Etiket arşivi: hersey ogren

Zemzem’in sırrı çözülemiyor!

Yüzyıllardır Müslümanlar için önemli bir değere sahip olan ve kaynağı bulunamayan suyun denizden 80 kilometre uzakta olmasına ve çevresinde başka hiçbir kuyu olmamasına rağmen yıllardır kurumaması, araştırmacıları şaşkına çeviriyor.

Sadece 1.5 metre derinliğindeki kuyudan hac mevsiminde milyonlarca hacı tüm su ihtiyacını karşılarken, su seviyesinde de hiçbir azalma olmuyorAçlığı gidermek için içenin açlığını, susuzluğunu gidermek için içenin de susuzluğunu gideren suyun esrarı bilim adamları tarafından inceleniyor. Avrupa’da laboratuarlarda yapılan araştırmalarda, zemzem suyunun çok az kükürt içerdiği tespit edildi.

Amerika’da yapılan test sonuçlarına göre ise zemzem, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su olma özelliği taşıyor. WHO tarafından da zemzem, dünyanın en içilebilir ve sağlıklı sularından biri olarak açıkladı. Fakat diğer sulara göre çok daha besleyici ve mineral barındıran suyun kaynağı ise halen araştırma konusu.
Bilimadamlarının üzerinde çalışmalar yaptıgı suyun esrarı hala çözülemedi.

ZEMZEMİN TARİHÇESİ

Hz. İbrahim (a.s.), Cenab-ı Hakkın emri üzerine hanımı Hacer validemizi ve henüz süt emmekte olan oğlu Hz. İsmail’i bugünkü Zemzem kuyusunun bulunduğu yere bıraktı. O tarihte Mekke’de hiçbir insan yaşamıyordu. İçecek su da yoktu. Hz. İbrahim, hanımı ve oğlu için biraz hurma ve bir miktar da su bırakarak oradan ayrıldı. Yiyecek ve içeceğin bulunmadığı bu ıssız yerde kalmak Hz. Hacer’e çok zor geldi. Ancak, kendilerini oraya bırakmasını Hz. İbrahim’e Cenab-ı Hak emrettiğine göre düşünmek yersizdi. Çünkü, rızkı veren Allah elbette kendilerinin durumunu da görüyordu.

Bir müddet sonra Hz. İbrahim’in bıraktığı su bitti. Hz. İsmail ağlamaya, su istemeye başladı. Annesi ne yapacağını şaşırdı. Süt yok ki emzirsin, su yok ki içirsin. Hz. İsmail’in ağlamalarına daha fazla dayanamadı. Safa Tepesine çıktı. Birini görebilmek ümidiyle sağa sola baktı. Kimseyi göremeyince de Safa ile Merve arasında koşmaya başladı. Yedinci defa Merve’ye çıktığında bir ses işitti. Zemzem Kuyusunun yanında Hz. Cebrail’i gördü. Cebrail (a.s.) kanadıyla (bir rivayette ayağıyla) yeri kazıyordu. Nihayet su göründü. Hz. Hacer buna çok sevindi. Suyun aktığını görünce, “Dur, dur” manasında “Zem zem” dedi ve su akmasın diye önünü kesti, havuz gibi yaptı. Bir taraftan da testisini dolduruyordu. Suyu aldıkça yerinde kaynıyordu. Testisi dolduktan sonra sudan içti ve Hz. İsmail’i emzirmeye başladı. Bu arada Cebrail (a.s.), Hacer’e hitaben:

“Sakın, ‘Helak oluruz, zarara uğrarız’ diye korkmayın. İşte şurası Beytullah’ın (Kabe’nin) yeridir. O beyti şu çocukla babası yapacaktır. Muhakkak ki, Cenab-ı Hak o işin ehlini zayi etmez” dedi.(1)

İşte, Zemzem Kuyusunun ortaya çıkması bu şekilde oldu. Hz. Hacer suyun önünü kesmeseydi ve onu kendi halinde bıraksaydı, bu su bir ırmak olacaktı. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bu hakikati şöyle beyan buyurur:

“Allah, İsmail’in annesi Hacer’e rahmet etsin. O, Zemzem’i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.” (2)

