Etiket arşivi: zekat

Zekât nisabı değişmeli mi?


Sual: (Davar, sığır, deve ile ticaret mallarının, tarla mahsullerinin, altın ve gümüşün zekât nisaplarını din bildirmemiştir. Bu konuda hiçbir hadis yoktur. Olsa bile, 1400 yıl önceki durumla günümüzün şartları aynı olmadığı için her devirde nisabın yeniden tespit edilmesi gerekir) diyen reformcular vardır. Dinimizin hükümleri her devirde değişir mi, yoksa kıyamete kadar geçerli değil midir?
CEVAP
Allahü teâlâ (Dininizi tamamladım, eksik bırakmadım) buyuruyor. Namaz, oruç gibi zekât da bir ibadettir. İbadette değişiklik olmaz. Zamanla değişmesi gerekmez. Allahü teâlâ kıyamete kadar neler olacağını bilmez mi? Dini değiştirme yetkisi, dini koyana ait olur. Yeni bir peygamber gelmeyeceğine göre dinin hükümleriyle kimsenin oynamaya, onları değiştirmeye yetkisi yoktur.

Altın fiyatları pahalanıp ucuzlayabildiği gibi zekâta tâbi hayvanlar ve mallar da pahalanıp ucuzlayabilir. Nisaba ulaşan malın kırkta biri verilir. Sadak-i fıtırda da verilecek miktarlar bellidir. Kıyamete kadar azalıp çoğalmaz.

Fıkıh kitaplarındaki bilgiler, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerden çıkarılmıştır. Her Müslümanın kendi mezhebinin hükmüne uyması lazımdır. Hadis-i şerifleri mezhep imamları anlayarak ona göre hüküm çıkarmışlardır. Biz hadis-i şeriflerle bildirirsek yanlış olur. Buna yetkimiz de yoktur. Ancak mezhebimizin delil aldığı hadis-i şerifleri bildirirsek, bu konuda hadis yok, nisab tespit edelim diyenlere bir cevap olur.

Zekât hakkında talimat:
Hazreti Enes anlatır: Hazreti Ebu Bekir Sıddık kendisini Bahreyn’e gönderdiği zaman, Resulullah’ın mührüyle mühürlenmiş bir talimat verdi. (Buhârî, Ebu Davud, Nesai)

Fıkıh kitaplarındaki zekât oranları bu talimata göre hazırlanmıştır.

Zekâtı vermenin farz olması için, zekât malının, nisap miktarı olduktan itibaren, bir hicri sene sonra da, aynı malın değil, o değerdeki malın mülkünde bulunması lazımdır. (Muvatta – S. Ebediyye)

Altının nisabı:

20 miskaldir. [96 gr] zekât nisabı kırkta birdir. (Redd-ül muhtar – S. Ebediyye)

Gümüş nisabı:
Gümüşün nisabı 200 dirhemdir [672 gr], aşağısına zekât düşmez. Verilecek miktar ise kırkta birdir. (Redd-ül muhtar – S. Ebediyye)

Hazret-i Ali’nin rivayet ettiği bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Gümüş paralarınızın zekâtını kırkta bir olarak vereceksiniz. 190 dirheme zekât düşmez. 200 dirheme ulaşınca beş dirhem verilir.) [Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İ. Ahmed]

Deve zekâtı:
Fetava-i Hindiyye’de deniyor ki: (Beş devesi olan, bir koyun verir. 24’e kadar dört koyun verilir. 25’ten 35’e kadar olan deve için, iki yaşına girmiş bir yavru dişi deve verilir. 36’dan 45’e kadar, üç yaşına girmiş dişi deve yavrusu verilir. 46’dan 60’a kadar, yük vurulabilecek, dört yaşına girmiş dişi deve verilir. Bundan daha fazlası için de, yine belli sayılarda dişi deve verilir. Zekât olarak, erkek deve verilmez. Dişi devesi yoksa değeri kadar altın veya gümüş verilir. Başka mal verilmez.) [Buhârî, Nesai]

Sığır zekâtı:
Sığır denince, inek, öküz, boğa ve manda anlaşılır.

İbni Abidinde deniyor ki: (Sığırın nisabı otuzdur. 30’tan az sığırın zekâtı olmaz. 30 sığır için bir tane, bir yaşını aşmış erkek veya dişi buzağı verilir. 39’a kadar böyledir. 40’tan 59’a kadar, bir adet, iki yaşını bitirmiş, erkek veya dişi dana verir. 60’tan 69’a kadar sığır için, iki buzağı verilir. 70 sığır için, bir dana ile bir buzağı verilir. 70’ten sonra, her 10 için, böyle hesap edilir. Her 30 için bir buzağı, her 40 için bir dana artmaktadır. 80 olunca, iki dana artmaktadır.) [Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, Hâkim]

Davar zekâtı:
Davar denince koyun ve keçi anlaşılır. İbni Abidin’de deniyor ki: (Saime koyun miktarı kırk olmadıkça zekât düşmez. Kırk koyunu olan bir koyun zekât verir. 120 koyuna kadar, bir koyundur. 120’den 200’e kadar, iki koyundur. 200’den 400’e kadar üç koyun verilir. 400 olunca dört koyun, sonra her yüz için bir koyun verilir.) [Buhârî, Ebu Davud, Nesai]

Deve, sığır ve koyun zekâtı olarak, değerleri kadar altın da verilebilir. (S. Ebediyye)

Meyve ve sebze zekâtı:
İmam-ı a’zam, (Her sebze ve meyve, az olsun, çok olsun, mahsul topraktan alınınca, onda birini veya kıymeti kadar altın veya gümüşü, Müslüman fakirlere vermek farzdır) buyuruyor. Hayvan gücüyle veya dolapla, motorla sulanan mahsulün yirmide biri verilir. (S. Ebediyye)

Bu konudaki iki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yağmur, pınar veya ırmak suyu ile sulanan mahsulün uşru onda birdir. Dolapla veya hayvanla sulanırsa yarısıdır.) [Buhârî]

(Yağmur suyu ile sulanan mahsulden tam uşur, âletle çıkarılan su ile sulanan mahsulden yarım uşurdur.) [Nesai]

Ev bahçesinin durumu farklıdır. Ev bahçesinde yetiştirilen meyve ve sebzelerin uşrunu vermek gerekmez. Çünkü bu meyve ve sebze ev halkının ihtiyacı için ekilmiştir. Hattâ bir kısmı satılsa da yine uşrunu vermek gerekmez. Ancak ev bahçesinde sırf ticaret niyetiyle yetiştirilen ürünün uşru verilir.

