Etiket arşivi: Hac Görevi

Hac ibadetinin şartı olan zenginliğin belli bir ölçüsü var mı?

[sscb]

Soru:

Hac ibadetinin şartı olan zenginliğin ölçüsü nedir? İslamiyet kimlere zengin diyor?

Cevap:

Ömer Nasuhi Bilmen’in Büyük İslam İlmihali’nde haccın farz olmasının şartlarından olan zenginliği şöyle açıklanmıştır:
Hicaz’a gidip gelinceye kadar kendisinin ve aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan malların bulunması ile hac farz olmaz.
Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir.
Kendi durumuna uygun binek vasıta ve yolda yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t Tarika (yol azığına sahip bulunmak) denir.
Şöyle ki:
Hac için yol azığına ve binilecek vasıtaya gücü yeter olması şarttır. Bu kudretin hac aylarında veya herkesin bulunduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca yetecek kadar mala sahip olan kimsenin, diğer şartlara da sahip olması halinde, ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç kalmış olur.
Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacip olmuş sayılmaz.
Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac farz olmuş olmaz.
Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile hüküm aynıdır. Onun için hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde gerekmez.
Bununla beraber Mekke-i Mükerreme’ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki Müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir.
(İmam Malik’e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahip olmak şart değildir.)
Bu konuda Mekke’ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir Müslüman’a canı ve malı için bir tehlike yoksa hac farz olur.
Yurdunda ailesine bir nafaka bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helak olmaları korkusu olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz. 

Haccın edasının şartları nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac ibadetini yerine getirmek için gereken şartlar nelerdir?

Cevap:

Sağlıklı Olmak

Ebû Hanife ve Malik, sağlıklı olmayı hac yükümlüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden bunlara göre sağlıklı olmayan kimseler hac yapmakla mükellef değildir; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez.
Hanefî imamlardan Ebû Yusuf ve Muhammed ile Şâfî ve Hanbelî hukukçularına göre ise yükümlülük şartlarının gerçekleşmesi halinde, fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar arasında, genel olarak, körlük, kötürümlük ve hac yolculuğuna dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlılık durumları gösterilmiştir.

• Yol Güvenliği

Hanefî ve Hanbelî mezheplerinde fetvaya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması haccın edasının şartlarındandır. Mâlikî ve Şâfiler ise, istitâat (Tâkat getirmek. Kudreti ve gücü yeter olmak) kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük şartları arasında saymışlardır.

Ârızî Bir Engelin Bulunmaması

Tutukluluk veya yurt dışına çıkma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı engelleyen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda yükümlülüğü gerçekleşmez.

• Kadınlara Özel İki Şart

Haccın edasıyla doğrudan ilgisi bulunmamakla birlikte, kadınlara ilişkin başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, kadınların tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından kaynaklanan “yanlarında eşlerinin veya bir mahremlerinin bulunması” şartıdır. Hanefî mezhebine göre, haccedebilmek için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeyi kat etmek durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar.
Şâfi mezhebinde ise kat edilecek mesafeden ziyade yol emniyeti ve kadınların güvenliği esas alındığından koca veya başka bir mahremin bulunması şart koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup oluşturmaları yeterli görülmüştür. Bununla birlikte iki kadının hatta kendini güvenlik içinde hissediyorsa bir kadının (sadece) farz olan hac görevini yerine getirmek için tek başına yola çıkması caiz görülmüştür.
İkinci şart ise sadece boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin olup, “beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmaları” dır. Hanefî mezhebine göre eda şartı olan bu durum diğer mezheplere göre yükümlülük şartıdır.

• Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır

Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle ki:
Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe, hac ile yükümlü olmaz. Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz.
Onun için İslâm yurdunda bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder de, hac şartlarına sahip bulunursa, hac ile mükellef olur.

• Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır

Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse görevi için diğer şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.
Eda şartlarını taşıyan kimselerin bizzat hac yapmaları, bu şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda bedel (vekil) göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir. 

Hac kimlere farzdır? Haccın yükümlülük şartları nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac kimlere farz kılınmıştır? Kişiye haccın farz olması için hangi şartları taşıması gerekir?

Cevap:

Haccın yükümlülük şartları

Haccın ‘Haccetu’l-İslâm’ (farz hac) yerine geçmesi ise, beş şarta bağlıdır:
1. Müslüman olmak
2. Akıllı olmak
3. Bâliğ olmak
4. Hür olmak
5. Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

1. Müslüman olmak

Müslüman olmayan kimse her şeyden önce iman etmekle yükümlüdür. İman etmedikçe ibadetleri kabul olmaz. Çünkü iman, ibadetlerin makbul olmasının olmazsa olmaz şartıdır.
Müslüman olmayan bir kişi hac yaptıktan sonra müslüman olsa, yeniden hac yapması gerekir. Daha önce yapmış olduğu haccı geçerli olmaz.
“…Artık kim îmânı (Allah’ı ve İlâhî hükümleri) inkâr ederse, bu durumda şübhesiz ameli boşa gitmiştir ve o, âhirette zarara uğrayanlardandır.” (Maide, 5)