Zemzem, çok mübarek ve gıdalı bir sudur. Hz. Hacer ve Hz. İsmail, uzun müddet yemek yemeden bu suyla idare ettiler. Bir hadiste Peygamber Efendimiz Zemzem’in bu hususiyetine işaret etmiştir.(3)

Bir diğer hadiste de “Zemzem ne niyetle içilirse ona şifa olacağı” buyurulmuştur.(4)

Zemzemin ayakta içilmesi meselesine gelince:

İbni Abbas’tan (r.a.) gelen bir rivayette, Peygamberimizin, Zemzem suyunu ayakta olduğu halde içtiği rivayet edilir. İbni Abbas şöyle der: “Ben Resulullaha (a.s.m.) Zemzem ikram ettim, ayakta içti.”(5)

Bilindiği üzere Peygamberimiz bir hadislerinde ayakta su içmeyi yasaklamıştır.(6) Bu itibarla, hadis alimleri bu farklı rivayetleri birleştirmişlerdir. Sahih-i Müslim Şarihi Nevevi, bu iki farklı hadis hakkında şöyle der:

“Bu hadislerdeki yasaklama tenzihen mekruh şeklindedir. Ayakta su içmenin caiz olduğunu beyan içindir.” İmam Suyuti Hazretleri de, Peygamberimizin (a.s.m.), Zemzemi ayakta içmesini şöyle izah eder:

“Resul-i Ekremin (a.s.m.) Zemzemi ayakta içmesi, ayakta su içmenin caizliğini açıklama manasındadır.” Hanefi alimleri, İbni Abbas’ın rivayet ettiği hadise dayanarak Zemzemi ayakta içmenin müstehaplığına hükmetmişlerdir.

İŞTE ZEMZEM’İN BİLİM DÜNYASINI ŞAŞKINA ÇEVİREN ÖZELLİKLERİ
Zemzem Cennet pınarlarındandır.
Cenab-ı Hakkın İbrahim (a.s.)´a ikram ettiği bir nimettir.
Harem-i Şerif´deki Ayat-ı Beyyinat´dandır.
Hacıların muşahede ettikleri en büyük nimet ve menfaatlerdendir.
Yeryüzündeki en hayırlı sudur.
Hususiyle humma (sıtma)’ya şifadır.
Cibril-i Emin vasıtasıyla zuhur etmiştir.
Dünya devam ettiği müddetçe bu vasfı devam edecektir.
Yeryüzünde en mukaddes topraktan kaynayan sudur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)´in kalb-i şerifinin defalarca yıkandığı sudur.
Rasulullah Efendimizin mübarek tükürüğü ile bereketlenen sudur.
Açları doyuran sudur.
Her derde devadır.
Baş ağrısını giderir.
Gözün görmesini ziyadeleştirir.
Ne niyetle içilirse ona devadır.
Ona bakmak ibadettir
Ondan içmek günahlara keffarettir.
Kaburgalarını gerdirinceye kadar içmek iman alameti ve nifaktan kurtulmaktır.
Misafire önce ikram edilir. Küçük çocuklara ikram etmek sünnettir.
Misafirlere ikram edilecek en güzel hediyedir.
Mekke’yi Mükerreme´den diğer beldelere taşınması sünnettir.
İçilmesi sünnettir.
Onunla abdest almak sünnettir.
İçmekte büyük sevap vardır.
Ne kadar içilir ve ne kadar taşınırsa taşınsın bitmez.
Bedene kuvvet verir.

KURU TEMİZLEME NASIL YAPILIYOR?

KURU TEMİZLEME NASIL YAPILIYOR?Kuru temizlemede suyun yerine bir petrol ürünü kullanılır. İnsanlarda ıslaklık, suyla temas anlamında algılandığından bu işleme kuru temizleme denilmektedir. Aslında olay kuru ortamda yapılmamaktadır.

Joly Belin adında bir Fransız, kazara giysisinin üzerine kerosen dökmüş ve bunun giysisinin üzerindeki lekeyi temizlediğini hayretle görmüştü. Bu işin üzerine giderek 1840′lı yıllarda Paris’te ilk kuru temizleme işletmesini açmıştı.