Defineye, bala da zekât vardır. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(Defineye humus
[beşte bir oranında zekât] vardır.) [Buhârî, Müslim]

(Balın zekâtı onda birdir.) [Tirmizi]

Online zekât ve fitre vekaleti


Sual: İhlas Vakfı’nın internet sitesinde, kredi kartıyla online olarak zekât ve fitre verilebileceği bildiriliyor. Kâğıt parayla zekât verilemediğine göre, kredi kartıyla zekât verilir mi?
CEVAP
Zekât bedeli kredi kartıyla veriliyorsa da, vekâlet verilen kimse, kredi kartıyla gönderilen miktarda altını, fakir bir öğrenciye veriyor, böylece zekât veya fitre dine uygun verilmiş oluyor. adresindeki Bağış bölümünden vekalet verilebilir.

Şafii’de zekât


Allahü teala, namaz kılmayı nasıl emretmişse, zekât vermeyi de aynı şekilde emretmiştir. Ayet-i kerimede mealen buyuruldu ki: “Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin!” Dolayısiyle zekât vermek, namaz kılmak gibi farzdır. Zekât vermek, İslamın rükünlerinden olup, farziyetini inkar eden -Allah saklasın- kafir olur.
Zekât, lügatte artma, çoğalma, büyüme manalarına gelir. Fıkıhta ise; senede bir kere belli mallardan belli şekilde çıkarılan ve belli kimselere verilen belli bir haktır.

Zekâta tabi olan mallar
Zekâta tabi olan mallar şunlardır:
1- Altın, gümüş ve paralar.
2- Ticaret malları.
3- Davar. Yani koyun ve keçi.
4- Sığır, manda ve camus.
5- Deve.
6- Ekin. Ekinden maksat; gıda olması niyetiyle ihtiyari olarak ekilen şeylerdir. Buğday, arpa, pirinç mmercimek ve nohut gibi.
7- Meyva; yani hurma ve üzüm. Bu ikisinin haricindeki meyvaların hiçbiri zekâta tabi değildir.

Zekâtın Farz Olması
Kişiye, zekât vermenin farz olmasının şartlan şunlardır:
1- Müslüman olmak. Dolayısiyle kafir olanlara zekât vermek farz değildir.
2- Hür olmak. Köle; zekât vermekle mükellef değildir. Çünkü kölenin elindeki malların tamamı, efendisinindir.
3- Tam mülkiyete sahip olmak. Bunun için; “mükateb” olan köle, tayin edilen zaman içinde, kararlaştırılan miktardaki malı efendisine veremezse, azad olmaz ve elindeki malların tamamı efendisine geçer. İşte bu köle, tam mülkiyete sahip olmadığı için elindeki malların zekâtını vermekle mükellef değildir.
4- Nisaba malik olmak. Yani zekâta tabi olan malın, zekâtın farz olması için aranan çokluğa ulaşmış olması gerekir. Mesela; altının 20 miskal yani 69 gram olması gibi. Nisabdan aşağıda olan mala zekât düşmez.
5- Malikin muayyen olması. Bunun için henüz doğmamış ceninin malında zekât yoktur. Yine vakıf olan malın zekâtı yoktur. Çünkü bunun da sahibi belli değildir.
6- Bazı mallarda, havelan-ı havi. Yani zekâta tabi olan malın üzerinden bir senenin geçmesi. Bunun için nisab miktarı kadar olduğu halde üzerinden bir sene geçmemiş mala zekât düşmez. Bu anlattıklarımız zekâtın genel şartlarıdır. Bunların haricinde her malın kendisine mahsus şartlan da vardır.

Baliğ olmak, akıllı olmak, reşit olmak ve borcunu tahsil etmek zekâtın şartlarından değildir. Dolayısıyla; çocuğun, delinin ve sefihin malını da zekât düşer. Bunların zekâtlarını, velileri verir.

Borçlu, hazır olup borcunu ödeyecek durumda ise, “hail” (yani tahsil zamanı gelmiş) olan nisab miktarı kadar olan veya eldeki malla birlikte nisab miktarı kadar olan alacakların, üzerinden bir sene geçtiği takdirde, zekâtlarının hemen verilmesi gerekir.

“Hail” olduğu (yani tahsil zamanı geldiği) halde, borçlu; fakir olduğu veya inkar ettiği için tahsil edilemeyen alacağın, zekâtının hemen verilmesi gerekmez. Tahsil edildiği zaman zekâtı verilir.

“Müeccel” olan (yani tahsil zamanı henüz gelmemiş) olan alacağın zekâtı, tahsil edildikten sonra veya bilfiil tahsil edilmese bile, tahsil etmeye kadir olunduktan sonra verilir.

Kaybolan, gasb edilen ve inkar edilen malın zekâtı da, tahsil edildikten sonra verilir.

Zekât verirken; eldeki malın tamamını kaplayan borç dahi düşülmez. Yani kişinin; elindeki mal kadar, borcu olsa dahi, elindeki malların tamamının zekâtını vermesi gerekir. Çünkü borç, zimmetle alakalı iken, zekât malla ilgilidir. Dolayısiyle borç, zekâta mani olmaz.

Buna göre alacaklı da borçlu da zekât verir. Şöyle ki, borçlu elindeki bütün malların zekâtını vverir, alacaklı da alacağını tahsil ettikten sonra, onun zekâtını verir.

Altın ve gümüşün zekâtı
Altının “nisab”ı yani zekâtının verilmesi farz olan miktarı 20 miskaldir. 20 miskal, 69 gram altın eder. Dolayısiyle 69 gram saf altını veya 69 gram saf altın değerinde parası olan kimsenin, zekât vermesi gerekir.