2. Akıllı olmak

İnsanın dini görevlerle sorumlu olabilmesi için akıllı olması gerekir. Aklı olmayan kişinin dini sorumluluğu da yoktur.
Peygamber Efendimiz (asm):
“Üç kişi sorumlu tutulmaz:
• Uyanıncaya kadar uyuyan,
• Bülûğa erinceye kadar çocuk ve aklı başına gelinceye kadar akıl hastası. (Ebu Davud)
• Zihinsel özürlü bir kimse hac yaptıktan sonra iyileşirse diğer şartları da taşıyorsa yeniden hac yapmakla sorumlu olur.” (Kâsânî)

3. Bülûğa ermiş olmak

Baliğ olmak ergenlik çağına girmiş olma halidir. Peygamberimiz (asm) büluğa erinceye kadar çocuktan sorumluluğun kaldırıldığını bildirmiştir.
“Bir insan çocukluğunda hac yapsa büluğa erdikten sonra imkânı olunca yeniden hac yapmakla yükümlü olur.” (Tirmizî)
Çocuğun yaptığı haccın sevabı anne-babaya yazılır.
Sahabeden Cabir İbni Abdullah (ra) bildirdiğine göre bir kadın çocuğunu Resulullah’a (asm) götürmüş ve:
“Ey Allah’ın Elçisi! Bu çocuk için hac var mıdır?”diye sormuş. Peygamberimiz (asm) de:
“Evet vardır. Sevabı senin olur.”buyurmuştur. (Semerkandî)
Hac için ihrama giren bir çocuk, Arafat vakfesinden önce büluğa erse ve bu ihram üzere haccını yapsa, Hanefi mezhebine göre bu hac nafile olur, Şafi mezhebine göre farz olan hac yerine gelmiş olur.

4. Özgür olmak

Özgür olmayan kimselere hac farz değildir. Özgür olmayan bir kimsenin yapacağı hac, nafile olur. Bir kimsenin hürriyetine kavuşması halinde diğer şartları da taşıyorsa yeniden hac yapması gerekir.
Tutuklu ve mahpus olanlara veya yurtdışına çıkma yasağı bulunanlara ya da hacca gitmelerine yetkililerce izin verilmeyenlere hac farz değildir. Çünkü bu halde iken hac yapmaya güçleri yetmez. (Semerkandî)
Ancak hapse girmeden veya yurt dışına çıkma yasağı konmadan önce hacca gitme imkânı bulmuş ise bu kimseye hac farz olmuştur. Kısıtlılık hali sona eren kimselerin hacca gitmeleri gerekir. Kısıtlılık hali sona ermeyeceği kesinleşen kimselerin yerine vekil göndermeleri veya vasiyet etmeleri gerekir.
Haccın farz olması için; müslüman olma, büluğa erme ve özgür olma şartları şu hadis-i şerife dayanmaktadır:
“Herhangi bir kul hac yapar sonra büluğa ererse yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir müşrik hac yapar sonra müslüman olursa yeniden hac yapması gerekir. Her hangi bir köle hac yapar, sonra özgürlüğüne kavuşturulursa yeniden hac yapması gerekir.” (Hâkim)

5. Ekonomik yönden imkân sahibi olmak

Ali İmran suresinin 97. ayetinde haccın gücü yetenlere farz olduğu bildirilmektedir.
“Yoluna gücü yetenlerin Allah’ın evi (Kâbe) ni hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah’ın bir Hakkı’dır.” (Ali İmran, 97)
Peygamberimiz “gücü yetmeyi” “azık ve binit” olarak izah etmiştir.
Bir sahabînin:
“Hac yapmayı farz kılan şey nedir?” şeklindeki sorusuna Peygamberimiz (asm):
“Azık ve binit.”olarak cevap vermiştir. (Tirmizî)
“Allah hiçbir insanı gücünün üstünde bir şey ile sorumlu tutmaz…” (Bakara, 286) 

Haccın edepleri nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri edepler nelerdir?

Cevap:

Hac yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri bir kısım edepler vardır. Başlıcaları şunlardır:
1) Tam helâl bir mal ile hac etmelidir. Çünkü helâl olmayan bir mal ile hac yapılması haramdır.
2) Yola çıkmadan önce, kul borçları varsa ödenmelidir.
3) Günahlardan tevbe etmeli, kazaya kalmış ibadetler varsa, onları kaza etmelidir.
4) Gösterişten, öğünüp böbürlenmekten, süs ve saltanattan sakınmalı, tevazu içinde olmalıdır.
5) Hac yolculuğu üzerinde bilgi ve tecrübe sahibi kimselerle istişare yapılmalıdır.
6) Kimlerle arkadaş olacağına, hangi yoldan ve hangi vasıtalarla yolculuk yapacağına dair “İstihare” yapmalıdır (İki rekât namaz kılarak Allah’dan hayırlısını istemelidir.)
7) Gerekirse kendisine yol gösterecek, yardımda bulunacak ve sabır tavsiye edecek iyi bir arkadaş edinmelidir.
8) Yolda arkadaşları ile ve diğer yolcularla çekişip dövüşmekten sakınmalıdır.
9) Düşmanları varsa, onları bağışmalaya ve anlayışla karşılamaya çalışmalıdır.
10) Hac yolculuğuna aybaşında perşembe günü veya pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.
11) Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşmalı ve onların dualarını dilemeli. Bunun için onları ziyarete gitmelidir. Onlar da kendisini hac dönüşünde karşılanmalıdır ki, bu da bir sünnettir.
12) Hacca giderken ve hacdan dönünce evinde iki rekât namaz kılmalı ve dua etmeli.
(Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen) 