Başlangıçta kuru temizlemede çözücü madde olarak gaz veya kerosen kullanılıyordu. Günümüzde ise hemen hemen tüm dünyada ‘perkloroetilen’ veya kısaca ‘perk’ diye tanımlanan bir çözücü kullanılmaktadır.

Elbiseler, kuru temizleyicide su yerine bu çözücü ile yıkanır. Çözücü buharlaşmasın, havayı kirletmesin ve tekrar kullanılabilsin diye her seferinde bir yerde toplanır. Bu şekilde temizlenen giysiler, ütülenince yeni gibi dururlar.

Kuru temizleme yapılan giysileri eve getirdiğinizde, beraberinde baş ağrısı ve mide bulantısı riskini de getirdiğinizi unutmayın. Kuru temizlemede kullanılan bu ‘perk’ isimli madde çok toksik olup, vücudumuzun önemli organları ve sinir sistemimiz üzerinde zararlı etkileri vardır.

Not: Resimli ‘Bilgi Hazinesi’ yazısının üzerine tıkladığınızda, bu başlık altında derlenen tüm bilgilere ulaşabilirsiniz..

TSK,145-160 Terörist öldürüldü, 100 yaralı var


TSK, sınır ötesi harekatta 145-160 PKK’lının öldürüldüğünü, yaralı terörist sayısını ise 100 olarak açıkladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyi ve Kandil Dağı bölgesine icra edilen hava harekatında etkisiz hale getirilen terörist sayısının 145-160, yaralı terörist sayısının ise 100’den fazla olduğunun öğrenildiğini bildirdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak’ın kuzeyi ve Kandil Dağı bölgesine icra edilen hava harekatında 25-28 Ağustos 2011 tarihlerinde Zap ve Gara bölgelerinde tespit edilen bölücü terör örgütüne ait hedeflerin 21 sorti ile etkili olarak vurulduğunu bildird

İşte Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yapılan o açıklama:

1. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, 17-22 Ağustos 2001 tarihleri arasında Irak’ın Kuzeyi ve Kandil Dağı bölgesine icra edilen hava harekatının ve ateşle taarruzların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmıştır.

2. 23-24 Ağustos 2011 tarihlerinde yapılan keşif ve hedef analizi sonuçlarına istinaden, Türk Hava Kuvvetleri uçakları tarafından, 25-28 Ağustos 2011 tarihlerinde Zap ve Gara bölgelerinde tespit edilen bölücü terör örgütüne ait hedefler 21 sorti ile etkili olarak vurulmuştur.

3. 25-28 Ağustos 2011 tarihleri arasında icra edilen hava harekatı ile koordineli olarak ateş üslerinde konuşlu topçu birliklerince 38 hedef yoğun olarak ateş altına alınmıştır.

4. Hava harekatı ve topçu atışlarında, bölücü terör örgütüne ait olduğu kesin olarak teyit edilen hedefler seçilmiştir. Genelkurmay Başkanlığınca daha önce de açıklandığı gibi, bölgedeki sivil halkın olumsuz etkilenmemesi için gerekli hassasiyet gösterilmiştir.

5. Devam eden hasar ve zayiat tespiti kapsamında, çeşitli kaynaklardan elde edilen ilave bilgilerden, 17-22 Ağustos 2011 tarihlerindeki harekatta 90-100 olarak bildirilen etkisiz hale getirilen terörist sayısının, 145-160 olduğu, yaralı terörist sayısının ise 100’den fazla olduğu öğrenilmiştir.

6. Ayrıca bu süreçte yurt içindeki terörist yuvaları da havadan ve karadan ateş altına alınmıştır.

7. Harekatın sonuçlarına ait kesin değerlendirmeler kamuoyu ile paylaşılmaya devam edilecektir. Bu bakımdan bilgi ve belgelere dayanmayan, ayrıca Genelkurmay Başkanlığınca teyit edilmeyen haberlere itibar edilmemesi önem arz etmektedir.

8. Bölücü terör örgütünün faaliyetleri Irak’ın kuzeyi ve yurt içinde yakından izlenecek, hava ve kara operasyonlarına kararlılıkla devam edilecektir.

DOKUNMATİK EKRANLAR NASIL ÇALIŞIR ?