Altının zekâtı 40’ta bir yani yüzde ikibuçuk (% 2.5) oranında verilir. Buna göre 69 gram altını veya bu değerde parası olan kimse, bunun yüzde ikibuçuk oranında zekâtını verir. Mesela yirmi miskal altını olan kimse, bunun yarım miskalini zekât olarak verir.

Altının nisabı gümüşle tamamlanmaz. Şöyle ki, 10 miskal altını ve 100 dirhem gümüşü olan kimse, bunların zekâtını vermez. Çünkü altının nisabı 20 miskal, gümüşünkü 200 dirhemdir. 1 dirhem 2.42 gramdır. Buna göre 200 dirhem 484 gramdır. Bu ikisinin cinsleri farklı olduğu için, birbirini tamamlamazlar. Zekâtlarının verilmesi için ikisinin ayrı ayrı olarak, nisab miktarı olmaları gerekir. Yani altının en az 20 miskal, gümüşün de 200 dirhem olması gerekir.

Kadınların mübah olan altın ve gümüş takılarına (süs eşyalarına) zekât düşmez. Fakat kadının israfa kaçan süs eşyası gibi, mekruh olan süs eşyasına zekât düşer.

Erkeğin gümüş yüzükten başka, altın ve gümüş eşya gibi haram olan süs eşyasına da zekât düşer.

Hem kadın hem de erkek için; her türlü altın ve gümüş ev eşyası edinmek ve kullanmak haramdır. Bunların da zekâtının da verilmesi gerekir.

Kadının mekruh olan süs eşyaları ve erkeğin haram olan eşyalarının zekâtı verilirken kıymetleri esas alınır. Ev eşyalarında ise, ağırlıkları esas alınır.

Altın ve gümüş haricindeki mücevherat süsler, zekâta tabi değildir. Ancak bunların ticareti yapılıyorsa, ticaret malı olarak zekâtlarının verilmesi gerekir.

Ticaret malının zekâtı
Ticaret; kar etmek niyetiyle, para ile veya bir mal karşılığında alınan her çeşit taşınır ve taşınmaz mallardır. Ne olursa olsun bütün ticaret malları zekâta tabidir. Dolayısıyla ticareti yapılan her türlü; arazi, bina, araba, hayvan, yiyecek, ev eşyası ve diğerlerinin zekâtı verilir.

Hibe, miras ve çalışılarak elde edilen şeyler; para veya mal karşılığında alınmadıkları için, ticaret eşyası değildirler. Binaenaleyh zekâtları verilmez. Ancak bu yollarla elde edilen şey, mal değil de para ise, altın hükmünde olduğu için, şayet nisab miktarında ise ve üzerinden bir sene geçerse, 40’ta bir yani yüzde iki buçuk oranında zekâtı verilir.

Ticaret malının zekâtının farz olması için, gereken şartlar şunlardır:

1- Malın, para ile veya bir bedel karışlığında alınmış olması.
2- Malın ticaret niyetiyle alınmış olması.
3- Malın kullanmak niyetiyle alınmamış olması.
4- Üzerinden bir senenin geçmiş olması. Ticaret malında, sene malın alındığı günden itibarendir. Buna göre ticaret malı, alındığı zaman nisab miktarı olmasa bile, bir sene sonra eğer nisab miktarı olmuşsa zekâtı verilir.

Fakat nisab miktarındaki parayla alınan ticaret eşyasının zekâtı, eşyanın alındığı günden itibaren değil, o nisab miktarındaki paraya sahip olunduğu günden itibarendir. Binaenaleyh 69 gram veya daha fazla altın değerindeki bir paraya sahip olan kimse, bu paraya sahip olduğu günden dört ay sonra, bu parayla ticaret yaparsa, sene, paraya sahip olduğu günden itibarendir. Yani sekiz ay sonra bu paranın zekâtını vermesi gerekir.

Yine 69 gram altın değerindeki paranın yarısıyla ticaret yapıp, diğer yarısı elinde kalırsa, sene sonunda hepsi nisaba ulaşıyorsa, zekâtları verilir ve senesi paraya sahip olduğu günden itibarendir. Ticarete başladığı günden itibaren değildir.

5- Ticaret malının kıymetinin nisab miktarında veya daha fazla olması. Dolayısıyla ticarete başlanan para, nisab olsun olmasın, senenin sonunda nisab miktarında değilse, zekâtı verilmez.

Ancak ticaret malının kıymeti, senenin sonunda nisab miktarında olmamakla beraber, adamın elinde nisabı dolduracak kadar nakit varsa tamamının zekâtını verir. Mesela 69 gram değerinde parası olan kimse, bu paranın yarısıyla ticaret yapıp, yarısını da nakit olarak bırakırsa, senenin sonunda ticaret yapılan kısmı nisab olmuyorsa, yanındaki nakit de buna ilave edilecek ve hepsinin zekâtı verilecek.

Ancak bu şekilde yine nisab olmuyorsa mesela zarar edip senenin sonunda ancak elli gram altın değerinde para kalırsa buna zekât düşmez. Çünkü elinde nakit olarak duran miktar, buna ilave edildiği halde nisabı dolduramamaktadır. Dolayısıyla zekâtı verilmez.

6- Ticaret mallarının, nisab miktarından az olan paraya çevrilmemesi. Şayet ticaret malının tamamı paraya çevrilir ve bu para nisab miktarından az ise, sene kesilmiş olur. Şayet bu parayla yeniden ticaret yapılırsa, sene ikinci defa ticarete başlandığı günden başlar.