Haccın müstakil farzları (şartları ve rükûnları) nelerdir?

[sscb]

Soru:

Haccın müstakil farzları (şartları ve rükûnları) nelerdir? Dört mezhebe göre haccın farzları nelerdir?

Cevap:

Hanefi mezhebine göre haccın farzları;

Hanefi mezhebine göre haccın farzları bir şart ve iki rükûndan ibarettir. Bunlardan ihrama girmek haccın şartı, Arafat’ta vakfe yapmak ve Kâbe’yi tavaf etmek ise haccın rükünleridir.

Şafî mezhebine göre haccın farzları;

Şafî mezhebine göre haccın farzları şunlardır:
1. İhrama girmek
2. Arafat’ta vakfe yapmak
3. Kâbe’de tavaf yapmak
4. Sa’y yapmak
5. Saçları tıraş etmek
6. Bu rükünlerin çoğu (en az dördü) arasında tertibe uymak
Bu farzlar haccın rükûnlarıdır.

Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre haccın farzları;

Maliki ve Hanbelî mezheplerine göre haccın farzları:
1. İhrama girmek
2. Arafat’ta vakfe yapmak
3. Kâbe’yi tavaf etmek
4. Sa’y yapmak
Bu farzlar, haccın rükûnlarıdır.
Rükûnlar, usulüne göre yapılmadıkça, ceza ve kefaret ödemekle ha sahih olmaz. Eksik kalan rüknün tamamlanması ve ya haccın kazası gerekir. (Diyanet İşleri Başkanlığı Hac İlmihali) 

Haccın hükmü nedir? Delilleri nelerdir?

[sscb]

Soru:

Haccın farz olduğunun delilleri nelerdir?

Cevap:

Haccın farziyyeti ve ispatı ayet ve hadislerle sabittir

Hac, müslümanların ittifakıyla farzdır. İslâm’ın rükûnlarından biridir. Müslümanlardan hiç kimse buna muhalefet etmemiştir. Delili ise Kur’an, Sünnet ve İcma’dır.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:
“Şüphesiz ki insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’deki mübarek ve âlemler için hidayet vesilesi olan Kâbe’dir Orada apaçık alâmetler vardır, İbrahim’in makamı vardır Kim oraya girerse emin olur Oraya (gitmeye) yol bulabilen kimseye Allah için Kâbe’yi ziyaret etmek farzdır Kim nankörlük eder (de imkânı olduğu halde haccetmez)se (bilsin ki) Allah âlemlerden müstağnidir.” (Âli İmran, 96–97) buyurmuştur.
“İnsanlar arsında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler.” (Hac, 22–27)
Hadis külliyatının hac bölümlerinde haccın farz oluşuna delalet eden birçok hadis vardır. Şu hadisler örnek olarak zikredilebilir:
“İslâm beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasûlü olduğuna şehadet etmek, Namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbe’yi haccetmek.” (Buharî)
“Bir gün Hazret-i Cebrail (as):
—Ey Muhammed İslam hakkında bana bilgi verir misin?”dedi. Hazret-i Peygamber (asm):
—Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyaret etmen (hac yapmandır)dir” diye cevap vermiş,
Bunun üzerine Cebrail (as):
—Doğru söyledin demiştir. (Müslim)
“Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz.” (Müslim)
Haccın farziyyetini inkar eden kimse kafir olur. Çünkü İslam’ın şartlarından olan hac ibadeti ayet ve hadislerle sabittir.

Hac farz-ı ayndır

İmkânı olan her müslümanın haccı bizzat kendisinin yapması farzdır. Cenaze namazı ve cihad gibi bir grup insanın görevini yapması ile diğer müslümanların üzerinden düşmez. (Semerkandî)
Bu konuda ittifak vardır, aksi görüş beyan eden yoktur.