PARMAKLA DOKUNDUĞUMUZDA EKRAN ÜZERİNDEN BİRÇOK İŞLEMİ NASIL YAPABİLİYORUZ..

Aslında bu sorunun kısa ve basit cevabı şudur ki, özel olarak hazırlanan ve hassas katmanlardan oluşan bu ekranlar vücudunuzun ürettiği ve parmak uçlarınıza iletilen elektriği alglar.. Yani siz telefonunuzu veya tablet bilgisayarınızı veya herhangi bir dokunmatik ekranlı cihazı parmak uçlarınızdaki elektrikle çalıştırıyorsunuz…

Ekranın en üst katmanı bizim gözle göremediğimiz özel rezistans içerir, bu alan anahtarlıdır, yani kodlanmıştır ve parmak dokunuşlarını belirli sinyallere çevirerek şifreler halinde cihazın işlemcisine iletir, işlemci ise bu şifreleri çözerek hemen komutlar oluuşturur ve neticede siz ekranda görmek istediğinizi görür veya bir metin oluşturursunuz.

Elektronik cihazlar dokunmatik ekranda kişinin girdisini belirlemek için birçok farklı yol kullanırlar. Birçoğu sensor ve devreler kullanarak ekranın bir noktasındaki değişiklikleri kontrol eder. iPhone gibi birçok cihaz elektrik akımındaki değişiklikleri gözler. Bazı cihazlar ise ekran yüzeyinden gelen dalga yansımalarını kontrol eder. Bu dalgalar kızılötesi ışınlar olabildiği gibi ses sinyalleri de olabilmektedir.

Dokunmatik ekrandaki temel prensip oldukça basittir. Parmağınızı veya özel kalemi ekrana dokundurduğunuzda cihazın gözleyebileceği bir değişiklik olur. Ses veya ışık dalgalarına dayalı sistemlerde parmağın fiziksel olarak yansıttığı veya engellediği dalgalara bakılır. Kapasitif dokunmatik ekranlarda ise elektriksel şarjı tutabilmek için kapasitif malzeme kullanılır. Dokunulan alandaki elektriksel şarj değişimi algılanır. Rezistif ekranlarda ise parmaklarla uygulanan basınç iletken ve rezistif katmanları birbirine dokundurur. Böylece değişen devre direncine bağlı olarak algılama yapılmış olur.

Aslında bu sistem vücudumuzun çalışma prensibine de çok benziyor. Çünkü siz soğuğu veya sıcağı, müziği veya bir tadı nasıl algılıyorsunuz ? Beyninizin içine hiçbirinin aslı girmiyor.. Beyninizin içine ulaşan eletrik sinyallerdir. Derinizin, dilinizin, kulak ve burnumuzun heryerinde sensörlerimiz var, bunların uçlarında beyinle bağlantısı olan binlerce sinir ucu hücresi. İşte bunların görevi tam da budur, dıştan elektrik sinyalini özel kodlarla beyne iletmek. Beynimiz de tıpkı işlemci gibi, bu kodları çözerek bizim içimizde algılara çevirir..

Bu sayede, görür, tadarız, duyarızve hayattan lezzet alırız…

—————-
“De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?” [Yunus Suresi, 31-32.ayetleri]

KENDİ KENDİNİN DOKTORU OLAN KÖPEK BALIKLARI

Kanlarındaki Antikorlarla Hastalıkları Önleyen Köpekbalıkları!!Avustralyalı bilim adamları, köpek balıklarının kanında bulunan antikorların kanserle mücadelede önemli bir rol oynayabileceğini açıklamışlardır. Araştırmacılar, hücrelerin hastalığın yayılmasını geciktirdiğine ilişkin güçlü işaretler olduğunu belirtmişlerdir.

Araştırmacılara göre, köpek balıklarının kanda hastalıklarla mücadele eden farklı antikorları vardır ve bunlar belli kanser hücrelerinin büyümesini engellemektedir. Köpek balıklarının çok güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmalarının ve nadiren enfeksiyon kapmalarının nedeni de yine bu antikorlardır. Ayrıca bilim adamları, köpek balığı antikorlarının sıtma proteinlerine tutunarak alyuvarlara sıçramasını önlediğini tespit etmişler ve köpek balığı hücrelerinin iltihaplı romatizma için de çözüm olabileceğini belirtmişlerdir.