Bazı önemli bilgiler
Ticaret malının zekâtı ile alakalı bazı önemli notları hatırlatmak istiyoruz, şöyle ki:
1- Zekât verilirken, sene içindeki karlar, sermayeye ilave edilir. Malların fiyatlarının artması da böyledir. Dolayısıyla sene sonunda eldeki bütün malların o günkü kıymetleri üzerinden zekât verilir.
2-
Ticareti yapılan malın kendisi zekâta tabi ise, mesela koyun ticareti yapılıyorsa zekât şöyle verilir:
a) Şayet ticareti yapılan malın kıymeti değil de, kendisi nisab miktarında ise, zekât “ayn”ından yani kendisinden verilir. 69 gram değerinde olmayan kırk koyun gibi.
b) Ticareti yapılan malın kendisi değil de kıymeti nisab miktarında ise, zekâtı kıymeti üzerinden verilir. Mesela 39 koyun, 69 gram altın değerinde olduğu zaman, zekâtları kıymet üzerinden verilir. Çünkü 40’tan aşağı olan koyunlara, zekât düşmez.
c) Ticareti yapılan malın; hem kendisi hem de kıymeti nisab miktarında ise ve seneleri aynı günde doluyorsa, yine zekât “ayn”ından yani kendisinden çıkarılır. 69 gram altın değerindeki kırk koyun gibi.
d) Her ikisinin kıymeti nisab ise, ve ticaretin senesi önce doluyorsa, bu sene kıymetten, sonraki bütün senelerde ise, kenidisinden çıkarılır.
3- “Mudaraba” ve “kırad” aynı manaya gelen iki kelimedir. Emek sermaye ortaklığı, demektir. Sermaye sahibi, sermayesini çalıştırmak üzere bir kimseye verir. Bu ortaklıkta, karın bir kısmı, mesela yarısı emekçiye verilir. İşte bu ortaklığın ticaret zekâtı, sermaye sahibine düşer. Eğer zekâtı kendi hususi malından verirse, olur. Eğer ortaklıktan verirse, zekât onun kar payından düşülür.

Madenlerin zekâtı
Madenden çıkarılan altın hammaddesi, işlenip temizlendikten sonra, 69 gram saf altın ve gümüş hammaddesi de 484 gram saf gümüş ederse, bunların zekâtı, hemen kırkta bir yani yüzde ikibuçuk oranında çıkarılıp ödenir. Bir sene geçmesi beklenmez. Çünkü maden zekâtının iki şartı vardır. Bunlar:
1- Çıkarılan hammaddenin işlenip temizlendikten sonra nisab miktarında olması.
2- Çıkaran kimsenin, zekât mükelleflerinden olması yani Müslüman ve hür bir kimse olması.

Definelerin zekâtı
Define, cahiliyet devrinde yani İslamiyet’ten Önceki dönemde, toprağa gömülen altın veya gümüşlerdir. Böyle bir defineyi bulan kimse, eğer bulduğu altın veya gümüş nisab miktarında ise, zekâtını hemen beşte bir (5’te bir) olarak çıkarıp verir. Bunda da bir sene beklenmez.

Bulunan define; eğer bazı işaretlerden İslam dönemine ait olduğu anlaşılırsa, mesela üzerinde Kur’an-ı kerim ayetleri veya bir Müslüman hükümdarın ismi varsa, “lukata” (bulunan eşya) gibidir. Yani sahibi biliniyorsa; kendisine verilir, yoksa varislerine verilir.

Zahire ve meyvenin zekâtı
Zahireden maksat; buğday, arpa, pirinç, nohut, darı, mısır, mercimek, fasulye gibi normal zamanda yani kıtlık olmadığı bir zamanda, ihtiyari olarak (isteyerek) gıda maddesi niyetiyle ekilen şeylerdir.

Meyveden maksat ise; hurma ve üzümdür. Bu ikisinin haricindeki hiçbir meyveye zekât düşmez.

Zahire ve meyvenin nisabı 5 “vesk”tir. Bir vesk, altmış (60) “sa”dır. Bir sa, 1680 gramdır. Buna göre bir vesk, 100 kilo ve 8 gramdır. Buna göre beş vesk, 504 kilodur. Yani 504 kilodan az olan zahire ve meyveye zekât düşmez.

Şayet ekin veya meyve ağaçları; masrafsız sulanıyorsa, onda biri; motor ve benzeri aletlerle sulanıyorsa, yirmide biri zekât olarak verilir.

Meyvaların; zekâtını vermeden veya tesbit etmeden Önce, yemek veya sadaka vermek caiz değildir.

Hayvanların zekâtı
Zekâta tabi hayvanlar; davar, sığır ve devedir. Bu hayvanlara, zekât düşmesi için, üzerlerinden bir senenin geçmesi, yıl boyunca merada parasız olarak otlanmaları gerekir.

Ayrıca bu hayvanların, üreme veya sütleri için beslenmeleri de şarttır. Dolayısiyle iş için, beslenen hayvanlara zekât düşmez.

Davarların zekâtı
Davarın (yani koyun ve keçinin) nisabı 40’tır. Koyun ve keçinin zekâtı şöyle verilir:
40’tan 120’ye kadar, bir şat (yani 2 yaşına girmiş bir koyun veya 3 yaşına girmiş bir keçi) verilir.
121’den 200’e kadar 2 şat verilir.
201’den 300’e kadar 3 şat verilir.
Bundan sonra her yüz davar başına bir şat verilir. Bu sayıların arasındaki miktarlar, zekâttan muaftır. Koyunun zekâtı keçi olarak; keçinin zekâtı da, koyun olarak verilebilir.

Sığırların zekâtı
Sığırın nisabı 30’dur. Bu sayıdan aşağıda olan sığırlara zekât düşmez. Sığırların zekâtı şöyle verilir:
30’dan 39’a kadar, 1 “Tebi” (iki yaşına girmiş bir buzağı) verilir.
40’tan 59’a kadar 1 “Müsinne” (üç yaşına girmiş bbir buzağı) verilir.
60’tan 69’a kadar, 2 Tebi,
70’ten 79’a kadar 1 Müsinne vel Tebi verilir.
80’den 89’a kadar 2 Müsinne verilir.
90’dan 99’a kadar 3 Tebi verilir.
100’den 109’a kadar, 1 Müsinne ve 2 Tebi,
110’dan 119’a kadar, 2 Müsinne ve 1 Tebi verilir.
Bundan sonra, her 30’da, bir Tebi ve her 40’ta bir Müsinne verilir. Mesela sayı, 120’ye ulaşınca 3 Müsinne veya 4 Tebi verilir.Şayet sadece Tebi veya Müsinne varsa, olan verilir. Eğer ikisi de varsa, müstehaklar için hangisi daha iyi ise, o verilir. İki sayı arasındaki miktara zekât düşmez. Mesela 30’dan 39’a kadar, sadece 1 Tebi verilir.

