Etiket arşivi: ilgili ayetler

Oruç açarken


Sual: Orucu hangi gıda ile açmak gerekir?
CEVAP
Sünnet olan hurmayla, su veya sütle açmaktır. Bunlar da yoksa meyve veya sebzeyle açılabilir. Mesela zeytinle açılır. Ateşte pişmiş şeyle, mesela ekmekle, çayla, çorbayla açmamalı. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(İftarı hurmayla açın, zira o berekettir. Şayet hurma bulamazsa suyla iftar edin, çünkü o temizleyicidir.)
[İ. Mace]

Bu konudaki diğer hadis-i şeriflerden üçü de şöyledir:
(Peygamber efendimiz, taze hurmayla iftar ederdi. Taze hurma yoksa kuru hurmayla, o da yoksa suyla iftar ederdi.) [Tirmizî]

(Peygamber efendimiz iftarını sütle de açardı.) [Dâre Kutnî]

(Peygamber efendimiz, üç hurmayla veya ateş dokunmamış bir şeyle iftar ederdi.) [Ebu Ya’la]

İftar vakti dua
Sual:
İftar açmadan önce dua etmek uygun mudur?
CEVAP
Çok iyi olur. İftardan önce yapılan dua kabul olur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Oruçlunun iftar vaktinde geri çevrilmeyen [kabul edilen] bir duası vardır.) [İ. Mace]

(Oruçlunun duası reddedilmez.) [Tirmizi]

Şöyle dua etmek iyi olur: Euzü ve Besmele çekilip, (Allahümme yâ vâsi’al-magfireh, igfirlî ve li-vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil-mü’minîne vel mü’minât yevme yekûmülhisâb) denir. . Manası şöyledir:
(Ey mağfireti çok geniş olan Allah’ım! Kıyamet günü hesaba çekilirken, beni, ana babamı, hocamı, erkek ve kadın bütün müminleri affet!)

Emîr Sultan hazretleri için


Âşıklar durup feryat ederken,
Dertliler gelsin dermanı buldum.
Âh vah içinde akıp giderken,
Canın içinde cananı buldum.

Akar gözümden yaş yerine kan,
Zerre görünmez gözüme cihan,
Deryayı içip, kandırmaz iken,
Âşık kandıran ummanı buldum.

Erenler gelmiş, verip alırlar.
Cümle evliya, divan dururlar,
Âşıklar dosta yakın olurlar,
Hakk’ın mahbubu sultanı buldum.

Açık dükkânlar kurulmuş pazar,
Canlar satılık tellallar gezer,
Durmuş ümmetin beratın yazar,
Cevahir dolu dükkânı buldum.

Âşıklar meydan edip gezermiş.
Herkes maksudu neyse yazarmış,
Emîr Sultan ne güzel pazarmış,
Hakk’a açılan divanı buldum.

Yıkma Arş-ı Rahman’ı!


Müslüman kalb mi yıkar?
Boyna la’net mi takar?
Gıybet günahı yakar.

İncitme hiçbir canı!
Yıkma Arş-ı Rahman’ı!

Öğren haram helâli!
Büyük bunun vebali!
Terk eyle kîl-u-kâli!

İncitme hiçbir canı!
Yıkma Arş-ı Rahman’ı!

Dünya seni terk eder,
Varlığın elden gider,
Yanına kalır keder.

İncitme hiçbir canı!
Yıkma Arş-ı Rahman’ı!

Alvarlı Lütfi Efe

Aynaya bakmalı


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
En rahat, en huzurlu mümin, kendisiyle hesaplaşandır, başkasıyla değil. Maalesef hep başkasına baktığımız için, kendimizi göremiyoruz. Halbuki bize, kendimizi görebilmemiz için ayna veriyorlar. İşte o aynaya bakıp kendimizi görmemiz gerekir. O ayna, imam-ı Rabbani hazretleri gibi büyüklerimizin eserleridir. Dolayısıyla o aynaya bakıp, kendisini tanıyanlar kurtulacaktır. Yusuf aleyhisselam Cennet güzeli, insan güzeliydi. Çok sevdiği bir arkadaşı onun ziyaretine geldi. O da ona takılıp sordu:
-Hiç hediyen yok mu?
-Olmaz mı, size lâyık bir hediyeyi aradım ve en sonunda buldum.
-Neymiş o?
-Bir ayna.
-Bu ayna ne işe yarar?
-Güzelliğinizi biz görüyoruz, biliyoruz, ama kendiniz bilmiyorsunuz. Biz yanıyoruz, siz yanmıyorsunuz…

