkladığımız gibi, Allahü teâlâ, imtihan etmeden de kullarının ne yapacağını, hangi günahları işleyeceğini elbette bilir. İmtihanı kendisi için yapmıyor, insanın ne yaptığını bizzat kendisinin görmesi için yapıyor. Melekler, yapılan işleri, tâbiri caizse videoya alıyorlar, böylece şahitler çoğalıyor. Yaptıklarını inkâr edecek durum kalmıyor. Mezhepsizlerin bildirdiği Âl-i İmran sûresinin 140. âyet-i kerimesinde de, gerçek müminlerin bizzat kendilerince ve diğer insanlarca da bilinmesi için, Allahü teâlâ savaşı bazen kazandırıyor, bazen kaybettiriyor.

Tevbe sûresinin 16. âyet-i kerimesinde, savaşa katılıp Allah için cihat edenlerle etmeyenlerin bizzat kendilerince ve diğer insanlarca da bilinmesi için savaşı emrediyor. Sonunda da, (Allah yaptıklarınızdan haberdardır) buyuruyor. Yani Allah sizin hâlinizi biliyor. Bu hâlinizi kendinizin ve diğer insanların da bilmesi için savaşa gitmenizi emrediyor. Mezhepsizlerin, hâşâ Allah bu durumları bilmediği için, bu durumları öğrenmek maksadıyla savaşı emrettiğini söylemeleri ne kadar çirkindir.

Gaybı, Allahü teâlâ peygamberlerden istediklerine bildirdiği gibi, evliya zatlardan da istediklerine bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Geçmiş ümmetler içinde vukuundan önce bazı gaybları haber veren keramet ehli zatlar var idi. Ümmetimden de Ömer onlardandır.) [Buharî, Müslim]

Hazret-i Ömer’inki gibi başka evliya zatlardan da birçok keramet görülmüştür. Kur’an-ı kerim bunu bildirmektedir. (Neml 38-40, Meryem 24, Âl-i İmran 37, Kehf 17,18)

Resulullah’ın “sallallahü aleyhi ve sellem” gaybdan haber verdiği birçok mucizeyi inkâr küfür olduğu gibi, âyet-i kerimelerle sabit olan evliya zatların kerametlerini de inkâr küfür olur. Hâşâ Allah için gaybı bilmez demek ise katmerli küfür olur.

Allah vereni sever


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Bizim dinimiz iyilik etmek, şefkat dinidir. Kur’an-ı kerimde, (Muhakkak ki Allah iyilik edenlere yardım eder, verenleri sever) buyuruluyor. Allah, verene verir. Vermek bir haslettir, huydur. İnsanlar genelde cimridir, vermeyi sevmez. Bu yüzden de dertten kurtulmaz, çünkü durgun su pislik tutar, mikrop kaynağı olur.

Peygamber efendimiz Medine’ye hicret edince, (Ey Eshabım, iki şeyi olan, birini versin, iki evi olan, birini versin, iki hurması olan, birini versin, bir hurması olan, yarısını versin!) buyurdu. Niye vermeyi çok teşvik ediyor? Çünkü bir gün canımızı vereceğiz. İnsan vermeye alışmazsa, en kıymetli varlığı olan canını nasıl verecek? Ölüm acısını en çok çeken, en zor can veren müminler, dünyada vermeye alışmayanlardır. Şimdiden kendimizi alıştıralım. Zamanımızdan, imkânlarımızdan Allah yolunda verelim, fakir fukaraya sadaka verelim. Kârlı çıkacağız. Yardımdan vazgeçmeyelim, yardım isteğimizi köreltmeyelim, yardıma muhtaç arkadaşlarımıza sahip çıkalım. Çünkü sadaka vermek belayı defeder. Ayrıca Peygamber efendimiz, (Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin!) buyuruyor. Yemek yedirelim, elbise, para verelim, güler yüz verelim, ziyaret edelim, kaynaşalım.

Yarın çok geç olur. Bugünü yaşıyoruz, an bu andır. Yarını düşünmek, yarına göre hesap yapmak, zaten felaketin başlangıcıdır. Ne garanti var elimizde? Belki son günümüzü yaşıyoruz, belki son namazımızı kılıyoruz, belki son nefeslerimizi veriyoruz.

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.