Develerin zekâtı
Develerin nisabı, 5’tir. Beşten aşağı deveye zekât düşmez. Develerin zekâtı şöyle verilir:
5’ten 9’a kadarki develer için bir şat verilir.
10’dan 14’e kadar 2 şat verilir.
15’ten 19’a kadar 3 şat verilir.
20’den 24’den 4 şat verilir.
25’ten 35’e kadar 1 Bintimehad verilir.
36’dan 45’e kadar 1 Bintilebun verilir.
46’dan 60’a kadar 1 Hıkka verilir.
61’den 75’e kadar 1 Cezaa verilir.
76’dan 90’a kadar 2 Bintilebun verilir.
91’den 120’ye kadar 2 Hıkka verilir.
Bundan sonra her 40 deve için 1 Bintilebun ve her 50 deve için 1 Hıkka verilir. Mesela deve sayısı 170 olup üzerinden bir sene geçince, 3 adet Bintilebun ve 1 adet Hıkka verilir. Çünkü 170 sayısında üç 40’lık ve bir 50’lik vardır.
“Şat”, 2 yaşına girmiş koyun, veya 3 yaşına girmiş keçidir.
“Bintimehad”, 2 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
“Bintilebun”, 3 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
“Hıkka”, 4 yaşına girmiş dişi deve yavrusudur.
“Cezaa”, 5 yaşına girmiş deve yavrusudur.

Sadaka-i fıtr
Ramazan bayramı günü ve gecesi, bir günlük yiyeceği olanın hem kendisinin hem de bakmakla mükellef olduğu kimselerin fıtralarını vermesi farzdır.

Fıtra; pirinç, buğday gibi gıda maddelerinden ve hurma ile kuru üzümden bir sa’dır. Bir sa’, mutedil bir avuçla; 4 (dört) avuçtur. Bu da 1680 gramdır (Yani 1 kilo 680 gramdır.)

Buğday vermek efdaldir. Fıtra; para veya un olarak verilemez.

Fıtranın, Ramazan ayının başında verilmesi caiz, bayram namazından önce verilmesi müstehab, bayram namazından sonraya bırakılması mekruh ve ondan sonraya mazeretsiz bırakılması haramdır.

Fıtra, zekât verilebilen sınıflara verilir.

Zekât kimlere verilir?
Zekât şu sınıflara verilir:
1- Fakir. Yeterli malı ve kazancı olmayan kimsedir. Mesela on dirheme ihtiyacı varken, ancak iki veya üç dirhem kazanır.
2- Miskin. Malı veya kazancı vardır. Fakat ihtiyaçlarına yetmemektedir. Mesela on dirheme ihtiyacı olduğu halde, elinde sadece sekiz dirhem vardır.
3- Amil. Zekât işinde çalışan vazifeli.
4- Müellefet-ül-kulub. Müslüman olmuş, fakat islamı zayıf kimseler veya islamı kuvvetlidir, fakat onlara zekât vermekle başkalarının Müslüman olması ümit edilir.
5- Rikab. Efendisiyle sahih “kitabet” (belli bir miktar mal karşılığında azad olma) akdi yapan köleler.
6- Garim. Kendisi için bir borca girmiş ve ödeme zamanı geldiği halde ödemeye gücü olmayan kimse.
7- Ehlu sebilillah. Allah yolunda cihad eden savaşçılar.
8- İbnüs-sebil.
Mübah bir yolculukta bulunan yolcu.

Zekâtı, bu 8 sınıftan mevcut olanların tamamına vermek gerekir. [Bugün bu sekiz sınıf bulunmadığı için, Hanefi mezhebi taklit edilerek, bir sınıfa verilebilir.]

Bulunduğu yerde müstehaklar varken, zekâtı başka yerlere nakletmek haramdır ve zekât verilmiş olmaz. Bir kavle göre ise, caizdir.

Kâfir, çocuk, deli, zengin, ana-baba, hanım, evlatlar ve haram yolda harcayacağı bilinen kimseye zekât verilmez. Bunların zekât alması haram olduğu gibi, bunlara zekât vermek de haramdır.

Zekât nasıl verilir?
Zekât ve fıtrayı, mevcut olan sınıfların tamamına vermek gerekir. Fakat İmam-ı Rafii’ye göre, fıtrayı sadece bir kişiye vermek de caizdir.

Mal ve zekâtın verileceği kimseler mevcut ise, zekâtın hemen ödenmesi gerekir.

Zekât veren kimse, alacağını, zekât yerine sayamaz. Ancak şartsız olarak borçluya zekât verir, borçlu da, aldığı zekâttan borcunu öder.

Kişi, zekâtını verme imkanına sahip olduğu halde vermeyip, elindeki mal telef olursa, zekâtını tazmin eder.

Zekâtta niyet etmek gerekir. Zekâtı, maldan ayırırken veya fakire verirken niyet edilir.

Zekât, ancak malın cinsinden ödenir. Sadece develerin sayısı 25’in altında ise, zekâtları koyun veya keçi olarak verilir.

Bir de ticaret malının zekâtı nakit olarak verilir.

Gümüş için, altın zekât verilemez, bunun aksi de olamaz.
Borçlu kimse, -borcu, ne kadar çok olursa olsun- nisab miktarında malı varsa, zekâtını verecektir.

Fakire nisap miktarından fazla zekat vermek


Sual: Zekat olarak vereceğim miktar, borcu olmayan bir fakire nisap miktarından fazla olabilir mi?
CEVAP
Fazla olamaz, fazla olursa zekat mekruh olur. Eğer o fakirin çocuğu, hanımı varsa, mesela bir evde üçü de fakir iseler, verilen zekat üçe bölünür, her birine verilen miktar nisabı geçmezse mekruh olmaz. Çocuğun küçük olmasının mahzuru olmaz, yeter ki fakir olsun.