Bu canlıların özel kimyasal işlemler yaparak, hastalıklara karşı önlemler alması Allah’ın yarattığı güzelliklerden biridir. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:
-*************
“Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur…” (Bakara Suresi, 29)

Kalpteki Jeneratör Nedir?

Bir kasın çalışması için beyinden ya da omurilikten gelecek bir emre ihtiyaç vardır. Bu emir gerçekte sinir sistemi yoluyla iletilen bir elektrik sinyalidir. Kalbin yapısı tamamen kas dokusundan oluştuğu için, dakikada yaklaşık 70 kez atan kalbe dakikada 70 defa elektriksel uyarı yapılması gerekmektedir. Ancak, bütün sinirsel bağlantıları kesilen ve vücudun dışına çıkartılan bir kalp bir süre daha atmaya devam eder. Bu durum akla, “bu kasılma emirlerinin nereden geldiği” sorusunu getirecektir. Söz konusu durumu inceleyen bilim adamları çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Kalbin içinde kendi elektriğini kendi üreten bir jeneratör bulunmaktaydı. İnsan vücudundaki et parçalarından bir tanesi olan kalpte bulunan ve yine etten yapılmış bir jeneratör…

Kalp yalnızca mikro bir jeneratör değil, birbiri içine geçmiş birçok bağlantıya sahip, programlı ve sistemli bir elektronik devreler bütünü sayesinde çalışmaktadır. Bu elektronik kontrol ve yönetim sistemi, böbreklerden beyne, atardamarlardan hormonal bezlere kadar birçok etkenle işbirliği içindedir.

Kalbin kendi senkronizasyonunu kendi ayarlama özelliği vardır. Yan yana bulunan kalp hücrelerinde hangisinin kasılma ve gevşeme ritmi daha yüksekse diğerini kontrol altına alır. Bu senkronizasyon bozulursa, bir hücre kasılırken diğeri gevşerse, gerektiği gibi bir pompalama olmaz. Bunun sonucunda da kısa bir zaman içinde kalp durur ve bu durum saniyeler içerisinde ölüme neden olur.
Kısacası kalp, sürekli enerji üreten, kanı koordine eden, Allah’tan aldığı ilham ile kendi kendine kasılıp gevşeyen, kendi düzenini kendisi ayarlayabilen hem akıllı, hem de planlama, hesap yapma, tedbir alma ve hızlı hareket etme özelliklerine sahip özel hücrelerden oluşmuştur.
*************
Rabbinin Yüce ismini tesbih et, ki O, yarattı, ‘bir düzen içinde biçim verdi’, takdir etti, böylece yol gösterdi. (A’la Suresi, 1-3)

Alzheimer ve Parkinson Araştırmalarında Yeni Bulgular Var!

<<<Alzheimer ve Parkinson Araştırmalarında Yeni Bulgular>>>

Geçtiğimiz dönemlerde de insan ömründe nisbi olarak bir artış yaşanmış, ancak hiçbir dönemde 21. yüzyılda olduğu gibi gözle görülür bir artış olmamıştır. Yapılan araştırmalar insan ömrünün bu yüzyılda %50 oranında arttığını, 100 yaşını geçen insanların sayısının önümüzdeki yıllarda çok daha fazla olacağını ortaya koymuştur. Nitekim yaşanan tüm gelişmeler Peygamber Efendimiz (sav)’in 1400 yıl önce hadislerinde haber verdiği bu gerçeği doğrulamaktadır. Bunlardan biri de Alzheimer ve Parkinson hastalıkları konusunda yapılan araştırmalarda elde edilen bulgulardır.

>*< Bilim adamları, Alzheimer teşhisinde önemli gelişmeye imza atarak ilk kez bir kişide Alzheimer bulunduğunu gösteren bir dizi proteini tanımladılar.
New York’taki Cornell Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, 68 Alzheimer hastasındaki 2000 protein incelendi ve bunların 23’ünün Alzheimer hastalığına işaret ettiği tespit edildi. Bu buluş sayesinde hastalığa erken teşhis konabileceği kaydedildi.