Büyüklerin bizim getireceğimiz hediyeye ihtiyacı yok, ama hediye sevgiyi arttırır. Unutmayalım ki, Peygamber efendimiz de bizden hediye bekliyor, Allahü teâlâ da bizden hediye bekliyor. Sakın onları ihmal etmeyelim. Biz Resulullaha ne kadar salevât getirirsek, verdiğimiz hediyeden dolayı, O da o kadar bizden çok memnun olur. Beş vakit namazı kılarsak, Allahü teâlâ da bizden hoşnut olur. Allahü teâlânın kullarından beklediği beş vakit namazdır. Namazını kılmayan Cenab-ı Hakk’a hediye vermemiş oluyor demektir. Nefes alıp veriyorsak, namaz kılmak zorundayız. Eğer nefes alıp vermiyorsak, namaz sâkıt oldu demektir.

Biri bir hocaya gelmiş, namazı kılamayacağıma dair bana bir fetva verirsen sana yüz altın vereceğim demiş. Hoca, (Olur, sana bir değil beş fetva vereyim) demiş. (Bunların hangisini yapabilirsen, namaz senden sâkıt olur: 1- Hayvan olursan, 2- Deli olursan, 3- Bebek olursan, 4- Allah muhafaza, mürted olursan, 5- Ölürsen, namaz senden sâkıt olur. Bunların hiçbirine namaz farz olmaz) diye sıralayınca, adam, (Hocam, bunlar bana yaramadı) der ve namazını kılmaya gider.

Velhâsıl mümin, mümin olarak yaşadığı müddetçe namazını kılacaktır. İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri, vefat hâlindeyken doğrulup, hemen buraya toplanın, son sözümü söyleyeceğim diyor. Toplandıklarında, (Sakın namazı ihmal etmeyin. İster talebem olsun, ister akrabam olsun, ister seyyid olsun, namazını kılmayana ceza var) dedikten sonra, kelime-i şehâdet getirip vefat ediyor.

Kusurlu da olsa namaz inşallah kabul olur. Biz yeter ki Allah’a yönelelim. Onun yolunda olalım. Her halükârda kılmaya çalışalım. Namaz kılmak esastır. Kabul oldu mu, olmadı mı diye, Allahü teâlâ ile pazarlık yapmak durumunda değiliz. Kulun görevi emredileni yapmaktır. Kabul edip etmemek, Allahü teâlânın bileceği iştir.

Sevgi ve menfaat


Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Dinimizde bir kimseyi kendine bağlamak veya büyük bir zata bağlanmak, iple, parayla, mevki ile değil, sevgi ile olur. Hadis-i şerifte, (El mer’ü mea men ehabbe) buyuruluyor. Dünyada kim kimi severse, ahirette onunla beraber olacak demektir. Sevgi ile bağlananları kimse koparamaz. Menfaatle bağlananlar her an kopabilir.

Cehennem, yedi tabakadır. Her birinin azabı üstündekinden daha şiddetlidir. En üst tabaka, en hafifi olduğu halde, ateşi, dünya ateşinden yetmiş kat daha şiddetlidir. Burada, günahkâr Müslümanlar azap görür. Diğer katlardakilerin hepsi sonsuz yanacaktır. İkinci katta Tevrat’ı bozanlar, üçüncü katta İncil’i bozanlar, dördüncü katta güneşe, yıldızlara tapanlar, beşinci katta ateşe, ineğe tapanlar, altıncı katta ateistler, yedinci katta mürtedler ve münafıklar. Bu son tabaka, en şiddetli azap olunan yerdir.