Sual: Fakire 100 gr altın zekat verilse, sahih olur mu?
CEVAP
Sahih olur; fakat borçsuz fakire nisap miktarı veya daha çok zekât vermek mekruh olur. Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalıdır. Borçlu fakire borcunu ödeyip nisabı bulmayacak kadar zekât verilebilir. Mesela fakirin 80 gram altın borcu var ise, o fakire 170 gram altın vermek mekruh olmaz; çünkü borcunu ödedikten sonra elinde nisap kadar parası kalmıyor.

Sual: Fakire vereceğim zekat miktarı onu dinen zengin konuma getiriyor. Ne yapmam lazım?
CEVAP
Fakirin hanımı, çocukları da fakirse her birine, zengin olmayacak miktarda verilebilir. Yahut fakire zengin olmayacak kadar para verirsiniz, o parayı harcadıktan sonra, tekrar yine verirsiniz.

Sual:
1 kg altın borcu olan fakire,1 kg altın zekat vermek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Zekat borcu varken


Sual: Zekat borcu varken sadaka vermek, Ramazandan oruç borcu varken nafile oruç tutmak ve diğer farz borcu varken nafilesini yapmak caiz midir?
CEVAP
Caiz değildir. Çünkü farzın önemi büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(En faziletli cihad farzları ifa etmektir.) [İ. Ahmed]

(Herkes nafile ile meşgul iken, siz farzları yapmaya çalışın!) [Miftah-ün-necat]

(Farzı yapmakla Allahü teâlâya yaklaşıldığı gibi, hiçbir şeyle yaklaşılamaz.) [Beyheki]

(Farz ibadetleri yapan, insanların en âbidi olur.) [İbni Adiy]

(Kazaya kalmış namaz borcu olanın nafile namazları kabul olmaz.) [Dürret-ül fahire]

Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer’e yaptığı vasiyette buyurdu ki:
(Allahü teâlânın gece yapman gereken hakkını gündüz yapsan ve gündüz yapman gerekeni de gece yapsan kabul etmez. Üzerine farz olan ibadetleri ödemeden nafile ibadetini kabul etmez.) [Kitab-ül Harac]

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Nafilelerin farzlar yanındaki değeri, okyanus yanında bir damla gibi bile değildir.) [m. 260] (Nafile ibadet, bir farzı terk etmeye sebep olursa, ibadet olmaz, zararlı olur.) [m. 123]

Şu halde, bir insanın bir milyon lira zekat borcu olsa, bu farz borcunu ödemeden, bir milyon cami yaptırsa, milyonlarca insana, milyarlarca sadaka verse kabul olmaz.

Sual: Zekat borcumuz var iken, sadaka vermemiz uygun olur mu? Yahut zekat parası ile yol, köprü, çeşme, cami yaptırsak mahzuru olur mu? Kaza namazı borcumuz var iken, çok sevap olan tesbih namazı, kuşluk namazı kılsak sakıncası olur mu?
CEVAP
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
(Farz ibadetin yanında nafile ibadetin hiç kıymeti yoktur, deniz yanında damla bile değildir. Melun şeytan, müminleri aldatarak, farzları küçük gösteriyor, nafileyi teşvik ediyor. Zekat verdirmeyip nafile sadakayı güzel gösteriyor. Halbuki bir altın zekat vermek, yüz bin altın sadaka vermekten daha sevaptır.) [Müjdeci Mektuplar]

Milyarlarca sadaka vermekle, binlerce çeşme ve cami yaptırmakla hasıl olan sevap, bir kuruş zekat sevabına eşit olamaz. Çünkü çeşme ve cami yaptırmak nafile ibadettir, zekat ise farz ibadettir.

Peygamber efendimiz, kaza namazı borcu olanın nafilelerinin kabul olmayacağını bildiriyor. Ömür boyu nafile namaz kılınsa, iki rekat farz namaz sevabına kavuşulamaz.

Nafile namaz kılmak ve farz olmayan ibadetleri yapmak yerine farzı ayn olan [herkesin kendisine lazım olan namaz, oruç gibi] ilimleri öğrenmek lazımdır. Bir kimse ömür boyu nafile ibadet etse, bir sayfa farzı ayn olan ilmi öğrenmenin sevabına kavuşamaz.
Farz-ı ayn ilimden bir şey öğrensen eğer,
Dünyanın hazinesi etmez bu kadar değer.


Borçlunun hayrı
Sual:
Zekâtını vermeyen ve imkânı varken borçlarını ödemeyen kimsenin yaptığı hayır hasenata sevab verilir mi? Duası kabul olur mu?
CEVAP
Zekât vermemek ve borcunu ödememek haramdır. Din kitaplarında, (Haram işleyenin, haram yiyenin duası kabul olmaz) ve (Farz borcu olanın nafileleri kabul olmaz) buyuruluyor. Zekât vermeyen zengin, binlerce fakirin hakkını gasp etmiş olduğu için ve Allahü teâlânın emrini yapmadığı için, bunun bütün hayratı, hasenatı kabul olmuyor. İmkânı varken borcunu ödemeyen de, böyle haklar altında kalmaktadır.

Zekat verilecek kimseyi araştırmak


Sual: Fakir olduğunu sandığımız birine zekat verilir mi?
CEVAP
Zekat verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekat verilmez. Dinen fakir olup olmadığı araştırılmalıdır. Gerekirse kendine sorulmalıdır. Sana zekat vereceğim demeden, dinen zengin misin, fakir misin gibi sorular sormalıdır. Borcun var mı gibi. Zaten zekat verirken, bu zekatım demek de şart değil, hediye dense de olur.