>*< Daily Mail’deki habere göre, bilim adamları solucanlarda, oksijen azken bile hücreleri canlı tutan ve Alzheimer gibi hastalıkların sebebi olduğu düşünülen zehirli proteinleri bertaraf eden HIF adı verilen bir proteinin varlığını keşfetti.

Solucanların bu sayede sadece yüzde 30 daha uzun süre yaşamakla kalmayıp, hücrelerinin alzheimer ve parkinson gibi hastalıklarla bağlantılı olan tahrip edici proteinlere karşı daha dayanıklı olduğu görüldü.

>*< Bir grup bilim adamı laboratuar koşullarında sağlıklı beyin hücreleri yetiştirmeyi başardılar.
Proceedings of the National Academy of Sciences’ta yayınlanan araştırmanın sonuçları Parkinson, Alzheimer ve Sara hastalıklarında uygulanan tedavi metotlarını tamamen değiştirebilecek nitelikte. Şimdilik deney fare hücresinin üzerinde başarıyla gerçekleştirildi. Ancak yakında aynı deneyin insan dokularının üzerinde gerçekleştirilmesi düşünülüyor.

!!!!! Sinir hücreleri iş başında yakalandı

İsviçreli bilim adamları, yaşayan sinir hücrelerinin (nöron) çalışmasını gerçek zamanda ve üç boyutlu olarak görüntülemeyi başardı.

Bilim adamları görüntülemede, 683 nanometre sabit dalga uzunluğu bulunan lazer kullandı. İki kola ayrılan lazer ışınlarının yarısı, görüntülenecek örneğe yöneltildi. Diğer yarısı ise karşılaştırma için kullanıldı.

Magistretti, hücrede bir hareket olduğunda farklı kırılan ışın yardımıyla elde edilen görüntülerin, bugüne kadar bir hücreden alınan görüntülerden 50 kat keskin olduğunu belirtti. Özellikle mekânsal derinlik konusunda yöntemin üstün olduğunu ifade eden Magistretti, 10 nanometrelik (1 nanometre=milimetrenin milyonda biri) yükseklik farklarının bile çok net göründüğünü vurguladı. Magistretti, kullanılan kameraya göre saniyede 1000’e kadar kare elde edilebileceğini bildirdi.

Magistretti, kolay, hücre kültürlerinde kullanılabilecek ve oldukça hassas olan bu yöntemin alzheimer ve parkinson gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde kullanılacak yeni ilaçların geliştirilmesinde önemli rol oynayabileceğini kaydetti.
“Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz Allah bilendir, herşeye güç yetirendir.” (Nahl Suresi, 70)

TEK BÖBREKLE OLUR AMA KARACİĞERSİZ ASLA

İnsan uzun süre bir böbrek ve bir akciğerle, midesiz, dalaksız yaşayabilir, ama karaciğersiz bir dakika bile yaşayamaz.

Karaciğer, yediğimiz yiyeceklerin vücut tarafından kullanılabilir hale gelmesini sağlar. Bunu yaparken, sindirim sisteminden gelen kan içindeki karmaşık molekülleri parçalayarak kullanılabilir veya depolanabilir moleküller haline getirir. Daha sonra faydalı olanları tekrar kan yoluyla diğer hücrelere gönderir. Zararlı olanları ise, birkaç işlemden geçirerek böbreklere yollar ve oradan da süzülerek üre halinde vücuttan atılmalarını sağlar.

Karaciğerin asıl görevi kan yoluyla aldığı besin maddelerini işlemek olduğu için, yapısının kanı muhafaza etmeye uygun olması gereklidir. Nitekim karaciğer de süngerimsi bir yapıya sahiptir. Hatta insan vücudundaki toplam kanın 800-900 gramı, her zaman karaciğer tarafından emilmiş durumdadır. Bu nedenle ağırlaşan organın vücut içindeki özel konumu da, diğer organlara zarar vermeyeceği ve görevlerini yapabileceği şekilde ayarlanmıştır.