Allah korusun, bırakın ateşte yanmayı, sonsuz olarak insanı bir odaya kilitleseler orada çıldırır. Zaten insan, sadece şu “sonsuz” kelimesini ne demek diye bir düşünse, eli ayağı titrer, yiyip içemez. Sonsuz, yani sonu yok, ister hapiste ol, ister ateşte ol. Sonu yok. Mahcup ve mahzun bir vaziyette, Allahü teâlânın yardımına çok muhtacız. Seyyid Abdullah-i Dehlevi hazretleri buyuruyor ki:
(Bir gün bu ateş beni sardı, her tarafımı korku kapladı. Yâ Rabbi, sen muhafaza eyle, bilerek veya bilmeyerek, yanlışlıkla ben bir hata işlemişsem, ya orayı hak etmişsem, adaletinle beni oraya gönderirsen…) derken Peygamber efendimiz tecessüm etti ve şöyle bir müjde verdi:
(Kimin kalbinde benim sevgim varsa, benim ismim varsa, korkmasın. O kalb ve o vücut yanmaz, benim olduğum yeri ateş yakmaz.)

Peygamber efendimizin elini sürdüğü mendil bile yanmıyor, ya Onun sevgisi bulunan kalb yanar mı? Günde hiç olmazsa, 100 salevât-ı şerîfe getirmeli ki, bir irtibat kurulsun.

Mübarek bir zat, bir gün rüyasında, Peygamber efendimizi Eshâb-ı kirâmla, Müslümanlarla beraber otururken görür, biri orada misafirmiş. Melekler gelmiş, başta Peygamberimiz olmak üzere hepsine su dökmüşler, abdest almışlar. Misafire gelince, hiç yüzüne bile bakmamışlar. Sonra melekler gitmiş. O zat gelip Peygamber efendimize, (Yâ Resulallah! Ben de Müslümanım, ben de senin ümmetindenim. Elime döksünler diye su istedim, bırakıp gittiler) demiş.

Peygamber efendimiz, (Sen kimsin?) buyurmuşlar. Ya Resulallah, ben falancayım demiş. Peygamber efendimiz, (Ben seni tanımıyorum) buyurmuşlar. Aman ya Resulallah! Kusurum her ne ise tevbe ettim, ne olur affedin deyince, buyurmuşlar ki:
(Bana günde kaç defa salevât-ı şerîfe getiriyorsun ki, ben seni tanıyayım. Benimle ne irtibat kuruyorsun?)

A’raf sûresi


Sual: A’raf sûresinin önemi nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerimin yedinci sûresidir, 206 âyet-i kerimeden meydana gelmiştir.

Kıyamet günündeki hesaptan sonra, sevabları ve günahları eşit olanlar A’raf denilen yerde bekleyecekler, fakat orada devamlı kalmayacaklardır. Peygamber efendimiz, onların Cennete girmesi için şefaat edecektir. 46.-50. âyet-i kerimelerde A’raf’ta bulunanlardan bahsedildiği için, bu sûreye A’raf sûresi denmiştir.

Ayrıca sûrede, itikada ve diğer dini hükümlere ait birçok esas bildirilmekte, bazı peygamberlerin kıssaları, ümmetlerinin halleri geniş olarak anlatılmaktadır.

A’raf ehliyle ilgili üç âyet-i kerime meali şöyledir:
(A’raf üzerinde bir takım kimseler vardır ki, onlar Cennet ehlini yüzlerinin beyazlığıyla, Cehennem ehlini, yüzlerinin siyahlığıyla tanırlar. Cennet ehline, “Selamün aleyküm” diye seslenirler. A’raf ehli [henüz] Cennet’e girmemişler, fakat oraya girmeyi arzu ederler. Gözleri Cehennemliklere çevrilince, “Ey Rabbimiz! Bizi zalimlerle [kâfirlerle] beraber Cehenneme koyma” derler. A’raf ehli, yüzlerini tanıdıkları, dünyadayken kâfirlerin ileri gelenlerine, “Çokluğunuz, kibriniz, size fayda vermedi” derler.) [A’raf 46–48]