Hac ömürde bir defa farzdır

Yukarıda belirtilen delillerle haccın farz olduğu açıkça anlaşılmaktadır Ömürde bir defa mı yoksa birden fazla mı yapılması gerektiğini Peygamber Efendimiz’in (asm) hadis-i şeriflerinden anlamaktayız.
Sahabeden Akra bin Habis (ra):
“Ey Allah’ın elçisi! Hac her yıl mı yoksa ömürde bir kere mi farz? diye sormuş, bunun üzerine Peygamberimiz (asm):
“Ömürde bir kere farzdır. Daha fazla yapan nafile hac yapmış olur.”cevabını vermiş kendisi de hac farz olduktan sonra bir defa hac yapmıştır. (Tirmizî)
Ebu Hureyre Hazretleri (ra) anlatıyor: “Bir gün Resulullah (asm) bize şöyle hitap etti:
“Ey insanlar, size hac farz kılınmıştır. Şu halde haccı eda ediniz!”
Cemaatte bulunan bir adam:
“Her sene mi, Ey Allah’ın Resulü?” diye sordu. Peygamberimiz (asm) sükût etti cevap vermedi. Sahabi sorusunu üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamberimiz (asm):
“Eğer evet deseydim her yıl hac yapmak farz olurdu, buna gücünüz yetmezdi.”cevabını verdi. (Müslim) 

Haccın sünnetleri nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac ibadetini yerine getirirken uygulanması gereken sünnetler nelerdir?

Cevap:

Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak. Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz kılmak. Bu namazın ilk rekâtında “Kâfirûn” suresinin ve ikinci rekâtında “İhlâs” suresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret örtüye bürünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta bir sesle üç defa Telbiye getirmek (“Lebbeykallahümme Lebbeyk” demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize (asm) çokça salât ve selâm okumak.
7) Mekke-i Mükerreme’ye girmek için yıkanmak ve gündüz vakti girmek, Kâbe’yi görünce dua etmek, Beytullah’ın önünde tekbir ve tehlilde bulunmak.
8) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke’ye girmeden Arafat’a çıkanlardan bu Kudüm tavafı düşer.
9) Mekke’de bulundukça zaman zaman nafile olarak tavaf etmek.
10) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin “Remel” yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resulullah Efendimiz (asm) kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekkelilere müslümanların kuvvet ve yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
11) Safa ile Merve arasında Sa’y ederken oradaki iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe “Hervele” denilir.
12) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından sonra Mekke’de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
13) Zilhicce’nin sekizinci günü, güneşin doğmasından sonra Mekke’den Mina’ya çıkmak ve o gece Mina’da kalmak. Mina Harem Bölgesindedir.
14) Zilhicce’nin dokuzuncu günü, güneşin doğuşundan sonra Mina’dan Arafat’a çıkmak.
Arafat’da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife’de bir müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı bilgiler verir.
15) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe okunmuş oluyor.
16) Güneşin batışından sonra Arafat’dan yavaş yavaş inmek. Müzdelife’ye varıldığı zaman gelip geçenlere engel olmamak için vadiden yüksekçe bulunup “Meş’ar-i Haram” denilen “Kuzah” tepesi yakınında konaklamak.
17) Bayram gecesi Müzdelife’de kalıp Bayram sabahı Mina’ya inmek. Nahr, (kurban kesme) günlerinde bütün yol eşyası ile beraber Mina’da kalmak.
18) Mina’da taşlar atılırken Mina’yı sağa ve Mekke’yi sola almak. Sırasıyla önce Cemre-i Ula’yi, sonra Cemre-i Vusta’yı, daha sonra Akabe Cemresini taşlamak ve bu son cemrede taşları aşağıdan yukarıya doğru atıvermek.
19) Taşlamaya ilk gün, güneşin doğması ile zevali arasında, diğer günlerde ise zeval ile güneşin batışı arasında başlamak.
20) Mina’dan Mekke’ye acele inmek. İsteyen kimse için Zilhicce’nin on ikinci günü güneşin batışından önce yola çıkmak. Güneşin batışına kadar beklemek günahtır.
21) Mina’dan Mekke’ye inerken Muhaseb ve Ebtah denilen düz bir yerde azıcık duraklamak.
22) Veda tavafından ve iki rekât namazdan sonra Zemzem suyundan, Kâbe’ye bakarak ayakta kana kana içmek ve bu mübarek sudan başa ve bedene dökünmek.
23) Hacer-i Esved ile Kâbe kapısı arasında bulunan Mültezem isimli yere göğsünü ve yüzünü koyup sürüvermek.
24) Kimseye zahmet vermeksizin Kâbe’nin örtülerine yapışıp duada bulunmak. Kâbe içine girmek mümkün olunca, tam bir edep ve hürmetle girip iki rekât namaz kılmak.
Kâbe’nin örtüsüne sarılmak, Mültezem’e sürünmek, Allah’ın rahmetine yakınlığın bir nişanıdır. Beytullah’a olan muhabbetin ve Yüce Allah’ın mağfiretini ısrarla istemenin ve Vacib Teâlâ Hazretlerine sığınmanın bir işaretidir.
25) Medine-i Münevvere’ye gidip Peygamber (asm) ziyaret etmek.
Haccın sünnetlerini terk eden faziletten mahrum kalır. Daha doğrusu günâh işlemiş olursa da, üzerine kurban kesmek gibi bir ceza gerekmez.
(Şafilere göre, Arefe gecesi Mina’da kalmak sünnettir. Teşrik (bayram) gecelerinde kalmak ise vaciptir.)
(Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen) 

Hac farizasının faziletleri nelerdir? Hacca gidenlere vadedilen müjdeler nelerdir?