Âlem-i İslam’ın başına çöken kara bulutlar, felaketler, boşuna değildir. Kur’an-ı kerimin daha ilk başlangıcında, (İnfâk edin!) yani (Verin!) buyuruluyor. İnsanoğlu cimridir, egoisttir, sanki kendi mülküymüş gibi, her şeye mutlak sahip olmak gibi bir ahmaklık iddiasındadır. Hâlbuki mülk Allah’ındır. Bizim vücudumuz bize ait değil ki, mülk bizim olsun. Her gün binlerce insan ölüyor. Nerede kaldı onların malları, idealleri, imkânları? Hepsi bitti, hayâl oldu. Peki, onlar insan da biz değil miyiz? Biz insanız da, onlar insan değil mi? (Verdiğin senin malındır, alıp tükettiğin değil) hadis-i şerifini de düşünerek, elimizdekilerin bizde kalması için hayra sarf etmeliyiz.

Hâkimler hâkimi Allah


Sual: Kur’an-ı kerimde, (Eleysallâhü bi-ahkem-il hâkimîn = Allah hâkimler hâkimi değil mi?) diye bir âyet vardır. Türkçeye uygun olarak buna evet mi, hayır mı demek gerekir?
CEVAP
Allahü teâlâ, orada, (Allah hâkimler hâkimidir, öyle değil mi?) diye soruyor. Allah’ı tasdik etmemiz gerekir. Hayır dersek yanlış olur, Allah’ı tasdik etmemiş oluruz. Söze evetle, tasdik ederek başlamalı. (Evet, Allah hâkimler hâkimidir) demek Türk diline uygun olur.

Kâlu belâ sözünde de, durum aynıdır. Cenab-ı Hak, ruhları yarattığı zaman, (Elestü bi-rabbiküm?) buyurdu. Ruhlar da, (Belâ) diye cevap verdiler.

Elestü bi-rabbiküm, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) demektir. (Kâlu Belâ) ise, (Evet [Sen bizim Rabbimizsin] dediler) demektir.

Arapça dili zengin olduğu için iki tane (Evet) vardır. Olumsuz sorulara, olumlu cevap için (Belâ), olumlu sorulara olumlu cevap için (Neam) kullanılır. Türkçede bu zenginlik olmadığı için sadece Evet veya Hayır demekle maksat anlaşılmaz. Cümleyi tam söylemek gerekir. (Evet, sen bizim rabbimizsin), (Evet, sen hâkimler hâkimisin) cümlelerinde olduğu gibi tam söylenirse mesele kalmaz.

Allah için yapmak


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Kur’an-ı kerimde mealen, (Allah’ın dinine ihlâsla hizmet edene, Allah yardım eder) buyuruluyor. Peygamber efendimiz de buyuruyor ki:
(Kim, insanların kızacakları şeyde Allah’ın rızasını ararsa, Allahü teâlâ onu, insanlardan gelecek zarardan korur. Kim de, Allah’ın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, Allahü teâlâ onun işini insanlara bırakır.)

Meşhur bir tüccar, büyük bir zata, (Çok merak ediyorum. Yaptığınız her iş, bize göre yanlış, ama doğru netice alıyorsunuz. Şu anda bile, gelen adamlarınıza verdiğiniz talimatlar, ne ekonomiye, ne de ticarî usule sığıyor. Riskli, büyük işlere giriyorsunuz. “Bu bitti, battı” derken sonunda yine başarıyla çıkıyorsunuz. Bunun sırrı nedir?) diye sorar. O zat şöyle cevap verir:
Büyüklerimiz, (Soran Allah rızası için sorar, cevap veren Allah rızası için cevap verirse, verdiği cevap yanlış da olsa, Allahü teâlâ bu ihlâs sebebiyle, o işin neticesini düzeltir) buyuruyorlar. Bir işin başı değil, neticesi önemlidir. Hüküm sonuca göre verilir. Eğer işlerimizde zerre kadar kendi şahsımızı, menfaatimizi düşünürsek, o işten hayır gelmez, hepsi bozulur. Yapılan hareket, yanlış da olsa, sonucu neden doğru oluyor? Çünkü Cenab-ı Hak, Allah için yapılan işi, Allah için konuşulan sözü zayi etmez. Allah için iş göreni, utandırmaz, yanlış yapılsa da, düzeltir. Şuna inanmalı ki, eğer Allah’a gönül bağlayarak, insanlara faydalı olmak için yola çıkılmışsa, yapılan her yanlış iş, sonunda düzgün olur. Büyük hizmetler, büyük parayla değil, büyük inançla olur.