Araştırarak zekât verince
Sual
: Bazı kimselere, (Zekât vereceğim, tanıdığınız fakir kimse var mı?) diye sordum. Onlar da, (Şurada bir fakir var, ona verebilirsin) dediler. Zekâtımı verdim. Daha sonra, zekât verdiğim kişinin Müslüman olmadığını öğrendim. Zekâtım sahih oldu mu? Yeniden mi vermem gerekir?
CEVAP
Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi soruşturup araştırarak, zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa, zararı olmaz. Yani zekâtınız sahihtir. Rastgele değil, araştırarak verdiğiniz için yeniden vermek gerekmez.

Öğrenciye zekat


Sual: Tam İlmihal’de, nisaba malik olsalar bile, ilim öğrenen ve öğretenlere zekat vermek efdaldir diyor. Yani bugünkü profesörlere ve üniversite öğrencilerine zengin de olsalar zekat verilir mi denmek isteniyor?
CEVAP
Hayır. Ancak din ilmi tahsil eden ve din ilmi öğretenlere zekat vermek caizdir.

Zengine zekât verilmez
Sual:
Bir hoca, zengin de olsa her çeşit öğrenciye zekât verilebileceğini söyledi. Zekât fakirin hakkı değil mi? Zengine nasıl verilir? Öğrenci olmanın ayrıcalığı nedir?
CEVAP
Her çeşit öğrenciye zekât verilmez. Müslüman ve fakir olma şartı aranır. Fakir olmayan öğrencilerden biri istisnadır. O da din ilmini öğrenen ve öğretenlerdir. Din kitaplarında şöyle bildiriliyor:
Din bilgilerini öğrenmekte ve öğretmekte olanlar da, zengin olsalar bile, çalışıp kazanmaya vakitleri olmadığı için zekât alabilirler. (Dürr-ül-muhtar)

İbni Abidin hazretleri Dürr-ül-muhtarın bu ifadesini açıklarken buyuruyor ki:
Cami-ul-fetava’da bildirilen hadis-i şerifte, (İlim öğrenmekte olanın kırk yıllık nafakası olsa da, buna zekât vermek caizdir) buyuruldu.

Bir hadis-i şerifte de, şu zenginlerin de zekât alabileceği bildirilmiştir:
Allah yolunda cihad eden, borçlu ve borcunu ödeyemeyen zengin, kendi memleketinde zengin olduğu halde, bulunduğu yerde parasız kalan ve çok alacağı varsa da, alamayıp muhtaç kalan Müslümanlar. (Ebu Davud)

Bize borçlu fakire zekat


Sual: Bir fakirde alacağım var. Zekatımı ona saysam caiz olur mu?
CEVAP
Caiz olmaz.
Bir zenginin bir fakirden alacağı olsa, fakire borç senedini verip, “Sana alacağım kadar zekat vermeye niyet ettim. Sen de borcuna karşılık kabul et, böylece ödeşmiş olalım” dese, fakir de kabul etse, zengin zekatını vermiş olmaz. Çünkü zekat, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle olur. Bu zenginin zekatını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi lazımdır. Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi kirayı almadan ona bağışlasa, bu para zekat yerine geçmez sadaka olur. (Redd-ül muhtar)

Sual:
Fakirde alacağımız var. Zekat yerine sayalım bari diyoruz. Fakire zekatımızı versek, borcunu yine vermez. Yani borcunu vermez diye fakire güvenemiyoruz. Hangi yolla fakirin borcunu zekata mahsup edebiliriz?
CEVAP
Fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire göstererek, (Zekatını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekatı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekat verilmiş olur, hem de fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yektâ, Mîzân-ı Kübra)

Zekâta hediye demek
Sual:
Ödünç bir altın isteyen fakire, zekâta niyet edip ödünç diye verilse, sonra da o altın hediye edilse zekât sahih olur mu?
CEVAP
Evet, sahih olur.

Evi olmayan da zekat verir


Sual: Bir takvim yaprağında aynen şöyle diyor:
“Zekat verilecek malın hem borçtan hem de sahibinin asli ihtiyaçlarından artmış olması şarttır. Asli ihtiyaçların başında orta halli bir mesken gelmektedir. Aynı zamanda aile fertlerinden bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık nafakası olması gerekir. Elinde bulunan altını veya hazır parası nisap miktarına ulaşsa bile, başını sokacak orta halli bir evi ve bir yıllık nafakası olmayan bir kimseye zekat farz değildir. Bu neye benzer? Suyu bulunan bir yolcu, yolda susuz kalabileceğini hesaba katarak suyunu kullanmayıp teyemmüm etmektedir. Böyle bir durumda su yok hükmünde olduğu için teyemmüm caizdir. Bunun gibi, bir kimsenin asli ihtiyaçlarına sarf edilmek üzere nisap miktarının üstünde parası olsa bile yok hükmündedir. Mesela bir kimsenin kırk koyunu olunca birini zekat olarak vermesi gerekiyor. 39 olunca, arada bir fark olmasına rağmen zekat düşmüyor. Çünkü Allahü teâlâ âyet-i kerimesinde (Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez) buyuruyor. (Bekara 185) Allahü teâlâ hiç kimseye takatinin dışında bir yük yüklememektedir.”
Öyle zenginler var ki, parayı eve yatırmıyor, eve vereceği para ile ticaret yapıyor veya tahvil senedi falan alıp ev kirasından fazla kâr getiriyor. Böyle zenginlere de evi yok diye zekat düşmez mi?
CEVAP
Dinimizde dört delil vardır. Akıl delil değildir. Dört delilin hiç birinde evi olma şartı bildirilmiyor. Konuyu açıkça bildiren fıkıh kitapları varken akıl ile bunu açıklamaya çalışmak, elbette hakikati katletmek olur.

Hiçbir fıkıh kitabında (Evi olmayan zengine zekat düşmez) diye bir şart olmadığı gibi (Bir yıllık nafaka) şartı da yoktur. Bu tamamen indi görüştür. Zekatı teyemmüme benzetmek de indi bir kıyastır. (Allah kolaylık ister, güçlük istemez) ifadesini evi olmaya delil getirmek ne kadar yanlıştır.