[sscb]

Soru:

Hac ibadeti; Allah’ın (cc) insanlar üzerindeki bir hakkıdır

Cevap:

Nasıl ki; “Ana-babanın evladı, devletin de halkı üzerinde hakkı vardır” cümlesinden terk edilmez ve yerine getirilmesi gereken bir hak anlaşılır. Hac ibadeti de Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Bu hukuktan kaçılamaz, borç hükmündedir.
Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hak (cc) şöyle buyurmuştur:
“Onda apaçık alametler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren ise emniyette olur (ona dokunulmaz). Hem ona (oraya girmek için) bir yola gücü yeten kimsenin o evi ( Kâbe’yi ) hac etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, artık şüphe yok ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiç bir şeye muhtaç değildir.)” (Al-i İmran, 97)
Hac Allah katında çok faziletli bir ameldir
Bir sahabi:
“Ey Allah’ın elçisi! En faziletli amel hangisidir?” diye sordu. Hazreti Peygamber (asm):
“Allah’a imandır” buyurdu. Sahabi:
“Sonra hangisidir” diye sordu. Hazreti Peygamber (asm):
“Allah yolunda cihat etmektir” buyurdu. Sahabi:
“Sonra hangisidir” diye sordu. Hazreti peygamber (asm):
“Makbul bir hacdır” buyurdu. (Müslim)
Hazreti Peygamber (asm)’e gelerek:
“Amellerin hangisi daha faziletlidir?” diye sorulunca:
“Bir olan Allah’a iman, sonra cihad, sonra makbul olan hac, işte bunlar güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasındaki mesafe kadar, diğer amellere üstün olur” buyurdu. (Tergib ve Terhib)

Kabul görmüş haccın karşılığı cennetten başkası değildir

“Kabul görmüş haccın karşılığı cennetten başkası değildir.” (Cem’ul Fevaid)
“Bir umre diğer umreye kadar ikisi arasında geçen hatalara kefarettir. İsyandan ve noksanlıktan uzak olarak makbul olan haccın karşılığı ise ancak cennettir.” (Buharî ve Müslim)
Ümmü Seleme (ra) anlatıyor:
“Resulullah (asm) buyurdular ki:
“Kim, hac veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrama girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vacip olur.” (Kütüb-i Sitte)

En faziletli cihad kabul görmüş hacdır

“Bir kere farz olan haccı yapmak, yirmi kere Allah yolunda savaş etmekten daha sevaptır.”
Bir adam Hazreti Peygambere (asm) gelerek:
“Ben korkak ve zayıfım. Bu nedenle cihad edemiyorum” dedi.
Bunun üzerine Hazreti Peygamber (asm):
“Silahsız cihada gel. Haccedersen cihad sevabı alırsın.” buyurdu. (Tergib ve Terhib)
Hz Aişe der ki (ra):
“Ya Resulallah! Cihadı en faziletli amel sayıyoruz. Peki, bizlerde cihad etsek olmaz mı?” diye sorduğumda:
Resulallah (asm) şöyle buyurdu:
“En faziletli cihad kabul görmüş hacdır.” (Cem’ul Fevaid)
Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulallah (asm) buyurdular ki:
“Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı Hac ve Umre’dir.” (Buhari)
“Yaşlının, zayıfın, kadının cihadı hac ve umredir.” (Tergib ve Terhib)