Tüccar, (Peki bu çalışanlar, size nasıl böyle sevgiyle bağlanıyorlar?) diye sorar. O zat, (Parayla sevda, bir araya gelmez. Parayı seveni insanlar sevemez. Çalışanların menfaatini her zaman kendi menfaatimizin üstünde gördük. Onların rahatlığını, saadetini, huzurunu, kendimizinkinden daha kıymetli bildik. Bu inançla yaşadık) diye cevap verir. Çünkü bütün geçimsizlikler, bütün kırgınlıklar, (Sen çok aldın, ben az aldım) diye menfaat çatışmasından kaynaklanır. Kendimizden başkasını görmezsek, onların menfaatini düşünmezsek, bizi nasıl sevebilirler?

Allah var demək yetər mi?


Sual: Bəziləri, bütün ömürlərini Allahın varlığını isbat etməklə keçirməkdə, (Əsl məqsəd iman olduğuna görə, Allahın varlığını isbat ilə məşğul olmaq, ibadətlə, fiqh elmi ilə məşğul olmaqdan daha yaxşıdır) deyərək, hər zaman, bitkilərin, insan və heyvanların anatomiyasını araşdırmaq surətiylə imanı qüvvətləndirmək lazım olduğunu söyləyirlər. Allaha inanan insan üçün davamlı bunlarla məşğul olmaq uyğundurmu?
CAVAB
Əsla uyğun deyil. Allaha inanan kimsənin, Allahın sifətlərini də bilməsi lazımdır. Bilməzsə və ya səhv bilsə, Allaha iman gətirmiş sayılmaz. Allahu təalaya sifətləri ilə inanan kimsənin, özünə lazım olan ibadət məlumatlarını öyrənməsi fərzdir. Fiqhi qoyub, Allahın varlığını isbat ilə məşğul olması çox səhvdir.

Fiqh elmi isə, nəqli əsas alan doğru bir elmihal kitabından öyrənilər. Bir Müsəlmanın, imanını əhli-sünnə etiqadına görə düzəltdikdən sonra, imanın gərəyi olan əməllərini elmihala uyğun yerinə yetirməsi lazımdır. Ayrıca imanını təhlükəyə salacaq iş və sözlərdən də uzaq dayanmalıdır. Çünki iman nə qədər qiymətli isə, zidd olan küfr də o qədər pisdir.

İman məlumatlarını izah edən kəlam elmini ağıl və nəql ilə isbat edəcək və sapıklara, dinsizlərə izah edəcək qədər oxumaq fərz-ı ayn olub, bundan çoxunu öyrənmək ancaq din alimlərinə lazımdır. Başqalarına caiz deyil. Başqaları bu elmlə məşğul olsa, batil yollara düşər, zındıq olar.

İslam alimləri buyurur ki:
Əhli-sünnə etiqadını yaxşı öyrənmədən əvvəl, elmi kəlam ilə məşğul olmanın zərəri bilinsəydi, kəlam elmi ilə məşğul olmaqdan, aslandan qaçar kimi kaçarlardı. (İmam-ı Şafi)

Kəlam elmi ilə məşğul olan həmişə şübhə içindədir. (İmam-ı Əhməd)

Rəsulullah, Fiqhi təşviq etdi. Kəlamı men etdi. (Hədiqə)

Fiqhi öyrənmək hər müsəlmana fərz-ı ayndır. (İbni Abidin)

Təsəvvüf sayəsində iman sağlamlaşar, şübhə gətirən təsirlərlə sarsılmaz. Ağıl ilə, dəlil və isbat ilə təsdiqlənən iman belə möhkəm olmaz. (İmam-ı Rəbbani)

İman məlumatlarını, ehtiyacdan çox öyrənmək caiz deyil, bidətlərin yayılmasına səbəb olar. (Hindiyyə)

Bir kimsə, Allaha, axirət gününə inansa, Peyğəmbərlərdən yalnız birinə inanmasa kafir olar. Çünki Allahu təala, özünə inanmaqdan başqa, bütün peyğəmbərlərə inanmaq lazım olduğunu bildirmişdir. Quran-ı Kərimdə tərcümə olaraq buyurulur ki:
(Onlar, sənə və səndən əvvəl göndərilən kitablara və peyğəmbərlərə və axirət gününə iman edərlər.) [Bəqərə 4]