Bilgisayar mühendisleri, son yıllarda enerjiyi değerlendirme açısından en başarılı organ olarak karaciğeri model almaya başladılar. Bunun en önemli nedeni ise karaciğerin aynı anda birçok işlemi kusursuz bir şekilde yerine getirebiliyor olmasıdır. Karaciğer insan vücudunun genel düzeni ile ilgili yaklaşık 500 tane fonksiyona sahiptir.

1.5-2 kg ağırlığındaki bir “et kütlesi”nin, kan yoluyla tüm besin maddelerini işlenmemiş olarak alıp; çeşitli kimyasal tepkimelerden geçirerek, vücudun diğer hücrelerine faydalı olacağını bildiği yapıtaşlarına dönüştürmesi başlıbaşına bir yaratılış mucizesidir.

>>> KARACİĞER ÖZEL OLARAK TASARLANMIŞTIR:

Yaşamımız için son derece önem taşıyan kanı, vücudun en uç noktalarına yorulmadan taşıyan, kılcal damarlardır. Karaciğerdeki kılcal damar çeperleri ise diğer kılcal damarlardan farklı bir yapıya sahiptir. Karaciğer kılcalları koruyucu bir tabaka olan “bazal tabaka”dan yoksundurlar. Fakat bu bilinçli bir “yoksunluk”tur. Diğer organlarda “bazal tabaka” bulunurken, karaciğerdeki kılcal damarlarda bu oluşumun bulunmaması sayesinde, damarlardan gelen kan, hemen bir sünger gibi emilip karaciğer hücrelerinde işlenerek vücuda oldukça hızlı ve eksiksiz olarak iletilir. Karaciğer, görevine uygun bu yapı sayesinde kanı rahatlıkla dokularına alıp işleyebilir.

Bu şekilde ürettiği birçok proteini de kan plazmasına boşaltabilir ve ömrünü tamamlamış kanda dolaşan yaşlı alyuvarları bünyesine alıp yok edebilir. Bu “bazal tabaka” yapısının karaciğerdeki kılcal damarlarda bulunmamasının önemi şu şekilde özetlenebilir:

Suyun yumuşak bir toprak zeminden iç kısımlara süzülmesi, üstünde kil benzeri sert bir tabaka bulunan topraktan geçmesinden daha kolaydır. Çiftçiler bitkilerin dibindeki toprağın su geçirgenliğini artırmak için toprağı sık sık çapalarlar. Çapalanmayan bitkilerin yağan yağmurlardan faydalanması sınırlı olur. Bitki köklerine minerallerin ve suyun rahatlıkla ulaşabilmesi için toprağın geçirgen bir yapıya sahip olması gereklidir. Aynı durumu karaciğer için düşünürsek; bazal tabakası bulunmayan ve bu sayede daha geçirgen olan karaciğer kılcal damarları, kanı karaciğer hücrelerine çarçabuk ulaştırırlar.

Karaciğer bulunduğu yerden vücudumuzdaki dolaşım, sindirim, boşaltım sistemleri gibi farklı bölümlerde gerçekleşen faaliyetlerin tümünden haberdardır. Örneğin sindirim sistemine giren yağların çözülemeyeceğini önceden bilir ve bu yağların parçalanması ve sindirilmesi için gerekecek kimyasal maddeyi laboratuvarında üretir.

Bu madde safra salgısıdır. Karaciğer ürettiği bu maddeyi hemen salıvermez ve depolar. Daha sonra aldığı emirle, safra salgısını tam gerekli olduğu anda yağlı besinlerin üzerine gönderir.Karaciğer hücrelerinin yetenekleri bunlarla sınırlı değildir. Bu organdaki sürekli faaliyetler sonucunda ortaya bazı atıklar çıkar. Bunların ortadan kaldırılması karaciğerin görevlerini yürütmesi için gereklidir. Sinüslerin yüzeyinde bulunan “Kupffer hücreleri” işte bu görevi yapmaktadır. “Kupffer hücreleri”, asıl olarak kanda bulunan zararlı maddeleri “fagositoz” denilen içine alma ve sindirme yöntemiyle yutar. Bu hücrelerde zararlı veya yararlı maddelerin ayrımı isabetli bir şekide yapılarak, tehlike ortadan kaldırılmış olur. Eğer kan yoluyla karaciğere gelen zararlı maddeler Kupffer hücrelerince fark edilip ortadan kaldırılmasaydı ne olurdu?