Hacı doğduğu günkü gibi günahsız olur

“Hac ile umre yapınız. Şüphesiz ki bu ikisi ateş körüğünün demir, altın ve gümüşün pas ve kirini giderdiği gibi günahları giderir.” (Tergib ve Terhib)
“Cenab-ı Hak hac vazifesini yapmakta olan kullarını kastederek:
“Ey meleklerim! Kullarımı (buralara kadar), getiren nedir?” buyurur. Melekler de:
“Rızanı ve cenneti istiyorlar.” cevabını verirler.
Allah-ü Teâlâ buyurur ki:
“Ben zatımı ve bütün yarattıklarımı şahit tutuyorum ki, onları yargıladım. Ne kadar çok olursa olsun; dehrin günleri, çölün kumlan kadar çok olsa bile, onların günahlarım bağışladım” buyurur. (Tergib ve Terhib)
“Hac, suyun kirleri temizlediği gibi, günahları yok eder.” (Taberani)
“Arafat’ta vakfeye durup da günahlarının affedilmediğini zanneden, büyük günaha girmiş olur.” (Hatib)
“Kabul olan bir hac, geçmiş günahları yok eder.” (Beyhâkî)
“Haccedip, kötü söz söylemeyen ve doğruluktan ayrılmayan, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.” (Buharî)
“Hacılar Arafat’ta durunca, Allah-ü Teâlâ buyurur ki:
“Saçları dağınık, toz ve toprak içinde olan kullarıma bakın! Şahit olun ki, onların günahları, yağmur damlaları ve kum taneleri kadar da olsa, affettim.” (İbni Hibban)
“Bir Müslüman Allah yollunda mücahit olmak ve ihrama girerek yahut telbiye getirerek hacı olmak amacıyla yola çıkarsa mutlaka güneş günahlarıyla beraber batar. Güneşle günahları da batar ve günahlarından temizlenmiş olur.” (Taberanî)
“Hacı, ehlinden ayrılıp da 3 gün yol gidince, doğduğu günkü gibi günahsız olur.” (Ebu Davud)
“Bir hacı ile karşılaşınca, ona selam ver, onunla müsafeha et, eve girmeden önce, senin için dua, istiğfar etmesini iste; çünkü hacı, mağfiret olmuş kimsedir.” (Taberani)
İbnu Abbas (ra) anlatıyor: Resulullah (asm) buyurdular ki:
“Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur.” (Tirmizî)
Buradaki tavaftan maksat, şavtlar olmayıp, elli tam tavaftır.
Ümmü Seleme (ra) anlatıyor: Resulullah (asm) buyurdular ki:
“Kim, Hacc veya umre için Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a (kadar) ihrama girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vacip olur.” (Ebu Dâvud, Menâsik )
“Bazı günahlara sadece Arafat dağında vakfeye durmak bile kefaret olur.” (İhya-u Ulum’id-Din)
Hacının dua ettiği kimsenin de günahları affedilir
“Hacının ve onun dua ettiği kimsenin günahları affolur.” (Bezzar)
“Ya Rabbi, hacının ve onun affolması için dua ettiği kimsenin günahlarını affet!” (Hakîm)
Hacı yakınlarından 400 kişiye şefaat eder
“Hacı, yakınlarından dört yüz kişiye şefaat eder ve anasından doğduğu gündeki gibi günahlarından kurtulur.” (Bezzar)
“Hacı, yakınlarından 400 kişiye şefaat eder.” (Ramuz)
Hac fakirliği yok eder
“Kul malını Allah için hac etmekte sarf eder, feda ederse Allah da onun maddi sıkıntılarını izale eder.”
Cabir b. Abdullah (ra) Resulullah’tan (asm) şu sözünü nakleder:
“Hacceden asla imar olmaz. Cabir’e “İmar ne demek” diye sorulduğunda Cabir (ra) fakirleşmek diye cevap verdi.” (El Mu’cemet’ul Evsat)
“Hac ve umre fakirliği ve günahları yok ederler.” (Cem’ul Fevaid)
“Hacı, fakirleşmez.” (Bezzar)
“Hacceden zenginleşir.” (Hakîm)
“Hac edin ki muhtaç olmayasınız.” (Taberani-Şir’a)
“Hac zenginliğe, zina fakirliğe sebep olur.” (Taberani-Şir’a)
Hac yolunda sarf ettiği mala bire 700 sevap verilir
“Hacı, Allah yolundadır. Hac yolunda sarf ettiği mal için bire 700 sevap alır.” (Taberânî)
“Hac için harcanan mala, Allah yolunda harcanan mala verildiği gibi yedi yüz misli sevap verilir.” (Beyhâkî)
Hazret-i Aişe (ra) umredeyken Hazreti Peygamber (asm) kendisine:
“Senin mükâfatın, yorgunluğun ve harcadığın para miktarıncadır” dedi. (Tergib ve Terhib 3/569)

Hacca giderken ölene kıyamete kadar hac sevabı verilir


Hac yapmayan hacı olamaz, ancak niyetine göre çok sevap alır. Çünkü hac yapmak niyetiyle yola çıkmıştır. Hadis-i şerifte:
“Bir iyilik yapmaya azmedip de yapamayan kimse, o iyiliği yapmış gibi sevap alır” buyruluyor.
Hacca giderken orada ölmekten korkmamalıdır. Hatta hac yolunda ölmeyi ganimet bilmelidir. Hadis-i şerifte buyruldu ki:
“Hacca giderken veya gelirken ölenin geçmiş günahları af olur. O kimse hesaba çekilmeden azap görmeden Cennete girer.” (İsfehani)
“Hacca giderken yolda ölene, kıyamete kadar hac, cihada giderken de ölene, kıyamete kadar cihad sevabı yazılır.” (Ebu Ya’la)
“Mekke’ye giderken ve oradan dönerken ölene, ahirette terazi kurulmaz, hesaba çekilmez ve günahları affedilir.” (İsfehani)