Amentüdəki 6 əsasdan birini inkar edən kafir olar. Yalnız Allah var demək kafi deyil. Müsəlman olmayanların da Allah var deyənlər çoxdur. Mömin olmaları üçün bütün Peyğəmbərlərə inanmaları lazımdır. Yəhudilər və Xristianlar, Məhəmməd əleyhissalama iman gətirmədikləri üçün kafir oldular. Bir müsəlman da, Amentüdə bildirilən 6 əsasdan birini, məsələn qədəri inkar etsə, kafir olar, bütün yaxşı əməlləri yox olar. İman əsasları, Allahu təalanın qəti əmridir, olmazsa olmazlardandır. Səmimi olanlar, yəni ağıl, elm, insaf sahibləri üçün, Allahu təalanın əmrini, yəni iman əsaslarını qəbul etməkdən daha məqbul, bir şey yoxdur. Əksi, şeytanın, cahilliyin, inadın insanı küfrə apardığı batil bir yoldur.

Yalnız Allah var demək
Sual: Yalnız Allahın varlığını isbat etməyə çalışan insanlar və kitablar var. Kimiləri bu kitablardan başqa kitab oxumur. Yalnız Allah var demək və Allahın varlığını bilmək Müsəlman olmaq üçün kafi ola bilərmi?
CAVAB
Bir çox qeyri-müsəlman , kainata baxaraq bunun bir yaradıcısı olduğunu rahatca anlaya bilir, Allah vardır deyə bilir. Belə deməklə Müsəlman ola bilməz. Müsəlman olmaq üçün Amentüdə bildirilən altı əsasa inanmaq şərtdir. Birini belə qəbul etməyən Müsəlman ola bilməz. Həmişə Allahın varlığını isbat edən kitablar oxumaq, hikməti bilinməyən bəzi şeylərlə qarşılaşanda, bir şübhə hasil olmasına səbəb olar. Bu da insanı küfrə aparar. Bu işlərlə məşğul olan yazıçılar, (İslam düşüncəsi, ilahi şüur, Allahın fikiri) kimi küfr sözləri söyləməkdən çəkinməzlər, çünki bunlar, əqaid və fiqh bilməzlər. Küfrə düşmələri çox asan olar. Belə kitabları oxuyan da, hansı sözlərlə küfrə düşəcəyini bilməz. Onun üçün fiqh və əqaid məlumatını də öyrənmək şərtdir.

Allaha inanan, etiqadını Əhli-sünnəyə görə düzəltdikdən sonra, fiqhi yaxşı bilməlidir. Bilməzsə ibadətlərini səhv edər, ibadətləri puç getməklə qalmaz, bidət işlər. Səhvləri və bidətləri onu küfrə qədər sürüyə bilər.

Doğru Müsəlman olmaq üçün təsəvvüf elmini, əxlaq məlumatlarını öyrənmək də şərtdir. Fiqh elmindən xəbərsiz, əxlaq elmini bilməyən kimsə, etiqadı da Əhli-sünnəyə uyğun deyilsə, səhərdən axşama qədər, Allah vardır, birdir deyə bağırsa, 99 dəlillə Allahın varlığını isbat etsədə, heç qiyməti olmaz.

İbni Şakka adlı bir alim, Allahın varlığını ağılla isbata qalxardı. Ağla çox əhəmiyyət verərdi. Allahın varlığını, birliyini 99 dəlil ilə isbat edərdi. Zamanla ağlının götürmədiyi mövzular da çıxdı, şübhələri artıb, bocalamaya başladı. Nizamiyye Mədrəsəsində vəz edən Yusuf-i Həmədani həzrətlərinə bir şey soruşdu. O da (Otur, sənin sözündən küfr qoxusu gəlir) buyurdu. İstanbula elçi olaraq gedincə, xristian oldu. Xristian olduqdan sonra da, 100 dəlil ilə Allahın 3 olduğunu isbata cəhd etdi. (F. Hadisiyye)

Hal-hazırda Allahın varlığını müxtəlif dəlillərlə isbata qalxanlar, İbni Sakka’dan fərqsizdir. Xristianlığı haqq din bilirlər. Keşişləri təqva sahibi görürlər. Müsəlman olmayan təqva sahibi olarmı? Əhli-i kitabın hamısı kafirdir. Bir ayəti-kərimə tərcüməsi belədir:
(Əhl-i kitab [Yəhudi və Xristian] və ya müşrik olan bütün kafirlər, Cəhənnəmdə əbədi qalarlar.) [Beyyinə 6]