Vücutta sürekli olarak birçok hastalık ortaya çıkar ve bağışıklık sisteminin tamamı sürekli olarak seferberlik ilan ederdi. Bu da bizim kendimizi sürekli hasta ve yorgun hissetmemize neden olurdu.

Ama karaciğerdeki bu özel sistem sayesinde vücuttaki koskoca bir ordu alarma geçmemekte, sınırda bulunan bu polis güçleri zararlı maddeleri ortadan kaldırmaktadır. İnsan sağlığı için alınmış olan bu tedbir yaratılış detaylarımızda Allah tarafından var edilen kısımlardan yalnızca bir tanesidir.

————-
“Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi sarıp-kuşattığını bilip-öğrenmeniz için.” [65-Talak Suresi, 12.ayet]

İNSANLARIN İÇİNDEKİ İYİLİĞİ ÖLDÜRME !

Bir zamanlar bir köyde bir ağa yaşıyormuş. Bir de özgürlüğüne çok düşkün cesur bir delikanlı. Bu delikanlının öyle bir atı varmış ki dillere destanmış. Bütün yarışlarda, ağanın atları dahil bütün atları geride bırakıyormuş. Ağa sürekli olarak bu ata sahip olmak istiyormuş. Fakat delikanlı bir türlü satmaya yanaşmıyormuş. Ağa, bu atın hasretiyle günden güne eriyormuş.

Ağa’nın en zeki adamlarından biri ağaya:
“Ağam kendini üzme, akşama o atı ahırda bil” demiş.

Delikanlının her akşam köye döndüğü yolun kenarına yüzü koyu uzanmış ve delikanlı yaklaşınca da:
“Ah… karnım… ölüyorum!” diye inlemeye başlamış.

Delikanlı atından indiği gibi adamın yanına gitmiş, onu usulca yerden kaldırarak atına bindirmiş. Sarsılmasın diye de kendisi atın yularından iple tutarak yürümeye başlamış. Birkaç dakika sonra hilekâr adam, atın ipini yularından çözmüş ve at hızla uzaklaşmaya başlamış.

Atının ipleri elinde kalan delikanlı, giden atlıya bağırmış:
“Bir dakika bekle, bir şey söyleyeceğim. Sakın atı bu şekilde elde ettiğini kimseye söyleme!”

Adam gülerek :
“Neden? Enayi olduğun ortaya çıkmasın diye mi?” demiş.

Delikanlı üzgün bir şekilde devam etmiş:
“Hayır, onunla ilgisi yok. Fakat sen bu olayı herkese anlatırsan, bir daha hiç kimse yol kenarında rahatsızlanan ve gerçekten yardıma ihtiyacı olan insanlara durarak yardım etmez. Bu insan senin kardeşin bile olsa. Yani sen bu olayı anlatarak insanların içinde olan iyilik yapma arzusunu yok edebilirsin.”

Bu sözlerden bir hayli etkilenen at hırsızı, özür dileyerek atı geri getirmiş ve:
“Asıl sen bu olaydan hiç kimseye bahsetme, ne olur” demiş…


Bu hikayenin şehir versiyonlarını da çokça yaşıyoruz bugün. Arabası bozuldu, hastalandı, kaza geçirdi hatta insanların duygularını öyle akıl almaz yöntemlerle kullananar var ki, yolun ortasına bebek görünümlüpaketler bırakanlar vb… Bu yöntemlerle arabaları kaçıranlar, soyanlar, darp edenler…

Yani bu tür olaylar yüzünden gerçekten de insanların içinde iyilik, güven, yardımseverlik gibi duygular zarar görür oldu.. Bunlara karşı vereceğimiz en iyi savaş yine iyiliğin kendisini hem içimizde, hem etrafımızda korumak olacaktır…

—————
“Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azabtan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.” [2-Bakara Suresi, 96.ayet]

“Ve hatırlayın, demiştik ki: “Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken ‘dileğimiz bağışlanmadır’ deyin; (biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız.” [2-Bakara Suresi, 58.ayet]