Hacılar Allah’ın misafirleridir


Allah Adem’i cennetten indirince “Ben seninle birlikte bir ev indireceğim. Arşımın etrafında tavaf edildiği gibi onun etrafında tavaf edilecek ve arşımın yanında namaz kılındığı gibi onun yanında namaz kılınacaktır.” buyurdu. (Teberânî)
“Hacceden kimseler, Allah’ın (kullan arasından seçtiği) heyetleridir. Allah onları davet etti, onlar da (Emr-i İlâhî’ye) icabet ettiler. Onlar Allah’tan isteyince Allah da isteklerini verir.” (Tergib ve Terhib)
Ebu Zer’den (ra) şöyle Resulullah’ın (asm) şöyle buyurduğu rivayet edildi. Davud (as):
“Ey Allah’ım! Kulların seni evlerinde ziyaret ettiklerinde ne ihsanda bulunacaksın? deyince, Allahu Teala (cc):
“Her ziyaretçinin ziyaret edilen üzerinde bir hakkı vardır ya Davud! Onların bendeki hakkı da dünyada onlara afiyet vermem ve ahirette kendileriyle karşılaşınca bağışlamamdır.” buyurdu. (Tergib ve Terhib)
“Hac ve umre niyetiyle (Mekke’ye) gidenler, Allah’ı (cc) halkı ve ziyaretçileridirler. Eğer onlar, Allah’tan isterlerse Allah kendilerine istediklerini verir. Eğer dua ederlerse, dualarını kabul eder. Eğer şefaatte bulunurlarsa şefaatleri kabul olunur. (İhya’u Ulum’id-Din)

Hac mevsimi, Allah’ın cehennemden en çok kul azat ettiği günlerdir


Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu:
“Allah’ın cehennemden en çok kul azat ettiği gün, Arefe günüdür.” (Müslim, Nesâî, İbni Mâce)

Hac Müslümanları Yahudi ve Hıristiyanlardan ayıran farktır

“İslam’da gücü yettiği halde hacca gitmemek olmaz.” (Ebû Davud)
“Her kim kendisini Beytullah’a ulaştırabilecek bir azığa ve bineğe sahip olur da haccetmezse Yahudi ve Hıristiyan olarak ölmesi arasında hiçbir fark yoktur.” (Cem’ul Fevaid)
“Her kim, kendisini haccetmekten alıkoyan belli bir ihtiyaç, zalim bir yönetici ve ya kendisini yerinde tutacak bir hastalık olmaksızın haccetmeden ölürse ister Yahudi olarak ölsün, isterse Hıristiyan.” (Dârimî)

Hac İblis’i ağlatır

Mukarriblerden biri şöyle anlatır:
“Arafat’ta İblis bana bir insan suretinde göründü. Bir de ne göreyim, cismi gayet zayıf, rengi soluk, gözü yaşlı ve beli büküktü. Kendisine sordum:
“Ey İblis seni ağlatan nedir?”
“Ticari niyeti olmaksızın hacılar Mevlalarına doğru çıkıp gidiyorlar. Onların Mevla’ya yönelmelerinden, Mevla’nın da onları mahrum etmeyeceğinden korkarım. Bu durum beni mahzun edip ağlatmaktadır.” dedi. (İhya’u Ulum’id-Din)

Hac seyahat sıhhatini verir

“Yolculuk edin ki sıhhate kavuşasınız.” (Taberani-Şir’a) 

Hacca ait yasaklar kaç kısımdır?

[sscb]

Soru:

Hac ve Umre’de yasak olan davranışların çeşitleri nelerdir? İşlendiği takdirde ne yapılması gerekmektedir?

Cevap:

Hac veya Umre için ihrama girmiş olanların din yönünden yapması yasak olan şeylere “Cinayet’ül-Hac: Hac Yasakları” denir. Burada kasıt, yanılma, hataya düşme ve unutma birdir.
(Şafiîlerce hata ve unutma cezası bağışlanmıştır.)
Hac ve Umre’ye ait yasaklar (cinayetler) şu beş kısma ayrılır:

Yapılmalarından dolayı yalnız birer dem (koyun veya keçi) kurban edilmesi gereken cinayetler:

Bülûğ çağına ermiş olup da ihrama girmiş bulunan bir kimsenin bir uzvuna (organına) tamamen veya bir uzvu miktarı olacak şekilde değişik yerlerine hoş kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en az dörtte birini traş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını kesmesi, haccın vaciblerinden birini (mikatta ihrama girmeyi) terk etmesi, cünüp veya hayız olarak kudüm veya veda tavafı yapması veya abdestsiz olarak ziyaret tavafında bulunması gibi…
Kıran haccında bu yasaklardan biri yapılırsa, iki ihramın hürmetini korumak için iki kurban (dem) gerekir.
Böyle irade ile yapılmalarından dolayı kurban kesilmesi gereken şeylerden biri, bir zaruret ve illet sebebiyle yapılsa, bu işi yapan serbest kalır; dilerse Harem’de bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar, dilerse altı fakire birer fitre miktarı sadaka verir. Bu sadakanın Mekke fakirlerine verilmesi daha faziletlidir. Verilecek bu sadakada temlik (mal sahibi etmek) caiz olduğu gibi, ibahe (ikram suretiyle yemek yedirme) de caizdir. İmam Muhammed’e göre ibahe caiz değildir.