Dört bin yıl önce beyin ameliyatı


Sual: İlk insanların vahşi olduğu doğru mudur?
CEVAP
Hayır, doğru değildir. Hazret-i Âdem’e indirilen kitapta, iman ve ibadet bilgilerinin yanı sıra, çeşitli dillerde lügatler, birçok sanatlar, tıp, ilaçlar, aritmetik, geometri gibi bilgiler de bildirilmişti. Her devirde medeniyetten uzak insanlar olabilir. Bugün bile Afrika’da, medeniyetten, bilimden uzak yaşayan kabileler vardır. Bunlara bakılarak, bugünkü dünya için ilkel denilemeyeceği gibi, eski devirlerde, medeniyetten uzak yaşayan insanlara bakarak, hepsi için ilkel denilemez. Eski devirlerde, medeniyetin çok ilerlediği zamanlar da olmuştur. Sonra çeşitli tabiî afetlerle ve topluca helak olan kavimler sebebiyle bunlar yok olmuş, daha sonra da her ilim dalında tekrar ilerlemeler kaydedilmiştir. Buna örnek olarak, yakın zamanda yayımlanan bir haber şöyleydi:
Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Kültepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda bulunan Asurlu bir tüccara ait iskeletin incelemesinde, yaklaşık 4 bin yıl önce, kafatası açılarak, beyin zarı iltihabı operasyonu yapıldığı görüldü. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, Kültepe-Kaniş-Karum kazı alanında, 2010 yılı kazılarının Kaniş bölgesinde başladığını, çok önemli bir mezar bulduklarını söyledi. “Koloni çağına ait 4 bin yıllık mezarda, Asurlu bir erkek tüccara ait olduğu tespit edilen iskeletin kafatasında yapılan incelemede tüccarın başarılı bir beyin ameliyatı geçirdiği ve iyileştikten sonra hayatını kaybettiğini tespit ettiler” dedi. Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Handan Üstündağ da, “Asurlu tüccarın kafatasında çok düzgün bir kesi var. Kesi izleri, 4 bin yıl önce başarılı bir beyin ameliyatını gösteriyor” dedi. (AA)

Yapılan birçok kazıda, 3-4 bin yıl önce modern tıp aletlerine rastlandığı görülmüştür. Bütün bunlar, eski insanların medeniyette çok ileri olduklarını göstermektedir. Topraktan insanı yaratan Allahü teâlâ, onların ihtiyaçlarını yaratmaz mı hiç? Kur’an-ı kerimde, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselama, lüzumlu bütün teknik bilgilerin verildiği bildirilmektedir. Ateistler sırf hazret-i Âdem’i, dinleri inkâr etmek için, eski insanların vahşi olduğunu söyleseler de, hiç kıymeti yoktur.

Es-Selâm ismi


Sual: Esma-i hüsnadan olan Es-Selâm isminin mânâsı nedir?
CEVAP
Es-Selâm ismi, eksikliklerden uzak olan demektir. Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(O gün Cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. Onlar ve eşleri, gölgeler altında tahtlara kurulurlar. Orada onlar için her çeşit meyve vardır. Bütün arzuları yerine getirilir. Onlara merhametli Rabb’in söylediği “Selam” vardır.) [Yasin 55-58]

(Allah, kullarını Dar-üs-selam’a [Cennete] çağırıyor. O, dilediğini doğru yola iletir.) [Yunus 25]

İmam-ı Kurtubi hazretleri, bu âyet-i kerimelerin tefsirinde buyuruyor ki: Âlimler, Es-Selâm isminin, (Eksikliklerden uzak, kullarına esenlik veren) anlamına geldiğini bildirmiştir. Bu isim aynı zamanda (Selâm sahibi) anlamındadır. Yani Allahü teâlâ, Cennette kullarına selam verecektir.

Dar-üs-selam yani Selam Yurdu da, Cennet demektir. Cennete, Selam Yurdu denmesinin sebebi, oraya girenin her türlü âfet ve musibetten selamete ermesinden dolayıdır. Nitekim Es-Selâm, Allahü teâlânın isimlerindendir. (Camiu li-Ahkâm)

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: Allahü teâlâya kavuşmak, âhirette vadedilmiştir ve Allahü teâlânın kulundan rızası, âhirette belli olacaktır. Hak teâlâ, dünyayı sevmez, âhireti sever. Sevilmeyen, sevilenle hiçbir şeyde bir tutulamaz, çünkü sevilmeyenden yüz çevrilir, beğenilene dönülür. Beğenilenden yüz çevirmek, Allahü teâlânın davet etmesine ve beğenmesine karşı gelmektir. (Allahü teâlâ, Dar-üs-selama çağırıyor) mealindeki âyet-i kerime buna şahittir. (1/302)