Kolaylık olsun diye, ince çorap üstüne mesh etmek, 5 vakit namazı bir vakitte kılmak, dini değiştirmek olur. Sabah namazına kalkmak zordur, Allah kolaylık istiyor diye sabah namazını kılmamak kolaylık ise de dine aykırıdır. Bir ay Ramazan orucu çok diye üç gün oruç tutmak kolaydır ama, Allah’ın emri yerine gelmiş olmaz. Bir gün oruç tutmak daha kolaydır. En kolayı da hiç oruç tutmamak ve hiç zekat vermemektir. Demek ki ölçü kolaylık değil, dinin emrine uymaktır. Dinimiz kırk koyundan biri zekat olarak verilir buyuruyor. Daha aşağısına zekat düşmez diyor. Din ne emrediyorsa odur.

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(20 dinar olana kadar altının zekatını vermek gerekmez. 20 dinar olup da üstünden bir yıl geçerse, yarım dinar zekat vermek gerekir. Daha fazla olursa, hesabı ona göredir.) [Ebu Davud]

(Gümüş 200 dirheme ulaşınca, 5 dirhemi zekat olarak verilir.)
[Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed]

(Nisaba ulaşıp da, zekatı verilen mal, kenz
[istif edilmiş] değildir.) [Ebu Davud, Hâkim, Hatib]

Aşağıdaki yazılar, Redd-ül-muhtar, Dürer Gurer, Hindiyye, Seadet-i Ebediyye, Cevhere, Dürr-ül-münteka, Camiur-rümuz, Uyun-ül-besâir, Tahtavi gibi kıymetli eserlerden alınmıştır:
İslamiyet’e uygun ve rahat olarak yaşayabilmesi için kullanılması gereken şeylere, ihtiyaç eşyası denir. Bunlar yiyecek, giyecek, ev gibi şeylerdir. Bu ihtiyaç eşyasının mevcut olması şart değildir. Eğer mevcut ise, zekat nisap hesabına katılmaz. İhtiyaç eşyasını almak için biriktirilen para nisap hesabına katılır. Zira zekat için, ihtiyaç eşyasına malik olmak şart değildir. Bu eşya mevcutsa nisaba katılmaz.

Altın ile gümüş, para olarak veya kadınların ziynet eşyası olarak kullanılsın, ev, yiyecek, kefen satın almak için saklanılsın, kılıç gibi ihtiyaç eşyası olsalar da, zekat nisabının hesabına katılır.

Ticaret için olmayan ev, apartman, tezgah, kamyon, gemi ve demirbaş eşyanın zekatı verilmez. Bir senelik ev ihtiyacı için ayrılmış olan gıdaların da zekatı verilmez. Yiyecek, içecek, giyecek ve barınacak ev gibi lüzumlu nafakadan olan ihtiyaç eşyası satın almak için sakladığı altın, gümüş ve kağıt paranın hepsi nisap hesabına katılır, yani zekatları verilir.

Evi olmayan zenginler
Sual:
Bir yazar diyor ki:
(Zenginin evi yoksa, kirada oturuyorsa ona zekat düşmez. Ev, onun ihtiyacıdır. Nakit tasarruflarında zekat oranı % 2.5 tur. Ev almak için biriktirilen para için bu oran büyük yekun tutar. Ev alana kadar bu para bence zekattan muaf tutulmalı. Kur’anda nisapla ilgili bir âyet yok. Ancak nisabı açıklayan hadisler ile Peygamberin uygulaması ve fıkıhçıların görüşleri var. Hazret-i Peygamberin uygulaması, kendi döneminin ortalama zenginlik ölçüsünü veren ictihadına dayalıdır. Peygamberin ictihadı bağlayıcı değil, yol göstericidir. Yani değişmez bir ölçü değildir. Nisap, günün şartlarına göre yeniden tespit edilmelidir.)
Kur’anda nisap miktarı yok diyor. Kur’anda beş vakit namazın vakitleri de yok. Ama Resulullah bunu bildirmedi mi? Onun bildirmesi niye bağlayıcı olmuyor ki? O zaman namaz vakitleri de, namazın farzları da bağlayıcı olmaktan çıkarılıp bir reform mu yapılmak isteniyor? Bu yazarın görüşleri doğru mudur?
CEVAP
Deveye boynun eğri demişler, nerem doğru ki demiş. Yukarıdaki görüşler tamamen yanlıştır. Yazar, asırlardır gelen fıkıh kitaplarının hiç birine itimat etmiyor, fıkıhçıların görüşü diye basite alıyor. Hatta Resulullah efendimizin hükümlerine bile, ictihad diyor, bağlayıcı olamaz diyor. Bunlar değişmeli diyor. Yazara hadis-i şerifleri bildirsek bağlayıcı değil diyecek. Mezhebimizin fıkıh kitaplarını delil getirsek, onlar birer görüş, benim de görüşüm var diyecek. Adam mezhep falan kabul etmiyor ki. Ama biz mezhebe inanan, Resulullahın koyduğu hükmü bağlayıcı ve fıkıh kitaplarını senet kabul eden okuyucularımız için, bütün muteber fıkıh kitaplarında yazılı olan mezhebimizin hükümlerini bildiriyoruz:
1-
Altın, gümüş ve ticaret eşyasında zekat nisabı kırkta birdir.

2-
Koyunda kırkta bir, sığırda otuzda bir, beş devede de bir koyun.

3-
Madenlerde beşte bir, toprak mahsullerinde onda birdir. Parayla sulanırsa yirmide bire iner.

Burada bildirilen zekata tâbi mallar çok ucuzlasa da, çok pahalı olsa da yine oranları kıyamete kadar değişmez. Mezhepsizler beğenmeyip değiştirse de, değişmiş olmaz.

Öyle zenginler var ki, parayı eve yatırmıyor, eve vereceği para ile ticaret yapıyor veya tahvil senedi falan alıp ev kirasından fazla kâr getiriyor. Bu yazara göre, böyle zenginler de, evi olmadığı için zekat vermez.

Muteber fıkıh kitaplarında para ne için biriktirilirse biriktirilsin, nisabı buluyorsa zekat vermek gerektiği yukarıdaki yazıda bildirildi.