Yapılmasından dolayı Bedene (deve veya sığır) kurban edilmesi gereken cinayetler:

Bunlar, Arafat’ta vakfeden sonra daha traş olmadan veya saçları kısaltmadan önce kurulan cinsel ilişki ile ziyaret tavafını cünüp, hayız veya nifas hallerinde yapmaktan ibarettir. Bununla beraber herhangi bir tavaf, taharet haline yeniden yapılırsa cezası düşer.
Arafat’da vakfeden sonra saçları traştan veya kısaltmadan önce, bir mecliste cinsel ilişki tekrarlansa, yalnız bir Bedene (deve veya sığır) gerekir. Meclis değişecek olsa, birinci ilişkiden dolayı bir Bedene (deve veya sığır), diğerlerini için de dem (koyun) gerekir. Çünkü birinci ilişkide tavafa noksanlık gelmiştir. Böyle noksan bir tavaf için de “Dem” yeterli olur. Fakat traş olduktan sonra veya saçları kısalttıktan sonra, ziyaret tavafının tamamından veya ilk dört şavtından önce ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kesmek yeterli olur.
Buna göre, ziyaret tavafının tamamından veya dört şavtından sonra kurulacak ilişki ile ceza olarak ne bedene ne de dem gerekir.

Her birinin yapılmasından dolayı yarım sa’ (bir fitre miktarı) beş yüz yirmi dirhem sadaka verilmesi gereken cinayetler:

Bunlar, ihramda bulunan bir kimsenin uzuvlarından (organlarından) birinin az bir kısmına hoş kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli elbise giymesi veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını traş etmesi, yalnız bir tırnağını kesmesi, başkasını traş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi, abdestsiz olarak Kudüm tavafı veya Veda tavafı yapması gibi şeylerdir.
Tedavi için hoş kokulu şey kullanılması, ceza gerektirirse de, zeytinyağı gibi bir yağ kullanılması ceza gerektirmez.
Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir; çünkü bunda büyüme hali kalmamıştır.

• Her birinin yapılmasından dolayı bir fitre miktarından, yarım sa’dan (beş yüz yirmi dirhem buğdaydan) az bir sadaka verilmesi gereken cinayetler (yasaklar):

Bunlar, ihramda bulunan kimsenin çekirge öldürmesi, kendi üzerinde bulunan biti öldürmesi veya onu yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için onu göstermesi gibi işlerdir.
İhramda iken bunlardan birini yapan kimse, dilediği bir miktar sadaka verir.
Öldürülen bitler üçten çok ise, bir fitre miktarı sadaka verilir. Yolda görülen bir biti öldürme
yasak değildir, bunun için cezası yoktur. Çünkü bu, aslında eziyet veren bir hayvan olduğundan öldürülmesi caizdir.
İhramda bulunan kimse, ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan ve mütevazı bir hal içinde ihtiyacını Yüce Allah’a arz etmesi gerektiğinden üste başa düzen verilmemesi biri kulluk ve ihtiyaç nişanının bir ifadesi olur.

Her birinin yapılmasından dolayı bedel değer ödemek (Zıman) gereken yasaklar (cinayetler)dir:

Bunlar da ihramda bulunanın av hayvanlarını öldürmesinden veya Harem Bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesip koparmasından ibarettir. Bunun için İhramda olan kimse (muhrim), gerek Harem Bölgesinde ve gerek Harem dışında hiçbir kara hayvanını öldüremez ve öldürülmesi için de onu başkasına gösteremez.
Yine, ihramda olan bir kimse, Harem bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesemez. Bunları yapınca, kıymetlerini öder.
Şöyle ki:
Öldürülen hayvan eti yenmeyen hayvanlardan ise, onun cezası bir koyun veya keçi kurban etmekten ziyade olmaz. Fakat eti yenilir hayvanlardan ise, öldürüldüğü yerdeki kıymeti, iki adalet sahibi kimse tarafından belirlenerek tamamen sadaka verilir. Eğer bu kıymet bir fitre miktarından az ise, buna karşılık bir gün oruç tutmak da yeterlidir.
Bununla beraber kıymeti bir kurban değerine eşitse, yasağı işleyen serbesttir. Dilerse bu kıymet karşılığında fakirlere dağıtılmak üzere fitre miktarı buğday, arpa ve hurma alır. Dilerse her fitre miktarı karşılığında birer gün oruç tutar. Bu oruç değişik zamanlarda da tutulabilir.
Öldürülen hayvan av için öğretilmiş doğan ve köpek gibi bir hayvan ise, sahibine öğretilmiş olduğuna göre kıymeti ödenir. Ayrıca öğretilmemiş olduğuna göre de fakirlere kıymeti sadaka olarak verilir.
Ağaçlara ve otlara gelince, bunlara kendiliğinden bitmiş olup kimseye ait değilse, Harem Bölgesinin hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir. Fakat bir kimsenin mülküne ait ise, birer kıymetlerini de sahiplerine vermek gerekir.
Harem Bölgesindeki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse caizdir.
Bundan dolayı ceza gerekmez.